İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..
"mustafa balbay darbe günlükleri" için arama sonuçları (Toplam 82 sonuç)
Balbay darbe notlarını niçin sildiğini açıklayamadı
İkinci Ergenekon davasının dün yapılan 19. duruşmasında Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın çapraz sorgusuna başlandı. Balbay’ın avukatları ‘darbe’ günlüklerinin delil niteliği taşımadığı için soru sorulmamasını istedi, mahkeme bu talebi reddetti. Savcılar ise darbe günlükleriyle ilgili Balbay’a birbirinden ilginç sorular yöneltti. Balbay, günlüğünde tuttuğu 'darbe notları'yla ilgili soruları 'gazetecilik faaliyeti' diyerek geçiştirdi. Balbay, darbe notlarını savcılıkta kabul etmiş ancak mahkemede 'montaj' demişti. Savcı, 'neresinin montaj olduğunu' sordu. Balbay, 'Hatırlamıyorum' demekle yetindi. Darbe notlarını niçin sildiğini de açıklayamadı.
Balbay
darbe notlarını niçin sildiğini açıklayamadı
İkinci Ergenekon davasının dün yapılan 19. duruşmasında Cumhuriyet
Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın çapraz sorgusuna başlandı.
Balbay’ın avukatları ‘darbe’ günlüklerinin delil niteliği taşımadığı
için soru sorulmamasını istedi, mahkeme bu talebi reddetti. Savcılar ise
darbe günlükleriyle ilgili Balbay’a birbirinden ilginç sorular yöneltti.
Balbay, günlüğünde tuttuğu 'darbe notları'yla ilgili soruları
'gazetecilik faaliyeti' diyerek geçiştirdi. Balbay, darbe notlarını
savcılıkta kabul etmiş ancak mahkemede 'montaj' demişti. Savcı,
'neresinin montaj olduğunu' sordu. Balbay, 'Hatırlamıyorum' demekle
yetindi. Darbe notlarını niçin sildiğini de açıklayamadı.
İkinci Ergenekon davasının 19. duruşması İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde görüldü.
Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın cumhuriyet
savcısı ile nöbetçi hakime verdiği ek ifadelerinin okunması tamamlandı.
Mahkeme heyetinin kararının ardından çapraz sorguya geçildi. Balbay,
sorgusunda 'darbe notlarına' ilişkin sorulara kaçamak cevaplar verdi. 'Balbay
günlükleri' olarak kamuoyuna yansıyan darbe notları,
Ergenekon davası sanıkları Şener Eruygur, Levent Ersöz, Hasan Atilla
Uğur'la ilişkileri, Kent Otel ve Ehli Dil toplantılarına ilişkin
soruları yanıtlamak istemedi.
Savcı Taşkın Balbay'ın açığını fena yakaladı
Darbe notlarını neden sildiniz?
Savcı Nihat Taşkın'ın, "Sizin
savcılık sorgunuzu da ben yapmıştım. Orada günlükleri sorduğumda kabul
etmiş ve 'haber amaçlı notlar' demiştiniz. Hangi bölümlerin montaj
olduğuna, hangi bölümlerin sonradan oluşturulduğuna açıklık getirebilir
misiniz? Savunmanızdaki çelişkiyi açıklar mısınız? Mahkemede ise
bunların tahrif edilmiş, montaj olduğunu söylediniz. Buradaki çelişkiyi
açıklar mısınız?" sorusuna, gazeteci olduğunu ve aldığı notların suç
olmadığını söyleyerek cevap verdi. Notların 1998-2005 yılları arasına
ait olduğunu ifade eden Balbay, uzun zaman geçtiği için tam
hatırlamadığını savundu. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, "Aradaki
çelişki soruluyor" şeklinde hatırlatmada bulunması üzerine Balbay,
"Savcılık ifadesinde hiç kaçamak cevap vermedim. Şu anda da kaçamak
cevap verme taraftarı değilim" diye cevap verdi. Savcı Taşkın ise
Balbay'a niçin darbe notlarına ilişkin bölümü sildiğini ısrarla sorarak,
"Notların önemli olup olmadığını nasıl ayırıyorsunuz? Notları neden
sildiniz?" diye sordu. Balbay, buna cevap vermedi.
Gazeteciden
de terörist olur
Sorgusunda 'gazeteci terörist' olamayacağını sık
sık tekrarlayan Balbay'a cevabı yine Savcı Taşkın verdi. Taşkın, "Terör
suçu sadece silah alıp dağa çıkmakla olmaz. Hükümete karşı suçlar da
terör suçu kapsamındadır ve siz bununla suçlanıyorsunuz" şeklinde cevap
verdi. Balbay, soruların tamamına yakınını "Ben bunları cevaplamıştım."
diyerek geçiştirdi.
İşte cevapsız kalan sorulardan bazıları
1) Şener Eruygur'un size söylediği sözleri 'AKP'yi orta vadede
parçalayabiliriz.' şeklinde not etmişsiniz. Bu Ayışığı darbe planıyla
uygunluk gösteriyor. Yasa dışı faaliyet sayılabilecek bu planların size
aktarılmasının nedeni nedir? Bu görüşmede aldığınız notları haber
yaptınız mı?
2) (Şimdi darbe olmaz. 28 Şubat gibi ortam uygun değil. Bizim yapmamız
gereken onları korkutmaktır.) diye not almışsınız. Bu görüşmeyi haber
yaptınız mı?
3) Gizli kalması gereken MGK notları size neden verildi? 'MGK'da hepsini
tavsiye etmeliyiz.' sözünü açıklar mısınız? 'Manisa'daki evde arama
yapılacak. Bülent Arınç savcıyı aramış, annemin eşyaları var, kırıp
dökmesinler demiş.' Söz konusu notlarda Şener diye birinden bilgiyi
aldığınız yazıyor. Size haber veren bu Şener kimdir?
4) Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur'la görüşmenizde 'medya
patronlarının dürtülmesini' söylüyorsunuz. Bundaki amacınız nedir? Bu
görüşmede görüldüğü üzere bir gazeteci olarak görevdeki askere akıl
veriyorsunuz. Gazetecilik yapmak yerine akıl vermedeki amacınız nedir?
5) Notlarınızda Batı Çalışma Grubu yerine yeni bir 'Çalışma Grubu'
kuruldu demişsiniz. Bu grubu açıklar mısınız?
Yeni oluşumda liderlik teklif edildi
Mustafa Balbay, tutuklu
sanıklardan eski Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek'i 2004
yılından beri tanıdığını anlattı. Özbek'le yaptığı telefon görüşmelerini
şöyle anlattı: "Özbek'in güçlü bir sendikası var. Bunu 'Türkiye'nin
yararına kullanabilir miyim?' diye kafa yoran bir insan. Bu ülkenin
sorunlarını, kendi başına bir şey gelmiş gibi düşünen bir insandır. 'Bir
parti mi olur, yoksa mevcut bir partiyle mi olur?' diye görüşlerde
bulunuyorduk. 'Adaşım yeni oluşumla sen çık.' dedi. Ben, Cumhuriyet'e
aitim, Cumhuriyet'le bütünleşmiş bir insan olduğum için kabul etmedim."
(Zaman)
Savcı Pekgüzel: Bu nasıl gazetecilik?
Balbay, söz konusu
günlükleri 1998 yılından 2005 yılına kadar tuttuğunu belirterek,
“Tamamında ne olduğunu hatırlamıyorum. Onları gazetecilik görevim gereği
kamuoyunu bilgilendirmek için tuttum” dedi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel
“İki gündür gazeteciyim diyorsunuz. İlhan Selçuk ile yaptığınız telefon
görüşmeleriniz ve günlüklerinizdeki ‘CHP solda yeterince yapılanmadı.
Herkesin CHP’de yer alması sağlanılmalı’ gibi notlar var. Bunun
gazetecilik ile ne ilgisi var’’ diye sordu. Balbay, herkesle görüştüğünü
dile getirdi.
‘Haberim yok’tan ‘dedikodu’ya
Savcı Nihat Taşkın Cumhuriyet
Çalışma Grubu ile ilgili notlarını anımsatınca Balbay da “O günlerde
kulağımıza çok dedikodu geliyordu. Onları not etmişim’’ diye konuştu.
Balbay, geçen hafta yaptığı savunmasında Cumhuriyetçi Çalışma Grubu’ndan
haberi olmadığını ve böyle bir yapılanmayla ilgili birşey bilmediğini
iddia etmişti. Savcı Taşkın, “İlk sorgunuzda Şener Eruygur’u kamuoyundan
tanıdığınızı belirtip, Hasan Atilla Uğur hakkında hiçbir şey
söylemediniz. Ama savunmanızda onlarla görüşme yaptığınızı söylediniz.
İlk savunmanızda neden bunu saklama gereği duydunuz’’ diye sordu.
Mustafa Balbay, bu konuyu daha önce açıkladığını söyledi.
Avukatları önleyemedi
Mustafa Balbay’ın çapraz sorgusuna
geçilmeden önce avukatları, Balbay’ın “Bilgisiyarımdan silmiştim” dediği
darbe günlükleri ile ilgili soru sorulmamasını talep etti. Ballbay’ın
avukatları “CMK’ya aykırı olarak elde edildiğini iddia ettikleri dijital
verilere ilişkin çapraz sorguda soru yöneltilmemesini” talep etti.
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, dijital verilerin hukuka aykırı
bir şekilde elde edilmediğini ifade ederek, Balbay’ın avukatlarının
talebinin reddedilmesini istedi. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün,
bilirkişi incelemesinin davanın her aşamasında mahkeme tarafından
yaptırılacağını belirterek, hukuka aykırı olarak bilgisayarlardan elde
edildiği ileri sürülen delillerin hükümle birlikte değerlendirilmesine
karar verdiklerini bildirdi. Şengün, ‘dijital verilere ilişkin çapraz
sorguda soru sorulmasın’ talebini reddettiklerini açıkladı. Bunun
ardından savcılar Balbay’ı ‘Darbe Günlükleri’ ile ilgili çapraz sorguya
aldılar. (Star)
Balbay: Darbe günlükleri Nokta dergisinden önce bize geldi
yayınlamadık
İkinci Ergenekon davasının bugün yapılan 20.
duruşmasında Balbay'ın çapraz sorgusuna devam edildi. Balbay, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel'in,
''Özden Örnek'in darbe günlüklerinin, Nokta dergisinde yayınlanmadan
önce size geldiğini söylediniz. Siz neden yayınlamadınız?'' demesi
üzerine Balbay, içeriğini tartıştıklarını ve doğrulatamayınca yazmamaya
karar verdiklerini söyledi. Pekgüzel'in, ''Darbe günlüklerini yayınlamak
sizce önemli bir haber değil midir?'' sorusuna da Balbay, ''O zaman
burada oturup gazeteciliği tartışalım. Doğrulatamadım.
Doğrulatamıyorsanız, siz hedef olursunuz. Biz bu konuya girmek
istemedik'' dedi. Balbay, Pekgüzel'in, ''Ayışığı darbe planından ne
zaman haberiniz oldu?'' şeklindeki soruya, medyadan haberdar olduğunu
söyledi. Pekgüzel'in, ''Bu darbe çalışmalarının içinde bizzat yer
aldınız mı?'' sorusuna da Balbay, ''Ne böyle bir niyetim ne de böyle bir
girişimi duymuşluğum vardır'' yanıtını verdi.
İkinci Ergenekon davasının özü darbe planları
Bu sırada, Mahkeme Heyeti
Başkanı Köksal Şengün, Pekgüzel'e dönerek, ''Bu darbe girişimiyle ile
ilgili bir tahkikat bildiğim kadarıyla yok. Var mı?'' dedi. Pekgüzel de
''Davanın özü bu. İkinci davanın özü, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven'' diye
cevap verdi. Cumhuriyet savcılarının darbe günlükleri ve girişimleriyle
ilgili çok sayıdaki
sorularını tamamlamasının ardından, Başkan Şengün, Balbay'ın çapraz
sorgusuna ara vererek sanıkların beyanlarını almaya başladı. (Haber7)
İfadem değiştirilmiş diyen Balbay değişiklikleri gösteremedi
25
Kasım 2009: Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, 'Balbay günlükleri' şeklinde
kamuoyuna yansıyan darbe notlarını okuduktan sonra 2003-2005 yılları
arasında hazırlanan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven darbe
planlarında bizzat yer alıp almadığını sordu. Balbay, "Ne böyle bir
niyetim ne de böyle bir girişimi duymuşluğum vardır." dedi. Bu sırada
Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, "Darbe girişimleri ile ilgili bir
tahkikat var mı?" demesi üzerine Savcı Pekgüzel, "Sarıkız, Ayışığı,
Yakamoz ve Eldiven darbe planları bu davanın özü. Burada asıl yargılama
konusu, bu darbe planları. Askeri şahıslar hakkında soruşturma da
Ankara'da sürüyor." açıklamasında bulundu. Pekgüzel, darbe notları
arasındaki "(Fatih ve Şenel'le Sheraton'da sohbet) Yav biz bu işi 28
Şubat'ta bitirecektik. Bunu o gün üç kişi planladık, Bir, Fevzi, ben.
Her şeyi hazırladık. Karadayı bizi uyuttu. 'Az sonra' dedi, 'hemen'
dedi. 'Hükümet devrilsin, ondan sonra' dedi." şeklindeki yazıyı okudu.
Balbay, bu notların montajla oluşturulduğunu ileri sürdü. Savcının, "Montajlanan
kısımları bize gösterir misiniz?" demesi üzerine, montajlama işinin
detay olduğunu, bunu cevaplamayacağını söyledi. Bu arada, sanıklardan
Tuncay Özkan'ın oturduğu yerden bağırarak konuşunca, Mahkeme Başkanı,
"Burası kahvehane değil." diyerek uyardı.
Jandarma istihbarata görüşlerimi aktardım
Savcı Taşkın'ın, "Ersöz'le
yaptığınız görüşmede, 'Sendikalarda bir kıpırdanma var mı?' diye
soruluyor. Siz, 'Bazı sendikalarda var' diyorsunuz. Sendikaların
faaliyetleri neden size soruluyor? Siz haber almak için gitmişsiniz. Ama
daha çok size soru soruluyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?''
sorusuna, "Biz haber almak istiyoruz. Onlar da istiyor. Adı üstünde
Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı. Ben bu ülke için görüşlerimi
paylaştım. Gazetecilik yapmak için Ankara'da devlet kurumlarıyla
ilişkilerin iyi olması gerekiyor." şeklinde cevap verdi.
51 nolu DVD için parmak izi tespitinden vazgeçildi
İstanbul 13.
Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, mahkeme heyetince alınan kararlar,
üye yargıç Sedat Sami Haşıloğlu tarafından açıklandı. Buna göre heyet,
tutuklu sanık Mustafa Levent Göktaş'a ait olduğu ileri sürülen 51 nolu
DVD ile ilgili parmak izi raporunda, üzerlerinde parmak izi incelemesi
yapılmasının CD ve DVD'lere zarar verebileceği belirtildiğinden, CD ve
DVD'lerin kanıt niteliğinin kaybolmaması için, parmak izi incelemesi
yapılması yönünde daha önce alınan ara kararlardan vazgeçilmesine
hükmetti. Tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün avukatı Ali
Rıza Dizdar'a müvekkiliyle ilgili Adli Tıp Kurumu'na yazılacak yazıların
elden takibi konusunda yetki verilmesini kararlaştıran heyet, yalnızca
duruşma salonunun bulunduğu binadaki baro odasında kullanılmak üzere
kablolu internet bağlantısının, ücreti baro tarafından karşılanmak
kaydıyla cezaevi yönetimince kurulmasının sağlanmasına karar verdi.
Şahin'in hastalığı, cezaevinde kalmasına engel değil
Bu arada,
demans (bunama) hastalığı olduğu gerekçesiyle Adli Tıp Kurumu'na sevk
edilen İbrahim Şahin hakkındaki rapor tamamlandı. Adli Tıp Kurumu 3.
İhtisas Kurulu tarafından mahkemeye gönderilen Ekim 2009 tarihli 8
sayfalık raporda, Şahin'in cezaevinde kalmasına engel bir rahatsızlığı
olmadığı bildirildi. Mahkeme heyeti, tutuklu sanık İbrahim Şahin'in
avukatlarının isteğini kabul ederek, Şahin'in, Ceza Muhakemesi
Yasası'nın 74. maddesi doğrultusunda Adli Tip Kurumu'na sevki yapılarak,
mevcut hastalığının, suç tarihinde ve halen TCK'nın 32. maddesi
kapsamında cezai ehliyetini etkileyip etkilemediği hususunda ön rapor
alınmasını kararlaştırdı. Tutuklu sanıklar Emcet Olcayto, İbrahim Özcan
ve Durmuş Ali Özoğlu'nun, bugünkü oturumda iddia makamı ve mahkeme
heyetine karşı sarfettikleri sözlerle ilgili gereğinin yapılması için
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasını
kararlaştıran heyet, sanıkların telefon görüşmeleriyle ilgili soruşturma
aşamasında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndan istenen tüm telefon
dökümleri ve ses kayıtlarını içeren CD'lerin Beşiktaş'taki İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığından istenmesine hükmetti.
5 tutuklu sanık tahliye edildi
İkinci Ergenekon davasında ilk
tahliye kararları da çıktı. Dosya kapsamı ve suç vasfının değişme
ihtimali dikkate alınarak tutuklu sanıklardan jandarma teğmen Onur
Özdemir, jandarma astsubaylar İlhan Bulayır ve Murat Eke ile polis
memurları Kemalettin Balcı ve Bülent Güngördü'nün tahliyesine karar
verildi. Sanıklardan ikisi saat 02.30 sıralarında Silivri Cezaevi'nden
ayrıldı. Basın mensuplarının sorularını yanıtsız bırakan şahıslar,
kendilerini bekleyen aynı araca binerek, cezaevinden uzaklaştı. İkinci
"Ergenekon" davasında, 5 tahliyenin ardından tutuklu 48 sanık kaldı. Duruşma
14 Aralık 2009'a ertelendi. (Cihan)
'Darbe Günlükleri', Nokta'dan 8 ay önce Balbay'ın eline geçti
26 Kasım 2009: Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'in
tuttuğu darbe günlüklerinin, Nokta dergisinde yayımlanmadan 8 ay önce
Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Cumhuriyet Gazetesi Ankara
Temsilcisi Mustafa Balbay'ın eline geçtiği iddia edildi. Günlüklerin,
dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur tarafından
Balbay'a verildiği öne sürüldü. Tempo 24 isimli internet sitesinde
yayımlanan haberde, Ergenekon soruşturması kapsamında Balbay'ın
bilgisayarında yapılan incelemenin raporlarına yer verildi. Habere göre
konuya ilişkin raporlar ikinci Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde
bulunuyor. Raporlarda, "Darbe Günlükleri'nin Balbay'ın bilgisayarına
'giriş tarihi' 15 Temmuz 2006, kayıt saati de 13.20. Yani günlükler
Nokta dergisinde yayımlanmadan tam 8 ay önce Balbay'ın bilgisayarına
girdi." deniliyor. 204 numaralı klasörde, Mustafa Balbay ve Şener
Eruygur'dan elde edilen günlüklerin karşılaştırılması yapılıyor.
Değerlendirilme başlıklı bölümdeki tespitlerde Balbay'ın bilgisayarında
yapılan incelemede, bilgisayara dijital olarak aktarılan Darbe
Günlükleri'nin Eruygur'da yakalanan 7 No'lu CD'nin içerisindeki "Özden
günlük" isimli klasörden seçilerek oluşturulduğu belirlendi. Aktarılan
bölümlere Balbay'ın bahsedilen şeyleri anlayabilmesi için küçük
değerlendirme notları da eklenmiş. Özden Örnek'e ait darbe günlükleri,
ilk olarak "denizcilersitesi" isimli bir internet sitesinde yayımlandı.
Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar da 13 Mart 2007 tarihli
yazısında sitedeki iddiaları köşesine taşıdı. 29 Mart 2007 tarihli Nokta
dergisinde ise "2004'te iki darbe atlatmışız" başlığı altında 'Darbe
Günlükleri' kamuoyuna duyuruldu. (Zaman)
Mustafa
Balbay'dan haklı soru: Ben buradayım, Örnek nerede?
Cumhuriyet
gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın, ikinci Ergenekon davasının
önceki gün yapılan duruşmasında, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ve
duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel ile yaşadığı diyalog, uzun süre önce
sorulan ancak yanıtı hala verilmeyen şu soruyu akıllara getirdi: “Askeri
darbe yapmak için çalıştıkları iddia edilen kişiler sanıkken, darbe
hazırlığı yapıldığı iddia edilen dönemde görevde olan eski Deniz
Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim
Fırtına ve eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman neden hala tanık
ya da sanık değil?”
Üye değil, iştirak ettiler
Balbay’ın, Ergenekon davasındaki en
önemli kanıtların başında yer alan ve Örnek tarafından kaleme alındığı
belirtilen günlükleri kastederek “Ben buradayım, Örnek nerede?” diye
tepki göstermesi, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Savcılar, darbe
iddialarıyla ilgili olarak başta eski Jandarma Genel Komutanı Şener
Eruygur olmak üzere çok sayıda isim hakkında dava açtı. Ancak darbeyi
Eruygur’la birlikte planladığı iddia edilen Örnek, Yalman ve Fırtına
hakkında bugüne kadar “bilinen bir cezai işlem” yapılmadı. Ergenekon
davasının ikinci iddianamesinde, emekli kuvvet komutanlarının durumuyla
ilgili olarak şöyle denildi: “Dönemin kuvvet komutanlarının, açıkça izah
edildiği üzere, görev yaptıkları dönemde ‘askeri müdahaleye zemin
hazırlama’ yönünde diğer şüphelilerle birlikte hazırlanan plan ve
eylemlere iştirak ettikleri, ancak 2004 Ağustos ayında Şener Eruygur’un
emekli olmasını müteakip, bu yönde herhangi bir çalışma ve eylemleri
tespit edilemediğinden, adı geçenlerin bu döneme ilişkin eylemleri ile
ilgili soruşturma evrakı tefrik edilmiştir.” Aynı konuda iddianamenin
“hukuki değerlendirme” bölümünde ise “Soruşturmada gelinen bu aşamada,
Ergenekon terör örgütü ile irtibatı tespit edilemeyen kuvvet
komutanlarının görev yaptıkları dönemde Ergenekon terör örgütü
yöneticileri ile birlikte iştirak ettikleri eylemlerle ilgili evrak
tefrik edilmiştir” ifadeleri kullanıldı. Böylece savcılık, emekli
komutanların Ergenekon terör örgütüyle irtibatının bulunmadığı, ancak
terör örgütü yöneticilerinin eylemlerine iştirak ettiklerinin
saptandığını açıkça söylemiş oldu.
Tefrik ihtimalleri
Tefrik ceza yargılamasında, dosyanın ana
dosyadan ayrılması anlamında kullanılan bir kavram. Ceza Muhakemesi
Kanunu’na (CMK) göre, tefrik edilen soruşturma evrakı ile ilgili
yapılabilecekler belli. CMK’da bu konu tek bir maddede düzenlenmiyor.
Ancak ayrılan dosya konusunda yapılabilecekler farklı düzenlemelerin
içinde anlatılıyor. Buna göre savcılık, tefrik ettiği evrakla ilgili
“takipsizlik” kararı verebiliyor. Emekli kuvvet komutanları hakkında
bugüne kadar böyle bir karar verilmedi. Savcılık “görevsizlik” kararı
vererek, dosyayı soruşturma görevinin kendisinde olmadığını
belirtebiliyor. Ancak savcılığın kendisini görevsiz bularak, dosyayı
askeri yargıya gönderdiğine yönelik bir açıklama da bugüne kadar
yapılmadı. Savcılık, bunu yapmadığı gibi, ikinci iddianamede, bu konuda
soruşturma yürütmeye görevli olan savcılığın kendisi olduğunu da açıkça
belirtti.
Yetkili sivil savcılık
İddianamede, bu konuda “Dosyaya konu
olayların hemen büyük çoğunluğunun kamuoyunda infial uyandıran ve sivil
dünyada gerçekleşen, yürütme organına yönelik terör eylemi olduğu, bu
fiillerin azmettiricisi olan kişilerin general ya da muvazzaf asker
olmaları, üniforma taşımaları salt askeri mahal gibi muğlak bir kavrama
dayanak yapılarak askeri yargının görevli olduğu sonucu doğurmayacağı ve
eylemlerin meydana geldiği yerin askeri mahal dışı olduğunda tereddüt
bulunmamaktadır” denildi.
Yeni yasa da çıktı
Savcılığın bu görüşü doğrultusunda
gerçekleştirilecek işlemlerin Yargıtay’dan döneceği yorumları
yapılırken, Ak Parti bir gece yarısı operasyonuyla, anayasal düzene
karşı işlenen suçlarda askeri yargının yargılama yetkisini bütünüyle
kaldıran ve askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi 27 Haziran
2009’da yasalaştırdı. Yasanın emekli komutanlarla ilgili olası görev
tartışmalarının sonlandırılması için çıkartıldığı da iddia edildi. (T24)
51
Nolu DVD'de parmak izi aranmasından vazgeçilmesi tartışılıyor
26
Kasım 2009: Kamuyounu bir süredir meşgul eden ve üzerinde büyük
tartışmalar başlatılan 51 Nolu DVD hakkında verilen kararın kriminal
laboratuvar uzmanlarını şaşırttığı iddia edildi. Mahkeme, içinde üst
düzey kamu görevlileri ile ailelerine ait çok sayıda şantaj görüntüsü
olduğu ileri sürülen 51 nolu DVD ile ilgili de önemli bir karar aldı.
Tutuklu sanık Levent Göktaş'a ait olduğu iddia edilen DVD ile ilgili
parmak izi raporunda, üzerlerinde parmak izi incelemesi yapılmasının CD
ve DVD'lere zarar verebileceği belirtiliyordu. Heyet bu uyarıyı dikkate
aldı DVD'nin kanıt niteliğinin kaybolmaması için, parmak izi incelemesi
yapılması yönünde daha önce verdiği karardan vazgeçti.
Delillere zarar gelmez
Kriminal laboratuvar uzmanları bu konuda
mahkemeyle aynı düşünmüyor. Levent Göktaş’a ait olduğu ileri sürülen CD
ve DVD’ler üzerinde yapılacak parmak izi incelemesinin kesinlikle
kayıtlara zarar vermesinin mümkün olmayacağı konusunda görüş
bildiriyorlar. Tozlama yöntemiyle parmakizi görünürleştirildikten sonra
musluk suyuyla yıkamanın CD ve DVD yüzeyini temizlediğini, iyot buharı
tekniğinde ise, iyot kendi kendine buharlaştığından temizleme işlemine
dahi gerek kalmadığını, bu işlemler sonunda data ve görüntüde kayıp
yaşanmadığını belirtiyorlar. Parmak izi ve delilleri ortaya çıkarma
konusunda ileri tekniklerin uygulandığı Türkiye’de CD ve DVD’ler
üzerinde yapılacak parmak izi incelemesi davaya farklı bir boyut
kazandırabilir. Ancak mahkeme heyeti gelen istekler doğrultusunda parmak
izi alınması kararını şimdilik ertelemiş görünüyor. Yapılacak incelemede
kamuoyunda büyük infiale neden olan 51 Nolu DVD’nin üzerinde kimlerin
parmak izi olduğu ortaya çıkacak. Ancak bu önemli ayrıntıya delillerin
zarar görme ihtimali nedeniyle sıcak bakılmıyor. Kriminal laboratuvar
uzmanları ise parmak izi incelemesinde delillerin zarar görmesi diye bir
konunun mümkün olmayacağının ısrarla üzerinde duruyor.
Uzmanların ortak fikri
Önce data ve görüntü analizi yapılarak
veriler depolanabilirdi. Bu işlemin ardından parmak izinin DVD ve CD’ler
üzerinde yapılması uygun düşerdi. 51 Nolu DVD’de önce parmak izinin
görünürleştirilmeye çalışılması tavsiye edilen ilk tercihlerin arasında
yer almıyor. Ayrıca bu konu üzerinde CD ve DVD üzerinden svablama ile
örnek alıp, DNA analizi yapmakta mümkün. DVD üzerinde kaç kişinin DNA
örneğine rastlanırsa daha sonra şüphelilerle karşılaştırma yoluna
gidilerek istenilen sonuca ulaşılabilir. (Sonsayfa)
Mustafa
Balbay'da ele geçirilen darbe günlükleri (tam metin) |
Özden
Örnek'in darbe günlükleri (tam metin) |
Balbay ile Örnek'in günlükleri örtüşüyor
Kontrgerilla Medyası
(24 Kasım 2009, 10:18), son güncel.: (26 Kasım 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1151
|
|
Kontrgerilla medyasının 'Kafes' kardeşliği
Ahmet Hakan, 28 Şubat döneminde üç gazetenin, Hürriyet'in, Milliyet'in ve Sabah'ın aynı gün 'Kuran kurslarında ürperten yemin' başlığıyla çıktığını hatırlatıyordu. Üç gazetenin üçünde de aynı başlık. Tesadüf müydü sizce? Değildi elbet. Peki, bugün bu gazetelerin ve televizyonların Kafes planı karşısındaki sessizliği 'tesadüf' mü? Bu ülkenin son yıllarda gördüğü en korkunç plan Kafes planı. Çocukları havaya uçurmayı planlamışlar. Planı yapanların çoğunluğu halen görevlerini sürdüren üst düzey subaylar. Aralarından yedisi tutuklanmış. Planda söz edilen bombalarla silahlar, söylenen yerlerde bulunmuşlar. Genelkurmay Başkanı, o silahların 'orduya ait olmadığını' söyledikten on gün sonra o silahların orduya ait olduğu ortaya çıkmış. Çocukları öldürmek için Koç Müzesi'ne yerleştirilen bomba bulunmuş, tutanak tutulmuş. Gayrimüslimleri öldürmek için hazırlıklar yapmışlar. Agos gazetesinin abone listesini ele geçirip planlarına eklemişler. Plan bütün detaylarıyla birlikte bir Ergenekon sanığının bilgisayarında bulunmuş, dava dosyasına girmiş. Medya, bu korkunç plan hakkında ne yapıyor? Susuyor. Yüzlerce milyon dolarlara kurulmasına rağmen üstüne promosyon koymadan satamayan gazetelerin genel yayın müdürleri, küçük kız çocukları gibi 'ay inanmıyorum vallahi' diye yazılar yazıyor. İnanmıyorsan, gazetende çalışan o kadar iyi gazeteci, yetenekli muhabir var, gönderip araştır, planın 'aslında' var olmadığını, Koç Müzesi'nden bomba çıkmadığını, Poyrazköy kazılarında LAW silahları bulunmadığını kanıtla. Dursun Çiçek'in hazırladığı 'andıçı' yayımladığımızda Genelkurmay'a adam gönderip 'yüzde 99 yalan' diye başlık atmayı biliyorsun da, Koç Müzesi'ne adam göndermeyi mi beceremiyorsun? Beceremiyor, çünkü derdi gerçeği ortaya çıkarmak değil, yüz milyonlarca doları 'gerçeği saklamak' için gömmüşler o gazeteye. O yüzden promosyonsuz bir türlü gazete satamıyorlar.
Kontrgerilla
medyasının 'Kafes' kardeşliği
Ahmet Hakan, 28 Şubat döneminde üç gazetenin, Hürriyet'in,
Milliyet'in ve Sabah'ın aynı gün 'Kuran kurslarında ürperten yemin'
başlığıyla çıktığını hatırlatıyordu. Üç gazetenin üçünde de aynı başlık.
Tesadüf müydü sizce? Değildi elbet. Peki, bugün bu gazetelerin ve
televizyonların Kafes planı karşısındaki sessizliği 'tesadüf' mü? Bu
ülkenin son yıllarda gördüğü en korkunç plan Kafes planı. Çocukları
havaya uçurmayı planlamışlar. Planı yapanların çoğunluğu halen
görevlerini sürdüren üst düzey subaylar. Aralarından yedisi tutuklanmış.
Planda söz edilen bombalarla silahlar, söylenen yerlerde bulunmuşlar.
Genelkurmay Başkanı, o silahların 'orduya ait olmadığını' söyledikten on
gün sonra o silahların orduya ait olduğu ortaya çıkmış. Çocukları
öldürmek için Koç Müzesi'ne yerleştirilen bomba bulunmuş, tutanak
tutulmuş. Gayrimüslimleri öldürmek için hazırlıklar yapmışlar. Agos
gazetesinin abone listesini ele geçirip planlarına eklemişler. Plan
bütün detaylarıyla birlikte bir Ergenekon sanığının bilgisayarında
bulunmuş, dava dosyasına girmiş. Medya, bu korkunç plan hakkında ne
yapıyor? Susuyor. Yüzlerce milyon dolarlara kurulmasına rağmen üstüne
promosyon koymadan satamayan gazetelerin genel yayın müdürleri, küçük
kız çocukları gibi 'ay inanmıyorum vallahi' diye yazılar yazıyor.
İnanmıyorsan, gazetende çalışan o kadar iyi gazeteci, yetenekli muhabir
var, gönderip araştır, planın 'aslında' var olmadığını, Koç Müzesi'nden
bomba çıkmadığını, Poyrazköy kazılarında LAW silahları bulunmadığını
kanıtla. Dursun Çiçek'in hazırladığı 'andıçı' yayımladığımızda
Genelkurmay'a adam gönderip 'yüzde 99 yalan' diye başlık atmayı
biliyorsun da, Koç Müzesi'ne adam göndermeyi mi beceremiyorsun?
Beceremiyor, çünkü derdi gerçeği ortaya çıkarmak değil, yüz milyonlarca
doları 'gerçeği saklamak' için gömmüşler o gazeteye. O yüzden
promosyonsuz bir türlü gazete satamıyorlar.
Ahmet Altan, Taraf: Türkiye'nin kilidi medyadadır. Bu kilidi
çözmeden Türkiye'de Cumhuriyet tarihi boyunca yaşananları anlamanız
mümkün değildir. İster Dersim Katliamı'na bakın, ister İzmir
Suikastı'na, ister Ali Şükrü Bey'in vurulmasına, ister Topal Osman'ın
öldürülmesine, ister Kürt ayaklanmalarına, ister yaşadığımız üç askeri
darbeye, ister 28 Şubat'a bakın. Bütün bu olayların kanlı sırları
medyanın "anlatmadıklarında" gizlidir.
Medya olmasaydı 28 Şubat olur muydu?
Size basit bir soru
sorayım izninizle. Medya olmasaydı 28 Şubat olur muydu? O uzun siyah
cübbeleriyle şehir şehir gezen yüz tane Aczmendiyi her gece ekranlarına
taşıyan, muhtıradan sonra ortadan kaybolan Fadime Şahin'in "şeyhlerle"
yaşadığı tuhaf aşkları ve tuhaf baskınları defalarca gösteren
televizyonlar, "andıçlara" uygun yayınlar yapan gazeteler olmasaydı 28
Şubatçılar amaçlarına ulaşabilirler miydi? Dün Hürriyet gazetesinde
Ahmet Hakan, 28 Şubat döneminde üç gazetenin, Hürriyet'in, Milliyet'in
ve Sabah'ın aynı gün "Kur'an kurslarında ürperten yemin" başlığıyla
çıktığını hatırlatıyordu. Üç gazetenin üçünde de aynı başlık. Tesadüf
müydü sizce? Değildi elbet. Merkez medyada bu ahlaksızlığı ortaya koyan
gazete var mıydı? Hatırladığım kadarıyla yoktu.
Korkunç planlara korkunç sessizlik: İşte Kontrgerilla medyası
Peki, bugün bu gazetelerin ve televizyonların Kafes planı karşısındaki
sessizliği "tesadüf" mü? Bu ülkenin son yıllarda gördüğü en korkunç plan
Kafes planı. Çocukları havaya uçurmayı planlamışlar. Planı yapanların
çoğunluğu halen görevlerini sürdüren üst düzey subaylar. Aralarından
yedisi tutuklanmış. Planda söz edilen bombalarla silahlar, söylenen
yerlerde bulunmuşlar. Genelkurmay Başkanı, o silahların "orduya ait
olmadığını" söyledikten on gün sonra o silahların orduya ait olduğu
ortaya çıkmış. Çocukları öldürmek için Koç Müzesi'ne yerleştirilen bomba
bulunmuş, tutanak tutulmuş. Gayrimüslimleri öldürmek için hazırlıklar
yapmışlar. Agos gazetesinin abone listesini ele geçirip planlarına
eklemişler. Plan bütün detaylarıyla birlikte bir Ergenekon sanığının
bilgisayarında bulunmuş, dava dosyasına girmiş.
Gerçekleri değil brifinglerde sunulanları yazıyorlar
Medya, bu
korkunç plan hakkında ne yapıyor? Susuyor. Yüzlerce milyon dolarlara
kurulmasına rağmen üstüne promosyon koymadan satamayan gazetelerin genel
yayın müdürleri, küçük kız çocukları gibi "ay inanmıyorum vallahi" diye
yazılar yazıyor. İnanmıyorsan, gazetende çalışan o kadar iyi gazeteci,
yetenekli muhabir var, gönderip araştır, planın "aslında" var
olmadığını, Koç Müzesi'nden bomba çıkmadığını, Poyrazköy kazılarında LAW
silahları bulunmadığını kanıtla. Dursun Çiçek'in hazırladığı "andıçı"
yayımladığımızda Genelkurmay'a adam gönderip "yüzde 99 yalan" diye
başlık atmayı biliyorsun da, Koç Müzesi'ne adam göndermeyi mi
beceremiyorsun? Beceremiyor, çünkü derdi gerçeği ortaya çıkarmak değil,
yüz milyonlarca doları "gerçeği saklamak" için gömmüşler o gazeteye. O
yüzden promosyonsuz bir türlü gazete satamıyorlar. Sadece biri değil ki
neredeyse hepsi öyle. Hürriyetle Sabah, dışarıdan bakarsan birbirine
rakip, birbirleri hakkında söylemedikleri yok ama iş "cunta planına"
gelince o muhteşem "Kafes kardeşliğiyle" sesleri kesiliveriyor.
Kafes sessizliğinde cuntanın uğultusu duyuluyor
Bu medyayı iyi
izleyin. Birkaç gazete dışında (bu arada geçen gün o gazeteler arasında
Vakit ile Evrensel'in adını saymayı unutmuşum, özür borcumu bugün eda
ediyorum) hiçbiri konuya girmiyor. Çünkü bu korkunç plan, ordunun
içindeki cuntaları hiçbir itiraza yer bırakmadan ortaya koyuyor. Ve,
onlar ordunun içinde cuntalar olduğunu, darbe planları yaptığını bu
halkın öğrenmesini istemiyorlar. Her darbe planında, her andıçta bir de
"medya" bölümü olması, medyaya nelerin yazdırılacağının listesinin
yapılması boşuna değil. Bu ülkede medyanın yardımı olmadan kimse cunta
da kuramaz, darbe de yapamaz. Çünkü darbeyi yapmak isteyen, darbenin
"altyapısını" da hazırlıyor ve o altyapının hazırlanmasında birinci
görev medyaya düşüyor. Bazı şeyleri olduğundan "büyük" göstererek, bazı
şeyleri de saklayarak o alt yapıyı hazırlıyorlar. İyi bakın bu medyaya.
Onların Kafes sessizliğini dinleyin. O sessizliğin içinde cuntanın
uğultularını duyacaksınız. (Ahmet
Altan, Taraf)
Kontrgerilla
medyasına her türlü kolaylık gösterilir: İrtica haberini Büyükanıt
desteklemiş
Milli Güvenlik dersine giren subay öğretmenler
vasıtasıyla, okullarda fişleme yaptıran Genelkurmay eski Başkanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, yeni bir icraatı daha ortaya çıktı.
Büyükanıt, Nokta Dergisi muhabiri Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu'nun, İslami
duyarlılığa sahip vakıf, dernek ve kurslarla ilgili haber amaçlı
yapacağı inceleme gezileri için askerin imkanlarını kullandırmış.
Refakatçi görevlendirmiş, koruma da verdirmiş. Yaşar Büyükanıt'ın,
2000'in Ocak ayında, Genelkurmay Genel Sekreterliği'ne gönderdiği yazıda
aynen şu ifadeler yer alıyor: "Konu: Nokta Dergisi Muhabirinin İrticai
Faaliyetler Hakkında İnceleme Gezisi. İlgi: Gnkur. Bşk.lığının 30 Aralık
1999 gün
ve GENSEK: 3400 - 837 - 99 /Bashalk D. Hlk. İlş. Tnt. Enf. Ş.
(840) sayılı yazısı. Nokta Dergisi muhabiri Ercan Çitlioğlu'nun İslami
terör örgütleri ve bu örgütlerin kurum, vakıf, yurt ve kursları ile
finans kaynakları hakkında yapacağı araştırmalara yardımcı olunmasının,
eskort ve emniyet ilgili taleplerin öncelikle kolluk kuvvetlerinden
istifade ile karşılanmasının uygun olduğu değerlendirilmektedir. Rica
ederim" Söz konusu yazıda; Prj. Sb. Yb. H. Minisker, Ş. Md. Alb. H.
Çakırer ve D. Bşk. Toğg. Tuğg. Ü. Şahintürk imzası da bulunuyor.
Müslümanlarla mücadelede askerden masonlara maddi manevi destek
Bahçeşehir
Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Ercan
Çitlioğlu, 1988 yılında kurulan Hür ve Kabul Edilmiş Mason Locası'na
bağlı Kutup Yıldızı Locası'nın kurucusu... Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu'nun,
İsrail'in eski Başbakanı Ariel Şaron'un komaya girdiğinde İsrail
Büyükelçiliği'ni aradığı, "Şaron için duacıyız" demişti. Vakit'e konuşan
Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu, Kutup Yıldızı Locası'nı kurduğunu doğruladı
ve "Ben böyle kuruluşta yer aldım. 1988'de yılında da ayrıldım.
Türkiye'nin bunları aşması gerekir" demişti. Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu,
"Şaron için duacıyız" dediğini de doğruladı. (Vakit)
Kontrgerilla medyası gün gün deşifre oluyor: Askerin psikolojik savaşçısı NTV'de danışman
Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu,
Genelkurmay Başkanlığı'nda brifing veriyor ve NTV'de Genel Yayın
Yönetmeni Danışmanlığı yapıyor. Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir'in
idamıyla sonuçlanan 1963'teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu
öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etmişti. İade edilen öğrenciler
arasında Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu da bulunuyordu. Ergenekon
soruşturmasını sürekli eleştiren yayınlar yapmasıyla dikkati çeken
NTV'nin, AK Parti iktidarından kurtulmak için artık bir darbe
gerektiğini canlı yayında bazı vatandaşların görüşlerini ekrana
getirerek işlemesi
büyük tepki toplamış ve kanal yöneticileri için savcılıklara suç
duyurusu yapılmıştı. NTV son olarak Sincan hakimi Osman Kaçmaz'ın
organize ettiği
TİB baskınıyla ele geçirilen Ergenekon soruşturmasına ait gizli
dinleme bilgilerini
yayınlamış,
yargıda telekulak tartışmalarını alevlendirmişti.
Kafes planını görmezden gelen gazetelere yazarları da isyan ediyor
25 Kasım 2009: 'Karartma' uygulamakla suçlanan gazetelerin bazı
yazarları, çarpıcı tespitlerde bulundu. Ordunun içinde hala 'suikast'
planları yapan, bu suikastlar için silahlar hazırlayan, hükümeti
devirmek için her yolu mubah sayan, her türlü felakete yol açabilecek
birilerinin olduğunu belirten yazarlar, köşelerinde, medyanın bir
bölümünün plana sessiz kalmasına tepki gösterdi.
Hasan Cemal, Milliyet: Niçin susuyoruz, neyin yanında duruyoruz?
“Gazeteci milleti haberle haşır neşirdir, haberden korkmaz. Haberden
korkan, gazeteci olmaz. Geçen hafta Taraf Gazetesi'nde patlayan ve Mart
2009 tarihini taşıyan Kafes Eylem Planı haberi sapına kadar haberdir.
Asker içindeki cuntalaşmayı korkunç planlarıyla birlikte ele veren
çarpıcı bir haber... Genelkurmay, Kafes Eylem Planı'nın adı geçen
askerlere dokunmuyor ama Taraf hakkında suç duyurusu yapabiliyor.
Olabilir. Şaşırtıcı sayılmaz. Şaşırtıcı olan, "Kod adı Kafes" isimli bu
kadar çarpıcı bir haberin kamuoyunu allak bullak etmemiş olmasıdır.
Niçin susuyoruz?.. Bu ülkenin çocuklarını hedef alan, bu ülkenin
gayrimüslim vatandaşlarını hedef alan, suikast ve cinayet planlarıyla,
psikolojik harekatlarla, kara yalanlarla, andıçlarla, dezenformasyonla
Türkiye'yi karıştırarak, istikrarsızlaştırarak darbe ortamı oluşturmak
isteyen planlar karşısında niçin susuyoruz, neden çekiniyoruz, neyin
yanında duruyoruz? Yazık! Yoksa farkında değil miyiz? Bazı duvarlar
yıkılıyor. Türkiye büyük bir değişim sürecinin içine girmiş durumda.
Bütün kıvrantılar bundan kaynaklanıyor. ...korkmayın. Hiç olmazsa habere
girin! Ayağınıza gelen topa yapıştırın voleyi, ıskalamayın.”
Derya Sazak, Milliyet: Yazı işlerine büyük sorumluluk düşüyor
“Ergenekon'dan tutuklanan Yarbay Ercan Kireçtepe'nin de imzası olduğu
belirtilen "Kafes Operasyonu Eylem Planı"nda Rahip Santoro, Malatya
Zirve Yayınevi ve Hrant Dink cinayetlerinden "operasyon" diye söz
edilmekte. Bu operasyonlardan sonra Türkiye'de yaşayan gayrimüslimlerin
irticai grupların hedefinde olduğu yönünde kamuoyu oluşmuşken, AKP
tarafından karşıt medyanın da desteğiyle olayların Ergenekon tarafından
organize edildiği şeklinde propaganda faaliyeti yürütüldüğüne dikkat
çekilmekte. Türkiye özel bir dönemden geçiyor ve gazete mutfaklarına,
yazı işlerine büyük sorumluluk düşüyor. İtalya'daki Gladio gibi
Türkiye'deki "derin devlet"in üzerine gidildikçe iki sonuç alınıyor:
Demokrasiye yönelik tehditler kalkıyor. Katliamlar önleniyor.”
Umur Talu, Habertürk: Ya belgelerin bir kısmı doğruysa
“Ya,
hadi hepsi değil de, "iddiaların, belgelerin" bir kısmı doğru ise! Can
alan, cana kasteden, insana kıyan, insanları kıyıma sevk etmek isteyen
bir kısım hakikat ise? Belgeler, bilgiler, kayıt kuyutlar, silahlar,
bombalar, hevesler, kafesler, kaoslar, imzalar hakikaten bunlar içinse?
Belki, hayatta bunlara bulaşmamış, bunlara yanaşmamış birileri de
hırpalanıyordur (ilk değildir bu); ama ya birileri de, şu cinayetin, o
kıyımın, öteki plan ile beriki tezgahın içinde ise? Ya o gün patlamış
bomba hakikaten böyle bir iş ise... Ya boylu boyunca yatmış gazeteci,
bir "operasyon" kurbanı ise... Ya vurulmuş doçent, sözde kendisi gibi
düşünenlerin tahrik hedefi olmuş ise... Ya şu çukura gizlenmiş bombalar
katletmek içinse... Ya yüksek mahkeme katili hakikaten böyle bir
operasyon tetikçisi ise... Ya Atatürkçü gazeteye atılan bombaları
"Atatürkçü" sandığınız o adam vermişse...”
Yapılan eleştiriler sonuç verdi: Bazı Medya Nihayet 'Kafesi' Gördü
27 Kasım 2009: Düne kadar benzer manşetler atan Milliyet ve Vatan
Gazeteleri bugün okuyucularının karşısına farklı bir haberle çıktı. İki
gazete de Kafes planının kamuoyuna yansımasından 9 gün sonra cunta
iddialarını ve milletin başına geçirilmek istenen kafesi gördü. İki
gazete de savcının itirazı üzerine cunta listesinde görünen 2 albay ve 1
Yarbay'ın tutuklanmasını haberleştirdi. Vatan Gazetesi sadece
tutuklamaları duyurmakla da kalmadı. Kafes Eylem Planı'nın dehşet veren
içeriği de özet olarak verildi. Gazetenin Başyazarı Güngör Mengi de
ülkeyi kan gölüne çevirme planlarını neden görmezden geldiklerini
açıklamaya çalışan bir yazı kaleme aldı. Mengi, 'hata ettik bundan sonra
takip edeceğiz' dedi. (Aktifhaber)
Derya Sazak, Milliyet: Okurlar soruyor: İki albay ve bir yarbay tutuklanmasa
Kafes’ten haberimiz olmayacak mıydı?
30 Kasım 2009: Gazetenin birkaç
yazarı dışında Kafes’le ilgili haberlere ancak, Deniz Kuvvetleri’ndeki
tutuklamalardan sonra girmesi kimi okurlarımızca eleştiri konusu yapıldı:
Milliyet’in bir başka gazeteden de olsa, ‘alıntı yaparak’ iddiaları vermek
yerine, Kafes’le ilgili tartışmaya ancak denizciler mahkemede tutuklandıktan
sonra girmiş olmasındaki gecikme habercilik açısından kabul edilemez. İki albay
ve bir yarbay tutuklanmasa Kafes’ten haberimiz olmayacak mıydı? Haklı bir
soru... Ancak bu sorudan hareketle ve ‘Kafes haberine girmediler’ diye Taraf
başta olmak üzere kimi gazete yorumcularının, olayların karartıldığı iddialarına
da katılmıyoruz. Her gazete kendi istihbarat kaynaklarına göre haber alır ya da
kaynaklara yakınlık-uzaklık gibi gerekçelerle haber atlar! Okurların gazete
tercihi gibi, haber kaynaklarının da tercihleri vardır. İktidara, muhalefete,
askere, polise yakınlık gibi gerekçeler, muhabirlerin habere ulaşmasında,
medyanın haber patlatmasında önemli bir etkendir. Çünkü habere en yakın olan
muhabirlerin gücünü de çoğu zaman bu ilişkiler belirler. Ergenekon sürecinde
savcılık kaynaklı ya da darbe cunta girişimlerinin hedefi durumundaki iktidara
yönelik eylemleri içeren dosyalardan, sorgulamalardan, ele geçen bilgi ve
belgelerden, emniyet ifadelerinden yararlanılarak yapılan haberler havada
uçuştu. Nokta dergisi, 2003-2004 yıllarındaki Sarıkız, Ayışığı darbe planlarını
dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’e ait ‘Günlükler’i
yayımladı. Tempo 24 adlı web sitesi, Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi
Mustafa Balbay’ın, Özden Örnek’in günlükleriyle paralellik taşıyan notlarını
yayımladı. Milliyet, Ergenekon’la ilgili iddialara baştan beri habercilik
ciddiyeti içinde yer veren bir gazete olarak, Nokta ve Tempo’dan alıntılar
yaptı.
Eleştiriler ağır
Medyada ‘Kafes’ yayınının görülmediği, ‘karartıldığı’
iddialarının kapsama alanına Milliyet’in de girdiğine yönelik eleştirileri ağır
buluyoruz. Milliyet, Ergenekon’u en deneyimli polis adliye muhabirlerinin
katıldığı, iddianameleri en geniş detayına dek veren özel bir masa tarafından
izlemektedir. Bunu yaparken dosyalardaki bilgi ve belgeleri de dikkate
almaktadır. Bir başka gazetede çıkan haberin de Milliyet Yazı İşleri tarafından
aynı titizlikle ‘editoryal süzgeçten’ geçirilmesi doğaldır. Kaldı ki, son
haftalarda Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu öne sürülen ‘İrtica Eylem Planı’ndaki
ıslak imzadan, Genelkurmay karargahında ‘meçhul’ bir subay tarafından gönderilen
ihbar mektubuna kadar pek çok haber gündeme gelmekte ve medya haberleri takip
ederken, yargı da soruşturmayı tamamlamaya çalışmaktadır. Gazetecinin görevi,
kamuoyunu olaylardan haberdar etmektir. Zorluk, ortaya atılan ‘belge’lerin
doğruluğunu titizlikle araştırmaktan kaynaklanmaktadır. Bilgi ve belgelere sahip
olmayan muhabirlerin ve gazete mutfaklarının bu eksiği mahkemeleri daha yakından
takip ederek kapatmaları gerekir. Kafes’teki on günlük gecikmeden çıkarılacak
dersleri medya kadar, iletişim fakültelerindeki akademisyenler de tartışmalıdır.
(Milliyet)
Yavuz Baydar, Sabah: Okurun dediği şu: Ülkenin gündemine (tutuklama kararında
olduğu gibi) giren büyük olaylar, gazetenin haber gündeminde de muhakkak yer
almalı
Medyada esas olan, kutsal olan haberdir. Bir meslektaşımızın
yazdığı gibi "söz konusu olan haberse gerisi teferruattır." Haber, eğer haber
ise, saklanamaz, görmezden gelinemez. Gazeteci tarihe gündelik kayıt düşmekle
yükümlüdür, ayrıca saklanan haber gelir onu bir gün mutlaka bulur. Gazetecinin
"gündemi beğenmemek" gibi bir lüksü yoktur. Haberlerde sonuncu "muhakeme
faciası" (yani haberi "görmeme" tercihi) Kafes adlı, orduda bir grup subay
tarafından Mart 2009'da hazırlandığı iddia edilen bir "gizli eylem planı"
konusunda yaşandı. Haberi 19 Kasım'da Taraf gazetesi vermişti; ama basının bir
kesimi ne haberi gördü, ne de yankılarını, tepkilerini izledi. Bundan SABAH da
payını almış görünüyor. Okurumuz Celal Tekin, 22 Kasım tarihli yazısında hayli
sitemkar bir dille eleştiriyor, "duyarsızlık" olarak gördüğü eksikliği.
"Demokrasi ve özgürlüklerin manşetlerden tasfiye edilmesini doğru bulmadığını"
söylüyor. "Keşke kaydığınız kulvar Hürriyet ve Milliyet'in kulvarı olmasaydı,
yakışmıyor" diyor. Bayram günü arayan üç okur da benzer ("eski SABAH gibi
gündemi yakalayın, kaçırmayın") görüşte.
Bazı köşe yazarları konuya girmişler, ama...
Haber gazete(ci)yi gelir
yakalar, dedim. Öyle oldu: Perşembe günü, Kafes soruşturması çerçevesinde iki
muvazzaf albay ve bir yarbay hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Haberi -hele
rakip gazete vermişse sükunetle değerlendirmek zor olabilir. Ama okurlar
"haberdar edilmeyi" bekler, gazeteye sığan her fazladan haber bu beklentiyi daha
iyi karşılar. SABAH, elbette, okuruna, bazılarının yaptığı gibi, küstahça "sana
ne?" demiyor. Özeleştiri, gazeteciliği yüceltir. Okurların uyarısı doğrultusunda
bakıldığında görülen şu: 20 Kasım'dan itibaren Kafes ile ilgili haber hemen hiç
verilmemiş (23 Kasım'da Başbakan'ın açıklamaları içinde yer almış, ama o da
"bihaber" okura bir bağlam sağlamadan). Ta ki, 27 Kasım tarihli gazetenin baş
sayfasında 3 subay için tutuklama emri haberi çıkana kadar (o haberde de Kafes
ile ilgili bir "arka plan" yapılmamış). Oysa, iddialarla ilgili doğan pek çok
sorunun izi sürülebilirdi. Meslektaşım Alper Görmüş'ün yazdığı gibi, "Bu ölçüde
vahim iddialar barındıran bir haberi hiç görmeyen bir gazetenin pozisyonu,
ayrıntılı bir cinayet ihbarının, "gerçek olmayabilir" kuşkusuyla sumen altına
itildiği polis merkezi gibidir..." Denilebilir ki, bazı köşe yazarları o zaman
aralığında konuya girmişler. Emre Aköz, Nazlı Ilıcak, Refik Erduran ve Mahmut
Övür gibi. Ama yorumla haber aynı şey değil. Okur haberi okuyacak ki, köşe
yazarının kanaatini yerli yerine koyabilsin. Okurun dediği şu: Ülkenin gündemine
(tutuklama kararında olduğu gibi) giren büyük olaylar, gazetenin haber
gündeminde de muhakkak yer almalı. (Sabah)
Kontrgerilla Medyası
|
Kafes Eylem Planı manşetlerimiz
(24 Kasım 2009, 10:10), son güncel.: (30 Kasım 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1150
|
|
Arslan'dan Küçük'e: Meclis'i basın artık takatim kalmadı
Adının gizli kalmasını isteyen bir Ergenekon sanığı, bekleme salonunda geçen diyalogları 7 sayfalık bir dilekçe halinde savcılara ulaştırdı. Ergenekon davası kapsamında yargılanan ancak adının gizli tutulmasını isteyen sanık, duruşmalardan önce sanıkların alındığı bekleme odasında Arslan ile Küçük ve Tekin'in yüz yüze geldiğini ifade etti. Bu sırada Arslan'ın Danıştay cinayetini azmettirdiği öne sürülen Veli Küçük ve Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Ümraniye bombalarının sahibi olduğu iddia edilen Oktay Yıldırım'dan bir an önce darbeyi gerçekleştirmelerini istediğini belirtti. Arslan'ın duruşma salonuna götürüldüğü esnada koridorda Küçük, Tekin ve Yıldırım'a dönerek, 'Meclisi, basın artık, ne duruyorsunuz. Takatim kalmadı' şeklinde seslendiğini iddia etti.
Arslan'dan
Küçük'e: Meclis'i basın artık takatim kalmadı
Adının gizli kalmasını isteyen bir Ergenekon sanığı, bekleme
salonunda geçen diyalogları 7 sayfalık bir dilekçe halinde savcılara
ulaştırdı. Ergenekon davası kapsamında yargılanan ancak adının gizli
tutulmasını isteyen sanık, duruşmalardan önce sanıkların alındığı
bekleme odasında Arslan ile Küçük ve Tekin'in yüz yüze geldiğini ifade
etti. Bu sırada Arslan'ın Danıştay cinayetini azmettirdiği öne sürülen
Veli Küçük ve Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Ümraniye bombalarının sahibi
olduğu iddia edilen Oktay Yıldırım'dan bir an önce darbeyi
gerçekleştirmelerini istediğini belirtti. Arslan'ın duruşma salonuna
götürüldüğü esnada koridorda Küçük, Tekin ve Yıldırım'a dönerek,
'Meclisi, basın artık, ne duruyorsunuz. Takatim kalmadı' şeklinde
seslendiğini iddia etti.
Star Gazetesi'nin haberine göre bir Ergenekon sanığı, bekleme salonunda
geçen diyalogları 7 sayfalık bir dilekçe halinde savcılara ulaştırdı.
Ergenekon davası kapsamında yargılanan ancak adının gizli tutulmasını
isteyen sanık, duruşmalardan önce sanıkların alındığı bekleme odasında
Arslan ile Küçük ve Tekin'in yüz yüze geldiğini ifade etti. Bu sırada
Arslan'ın Danıştay cinayetini azmettirdiği öne sürülen Veli Küçük ve
Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Ümraniye bombalarının sahibi olduğu iddia
edilen Oktay Yıldırım'dan bir an önce darbeyi gerçekleştirmelerini
istediğini belirtti. Arslan'ın duruşma salonuna götürüldüğü esnada
koridorda Küçük, Tekin ve Yıldırım'a dönerek, ''Meclisi, basın artık, ne
duruyorsunuz. Takatim kalmadı.'' şeklinde seslendiğini iddia etti.
Adının gizli tutulmasını isteyen Ergenekon sanığı,
dilekçesinde, "Sanık
emekli Albay Fikri Karadağ, Emin Gürses ve Zekeriya Öztürk'ün salona
alınırken Alparslan'a selam verdiklerini gördüm. Arslan da bu kişilere
dönerek, 'Başbakan'ı indirin' diye bağırdı.'' ifadesine yer verdi.
Birkaç ay sonra darbe olacak
Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın
cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından
serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın
Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise "Siz
kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya
sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11.
Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve ben
serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı.
Muzaffer Tekin'i parçalayabilirim
Arslan, üç gün süren çapraz sorgusunda da üstü örtülü mesajlar vermişti.
Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün ''Sanıkları burada mı tanıdın?''
sorusuna Arslan, ''Uzak durmak lazım, başka gideceğim yerim yok.
Muzaffer Tekin'i parçalayabilirim. Dengeyi bulursam kafayı yiyebilir.''
demişti. Arslan, ''Bizim yaptığımız pislikler ortaya çıkarsa insanların
midesi bulanır.'' sözüyle de dikkat çekmişti.
Darbe bekleyen sadece o değildi
Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli
Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı
darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16
Ocak 2004" tarihli notta, İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle
beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan
korkuyorum" dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte
darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı. Veli Küçük,
2003'te Alman National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe
olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte
darbe olacak." demişti. Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal
Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri
dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı
ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti. (Zaman)
Alparslan
Arslan'ın 3 duruşma süren çapraz mahkeme sorgusu manşetimiz
Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz | Danıştay soruşturmasının sil baştan tekrar başlatılması
'Ergenekon'un darbe tehlikesi devam ediyor' ya da 'Savcılar örgütün
henüz ortaya çıkartılamayan kadrolarının izini sürüyor'
(02 Kasım 2009, 10:50)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1088
|
|
Kaos Planı ile Ergenekon arasındaki bağlantılar güçleniyor
Muvazzaf bir subay tarafından Ergenekon savcılarına gönderilen ihbar mektubunda 'Kaos Planı'nı hazırlayan ekipte yer aldığı ileri sürülen isimlerden biri de Tümgeneral Mustafa Bakıcı. Tümgeneralin adı daha önce Ergenekon davası sanığı ve Karargah Evleri örgütlenmesinde yer alan genç teğmenlere yaptığı moral ziyaretiyle gündeme gelmişti.
Kaos Planı ile Ergenekon arasındaki bağlantılar güçleniyor
Muvazzaf bir subay tarafından Ergenekon savcılarına gönderilen ihbar
mektubunda 'Kaos Planı'nı hazırlayan ekipte yer aldığı ileri sürülen
isimlerden biri de Tümgeneral Mustafa Bakıcı. Tümgeneralin adı daha önce
Ergenekon davası sanığı ve Karargah Evleri örgütlenmesinde yer alan genç
teğmenlere yaptığı moral ziyaretiyle gündeme gelmişti.
Tümgeneralin adı daha önce Ergenekon davası sanığı genç teğmenlere
yaptığı moral ziyaretiyle gündeme gelmişti. Soruşturmada adları Karargah
Evleri'nde geçen teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, İstanbul
Cumhuriyet Savcılığı'ndaki ifadelerinde bu ziyaretten bahsetmişti. İki
teğmen gözaltına alınmaları üzerine o dönem tuğgeneral rütbesinde olan
Mustafa Bakıcı'nın kendilerini ziyaret ettiğini anlatmıştı. Teğmenler
görüşmede Bakıcı'nın kendilerine "Genelkurmay Başkanı'nın size selamı
var. (Kemal ve Neriman) Aydın kardeşleri tanırım, iyi insanlardır,
onlarla görüşmenizde sakınca yok." dediğini aktarmıştı.
Ergenekon örgütü Karargah Evleri yapılanmasıyla TSK'ya sızdı
MİT'in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği 330 sayfalık
raporda, 'Karargah Evleri Projesi'nin tüm detaylarına yer verilmişti.
Ergenekon sanıklarının, Harp Okulu öğrencileri ve genç teğmenlerle
karargah evlerinde temas kurduğu ileri sürülüyor. Yine etki altına
alınan askeri öğrenci ve teğmenlerin, Hizbuttahrir gibi yasadışı
örgütlere sızılmasında kullanıldığı da iddia edilmişti. Neriman ve Kemal
Aydın kardeşler ise askeri öğrencilere ve teğmenlere eğitim verdiği,
onların kurmay subay olmaları için çalışmalar yaptıkları öne sürülmüştü.
(Zaman)
'Karargah Evleri'nin Karargah'a da sızdığı Kaos Planı'yla ortaya
çıktı. Genelkurmay aylardır bu gizli yapılanmayı soruşturuyormuş gibi
yapıp dosyayı rafa kaldırdı
Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı
Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008
tarihinde İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen
bir belgeyle gelen, dışarıdan sivillerin de katıldığı TSK içindeki
'Karargah Evleri' oluşumunun aslında çok daha önce 2005 yılında MİT
tarafından Genelkurmay'a bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı
Zekeriya Öz konuya dahil olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve
MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a
'Durum ne, soruşturma ne aşamada?' diye sorması üzerine o zamana kadar
herhangi bir soruşturma başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün
adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri
soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere
sahne oldu ve olmaya da devam ediyor.
Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal
yapılanma mı?
Askeri soruşturmayı yürüten iki askeri savcının
birbirlerini aklamak için evrak sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı.
Haklarında başka iddialar da bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce
görevden alınmış diğerinin de adi bir suç çetesine üyeliği tespit
edilince sivil mahkeme tarafından tutuklanıp cezaevine gönderilmişti.
Her defasında dikkat çeken ayrıntı ise, bu koğuşturmayı yapanların
askeri makamlar değil sivil makamlar olması oldu. Kamuoyunda askerlerin
Karargah Evleri soruşturmasını savsaklandığı kanısı hakim. Ama niçin
savsaklanıyor? Soruşturma niçin karartılmaya çalışılıyor? Yoksa
örgütlenme çok yaygın ve derinlere iniyor da bu sebeple sessizce bir
temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu iyimser bakış.. Ama ya tersi
doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde herhangi bir şey
yapılmıyorsa? Son Kaos Planı olayına Karargah'taki üst düzey
komutanların da bulaştığı ortaya çıktı. İşte 'Islak İmza' skandalı zaten
kamuoyunda yaygın olan bu kanaati doğrulamış oldu. Genelkurmayın
Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp
hala görevde tutmaya devam etmesi de kamuoyundaki bu kanıyı
pekiştirmişti. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir
cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?.. Bu
soruların cevabı sanıyoruz 'Islak İmza' ile biraz daha aydınlanmış oldu.
Kaos Planı Ergenekon kapsamında soruşturuluyor. Ergenekon savcıları,
darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala
varlığını sürdüren İdhar'ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürüyor.
Karargah Evleri cuntasal yapılanmasının askeri darbe tehlikesi devam
ediyor mu?
Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ‘’Bu
sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa
yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi
sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür.
Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi
devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü
Org.ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır’’ ifadesi dikkat çekmişti.
Herşeyi 2009'a göre ayarladık
Tutuklu sanık emekli Albay Hasan
Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da
özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un
“Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği,
iddianamede ‘’2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili
bir beklenti içerisinde oldukları’’ değerlendirmesiyle yer aldı.
Alparslan Arslan da darbe bekliyordu
Bir Ergenekon eylemi olan
Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında
‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon
iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten
sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına
inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından
yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben
elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan,
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve
ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007
yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de
‘’Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest
kalmayı düşünüyorlardı’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı.
İlhan Selçuk'tan Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç
istemiyorum. Bundan korkuyorum
Darbe bekleyen sadece o değildi
Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral
Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları
yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta,
İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen
tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor.
Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla
cezaevinde yatmıştı.
Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak
Veli Küçük, 2003'te Alman
National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata
olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.
Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak
Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın
konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi
gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.
Belge İşçi Partisi'nde bulundu
Kamuoyunun gündemine İsmail
Küçükkaya'nın Akşam'daki haberiyle gelen "Karargah Evleri", Ergenekon
Soruşturması'na Doğu Perinçek ile girdi. 23 Mart'ta gözaltında ifadesine
başvurulan Perinçek'e yöneltilen sorulardan bir tanesi de Türk Silahlı
Kuvvetleri mensupları ile buluşmasıydı. İşçi Partisi (İP) yeni bir
oluşum içine girmiş, buna göre evler kurulmuştu. Bu oluşuma "Karargah
Evleri" adı verilmişti. Bu evlere zaman zaman Alevi kökenli subaylar ve
askeri öğrenciler geliyordu. Bir de Erzincanlı Balaban aşireti
mensupları ile buluşmalar sağlanıyordu. Bu oluşumun Doğu Perinçek'e
sorulmasının nedeni ise İP genel merkezinde yapılan aramada ele
geçirilen bir CD'ydi. İP'in dördüncü katında bulunan CD açıldığında
içinden "Çok Gizli" damgalı, beş sayfalık bir belge çıkmıştı. Bu MİT'in
Genelkurmay Başkanlığı'na gönderdiği, "Konu: İP/Karargah Evleri"
başlıklı belgeydi.
"İşçi Partisi ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve
memurların da katılımıyla, emperyalistlerle Cumhuriyet karşıtları,
yıkıcıları ile mücadele amacıyla bir harekat başlatıldığı yönünde hassas
kaynaktan bilgiler intikal etmiştir. Yürütülecek bu çalışmalarda hiçbir
kurum ve oluşumun zarar görmemesi için 'Karargah Evleri' adı altında
çekirdek kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir."
Bilgisiyle başlayan beş sayfalık yazı, oluşumun tüm şemasını ortaya
koyuyor. Oluşumun en tepe noktasında İbrahim Aslan yazılı. Aslan'a bağlı
olarak, "İ. Yaşar Salihoğlu-Türkiyem Topluluğu" ve "Askeri Kesim-Albay
Cengiz Köylü" isimleri var. Askeri kesim de iki gruba ayrılmış: Birinci
grup, Harp Akademisi başlığını taşıyor. Burada yine Albay Cengiz Köylü
ismi ile karşılaşıyoruz. Alb. Köylü'nün dışında Alb. Yavuz Göker, Alb.
Turan Toker, Fırat Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut
Melih Başdemir, Y. Selim Özmen, Rıza Okur ile ismi tespit edilemeyen
Turan soyadlı bir kişi ile soyadı bilinmeyen Kemal adında birisinin
isimleri geçiyor. "Askeri Kesim" başlığının altındaki ikinci bölüm ise
Hava Harp Okulu'na ayrılmış. Burada da yine soyadı tespit edilemeyen
Binbaşı Bülent var. Bnb. Bülent isminin altında oluşumla ilişkileri
bulunan öğrenciler sıralanıyor: Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol,
Alper Özkan, Emre Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat. Hava
Harp Okulu'ndaki örgütlenme sırf bu isimlerle sınırlı değil. Destek
sağlayanlar bölümünde ise; Alb. Sinan Kesici, Dr. Rıza Kurna var. Hemen
altında ise TSK'da görev yapan sivil memurlara sıra gelmiş; Gönül Temiz,
Nesime Akbulut tespit edilen iki isim.
Ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı var?
Karargah Evleri soruşturmasını inanılmaz şekilde birbirlerini aklamak
amacıyla evrak sahteciliği yaptıkları ortaya çıkan ve bu sebeple
haklarında Yunak Cumhuriyet Başsavcılığı'nca suç duyurusu yapılan, bu
suç duyurusu dikkate alınmazsa resen soruşturma başlatılacağı belirtilen
askeri savcılar yürütüyor. Bu sahteciliği yapan savcılardan Mehmet Çelik
ise kısa süre önce görevden alınmıştı. Soruşturmayı yürütmesine göz
yumulan askeri Savcı Üçok'un son marifeti ise tutuklanmasına yol açan
adi bir çete suçuna katılması oldu. Askeri savcıların yürüttüğü Karargah
Evleri operasyonundaki tuhaflıklar “Aynı suçtan muvazzaf subayları
tutuklayan Ergenekon savcılarının önü mü kesilmek isteniyor” sorusunu
gündeme getirmişti. İşçi Partisi'nin TSK'ya sızma projesi olarak bilinen
'Karargah Evleri' ile ilgili soruşturmanın TSK ayağında başlangıcından
beri tuhaf gelişmeler yaşanıyor. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün MİT
tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a
'Durum ne, soruşturma ne aşamada?' diye sorması üzerine soruşturma
başlatmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri savcılığın soruşturmanın
başlangıcından beri gösterdiği tuhaflıklar giderek artmış, adeta canlı
yayında takip ettiğimiz ve soruşturmanın üstünün örtülmek istendiği
izlenimini giderek netleştiren ayrıntıların sayısı 10'a
ulaşmıştı.
Islak İmza skandalının ve ihbar mektubunun ortaya çıkması, bu izlenimin
ne kadar gerçekçi olduğunu somut şekilde teyit etmiş oldu. 'Biz
personelimizi böyle koruruz' diyen bir askeri savcılığın Karargah Evleri
gibi Islak İmza konusunu da soruşturmayacağı, soruşturmayı zamana
yayarak üstünü örtmeye çalışacağı artık bir iddia olmaktan öteye
geçiyor.
Planın Ergenekon'la bağlantısı çok açık
Mustafa
Karaalioğlu, Star: "Planı kim sızdırdı diyorlar? Orası
apaçık belli... Plan, 12 Haziran tarihinde Ergenekon sanığı olan Albay
Levent Göktaş’ın avukatı emekli asker avukat Serdar Öztürk’ün ofisindeki
aramada çıktı. Ki kendisi de şimdi bir Ergenekon sanığı... Plan,
Ergenekon’a sızdırıldı, oradan da yargıya ulaştı. Biraz kafa yoranlar,
içinde hükümete ve cemaatlere karşı tamamı yasadışı komplolar,
provokatif eylemler, yalan ve çarpıtma planları bulunan bir belgenin
Ergenekon’un elinde ne aradığını da kolaylıkla anlayabilirler. CHP
Lideri zamanlamanın tesadüf olamayacağını iddia ederek ima yoluyla bir
şeyler söylemeye çalışıyor. Peki, böyle bir planın Ergenekon’da çıkması
tesadüf mü? Aynı amaç, aynı eylem, aynı hedef birliğinin bundan daha
açık delili olabilir mi? Bir muhalefet liderinin biraz demokrasi derdi
varsa önce bu soruyu sorması gerekmez mi?"
'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz
Askerlerin soruşturmalara müdahalesi |
Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları
Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması |
Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi
(30 Ekim 2009, 12:45)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1078
|
|
Kendi halkını düşman gören Cunta'dan bir Kontrgerilla Belgesi daha
AK Parti hükümetini yıkmak için hazırlandığı belirtilen ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın orijinal belgesiyle birlikte Ergenekon savcılarına gönderilen eklerde yer alan ‘Bilgi Destek Planı’ da ortaya çıktı. Korgeneral Nusret Taşdeler’in adını taşıyan Eylül 2007 tarihli beş sayfalık belgede 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası Türkiye’nin durumuyla ilgili tespitler ve değerlendirmeler yer alıyor. Son sayfasında ‘Genelkurmay Başkanı’nın emriyle’ ibaresi bulunan belgede, 22 Temmuz seçimlerinin ‘Türkiye’nin ılımlı İslam’a dönüştürülmesi gayretleri bakımından milat olduğu’ öne sürülürken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) duyulan güvenin de azaldığı vurgulanıyor. 'Bilgi Destek Planı' baştan aşağıya askerin siyasetle uğraştığını, TSK yöneticilerinin halkından önemli oranda oy almış bir partiye, diğer bir deyişle askerin tüm tepkisine karşın ona oy vermeye devam eden halka karşı üniformasıyla siyaset yapmaya çalıştığını ispatlıyor. Kuşkusuz bu durum yeni değil. Askerin siyasetin dışında olduğu bir durum söz konusu değil zaten uzun yıllardır Türkiye'de. Ama günümüzdeki fark, bunu delillendiren inkar edilemez belgelerin, yine asker içindeki TSK'nın çirkin siyaset bezirganlığına tepki gösteren sağduyulu kişilerce dışarıya sızdırılıyor olması. Üniformasını çıkarmadan siyaset yapmaya çalışanlar, o üniformayı siyasete alet etmeye kalkışanlar 2002 sonundan beri giderek mevzi kaybediyor, deşifre oluyorlar. Görünüşe göre de bu süreç daha da hızlanarak devam edecek. Ergenekon davasıyla da ortaya çıktığı gibi Doğu Perinçek'in Komünist Maocu İşçi Partisi TSK'ya sızmak için 'Karargah Evleri' yapılanmasına gidiyor ama bu yapılanmanın askeri savcılıkça yapılması gereken soruşturması artık inkar edilemez işaretlerle örtbas edilmeye çalışılıyor. Diğer taraftan yine Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıktığı gibi PKK örgütüyle TSK'daki bazı subaylar arasında ilişkiler saptanıyor, üst düzey subaylar suikastlerle öldürülüyor. Ama bunlarla mücadele etmeyen üniformalı siyasetçiler halkın seçtiği siyasi partiyle veya cemaatlerle veya TV dizileriyle nasıl mücadele edeceğini belirleyen üst düzeyde harekat planları yapmakla ciddi ciddi uğraşıyor, onları eleştirmek ise TSK düşmanlığı oluyor.
Kendi
halkını düşman gören Cunta'dan bir Kontrgerilla Belgesi daha
AK Parti hükümetini yıkmak için hazırlandığı belirtilen ‘İrticayla
Mücadele Eylem Planı’nın orijinal belgesiyle birlikte Ergenekon
savcılarına gönderilen eklerde yer alan ‘Bilgi Destek Planı’ da ortaya
çıktı. Korgeneral Nusret Taşdeler’in adını taşıyan Eylül 2007 tarihli
beş sayfalık belgede 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası Türkiye’nin
durumuyla ilgili tespitler ve değerlendirmeler yer alıyor. Son
sayfasında ‘Genelkurmay Başkanı’nın emriyle’ ibaresi bulunan belgede, 22
Temmuz seçimlerinin ‘Türkiye’nin ılımlı İslam’a dönüştürülmesi
gayretleri bakımından milat olduğu’ öne sürülürken, Türk Silahlı
Kuvvetleri’ne (TSK) duyulan güvenin de azaldığı vurgulanıyor. 'Bilgi
Destek Planı' baştan aşağıya askerin siyasetle uğraştığını, TSK
yöneticilerinin halkından önemli oranda oy almış bir partiye, diğer bir
deyişle askerin tüm tepkisine karşın ona oy vermeye devam eden halka
karşı üniformasıyla siyaset yapmaya çalıştığını ispatlıyor. Kuşkusuz bu
durum yeni değil. Askerin siyasetin dışında olduğu bir durum söz konusu
değil zaten uzun yıllardır Türkiye'de. Ama günümüzdeki fark, bunu
delillendiren inkar edilemez belgelerin, yine asker içindeki TSK'nın
çirkin siyaset bezirganlığına tepki gösteren sağduyulu kişilerce
dışarıya sızdırılıyor olması. Üniformasını çıkarmadan siyaset yapmaya
çalışanlar, o üniformayı siyasete alet etmeye kalkışanlar 2002 sonundan
beri giderek mevzi kaybediyor, deşifre oluyorlar. Görünüşe göre de bu
süreç daha da hızlanarak devam edecek. Ergenekon davasıyla da ortaya
çıktığı gibi Doğu Perinçek'in Komünist Maocu İşçi Partisi TSK'ya sızmak
için 'Karargah Evleri' yapılanmasına gidiyor ama bu yapılanmanın askeri
savcılıkça yapılması gereken soruşturması artık inkar edilemez
işaretlerle örtbas edilmeye çalışılıyor. Diğer taraftan yine Ergenekon
soruşturmasıyla ortaya çıktığı gibi PKK örgütüyle TSK'daki bazı subaylar
arasında ilişkiler saptanıyor, üst düzey subaylar suikastlerle
öldürülüyor. Ama bunlarla mücadele etmeyen üniformalı siyasetçiler
halkın seçtiği siyasi partiyle veya cemaatlerle veya TV dizileriyle
nasıl mücadele edeceğini belirleyen üst düzeyde harekat planları
yapmakla ciddi ciddi uğraşıyor, onları eleştirmek ise TSK düşmanlığı
oluyor.
Ergenekon savcılarında olan belgenin tam metni şöyle:
Genel Durum: a. İSLAMİ GELİŞMELER:
1) Seçimler sonunda milliyetçilik söylemleri ve politikalarının darbe
aldığını kabul etmek gerekmektedir. Seçim sonuçları ılımlı İslam’ın bir
zaferi olarak kabul görmektedir. Batının İslam karşıtlığının bu kadar
yaygın olduğu bir dönemde, İslamist-İslamcı olarak niteledikleri bir
hükümeti bu derece desteklemeleri özellikle dikkat çekicidir.
2) Batı tarafından radikal İslam ile mücadele vasıtası ılımlı İslam
olarak seçilmiştir. Bu amaçla, özellikle ABD basın yayın organlarında
Müslüman Kardeşler ve Hizbul Tahrir’in terörist olmadıkları hatta
Vahabiler’in bile eskisi kadar şiddet uygulamadıkları yolunda yazılar
yayımlanmakta, bu şekilde, terör örgütleri dahi ılımlı İslam saflarına
çekilmeye çalışılmaktadır.
3) The Economist dergisi; yıllar boyu İslam’ı dışarıda tutan Türkiye’nin
10 yıldan fazla bir denemeden sonra, İslam’ın uysallaşmış bir şeklinin
dönüşüne izin vererek, AKP gibi ılımlı bir partinin yükselmesine müsaade
ettiğini ve demokrasisini güçlendirdiğini savunmakta ve İslam dünyasının
bu durumdan ders çıkarmasını ve örnek almasını tavsiye etmektedir.
Benzer tavsiyeler özellikle İslam dünyasındaki basın ve yayın
organlarında da yer almaktadır.
4) Tepkiler, bu tavsiyenin tutulduğunu göstermektedir. Çeşitli yazar ve
basın-yayın organları, AKP politikalarının İslam ile demokrasinin bir
arada yaşayabileceğini gösterdiğini ileri sürerek “Türkiye seçimlerinden
çıkarılacak en önemli ders: Demokrasi, milliyetçilik, laiklik,
cumhuriyetçilik, anayasalcılık, istikrar, refah ve İslam’ın, ortak bir
süreç içinde birleşmesinin mümkün olmasıdır” yorumunu getirirken, HAMAS,
olaya başka bir açıdan yaklaşarak, “AKP’nin kazandığı zafer, insanların
İslamı ideallere geri dönüşlerinin bir göstergisi” olduğunu ileri
sürmektedir. Başka bir görüş de 22 Temmuz seçimlerinde Avrupa ile
ekonomik entegrasyonunu sağlamaya çalışan Türkiye’nin siyasi ve sosyal
yönden Asya’yı tercih ettiği yolundadır. Türkiye’nin üstlendiği bu
‘İslami Demokrasi’ modelinin daha da yaygınlaşmasının, ülkemizin
özellikle Batı ile ilişkilerinin ne şekilde etkileyeceği önem arz
etmektedir.
5) Türkiye’de ılımlı İslam’ı gerçekleştirmek isteyenler amaçlarına
ulaşmışlar, Türkiye, Müslüman ülkeler için ‘bir model’ olarak görülmeye
başlanmıştır. Bu eğilimi ve ‘İslami Demokrasi’ bağlamında kazanılmış
olan ivmeyi, halen gelmiş olduğu noktadan çevirmenin son derece zor
olduğu açıktır.
6) 22 Temmuz seçimlerinin bu nedenle Türkiye’nin ılımlı İslam’a
dönüştürülmesi gayretleri bakımından bir milat olduğu ve 22 Temmuz’da
kazanılmış olan başarının verdiği cesaretle AKP’yi ve destekçilerini
daha fütursuz ve cüretkar davranmaya yöneltebilecek din eksenli yeni bir
dönemin ötesinde cumhuriyetin ve milletimizin temel değerlerlerinin
aşındırılmasına yönelik bir süreci başlatma tehlikesini ortaya
çıkardığını da söylemek mümkündür.
7) Nitekim gerek içerde ve gerekse dışarıda Türkiye’nin giderek daha
fazla din kıskacına alındığına dikkat çekilerek, mevcut hükümetin bundan
sonra esas olarak kendi tabanından gelecek aşırı isteklerle uğraşacağı
ve asıl krizlerin AKP’nin kendi içinde kaynaklanacağı dile
getirilmektedir. Seçimlerden hemen sonraki ‘sivil anayasa’ ve
‘Atatürkçülüğe anayasada yer olup olmadığı’ tartışmaları, yeni
anayasanın türbana kilitlenmesi, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarının
yargı denetimine açılması bu sancılı dönemin ve sürecin ilk işaretlerini
vermektedir.
8) 22 Temmuz seçimleri, ayrıca ılımlı İslam’ın kazançları ile bitti
denilen Büyük Ortadoğu Projesi’nin tekrar canlanmasını sağlamış,
Türkiye’ye biçilen ‘yeni Osmanlı’ rolünün yeniden gündeme getirilmesine
yol açmıştır. Ulu önder Atatürk’ün özverili, planlı ve bilinçli
gayretleri sonucu cumhuriyetin kurulması ile birlikte başlayan
‘Çağdaşlaşma, Aydınlanma ve Kültürel Değişim Süreci’, mevcut iktidar ve
irticai kesimlerinin işbirliği sonucu, çeşitli uzman ve bilim adamları
tarafından Iılımlı İslam, Yeni Osmanlıcılık ve Kültürel Geri Dönüşüm
Süreci’ veya ‘Karşı Devrim Süreci’ olarak ifade edilen bir hareketle
durdurulmuş ve etkisiz kılınmış. Cumhuriyet’in değerleri ve kazanımları
hedef alınmaya başlanmıştır.
9) Başbakan’a yapılan bütün telkinlere rağmen Abdullah Gül Cumhurbaşkanı
seçilmiştir. Bu durumu parti içi dengelerin ve partinin prestijinin
korunmasının bir gereği olarak görmek mümkün olsa da Gül’ün
cumhurbaşkanlığının yaratacağı sıkıntıları sineye çekmeye ve göğüslemeye
de hazır oldukları şeklinde anlamak gerekmektedir.
10) İç ve dış tepkiler, Gül’ün cumhurbaşkanlığının parlamenter
demokrasinin normal bir uygulaması olduğu yönündedir. Kamoyu ve medya
türbanı benimsemiş görülmekte. Cumhurbaşkanı, türban ve diğer hassas
konularda başlangıçta dikkatli davranmış ise de yavaş yavaş türbanın
davetler, karşılama, uğurlama törenleri vs. ile resmi mahaller ile
günlük yaşama girmeye başladığı görülmektedir. Zaten bir müddetten beri
esas kamusal alan olan TBMM’de yapılan çeşitli toplantılarda türbanlı ve
hatta çarşaflı hanımlar boy göstermektedir.
b. DEMOKRATİK TÜRKİYE PARTİSİ (DTP) İLE İLGİLİ HUSUSLAR:
1) DTP’nin TBMM’ye girmesi, Türkiye demokrasisi için bir talihsizliktir.
PKK’yı kardeş ve hatta ‘kendileri’ ilan eden, terörist başının yaşam
koşullarını TBMM’ye taşıyacaklarını açıklayan bu kişilerin; geçmişten
ders almadıkları, amaçlarının kendilerinden öncekiler gibi demokratik
bir platformda görüşlerini dile getirmek değil devletle kavga etmek
olduğu daha ilk günden anlaşılmıştır.
2) DTP’nin kendi içinde ve DTP-İmralı-Güneydoğu-Kandil-K.Irak
denkleminde, istismara müsait önemli fikir ayrılıklarından kaynaklanan
çatırdamalar olduğu görülmektedir.
3) İç ve dış kamuoyunda DTP’nin meclise girmesinin ‘Kürt sorununun
çözülmesi’ bakımından önemli bir fırsat olduğu yolunda görüşler
çoğalmaktadır. Diyarbakır Sur Belediye Başkanı’nın görevden alınmasına
Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin gösterdiği tepkiden,
Avrupa Birliği (AB)’nin Kürtlerin hamiliğine devam edeceği
anlaşılmaktadır. Ayrıca kasım ayında yayımlanacak AB İlerleme Raporu
öncesi DTP’nin taleplerini arttırarak kriz ve gerginlik yaratmaya
çalışacağı ve bu süretle Türkiye üzerindeki AB baskısını artırmayı
hedefleyeceği tahmin edilmektedir.
c. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ (TSK)’NE DESTEK:
1) TSK’nın işbirliği yapabileceği kurum ve kuruluşlar azalmaktadır.
Basın, iş dünyası, sendikalar, üniversitelerin bir kısmı, Sivil Toplum
Örgütleri (STÖ), hatta kamuoyunun bir kısmı artık TSK’nın yanında
değildir. Buna rağmen yeni anayasa taslağının temel felsefesine ve
özellikle de laikliğin aşındırılmasına bazı STÖ’lerin gösterdikleri
tepkilerden istifade ile, görüşleri TSK ile örtüşen konularda işbirliği
yapayapılabilme imkanları aranmalıdır.
2) Dini ağırlıklı TV kanallarında ve yazılı basında asker, şehit ve
gaziler ile programlar düzenlenmekte, şehit aileleri ve gazilere iftar
yemekleri verilmekte, evlerine ramazan paketleri gönderilmektedir.
Burada verilmeye çalışılan mesaj ‘Peygamberler ocağı’ olan ordunun
halkın ordusu olduğu ancak Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet
komutanlıklarından oluşan komuta kademesinin halkın ordusu olmadığıdır.
Aynı bağlamda Uzman çavuş ve onbaşılar ile astsubaylar, yani gayri
memnun zümrenin üzerine gidilmekte, bunların problemleri abartılı bir
şekilde kamuoyunun dikkatine getirilmektedir. TSK’da gayri memnun bir
zümre yaratılmaya çalışılmakta veya mevcut gayri memnunlar istismar
edilmektedir. Ayrıca emekli veya muvazzaf TSK mensuplarının karıştığı
olaylar TSK’nın tamamına mal edilmeye çalışılmakta, alınan ifadeler,
nerede ise soruşturmaları naklen yayın ile takip edilir hale
getirilmektedir.
ç. YENİ DÖNEMDE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ:
1) Yeni dönemde TSK’nın da yeni politikalar belirlemesi gerekmektedir.
2) Her şeyden önce, yeni şartlar ortaya çıkaran ve yeni tedbir ve
uygulamalar gerektiren bir dönem içinde olduğumuzu kabul etmek
gerekmektedir. AKP’nin TSK’nın temel konulardaki hassasiyetlerini hatta
itirazlarını dahi dikkate almadığı, kendi bildiği yolda yürümeye devam
ettiği görülmektedir.
3) Esas mesele, ılımlı İslam veya demok-ratik İslam olarak
nitelendirilen yeni devlet düzeni içinde cumhuriyetin temel
niteliklerine bağlı TSK’nın, kendisine nasıl bir yer bulabileceği ve
burada nasıl barınabileceğidir.
4) TSK’nın TBMM tarafından kurallara uygun olarak seçilmiş ve gerçek
niyeti bu olmasa da, devletin anayasada belirlenmiş olan temel
niteliklerine sahip çıkacağını açıkça deklere etmiş bir Cumhurbaşkanı’na
karşı çıkmak için geçerli bir gerekçesi ve desteği bulunmamaktadır. Bu
nedenle, devlet sisteminin işlemesine, devlet terbiyemiz gereği, mani
olmamak gerektiği düşünülmektedir. Ancak seçim sonrasının seçimden daha
fazla önem arz ettiği açıktır. Kriz veya gerginlik yaşanıp
yaşanmayacağını cumhurbaşkanının ve hükümetin davranışları
belirleyecektir.
5) TSK’nin halihazırda siyasi gelişmeleri etkileme veya yönlendirme
imkanının ne olduğu, daha doğrusu, bu imkanın kalıp kalmadığının
belirlenmesi de önem taşımaktadır.
6) Türbana gösterilecek tepki, alt kademeler için de bir emsal teşkil
edecektir. Gösterilen tepkinin uzun vadede uygulama imkanı olan tutarlı
bir politika olması önemlidir. Gösterilecek tepkinin, her ne olursa
olsun, kendi manevra sahamızı daraltmayacak ve meteakip girişimlerde
elimizi bağlamayacak düzeyde kalması önem arz etmektedir. Esasen,
TSK’nın bugüne kadar devletin niteliklerinin korunması konusunda
gösterdiği titizliğe aynen devam etmesi izlenebilecek en tutarlı
politika olacaktır. TSK, esasen söylenebilecek her şeyi söylemiş
söylediklerinin arkasında durduğunu ilan etmiştir. Bundan sonraki
tepkilerini davranışları ile göstermesi doğaldır.
7) Bir diğer önemli konu da, TSK tarafından izlenecek politikanın, başta
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olmak üzere siyasi bir partinin
politikaları ile çakışmaması, bir diğer deyişle TSK üzerinde veya
arkasına sığınarak muhalefet veya politika yapılmasına imkan
verilmemesidir.
(8) TSK’nın bir ‘imaj düzeltmesi’ yapması ve kendisi hakkında kamuoyunda
yanlış intiba yaratmaya yönelik çabaları etkisiz kılması gerekli
görülmektedir. Bu amaçla hazırlanmış olan Bilgi Destek Planı EK-A’dadır.
(9) DTP ve yandaşlarının yaşadığı sıkıntıların istismar edilmesi ve
AB’den gelecek desteğin önünün kesilmesi için;
(a) DTP’nin, kendi ifadeleri ve davranışları nedeni ile TSK tarafından
terörist olarak görüldüğünü ve herhangi bir şekilde muhatap kabul
edilmeyeceğini üst düzey bir açıklama ile ilan etmek.
(b) Terörü bu şekilde destekledikleri müddetçe demokratik olarak
herhangi bir ilerleme sağlayamayacaklarını ve bu suretle esas olarak
temsil ettiklerini iddia ettikleri kişilere zarar verecekleri mesajını
yaymak.
(c) Bu suretle “bugüne kadar ki kazanımlardan taviz vermeyin,
yumuşamayın” diyen Kandil ile “terörden bir fayda gelmez, teröristleri
desteklemeyin vazgeçin” diyen başta AB olmak üzere Kandil karşıtı
çevrelerin arasında sıkışıp kalmalarına yol açmak,
(ç) Irak’ın kuzeyindeki desteği kesmek için bölge halkını terörle
mücadele bağlamında ‘rahatsız etmek’, bu suretle de PKK’ya yardım
ettikleri ve destek sağladıkları müddetçe bu rahatsızlığın devam edeceği
mesajını vermek,
(d) PKK’nın eylemlerinin, işadamlarının bölgede yatırım yapmamalarına
yol açması, iş makinelerini, yolları, köprüleri tahrip ederek bölgeye
hizmet götürülmesine mani olması gibi sonuçları ile bölge halkına daha
da zarar verdiği gibi söylemlerin yaygınlaştırılarak bölge halkının
teröristlere sağladığı desteğin azaltılmasına çalışılabileceği
düşünülmektedir.
d. SONUÇ:
(1) 22 Temmuz seçimleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti için devletin temel
nitelikleri açısından bir dönüm noktasıdır. Türkiye, demokrasi ile
İslam’ın bir arada yaşayabileceğini ispat etmiş bir ‘ılımlı İslam’
devleti olarak tanımlanmaktadır. Hükümet de, iç kamuoyu, AB ve
Avrupa’nın da desteği ile elde ettiği kazançlarını pekiştirmeye kararlı
görünmektedir. Bu eğilimi ve ‘İslami demokrasi’ bağlamında kazanılmış
olan bir ivmeyi, halen gelmiş olduğu noktadan geri çevirmek son derece
zordur.
(2) Gelinen noktada, hükümetin tutumundan çok fazla taviz vermeyeceği ve
kendi tabanının beklentilerini karşılamak için sınırları zorlayacağı
anlaşılmaktadır. TSK’nin bu gelişmeleri etkilemeye ne derece muktedir
olduğu ayrıca düşünülmelidir.
(3) TSK’yı destekleyebilecek kesimler son derece azalmıştır. Tam tersine
basın, iş dünyası, ticaret odaları, sendikalar, üniversite camiasının
bir kısmı TSK’nın karşısındadır. Hatta halkı da TSK’ya karşı çıkarmaya
yönelik çabalar artmaktadır. Bütün bunların içinden karakteri sağlam,
devletimizin temel niteliklerine bağlı kişi veya kişilerin ve fikirleri
paralellik gösteren STÖ’lerin desteklerini sağlamak ve beraber çalışma
imkanlarını araştırmak gerekmektedir.
(4) TSK’nın ‘imaj tazelemesine’ büyük kitlelerin ortak meselelerini
kullanarak başlamak gerekmektedir. Bu nedenle de, öncelikle PKK ve DTP
üzerine alenen ve kamuoyu oluşturacak şekilde ve yukarıda maruz temalar
çerçevesinde gidilmelidir. Aynı kapsamda ele alınması gereken bir diğer
konu da din ve türbandır. TSK’nın dine karşı olmadığı çeşitli
vesilelerle ve şekillerde gündeme getirilmeli, baş örtüsü ile türban
farklılığı vurgulanarak bu konudaki yanlış anlamaların ve TSK aleyhinde
oluşmaya başlayan kanaatin önü kesilmelidir.
(5) Türkiye’deki güvenlik, siyaset, ekonomi ve sosyal hayatla ilgili
gelişmelerde AB ve ABD’nin önemli rol oynadığı şüphesizdir. Her ikisi
ile de duygusallıktan uzak, gerçekçi ve birebir bir diyalog kurulmasına
ihtiyaç bulunmaktadır.
Özellikle de seçimlerden sonra AKP’nin gerçek yüzünün görülmeye
başlaması ile AB çevrelerinde hükümete karşı oluşmaya başlayan tavır
istismar edilmelidir.
(6) Diğer ülkelerle ilgili olarak takip edilecek politikalar ayrı bir
çalışma ile sunulacaktır.
Arz/Rica ederim
GENELKURMAY BAŞKANI EMRİYLE Nusret TAŞDELER Korgeneral, Hrk.Bşk. EKLER
EK-A (Bilgi Destek Planı) EK-B (Özel Dağıtım Planı) DAĞITIM: Gereği Özel
Dağıtım Planı (Radikal)
ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ HALEN FAAL.. BİR AYAĞI SİVİLLERİN İÇİNDE BİR
AYAĞI ASKERLERİN.. BAŞBAKANIN RESMİ TELEFON GÖRÜŞMESİNİ GEÇTİĞİMİZ
GÜNLERDE KENDİ MEDYA ORGANLARI OLAN AYDINLIK'TA
YAYINLAYARAK SAVUNMADAN SALDIRIYA GEÇTİKLERİNİ GÖSTERDİLER..
Ergenekon
savcıları örgütün henüz ortaya çıkartılamamış kadrolarının izini sürüyor
2 yıldır sürdürülen soruşturma kapsamında yapılan operasyonlarda
Ergenekon Terör Örgütünün birçok elemanı ortaya çıkartılmış ve
yakalanmış olsa da çökmediği ve faaliyetlerini sürdürdüğü iddiaları
zaten daha önce medyaya da yansımıştı. Ergenekon savcılarının, darbeci
ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını
sürdüren İdhar'ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürdüğü öğrenilmişti.
Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ‘’Bu sadece askerlerin
planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir
girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN
(yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk.
ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere
yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org. ÖZKÖK herhangi bir
tasfiye yapmamıştır’’ ifadesi dikkat çekmişti.
Albay Atilla Uğur, 'Herşeyi 2009'a göre ayarladık'
Başbakanın
resmi telefon görüşmesini yasadışı şekilde gizlice kaydedip kısa süre
önce Aydınlık'ta
yayınlayarak varlığını devam ettirdiğini ve atağa bile geçtiğini
ortaya koyan Ergenekon örgütünde, gizli dinlemeleri yapanlardan şu an
tutuklu yargılanan emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A.
A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a
göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme
gelince konuşacağız” dediği, iddianamede “2009 yılı içerisinde elde
edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları”
değerlendirmesiyle yer alıyordu.
Alparslan Arslan da darbe bekliyordu
Bir Ergenekon eylemi olan
Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında
‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon
iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten
sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına
inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından
yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben
elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan,
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve
ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007
yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de
‘’Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest
kalmayı düşünüyorlardı’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı.
İlhan Selçuk'tan Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç
istemiyorum. Bundan korkuyorum
Darbe bekleyen sadece o değildi
Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral
Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları
yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta,
İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen
tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor.
Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla
cezaevinde yatmıştı.
Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak
Veli Küçük, 2003'te Alman
National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata
olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.
Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak
Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın
konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi
gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.
TSK'nın 'Karargah Evleri' sessizliği, son askeri 'Şura'da Ergenekon
soruşturmasında sorgulanan ya da adı geçen subayların terfi alması,
Ergenekon'un asker ayağının hala faal olduğunu gösteriyor
Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon
soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel
merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan
sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun
aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a
bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil
olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla
ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a “Durum ne, soruşturma
ne aşamada?” diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma
başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle
başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise
başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve
olmaya da devam ediyor.
Ergenekon sanığı subaylar genelkurmayca korunuyor
Askeri
soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak
sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da
bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi
bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat
çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil
makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını
savsakladığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin
karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere
iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu
iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde
herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani
asker oluşuma karşı değil aksine onları koruyup kolluyor. Genelkurmayın
Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp
hala görevde tutmaya devam etmesi de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah
Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve
askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?..
Terörle mücadele diyerek sivil toplumla mücadele edenlere karşı
sessizlik sürüyor
Türkiye'de yaşanmakta olan kanunsuzluklara
askeri yetkililerin doğrudan ya da dolaylı destek çıkması olaylarının
Batı'da yaşanması durumunda o yetkililerin hemen görevden alınacağından
kuşku duyulmuyor. Örneğin İspanya. Bundan daha basit bir skandal da
Savunma Bakanı sivil otoriteye başkaldıran Genelkurmay Başkanını derhal
görevden almaktan çekinmedi. Türkiye'de bunun ne zaman gerçekleşeceği
merak ediliyor. Terörle mücadele ile sivil toplumla mücadeleyi birbirine
karıştırdığı açık olan askeri yetkililere sessiz kalınıyor. Kamuoyunda
tepkiler giderek artarken, 'Genelkurmay ne yapmaya çalışıyor', 'Hükümet
ne zaman bu kanunsuzluklara ses çıkaracak' soruları soruluyor.
Kamuoyunda tepkiler giderek artarken Genelkurmay ne yapmaya
çalışıyor?
Ergenekon kapsamında Zir Vadisi'nde bulunan mühimmat
nedeniyle hakkında askeri savcılıkça dava açılan Yarbay Mustafa Dönmez,
Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkmıştı. Dönmez, hakim
Binbaşı Cemil Çelik'in, ajandasında yer alan özel yaşamına ilişkin
bilgileri sorması üzerine tepki göstermişti. Dönmez, evlilik dışı ilişki
yaşadığını ortaya koyan kadın isimlerinin sorulması üzerine, “Duygu ve
düşünceme kalmış şeyleri yargılayamazsınız. Bunlar hayallerimdi. Bu
sorunun sorulmasını doğru bulmuyorum” dedi. Hakim Binbaşı Cemil Çelik,
ismi geçen kadınların askeri savcılıkta Dönmez'le ilişki yaşadıklarını
doğruladığını ifade etmesi üzerine de "Konunun dışındadır." demişti.
Mustafa Dönmez, Mühendis Binbaşı Fatma Dönmez ile evli... Gayri meşru
ilişki yaşadığı Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde askeri hakim tarafından
dile getirilen Mustafa Dönmez hala yarbayken, eşi başörtülü olduğu
gerekçesiyle birçok asker Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla Türk
Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç ediliyor. (Vakit)
Genelkurmay, terfi ettiremediği 'Komplo Belgesi' yazarı Albay Dursun
Çiçek'ten adeta özür
dilemişti
Suç işleyenler ya da soruşturulanlar hala görevde tutuluyor hatta
terfi bile alıyor
Yarbay Dönmez gibi Albay Temizöz ve Albay Dursun
Çiçek de hala görevde tutuluyor, soruşturulan diğer bazı şüpheli
subaylar da terfi alıyor
Diyarbakır'da görülen faili meçhuller
davasında 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi ile tutuklu
yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün bu
ağır suçlamalara rağmen 6 aydır açığa alınmadığı ve hala görevde
tutulduğu ortaya çıkmıştı. Davanın müdahil avukatlarından Tahir Elçi'nin
sözleri oldukça çarpıcıydı. Hakkında ceza soruşturması başlatılan bir
şahsın; üstelik tutuklu olarak yargılanırken hala açığa alınmamış
olmasının izah edilemeyeceğini kaydeden Elçi şu ifadeleri kullandı:
'Hakkında bu derece ağır bir iddiada bulunularak, böylesine kapsamlı bir
iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve hala görevinin başında
olan başka bir devlet memuru yok. Düşünün ki bu şahıs hakkında onlarca
cinayet iddiası var. 9 kez müebbet hapisle yargılanıyor. Hala görevinin
başında olması soruşturmanın selameti açısından son derece sakıncalıdır.
Ayrıca birlikte yargılandığı sanıklar açısından da sakıncalıdır. Gizli
tanıklar Tükenmezkalem ve Sokaklambası'nın ifadelerini neden geri
çektiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Genelkurmay'ın hala bu personeli
görevi başında tutması bir mesaj olarak da algılanabilir.'
Genelkurmay'ın tavır koyduğu açık ve ilk kez de olmuyor. Ergenekon
soruşturmasına karşı da tavır koyan askerlerin bu faydasız direnme
çabası kamuoyunun dikkatinden kaçmıyor ve 'Genelkurmay ne yapmak
istiyor, sivil yasaları ve mahkemeleri neden ciddiye almıyor, kimin
emrinde, sivil otoritenin emri altına girmek istemiyor mu, Ergenekon
tipi örgütlenmelerin kanun dışı infazlarını, faili meçhulleri, terörle
terör çıkararak mücadele etmeyi, gerillayla kontrgerilla olarak mücadele
edenlerin bir taraftan uyuşturucu silah kaçakçılığı ve diğer karanlık
ticarete de el atarak kişisel çıkar elde etmeye yönelmelerini de
onaylıyor mu, onaylamıyorsa neden sivil yargılamalara doğrudan veya
dolaylı müdahale ediyor?..' sorularını sorduruyor.
ŞOK!!! KONTRGERİLLA BELGESİNİ HAZIRLAYAN GENERAL BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN ASKERİ DANIŞMANI
ÇIKTI
30 Ekim 2009: 22 Temmuz seçimlerinin hemen ardından dönemin
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın emri ile hazırlandığı iddia edilen "Bilgi
Destek Planı" dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Orgeneral Nusret Taşdeler'in
imzasını taşıyor. Taşdeler'in bu belgeyi hazırladığı dönemde Başbakan Erdoğan'ın
askeri danışmanı olması ise olayı bir başka boyuta taşıyor. 2009 Ağustos’unda 8
korgeneral arasından sıyrılarak orgeneralliğe terfi eden ve Harp Akademileri
Komutanı olan Taşdeler, Ağustos 2007- Ağustos 2008 döneminde Başbakan Erdoğan'ın
askeri danışmanı olarak görev yaptı. Bu dönemde Başbakan Erdoğan'ın askeri
konularda Genelkurmay Başkanı'ndan sonra en çok yararlandığı isim olan Taşdeler,
2007'deki tarihi Erdoğan-Bush görüşmesinde dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı
Org. Ergin Saygun ile birlikte hazır bulundu. Başbakan ABD Dışişleri Bakanı Rice
ile görüşürken de Taşdeler oradaydı.
Kritik dönemlerde Erdoğan'ın yanında
Nusret Taşdeler'in askeri danışman
olarak görev yaptığı dönemde hükümet, sınır ötesi operasyon için Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nden yetki aldı. Tezkerenin kabul edilmesinden önce 7 Ekim 2007
tarihinde 13 asker pusuya düşürülerek şehit edildi. Tezkerenin Meclis’ten
geçmesinin ardından hükümetin operasyon için kararsız kaldığı günlerde Dağlıca
Taburu'na yapılan saldırı ortalığı karıştırmış, 12 asker şehit olmuştu. Şubat
2008'de yıllar sonra ilk kez Kuzey Irak'a sınır ötesi operasyon
gerçekleştirildi. Güneş Harekatı olarak adlandırılan sınır ötesi harekatın plan
ve koordinasyonundan sorumlu isim de Nusret Taşdeler'den başkası değildi.
Skandal Bilgi Destek Planı'nı Ergenekon savcılarına gönderen subay, ordu
içindeki cuntanın Dağlıca ve Aktütün saldırılarında da parmağı olduğunu iddia
etmişti.
Askeri danışmanı kim belirliyor?
Başbakan'ın askeri danışmanını
Başbakanlık değil Genelkurmay Başkanlığı belirliyor. Teamüllere göre korgeneral
rütbesindeki Genelkurmay Harekat Başkanı, Başbakan'ın da askeri danışmanı
oluyor. Nusret Taşdeler'den önce Erdoğan'ın askeri danışmanlığını yapan Bekir
Kalyoncu da Genelkurmay Harekat Başkanı'ydı. Başbakan'ın askeri danışmanı ile
rutin bir görüşme trafiği yok ancak Başbakan istediği zaman askeri danışmanından
faydalanıyor. Nusret Taşdeler, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök döneminde
boş bırakılan orgeneral kadrosuna atama yapılarak terfi ettirilmişti. (Bugün)
'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz
Askerlerin soruşturmalara müdahalesi |
Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları
Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması |
Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi
(27 Ekim 2009, 14:55), son güncel.: (30 Ekim 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1066
|
|
Komplo belgesi bir kez daha Türkiye'yi sarsmaya başladı
Genelkurmay'ın 'kağıt parçası' diyerek reddettiği, 'millete ve hükümete kirli tezgah' belgesinin orijinalinin ortaya çıkması kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan eylem planı konusunda gözler Genelkurmay'a ve yargıya çevrildi. Başta gazeteciler, siyasetçiler ve emekli askeri yargı mensupları olmak üzere bütün toplum kesimleri, şimdi skandal planın sorumlularının ortaya çıkarılmasını bekliyor. Belgenin doğruluğunun netleşmesiyle birlikte içeriğinin tartışılması gerektiği üzerinde duruluyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, kirli eylem planıyla ilgili soruları cevaplandırdı. Erdoğan, 'İmzanın ıslak olduğu ve Adli Tıp raporuna göre elin ürünü olduğu kanaatine varılıyor. Bundan sonraki süreç savcı ile mahkemenin arasında, biz de bu sürecin takipçisi olacağız. Kurumların da lekelenmesine izin vermemeliyiz. Kaldı ki TSK da böyle bir lekeyi kabullenmez' dedi.
Komplo
belgesi bir kez daha Türkiye'yi sarsmaya başladı
Genelkurmay'ın 'kağıt parçası' diyerek reddettiği, 'millete ve
hükümete kirli tezgah' belgesinin orijinalinin ortaya çıkması kamuoyunda
büyük yankı uyandırdı. Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan
eylem planı konusunda gözler Genelkurmay'a ve yargıya çevrildi. Başta
gazeteciler, siyasetçiler ve emekli askeri yargı mensupları olmak üzere
bütün toplum kesimleri, şimdi skandal planın sorumlularının ortaya
çıkarılmasını bekliyor. Belgenin doğruluğunun netleşmesiyle birlikte
içeriğinin tartışılması gerektiği üzerinde duruluyor. Başbakan Tayyip
Erdoğan, kirli eylem planıyla ilgili soruları cevaplandırdı. Erdoğan, 'İmzanın ıslak olduğu ve Adli Tıp raporuna göre elin ürünü olduğu
kanaatine varılıyor. Bundan sonraki süreç savcı ile mahkemenin arasında,
biz de bu sürecin takipçisi olacağız. Kurumların da lekelenmesine izin
vermemeliyiz. Kaldı ki TSK da böyle bir lekeyi kabullenmez' dedi.
Gazeteci-yazar Oral Çalışlar, "Genelkurmay'ın siyasete müdahalesi ve
demokratikleşmenin önünde engel olması, bir an önce sona ermelidir."
diyor. Bu konuda hükümete ve Genelkurmay'a görev düştüğünün altını
çiziyor. Belge için savcılığa suç duyurusunda bulunan AK Parti'nin
hukukçu kurmaylarından Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ da Org. İlker
Başbuğ'un 'Yeni delil ortaya çıkarsa soruşturma tekrar açılır.' sözünü
hatırlatıyor. Bozdağ, "Belge doğruysa o sözün gereğinin zarureti doğar."
görüşünü ifade ediyor. Agos Yayın Yönetmeni Etyen Mahçupyan ise
Genelkurmay'ın artık günü kurtarmaktan vazgeçip, olayın temeline
ineceğini söylemesi gerektiğini belirtiyor.
TSK böyle bir lekeyi kabullenemez
Başbakan Tayyip Erdoğan, kirli eylem planıyla ilgili soruları
cevaplandırdı. Erdoğan, "İmzanın ıslak olduğu ve Adli Tıp raporuna göre
elin ürünü olduğu kanaatine varılıyor. Bundan sonraki süreç savcı ile
mahkemenin arasında, biz de bu sürecin takipçisi olacağız. Kurumların da
lekelenmesine izin vermemeliyiz. Kaldı ki TSK da böyle bir lekeyi
kabullenmez." dedi.
Suç işlendiği belgelendi
Belgenin orijinal olduğu doğruysa Genelkurmay Başkanlığı'ndaki üst düzey
kurmayların suç işledikleri ortaya çıkmıştır. (İlker Başbuğ, kamuoyunda
büyük tepkiye sebep olan ve altında Kurmay Dursun Çiçek'in imzası
bulunduğu tespit edilen 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı 'kağıt
parçası' olarak nitelendirmişti. TSK'nın yıpratılmak istendiğini
savunmuştu.) İlker Başbuğ, kendisini yanıltan kurmayları hakkında
gerekli işlemleri yapmalıdır. Kendisi de ya belgelere 'kağıt parçası'
demeye devam edecek ya da bu kadar kolay yanıldığı için 'Allah'a
ısmarladık' diyecektir.
Başbuğ, suçluları korumamalı
Belge ilk ortaya çıktığından bu yana Genelkurmay Başkanlığı, kamuoyuna
şeffaf, doğruları ortaya çıkaracak nitelikte bir açıklama yapmadı.
Aksine imzanın Dursun Çiçek'e ait olmadığı ileri sürüldü. Belgenin
orijinalinin ortaya çıkması bu bakımdan değerli ve anlamlıdır. Ordu
Türkiye'de siyasete müdahale etmekten ve toplumu dizayn etme
anlayışından artık vazgeçmeli. Başbuğ'un belge için 'kağıt parçası'
demesi ve belgeyi yazdığı ileri sürülen Dursun Çiçek'i görevden almaması
ilginçti. Genelkurmay Başkanı, suçluları koruyan tavrını terk etmeli.
TSK, asli görevine dönmeli
Genelkurmay'ın artık bu huylarından vazgeçip asli görevine geri dönmesi
lazım.
Bekir
Bozdağ: Genelkurmay Başkanı gereğini yapsın
Albay Dursun Çiçek
imzalı 'kaos planı'nın orijinalinin ortaya çıkması kamuoyunda büyük
yankı uyandırdı. AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ, Genelkurmay
Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un 'yeni delil ortaya çıkarsa soruşturma
tekrar açılır' sözünü hatırlattı. Bozdağ, "Belge doğruysa o sözün
gereğinin zarureti doğar." dedi.
AK Parti Ankara Milletvekili Haluk Özdalga Albay Çiçek'in ağır cezada
yargılanabileceğini söylerken Türk Silahlı Kuvvetleri'ne çağrı yaptı:
"Çok açık ki, bu belge tek başına hazırlanmadı; suç ortakları var. Adli
ve idari tahkikat başlatılmalı." CHP'li eski bakanlardan Fikri Sağlar,
ortada vahim bir durum olduğunu, belgenin orijinalinin bir an önce
kamuoyuna açıklanmasını istedi.
Haziran ayında Taraf'ta yayınlanan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın
ıslak imzalı orijinalinin beş aylık bir aradan sonra Ergenekon
soruşturmasını yürüten savcılara ulaştırıldığı bilgisi önceki gün büyük
yankı uyandırdı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 26
Haziran'da kuvvet ve ordu komutanlarını da arkasına alarak yaptığı basın
toplantısında belgeyi 'kağıt parçası' olarak nitelendirmişti. Askeri
savcılık ise kovuşturmaya gerek görmeyerek, görevsizlik kararı vermişti.
Bunun üzerine AK Parti, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na belgeyle
ilgili suç duyurusunda bulundu.
YENİDEN SORUŞTURMA AÇILMALI
AK Parti'nin suç duyurusunu yapan hukukçu kurmaylarından Grup Başkan
Vekili Bekir Bozdağ, yaşanan bu yeni gelişmenin çok önemli olduğunu
söyledi. Belgenin gerçek olduğunun resmen açıklanmasından sonra kapsamlı
değerlendirme yapacaklarını ifade eden Bozdağ, Genelkurmay Başkanı
Başbuğ'un sözlerini hatırlattı. Bozdağ, "Başbuğ, belgeyi 'kağıt parçası'
olarak nitelendirdiği basın açıklamasında, 'Savcılık kovuşturmaya yer
olmadığı kararını verdi. Bu karar kesin değildir. Hukuk devletiyiz.
Önemli olan şudur. Bu belgenin doğru olma ihtimaline ilişkin yeni delil,
bilgi, emare çıkarsa, elbette bu kovuşturma tekrar açılabilir.' demişti.
Eğer basında yazıldığı gibi ıslak imza doğru ise yeniden soruşturma
açılması gerekir. Sayın Genelkurmay Başkanı'mızın söylediği o sözlerin
gereğinin yerine getirilmesi zarureti doğar." diye konuştu.
ALBAY'IN SUÇ ORTAKLARI DA BULUNSUN
AK Parti Ankara Milletvekili Haluk Özdalga yaşanan gelişmeye sert tepki
gösterdi. Demokrasinin sabote edilmesi planıyla karşı karşıya olunduğunu
vurgulayan Özdalga'ya göre, Albay Dursun Çiçek'in fiili ağır cezada
yargılanmayı gerektiriyor. Askeri yargının kovuşturmaya gerek olmadığı
yönünde kararı verirken sağlıklı ve kapsamlı bir tahkikat yapmadığının
ortaya çıktığını, bunun da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin itibarını,
güvenilirliğini zedeleyeceğini kaydeden Özdalga, "TSK'nın yapması
gereken bir şey daha var. Çok açık ki bu belge tek başına hazırlanmadı.
Albay Çiçek'in işlediği fiilin suç ortakları olmalı. Hem adli, hem idari
tahkikat ile bu suçu işleyenler ortaya çıkarılmalı, gerekenler
yapılmalı.
Kamuoyu da şeffaf bir şekilde bilgilendirilmeli." diye konuştu. Özdalga,
kendisini 'Ergenekon'un avukatı' olarak lanse eden CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal ve Ergenekon'u savunan kesimlere de mesaj gönderdi:
"Ergenekon'un sivil siyasetçilerinde, avukatlarında eğer utanma
duyguları kaldıysa herhalde yüzleri kızarmıştır." CHP'li eski
bakanlardan, eski TBMM Susurluk Komisyonu üyesi Fikri Sağlar ise
belgenin orijinalinin ortaya çıktığına ilişkin tartışmaların bir an önce
netlik kazanmasını istedi. Ortada vahim bir durum olduğunu vurgulayan
Sağlar, "Kim ıslak imzalı belge gerçek diyorsa bir an önce ortaya
çıkarmalı. Konu sulandırılmamalı." dedi.
Eski
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk: Darbe hazırlığı iddiası ciddiye
alınarak Genelkurmay Başkanlığı bir araştırma yaptı. Böyle bir belgenin
hazırlanmadığını açıkladı. Yeni bir durum var. Bu bulgu
değerlendirilmeli. Böyle bir darbe girişimi varsa Türk Ceza Kanunu'nda
bunu cezalandıran hükümler var. Ona göre işlem yapılması gerekir. Albay
Dursun Çiçek'in yeniden sorgulanması gerekir.
Emekli DGM Savcısı Mete Göktürk: İstanbul Başsavcılığı'nda dava
açmak için yeterli kanıtlar var demektir. Daha evvel kuşkulanılan şey
gerçekleşmiştir. Bilimsel bir kanıttır. Yasal işlem yapılacaktır. Albay
Çiçek tutuklanabilir. Fotokopi kuşkuludur. Fotokopiden her zaman tespit
edilemeyebiliyor. Fotokopi ekleme olabilir diye itibar edilmiyordu.
Emare olarak başka delillerle değerlendirilebiliyor ama tek başına kanıt
olmayabiliyor. Şimdi bu DNA testi gibi bilimsel bir kanıt. Lamı cimi
yok. Cezai sorumluluğu ortaya çıkıyor. Savcılığın İrticayla Mücadele
Eylem Planı'nın kimler tarafından hazırlandığı yönünde araştırmaya
girmesi gerekir. Bireysel olarak mı, emir-komutayla mı yaptığının
araştırılması gerekir. Emir-komuta süsü vermek için yapılmış da
olabilir. Çiçek'in bireysel sorumluluğu kesin. Bu, kiminle irtibatlı
yapmıştır, emir veren var mıdır bulunmalı.
Eski Başsavcı ve Avukat Reşat Petek: Askeri savcı, daha başta
görüşünü açıklayarak ceza soruşturması usulüne uygun davranmadı. Askeri
savcılığın, 4 ayrı bilirkişi raporuna göre dava açması için yeterli
delil vardı. Ancak iddianame hazırlayarak konuyu mahkeme önüne
getirmedi. Askeri savcılığın önceden kovuşturmaya yer olmadığı kararı
yeni delille birlikte ortadan kalktı. Askeri savcılık, kendi görev
alanıyla ilgili soruşturma açmalı. Genelkurmay talimat verir ve yeni bir
soruşturma açılır. 'İhanet belgesi' denilen bu plan darbe teşebbüsünü,
hükümeti devirmenin planlandığını gösteren bir belge. Bir tarafta planı
hazırlayan, bir yandan da bunu uygulamaya koyanlar var. Plan, Ergenekon
soruşturması şüphelisi Serdar Öztürk'ün ofisinde ele geçirildi. Bu
kapsamda, bu planı hazırlayanlar ile uygulayanlar arasındaki hukuki
olarak suç ilişkisi olduğu görülüyor. Bu kişilerin, hükümeti yıkma
teşebbüsü suçundan ağır müebbet hapis istemiyle yargılanması gerekiyor.
Şu anda bu belgenin aslı olduğu için bu yeni bir delildir. Genel
uygulamada, ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren bir suçtan
sorgulanan insan tutuklanıyor. Savcı, yakalama kararı isteyebilir.
(Zaman)
Demokrasi için gereğini yapın
Ayrıca şimdiye kadar belgelenmiş her biri suç teşkil eden bütün olaylar
hakkında derhal soruşturma açılmalı. Bu gibi olayların uygulayıcısı
ordudan atılmalı. Bu olay akıllara Güçlükonak vakasını getiriyor. Başta
terör saldırısı denildi ancak sonradan JİTEM'in gerçekleştirdiği bir
katliam olduğu anlaşıldı. Ancak katliamı yapanlar soruşturma geçirmedi.
Ordu itibarını olayları saklayarak değil içerisindeki çürükleri atarak
sağlayabilir.
SORUMLULAR bedelini ödemeli
Belgenin gerçekliği kesinleşirse, Dursun Çiçek'in eylemine sahip çıkıyor
konumuna düşenler sorumluluğu paylaşmış olur. Çiçek, Genelkurmay
Karargahı'nda çalışıyor. Plan bir dehşet planı. O dönem Genelkurmay'ın
ortaya koyduğu tepkiler böyle bir belgenin olmadığı varsayımına
dayanıyordu. Belgenin orijinal çıkması Genelkurmay'ı da bağlayacak.
Böyle bir durumda, Genelkurmay Başkanlığı'nın da ciddi anlamda
suçlanacağı bir durum ortaya çıkar. Hem Genelkurmay, hem siyasi iktidar,
hem yargı konuyu yeniden değerlendirir. Genelkurmay en üst düzeyde bedel
ödemelidir.
Başbuğ, sorumluları BULMALI
Türkiye bir dizi kırılma yaşıyor. Bunların askerle ilgili kısmı
tabulaşmış bir görünüme sahip. Son birkaç yıl içinde ortaya çıkan
bilgiler bu tabu niteliğini çok hak etmediğini ortaya koydu. Topluma
doğru söylemeyen bir ordu görüntüsü ortaya çıktı. Genelkurmay'ın bu
belgeyle ilgili bu aşamadan sonra günü kurtarmaktan vazgeçip, olayın
temeline ineceğini açıkça söylemesi gerekiyor. İnandırıcı olması lazım.
İnandırıcılığın temeli de Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un istifası
ya da sorumluları ortaya çıkararak istifalarını istemektir.
Bu belge Genelkurmay'ı bağlar
Başbuğ yanıltıldı mı? Bilerek mi belgenin yok olduğunu söyledi? Bu iki
şık, Başbuğ açısından çok kritiktir. Bilerek bu belgenin olmadığını
söylemişse, o zaman Genelkurmay meşru bir iktidara karşı yasadışı
yollara başvurmayı içeren bir yöne sapmıştır. Bu, kabul edilemez.
Genelkurmay yasalar önünde bunun hesabını vermelidir. Burada iktidara da
görev düşüyor. Belge, Genelkurmay Harekat Dairesi adına hazırlanmış.
Dolayısıyla, Genelkurmay'ın toptan hesap vermesi gerekir. Genelkurmay'ın
siyasete müdahalesi ve demokratikleşmenin önünde engel olması, bir an
önce sona ermelidir. (Zaman)
Ergenekon
savcıları örgütün henüz ortaya çıkartılamamış kadrolarının izini sürüyor
2 yıldır sürdürülen soruşturma kapsamında yapılan operasyonlarda
Ergenekon Terör Örgütünün birçok elemanı ortaya çıkartılmış ve
yakalanmış olsa da çökmediği ve faaliyetlerini sürdürdüğü iddiaları
zaten daha önce medyaya da yansımıştı. Ergenekon savcılarının, darbeci
ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını
sürdüren İdhar'ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürdüğü öğrenilmişti.
Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ‘’Bu sadece askerlerin
planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir
girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN
(yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk.
ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere
yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org. ÖZKÖK herhangi bir
tasfiye yapmamıştır’’ ifadesi dikkat çekmişti.
Albay Atilla Uğur, 'Herşeyi 2009'a göre ayarladık'
Başbakanın
resmi telefon görüşmesini yasadışı şekilde gizlice kaydedip kısa süre
önce Aydınlık'ta
yayınlayarak varlığını devam ettirdiğini ve atağa bile geçtiğini
ortaya koyan Ergenekon örgütünde, gizli dinlemeleri yapanlardan şu an
tutuklu yargılanan emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A.
A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a
göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme
gelince konuşacağız” dediği, iddianamede “2009 yılı içerisinde elde
edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları”
değerlendirmesiyle yer alıyordu.
Alparslan Arslan da darbe bekliyordu
Bir Ergenekon eylemi olan
Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında
‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon
iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten
sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına
inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından
yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben
elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan,
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve
ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007
yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de
‘’Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest
kalmayı düşünüyorlardı’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı.
İlhan Selçuk'tan Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç
istemiyorum. Bundan korkuyorum
Darbe bekleyen sadece o değildi
Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral
Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları
yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta,
İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen
tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor.
Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla
cezaevinde yatmıştı.
Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak
Veli Küçük, 2003'te Alman
National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata
olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.
Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak
Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın
konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi
gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.
TSK'nın 'Karargah Evleri' sessizliği, son askeri 'Şura'da Ergenekon
soruşturmasında sorgulanan ya da adı geçen subayların terfi alması,
Ergenekon'un asker ayağının hala faal olduğunu gösteriyor
Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon
soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel
merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan
sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun
aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a
bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil
olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla
ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a “Durum ne, soruşturma
ne aşamada?” diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma
başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle
başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise
başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve
olmaya da devam ediyor.
Ergenekon sanığı subaylar genelkurmayca korunuyor
Askeri
soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak
sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da
bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi
bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat
çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil
makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını
savsakladığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin
karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere
iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu
iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde
herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani
asker oluşuma karşı değil aksine onları koruyup kolluyor. Genelkurmayın
Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp
hala görevde tutmaya devam etmesi de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah
Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve
askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?..
Terörle mücadele diyerek sivil toplumla mücadele edenlere karşı
sessizlik sürüyor
Türkiye'de yaşanmakta olan kanunsuzluklara
askeri yetkililerin doğrudan ya da dolaylı destek çıkması olaylarının
Batı'da yaşanması durumunda o yetkililerin hemen görevden alınacağından
kuşku duyulmuyor. Örneğin İspanya. Bundan daha basit bir skandal da
Savunma Bakanı sivil otoriteye başkaldıran Genelkurmay Başkanını derhal
görevden almaktan çekinmedi. Türkiye'de bunun ne zaman gerçekleşeceği
merak ediliyor. Terörle mücadele ile sivil toplumla mücadeleyi birbirine
karıştırdığı açık olan askeri yetkililere sessiz kalınıyor. Kamuoyunda
tepkiler giderek artarken, 'Genelkurmay ne yapmaya çalışıyor', 'Hükümet
ne zaman bu kanunsuzluklara ses çıkaracak' soruları soruluyor.
Kamuoyunda tepkiler giderek artarken Genelkurmay ne yapmaya
çalışıyor?
Ergenekon kapsamında Zir Vadisi'nde bulunan mühimmat
nedeniyle hakkında askeri savcılıkça dava açılan Yarbay Mustafa Dönmez,
Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkmıştı. Dönmez, hakim
Binbaşı Cemil Çelik'in, ajandasında yer alan özel yaşamına ilişkin
bilgileri sorması üzerine tepki göstermişti. Dönmez, evlilik dışı ilişki
yaşadığını ortaya koyan kadın isimlerinin sorulması üzerine, “Duygu ve
düşünceme kalmış şeyleri yargılayamazsınız. Bunlar hayallerimdi. Bu
sorunun sorulmasını doğru bulmuyorum” dedi. Hakim Binbaşı Cemil Çelik,
ismi geçen kadınların askeri savcılıkta Dönmez'le ilişki yaşadıklarını
doğruladığını ifade etmesi üzerine de "Konunun dışındadır." demişti.
Mustafa Dönmez, Mühendis Binbaşı Fatma Dönmez ile evli... Gayri meşru
ilişki yaşadığı Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde askeri hakim tarafından
dile getirilen Mustafa Dönmez hala yarbayken, eşi başörtülü olduğu
gerekçesiyle birçok asker Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla Türk
Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç ediliyor. (Vakit)
Genelkurmay, terfi ettiremediği 'Komplo Belgesi' yazarı Albay Dursun
Çiçek'ten adeta özür
dilemişti
Suç işleyenler ya da soruşturulanlar hala görevde tutuluyor hatta
terfi bile alıyor
Yarbay Dönmez gibi Albay Temizöz ve Albay Dursun
Çiçek de hala görevde tutuluyor, soruşturulan diğer bazı şüpheli
subaylar da terfi alıyor
Diyarbakır'da görülen faili meçhuller
davasında 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi ile tutuklu
yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün bu
ağır suçlamalara rağmen 6 aydır açığa alınmadığı ve hala görevde
tutulduğu ortaya çıkmıştı. Davanın müdahil avukatlarından Tahir Elçi'nin
sözleri oldukça çarpıcıydı. Hakkında ceza soruşturması başlatılan bir
şahsın; üstelik tutuklu olarak yargılanırken hala açığa alınmamış
olmasının izah edilemeyeceğini kaydeden Elçi şu ifadeleri kullandı:
'Hakkında bu derece ağır bir iddiada bulunularak, böylesine kapsamlı bir
iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve hala görevinin başında
olan başka bir devlet memuru yok. Düşünün ki bu şahıs hakkında onlarca
cinayet iddiası var. 9 kez müebbet hapisle yargılanıyor. Hala görevinin
başında olması soruşturmanın selameti açısından son derece sakıncalıdır.
Ayrıca birlikte yargılandığı sanıklar açısından da sakıncalıdır. Gizli
tanıklar Tükenmezkalem ve Sokaklambası'nın ifadelerini neden geri
çektiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Genelkurmay'ın hala bu personeli
görevi başında tutması bir mesaj olarak da algılanabilir.'
Genelkurmay'ın tavır koyduğu açık ve ilk kez de olmuyor. Ergenekon
soruşturmasına karşı da tavır koyan askerlerin bu faydasız direnme
çabası kamuoyunun dikkatinden kaçmıyor ve 'Genelkurmay ne yapmak
istiyor, sivil yasaları ve mahkemeleri neden ciddiye almıyor, kimin
emrinde, sivil otoritenin emri altına girmek istemiyor mu, Ergenekon
tipi örgütlenmelerin kanun dışı infazlarını, faili meçhulleri, terörle
terör çıkararak mücadele etmeyi, gerillayla kontrgerilla olarak mücadele
edenlerin bir taraftan uyuşturucu silah kaçakçılığı ve diğer karanlık
ticarete de el atarak kişisel çıkar elde etmeye yönelmelerini de
onaylıyor mu, onaylamıyorsa neden sivil yargılamalara doğrudan veya
dolaylı müdahale ediyor?..' sorularını sorduruyor.
‘İrticayla
Mücadele Eylem Planı’nın orijinali savcılıkta. Bundan sonra nasıl bir
süreç işleyecek?
Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, hukuki
anlamda yeni bir boyut kazanan soruşturmanın seyrini Taraf‘a yorumladı:
"Askeri savcılığın kovuşturmaya yer olmadığı kararını hukuka ve usule
aykırı olduğunu daha önce de ifade etmiştim. Şimdi orijinalinin ortaya
çıkması olaya yeni bir hukuki boyut kazandırdı. Ceza Muhakemesi
Kanunu’na göre yeni delillerin ortaya çıkması, savcılığa yeniden bu
konuyu soruşturma imkanı verir. Hukuken iki soruşturmanın yürütülmesini
bekliyorum. Birincisi, Genelkurmay Başkanı ‘kağıt parçası’ ama ‘aslı
çıkarsa da peşini bırakmam’ dedi. Şimdi askeri yönden idari bir
soruşturma gerekiyor. İkincisi ise zaten belgenin içeriği TCK’nın 49 ve
devamı maddelerinde düzenlenmiş olan ‘cebir ve şiddetle hükümeti
kaldırmaya’ yönelik bir plandır. O nedenle darbeye teşebbüs niteliğinde
bir suçtur. Belge zaten Ergenekon sanığının ofisinde yakalandığı için de
hukuki ve fiili irtibatı olduğu daha önce de ortaya çıkmıştı. Bu nedenle
Cumhuriyet savcılığının darbeye teşebbüs suçlamasıyla altında imzası
bulunan Albay Dursun Çiçek ve hazırlanmasında ve uygulanmasında kim
varsa ortaya çıkarılıp yeniden haklarında dava açılmasını bekliyorum.
Albay Çiçek tekrar tutuklanır mı?
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre böyle bir durumda yeni bir delil ortaya
çıktığında, Çiçek’in daha önce tutuklanıp serbest bırakılması ‘yok’
kabul edilir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isnadıyla dava
açılması gerekir. Tutuksuz yargılandığında delil karartılması ve yok
edilmesi ihtimalleri bulunduğundan savcılık tutuklu yargılamalıdır.
Şimdi gelişmeler onu gösteriyor ki, hakikaten Ergenekon terör örgütü
TSK’ya önemli bir şekilde sızmış. En azından kamu davası açmaya yeterli
nitelikte deliller elde ediliyor. Henüz bir mahkumiyet yok ama böyle
olunca Silahlı Kuvvetler içine sızma, orada Karargah Evleri çalışması
kapsamında faaliyetlerin sürdüğü anlaşılıyor.
Belge, Ergenekon soruşturmasını nasıl etkileyecektir?
Ergenekon’da dördüncü iddianame bekleniyor. Hukuki, fiili irtibat
kurulan bir olay sonradan bu dava kapsamında birleştirilerek görülmesi
hala mümkündür. Çünkü, ceza yargılaması maddi gerçeği bulmaya çalışır.
Bu açıdan demokrasiye karşı bir planın, siyasi otoriteyi yıkmayı öngören
bir belgenin orijinalinin ortaya çıkması hukuk açısından çok önemli bir
delildir. Savcılık da, daha sonra görülecek dava ile kovuşturma yönünden
Anayasa Mahkemesi de bu delili değerlendirecektir. Cumhuriyet
savcılarının eli deliller bakımından daha da güçlenmiştir. Karar verme
sürecinde maddi gerçeği aydınlatacak kuvvetli bir delil daha dosyanın
içinde vardır. Bundan ötesini mahkeme takdir edecektir."
Kontrgerilla
medyası fotokopi belgeyle dalga geçmişti
‘Belge çiçek açmış yaz mı gelecek’
Taraf’ın ortaya çıkardığı darbe belgesinin ardından köşe yazarları
birbirinden ilginç yazılara imza atmıştı. İşte o yazılardan bir demet:
Bekir Coşkun (Hürriyet-17 haziran): Demek ki Genelkurmay’daki subay, yazıcıya “Darbe planı yapalım” dedi.
Yazıcı “Kaç kopya olsun komutanım?” diye sordu.
Komutan “Üç...” dedi: “Biri avukat arkadaşa gidecek, birisi Taraf
Gazetesi’ne, biri de zaten gizli...”
Yazıcı selam çaktı, oturup yazdılar.
Bitince subay komutana koştu:
“Komutanım adı ne olsun?..”
“Neyin?..”
“Darbenin... Yapmıyacak mıyız?..”
“Yapacaz...”
“Darbenin adı olsun ki, ne yaptığımızı bilelim...”
Sonunda gizli şifreli, kimsenin anlayamayacağı bir isim buldular:
“AKP ve Fethullah Gülen’i bitirme planı...”
Komutan sordu:
“Ne olduğu anlaşılıyor mu?..”
Öbürü yanıtladı:
“Hayır komutanım, hiç anlaşılmıyor... Sanki başka bir şeyin şeyiymiş
gibi belli bile
değil...”
Komutan sevindi:
“Şifreli ya...”
İki gündür onu düşünüyorum; Genelkurmay’ın darbe planı herhangi bir
avukatın bürosunda ne arıyor?..
Doğrusu belgenin başlığı da ilgimi çekiyor:
“AKP ve Fethullah Gülen’i bitirme planı...”
Levazıma bulgur alımı emrini gördüğümüzde, iki gün “LK-BAT”ın bizim
akşam yiyeceğimiz bulgur pilavı ile ne ilgisi olduğunu düşünmüştük.
Sonra anlamıştık ki “Levazım Komutanlığına-Bulgur Alma Talimatı” yani;
LK-BAT...
Ama darbe planı bu kadar açık ve net:
“AKP ve Fethullah Gülen’i bitirme planı...”
Neler oluyor sizce?..
Ergenekon davası, emekli paşalara ve sıradan insanlara gerekeni yaptı.
Ama TSK içindeki rütbelilere uzanamadı...
Bunun ön hazırlığı mıdır bu?..
Dilini tutamayan Bülent
Arınç’ın halkın önünde daha geçen gün “Sıra büyüklerinde...” demesinden
tam on gün sonraya denk geliyor bu olanlar...
Sıra büyüklerde mi?..
Yılmaz Özdil (Hürriyet- 26 haziran):
12 Haziran: Taraf, “İrticayla Mücadele Eylem Planı” belgesini, “AKP ve Gülen’i
bitirme planı” başlığıyla manşetten yayımladı. Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, “İddianın
tüm yönleriyle incelenmesi için Askeri Savcılığa derhal bir soruşturma
emri verildi” dedi.
14 Haziran: Başbakan Erdoğan, “Demokratik bir ortamda AKP’ye karşı yapılan bu
gayri hukuki sürece seyirci kalamayız. Gereken ne ise bunların hepsi
yapılacaktır” sözleriyle hükümeti hedef alan eylem planına tepki
gösterdi.
15 Haziran: Ergenekon davasını yürüten savcılar, “İrticayla Mücadele Eylem Planı”
altında imzası bulunan Deniz Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek’i ifadeye
çağırdı. Askeri Savcılık belgeyi görmeden “Belgenin, Genelkurmay Başkanlığı’nın
herhangi bir biriminde hazırlanmadığına ilişkin kanaate varılmıştır”
açıklaması yaptı. Aynı gün ikinci bir açıklama yapan Genelkurmay Başkanlığı, “Türk
Silahlı Kuvvetleri, daha önce de ifade edildiği üzere, demokrasi ve
hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayan davranış ve düşüncelere sahip
bulunan personelini bünyesinde barındıramaz” dedi.
16 Haziran: AKP, eylem planıyla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na
suç duyurusunda bulundu. Başbakan Erdoğan olayın peşini
bırakmayacaklarını söyledi. Ankara’dan gelen askeri savcılar, İstanbul’da Ergenekon soruşturmasını
yürüten savcılarla görüştü.
18 Haziran: Habertürk Televizyonu’nda Fatih Altaylı’ya konuşan CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal, “Belge doğruysa Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ emekli mi
edilmeli?” sorusunu “Evet” yanıtını verdi.
19 Haziran: Belgeyle ilgili Jandarma’nın yaptığı kriminal incelemenin sonuçları
açıklandı. Jandarma, metindeki imza ile Albay Dursun Çiçek’in orijinal
imzası arasında “Benzerlik var” dedi.
22 Haziran: Taraf, Albay Dursun Çiçek’in, askeri savcılıkta verdiği ifadede farklı
bir imza örneği verdiğini belgeledi. Jandarma’dan sonra Emniyet de belgenin üzerindeki imzanın Albay Çiçek’in “elinin mahsulü” olduğu
sonucuna vardı.
24 Haziran: Askeri savcılık, Albay Dursun Çiçek hakkında “Belgenin hazırlanması ve
herhangi bir kişiye verildiğine ilişkin şüpheli (Albay Çiçek) hakkında
delil bulunmadığından, soruşturma konusu olay ve Çiçek ile ilgili itiraz
yolu açık olmak üzere kovuşturmaya yer olmadığı” kararını verdi.
26 Haziran: Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, kuvvet komutanlarıyla birlikte
düzenlediği basın toplantısında eylem planı için “kağıt parçası” dedi.
Başbuğ, “Eğer yeniden yargılama yapılacaksa bunu yine biz yaparız”
ifadelerini kullandı.
1 Temmuz: Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar tarafından ifadesi
alındıktan sonra mahkemeye sevk edilen Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek
tutuklandı.
2 Temmuz: Kurmay Albay Dursun Çiçek, tutuklanmasının üzerinden 24 saat geçmeden
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Hikmet Bila (Vatan-24 haziran): Komik bir manzara... Bir o kadar da içler acısı... Biri havaya bir
fotokopi attı, bütün Türkiye, rüzgarda uçuşan kağıt parçasının peşinde
koşuyor.
Yakalamak için bir sürü insan kan ter içinde zıplayıp duruyor. Kiminin
gömleği pantolonundan çıkmış, kiminin yakası açılmış, kiminin yanakları
kızarmış... Birisi tam tuttum derken, rüzgar bir başka tarafa savuruyor.
Hemen bir başkası başlıyor zıplamaya... İki ayağının üzerinde yaylanıp
yukarı fırlayan, iki elini çırpıp yere düşenler mi istersiniz... Uçan
kağıdın peşinden, iki kolunu iki yanında kanat gibi çırpıp havalanmaya
çalışanlar mı dersiniz... Koskoca Türkiye’nin hali son günlerde bu...
(5 temmuz 2009 tarihli yazısı):
Bir “kağıt parçası” etrafında çıkarılan yangını körükledikten sonra, “Bu
iş sıktı artık” diye kayıplara karışmak hangi sıkıntının yansımasıdır.
Türk ordusunun, düşmanla savaştığı günlerde içerden de saldırıya
uğraması ilk kez olmuyor. Kurtuluş Savaşı’nda bile yaşadı bu çifte
saldırıyı... Yeterli deneyimi var. Zaten İlker Başbuğ da uğradıkları tüm
haksız saldırılara rağmen, TSK’nın görevlerini aksatmadan yapacağını
söylüyor. Yapacaktır da...
Ama siz... Bayanlar, baylar... Siz bir yere gitmeseniz iyi olur. Bilerek
ya da bilmeyerek, “asimetrik harekat” a “lojistik destek” sağladıktan
sonra “asimetrik” olarak sıvışmak hiç de “etik” görünmüyor.
“Sıkıldık, bunaldık” demeye hakkınız olduğunu da sanmıyorum.
“Nasıl oyuna geldik?” sorusuna kafa yorup cevap aramak, yeniden kolları
sıvamanın ilk adımı olabilir. Var mısınız?
Necati Doğru (Vatan-26 haziran):
Bu da böyle bir dönemdi; yenildi, içildi, konuşuldu, kerevetine çıkıldı.
Hani Toros Dağları’nın yaylalarında göçerlik eden yörüklerin türküsü
vardır; “Herkes yesin içsin... Aslı yok yaylasında davetimiz var
bizim...” diye gider ve tatlı tatlı dalgasını geçer... Yüreği hep
coşkulu Toros yörüğünün türküsündeki benzetme gibi Fethullah
demokratları da “aslı yok belgesinden” yediler içtiler.
Aslı yok belge sızdırıldı.
Palavra meyvesini verdi.
Gökten elmalar düştü.
Belgenin aslı nerede? Koca Türk Ordusu, askeri savcısıyla 12 gündür
aradı, araştırdı; bulamadı...
(22 haziran tarihli yazısı):
Sonuca yaklaştık. Kim yazdı bu öcü belgeyi!
TSK’nin köstebeği mi!
Fethullahçı köstebek mi!
Gerçek darbeci albay mı!
Yazdıranı yanı rejisörü kim?
Birinci adamı yok mu?
Yerli mi, yabancı mı?
Türk mü, ABD’li mi?
MİT’ten mi CIA’dan mı?
....
Özüne inerseniz; bir haftadır “hangi elin kaleminden, ne amaçla çıktığı,
ne amaçla Ergenekon sanığı avukatın yazıhanesine konulduğu, yazıhaneye
konulduktan sonra da 80 yıllık süzme sızdırma devlet gazeteciliğinin
yeni ve taze bir türüne al yayınla...” diye gönderilen belgenin aslında
24 saat içinde netleşmesi gerekirdi. Evhamsız bir iktidar olsaydı, 24
saat yeterdi.
Geç olsun!
Güç olmasın!
Öcü belgenin encamı bu hafta belli oluyor. Demokratlığımız tarih
yazıyor!
Hayat bizi utandırmasın! (Taraf)
Çiçek:
İftira ve komplolarına devam ediyorlar. Gerçek ortaya çıkacak
Habertürk'ün ulaştığı Albay Çiçek, “Mahkeme süreci devam ediyor. İftira
ve komplolarına devam ediyorlar. İlgi ile izliyorum” açıklamasını yaptı.
Albay Çiçek’in ıslak imzasının aslının İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı’na mektupla gönderildiği ve Adli Tıp Kurumu incelemesinin
ardından ‘Belgedeki ıslak imza Albay Dursun Çiçek’in el ürünüdür’
kararının çıktığı iddia edildi. Kendisine telefonla ulaştığımız Albay
Çiçek ise son gelişmeyle ilgili olarak sorularımızı yanıtlarken, “Bu
aşamada bir şey söylemem doğru olmaz. Mahkeme süreci ve soruşturma devam
ediyor. Ama İftira ve komplolarına devam ediyorlar. İlgi ile izliyorum.
Gerçek ortaya çıkacak” diye konuştu.
Çiçek'in avukatı Çevik: İfade veririz
Diğer taraftan Albay
Dursun Çiçek’in avukatı Mustafa Çevik de dün bir açıklama yaptı. Son
gelişmelerle ilgili olarak kendilerine herhangi bir bilginin ve
tebligatın gelmediğini kaydeden Avukat Çevik, belge ile ilgili konuyu
basından öğrendiklerini de söyleyerek “Eğer savcılıktan çağrılırsak
müvekkilimle ifade vermeye gideriz” dedi. (Habertürk)
Taraf da Albay'la konuştu: Gelişmeleri ilgiyle izliyorum
Planın
altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek, belgeyi ortaya çıkaran
Taraf’a konuştu. “Siz yalanladınız ama belgenin gerçek olduğu ortaya çıktı” sözüne Çiçek,
“Gelişmeleri ilgiyle takip ediyorum. İyi görevler” yanıtını verdi.
Ergenekon savcıları, tutuklandıktan 18 saat sonra serbest bırakılan
Dursun Çiçek’in önümüzdeki hafta tekrar ifadesini alacak. Genelkurmay
Askeri Müşavirliği’ne bağlı bir savcı da İstanbul’a gelerek olayla
ilgili bilgi aldı. Taraf’ın ortaya çıkardığı, Genelkurmay Karargahı’nda
hazırlandığı öne sürülen Kurmay Albay Dursun Çiçek imzalı “İrticayla
Mücadele Eylem Planı”nın aslının ortaya çıkmasından sonra, Ergenekon
savcılarının yeni bir soruşturma başlattıkları öğrenildi. Dört sayfalık
planda imzası bulunan Dursun Çiçek, Taraf’a “Gelişmeleri ilgiyle takip
ediyoruz” dedi. Taraf’a konuşan Çiçek, “Daha önce böyle bir belge
hazırlamadığınızı söylediniz. Belgenin aslı ortaya çıktı ve Adli Tıp
Kurumu kriminal raporuna göre ıslak imza, sizin imzanızla yüzde doksan
dokuz benzerlik gösteriyor. Bu konuda ne diyorsunuz” sorusuna kısa
süreli bir şaşkınlıktan sonra “Gelişmeleri ilgiyle takip ediyoruz”
cevabını verdi. Çiçek “Belgedeki imza sizin mi” sorusuna ise “Size iyi
görevler diliyorum. Teşekkür ediyorum” diye yanıt vererek telefonu
kapattı.
Çiçek’in yeniden ifadesi alınacak
Belgenin orjinalinin ortaya
çıkmasından sonra soruşturmayı yürüten Ergenekon savcılarının, daha önce
askeri savcılık tarafından belgeyle ilgili sorgulananların yeniden
ifadelerini alacağı öğrenildi. Savcılar, Genelkurmay Karargahı’nda
bulunan bazı subaylarla birlikte yedi sivil memurun da belgeyle ilgili
ifadesini alacak. Savcılar ayrıca belge soruşturması kapsamında daha
önce tutuklanıp bir gün sonra itiraz üzerine 14. Ağır Ceza Mahkemesi
tarafından serbest bırakılan Dursun Çiçek’in de yeniden ifadesini
alacak. Çiçek’in önümüzdeki hafta çağrılıp, Ergenekon savcılarına ifade
vermesi bekleniyor. Belgenin ıslak imzalı orjinalinin bulunmasından
sonra Genelkurmay Askeri Müşavirliği’ne bağlı bir savcının geçen hafta
İstanbul Başsavcılığı’na gelerek olayla ilgili bilgi aldığı da ortaya
çıktı. Taraf’ta yayımlanmasından sonra birden fazla ıslak imzalı nüshası
bulunan belgenin imha edildiği de öğrenildi. Belgenin iki yerden çıkmış
olabileceği tahmin edilirken, Dursun Çiçek’in başında bulunduğu grup, bu
nedenle lağvedildi. Soruşturmayı yürüten Ergenekon savcıları,
soruşturmayı yürüten askeri savcılıktan dosyayı isteyecek. Askeri
Savcılık, Taraf’ın haberinin ardından başlattığı soruşturmada,
takipsizlik kararı vererek dosyayı kapatmıştı. (Taraf,
Mehmet Baransu)
Orijinal çıkarsa Ankara’daki soruşturma bitebilir
“İrtica ile
Mücadele Eylem Planı” başlıklı belgenin orijinalinin bulunduğu ve
altındaki imzanın Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu iddiaları
kamuoyuna yansımasının ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca
belgeye ilişkin yürütülen soruşturma da gündeme geldi. Genelkurmay
Askeri Başsavcılığı, belgenin Genelkurmay karargahında düzenlenmiş,
resmi bir evrak olmadığının saptandığını açıkladıktan sonra belgenin
TSK’yı hedef alıp almadığı ve kimler tarafından, ne amaçla üretildiğinin
tespit edilmesi için soruşturma dosyasının bir suretini İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. İstanbul Başsavcılığı da, belgenin
Ankara’da bulunduğunu gözönüne alarak, “yetkisizlik” kararıyla dosyayı
Ankara’ya göndermişti. Savcılığın, belgenin orijinal olduğu iddialarının
doğrulanmasının ardından soruşturmayı takipsizlikle sonuçlanması
olasılığı da artmış oldu. (Vatan)
Mehmet
Altan: Herhangi bir AB üyesi ülkede asla yaşamayacağımız ama Türkiye’de
ömrümüzü heba ettiğimiz bu saçma sapan geriliğe lanet okuyorum
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un (Komplo Belgesi'ne kağıt parçası
dediği) 26 Haziran tarihli basın toplantısının videosunu izledim. 62
dakika 45 saniyeme maloldu ama pişman olmadım. Hatta çok eğlendim.
Ankara’yı, rejimi, devleti ve yönetim zihniyetini tanımak isteyen
herkese de tavsiye ederim. Orgeneral Başbuğ gereksiz ve abartılı bir
biçimde Genelkurmay Savcılığı’nın “takipsizlik” kararı ardında duruyor,
ara sıra da “belgenin orijinalinin” ortaya çıkması halinde TSK Komutanı
olarak buna karşı neler yapacağını belirtiyordu. “Hukuk devleti
ilkelerine saygılı”, “demokrasiden yana”, bu ilkelere karşı faaliyetlere
“müsamaha etmeyen” ve bu meşrepteki “personeli kurumda barındırmayacak”
bir portreden söz ediyordu. Ancak, “İrtica Eylem Planı”nın bir “kağıt
parçası” olduğu iddiası, bunun peşine gidenlere yönelik “orduya karşı
asimetrik psikolojik harekatı” türü ağır ve haksız ithamlarla, “hukuk ve
demokrasi” vurgusu arasında “asimetrik” bir dengesizlik vardı. Çünkü
Genelkurmay Başkanı, kendi askeri savcısının kanaatine dayanarak, bu
“kağıt parçasını” uyduranların bulunması çağrısında da bulunuyordu.
Orijinal belgenin ortaya çıkması ertesinde, Genelkurmay Başkanlığı’nın
açıklaması, böyle bir durumda “TSK Komutanı” olarak “kendisine”
güvenilmesini isteyen Başbuğ’un verdiği sözlerle hiç mi hiç bağdaşmadı.
Video bu açıdan da eğlenceli ve öğretici oluyor. Genelkurmay açıklaması
“darbe girişiminin” üzerine gitmek yerine, bu skandalın altını çizenleri
korkutmaya yönelikti. Videoda da görüldüğü üzere askeri yaklaşıma
katkılarını esirgemeyen TSK gazetecileri suskundu, diğerleri de
ürkütülürse, tüm vahametine rağmen olayın gümbürtüye gidebileceği
hesaplanıyordu herhalde... Elbette, rejimin AB standartlarında
demokratikleşmesini istiyoruz. Ama bazen bu gelişmelere, insani bir
boyutta içim burularak, farklı bir açıdan baktığım da oluyor. Gelecek
yıl emekli olacak altmış küsur yaşında birisi, dört ay önce
söyledikleriyle, belgenin gerçek olmasının anlaşılması sonrasında
Genelkurmay’ın yayınladığı garip açıklama arasındaki sarsıcı çelişkiyi
içine nasıl sindirir, onu da anlamakta zorlanıp, daha çok üzülüyorum.
Herhangi bir AB üyesi ülkede asla yaşamayacağımız ama Türkiye’de
ömrümüzü heba ettiğimiz bu saçma sapan geriliğe ise lanet okuyorum. (Mehmet
Altan, Star)
MHP'den 'kirli tezgah' belgesine sert tepki
Albay Dursun Çiçek
tarafından hazırlandığı Adli Tıp'ın raporuyla kesinleşen 'kirli eylem
planı'na yönelik tepkiler dinmek bilmiyor. MHP Genel Başkan Vekili Oktay
Vural, belgeye sert tepki gösterirken, bunu millete ve siyasete karşı
hazırlanan tezgah olarak nitelendirdi. Vural, "Bu belgeyi kim hangi
amaçla hazırladı? Hukuki süreçte bir an önce bu işin arkasında ne var ne
yok hepsi açığa çıkarılmalı." dedi. Taraf gazetesinin 12 Haziran'da 'AKP
ve Gülen'i Bitirme Planı' başlığıyla gündeme getirdiği belgenin
orijinalinin ortaya çıkmasını değerlendiren MHP'li Vural, hukuk
devletinde millete ve siyasete müdahalenin kabul edilemeyeceğini
söyledi. Bu işin bir an önce bütün yönleri ile ortaya çıkarılması
gerektiğini vurgulayan Vural, "Öncelikle AKP'yi bitireceksek biz
bitiririz. Geçmişte onu bitireceğiz diye değirmenine su taşıyanları
gördük. 27 Nisan bildirisini yayınlayıp da trilyonluk zırhlı araçlarda
gezenleri gördük. Mezara kadar gidecek sırları da gördük. O değirmene su
taşıyarak nasıl yüzde 47'lik bir oy toplayanları da gördük. Dolayısıyla
AKP'yi biz bitireceğiz. Bu işin arkasında ne var ne yok hepsi açığa
çıkarılmalı. Kimseye siyasete müdahale edip mağduriyet oluşturma fırsatı
tanınmamalı." şeklinde konuştu.
Vural, böyle bir belgeyi kabul etmelerinin mümkün olmadığını ifade etti.
Bu konudaki hukuki sürecin süratle yapılmasını isteyen Vural, tepkisini
şu sözlerle dile getirdi: "Bu belgeyi kim hazırladı, hangi amaçla
hazırladı? Kime yarıyor? Bu soruları hep birlikte soralım. Dün niye
yoktu bugün niye çıktı? Yine hep beraber 'hangi siyasi manipülasyonları
kim neden yapıyor?' sorularını soralım. Bu siyasi tezgahların hepsini
açığa çıkarmamız lazım. Hukuk sürecinin bu konuda çok daha çabuk olması
gerekiyor. Gerçekten bu kadar süre geçmiştir ondan sonra neden ortaya
çıkmıştır? Gerçeklerin gün yüzüne çıkartılmasını biz gerçekten
istiyoruz. Ne demek? Böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün müdür? Bir
siyasi parti isek, iktidar ile mücadele edecek olan biziz. Ve bununla
ilgili kararı verecek olan elbette millet olacaktır." (Zaman)
'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz
Askerlerin soruşturmalara müdahalesi |
Askerlerin
organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları
Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması |
Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi | Kontrgerilla Medyası
(25 Ekim 2009, 10:45), son güncel.: (26 Ekim 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1055
|
|
FLAŞ!!! Ergenekon faaliyette: Erdoğan'ın ses kaydını yayınladı
Doğu Perinçek'in İşçi Partisi'ne bağlı yayın organları Aydınlık Dergisi ve Ulusal Kanal televizyonunda dün yapılan aramaların Ergenekon kapsamında olduğu ve 2004 yılında Başbakan Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında yapılan telefon görüşmesinin Ergenekon üyesi Albay Atilla Uğur tarafından yasadışı olarak gizlice kaydedilip Aydınlık'ta yayınlanması sebebiyle gerçekleştirildiği öğrenildi. İçerideki çeşitli belge ve CD’lere incelemek üzere el koyan Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, aramaların ardından Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya'yı gözaltına almıştı. Ele geçen CD'lerde ilk bilgilere göre BM temsilcisi Alvero De Soto'yla yapılmış bir görüşmenin de bulunduğu öğrenildi. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz tarafından Dost Tarikatı davası ile ilgili hazırlanan raporda Ergenekon sanıklarından Atilla Uğur'un Başbakan Erdoğan'ı 2004 yılında dinlettirdiği iddiaları yer almıştı. Ergenekon tarafından 2004'te yapılan gizli dinlemenin örgüt üyeliğiyle yargılanan Perinçek'in Aydınlık dergisinde bugünlerde yayınlanması örgütün halen faal olduğunu, üzerindeki şaşkınlığı attığını, savunma konumundan saldırı konumuna geçtiğini ve elde ettiği gizli bilgileri servis etmeye başladığını gösteriyor. Bu çarpıcı gerçeğin ortaya çıkmasıyla, yetkililerin Ergenekon örgütünün ve '1' numarasının üzerine daha fazla gitmemek için örgütle anlaştığı ve Ergenekon operasyonlarının artık yapılmayacağı iddiaları da çürümüş oluyor.
FLAŞ!!!
Ergenekon faaliyette: Erdoğan'ın ses kaydını yayınladı
Doğu Perinçek'in İşçi Partisi'ne bağlı yayın organları Aydınlık
Dergisi ve Ulusal Kanal televizyonunda dün yapılan aramaların Ergenekon
kapsamında olduğu ve 2004 yılında Başbakan Erdoğan ile KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında yapılan telefon görüşmesinin
Ergenekon üyesi Albay Atilla Uğur tarafından yasadışı olarak gizlice
kaydedilip Aydınlık'ta yayınlanması sebebiyle gerçekleştirildiği
öğrenildi. İçerideki
çeşitli belge ve CD’lere incelemek üzere el koyan Terörle Mücadele Şube
Müdürlüğü ekipleri, aramaların ardından Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni
Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya'yı gözaltına
almıştı. Ele geçen CD'lerde ilk bilgilere göre BM temsilcisi Alvero De
Soto'yla yapılmış bir görüşmenin de bulunduğu öğrenildi. Ergenekon Savcısı
Zekeriya Öz tarafından Dost Tarikatı davası ile ilgili hazırlanan
raporda Ergenekon sanıklarından Atilla Uğur'un Başbakan Erdoğan'ı 2004
yılında dinlettirdiği iddiaları yer almıştı. Ergenekon tarafından
2004'te yapılan gizli dinlemenin örgüt üyeliğiyle yargılanan Perinçek'in
Aydınlık dergisinde bugünlerde yayınlanması örgütün halen faal olduğunu, üzerindeki
şaşkınlığı attığını, savunma konumundan saldırı konumuna geçtiğini ve
elde ettiği gizli bilgileri servis etmeye başladığını gösteriyor. Bu
çarpıcı gerçeğin ortaya çıkmasıyla, yetkililerin Ergenekon örgütünün ve
'1' numarasının üzerine daha fazla gitmemek için örgütle anlaştığı ve Ergenekon
operasyonlarının artık yapılmayacağı iddiaları da çürümüş oluyor.
Ergenekon savcısı Zekeriya Öz tarafından Dost Tarikatı davası ile ilgili
hazırlanan raporda Ergenekon sanıklarından Atilla Uğur'un Başbakan
Erdoğan'ı 2004 yılında dinlettirdiği iddiaları yer almıştı
Ergenekon soruşturması kapsamında dün Aydınlık Dergisi ve Ulusal
Kanal'da arama yapıldı. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri,
aramaların ardından Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve
Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya'yı gözaltına aldı. Ulusal Kanal
ve Aydınlık Dergisi'nin yanı sıra gözaltına alınan şahısların evlerinde
de arama yapıldı. Arama, 'Başbakan Tayyip Erdoğan'la KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat arasındaki görüşmelerin Ergenekon terör örgütü
tarafından tespit edilerek servis yapıldığı' gerekçesine dayandırıldı.
Ergenekon savcısı Zekeriya Öz tarafından Dost Tarikatı davası ile ilgili
hazırlanan raporda Ergenekon sanıklarından Atilla Uğur'un Başbakan
Erdoğan'ı 2004 yılında dinlettirdiği iddiaları yer almıştı.
Ergenekon
Terör Örgütü halen faal. Deposundaki gizli bilgileri servis etmeye
başladı
Aydınlık
Dergisi, 13 Ekim tarihinde yayınlanan son sayısında Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında 2004
yılında yapılan bir telefon görüşmesinin dökümlerini yayınladı. Derginin
kapak dosyasında Başbakan Erdoğan'ın KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş için "O artık bitmiştir", "Muhatap olmaktan bile çıkmıştır"
dediği iddia ediliyor. Konuşma kayıtlarının İşçi Partisi'ne
ulaştırıldığı ve montaj olma ihtimaline karşı uzmanlar tarafından
incelendiği belirtildi. Dergide yer alan konuşmanın doğru olup olmadığı
kesinlik kazanmadı; ancak bir başbakanın telefon görüşmesinin
yayınlanması Ergenekon'un 'dinleme cihazları' iddiasını yeniden gündeme
getirdi. Ergenekon yapılanmasının, güvenlik birimlerinin kullandığı
teknolojiden daha gelişmiş dinleme cihazlarını edinmek için harekete
geçtiği dile getirilmişti.
Ergenekon'un Başbakanı dahi dinlettiği iddiaları
doğrulanmış oldu
Ergenekon savcısı Zekeriya Öz tarafından
hazırlanan Dost Tarikatı lideri İhsan Güven'in öldürülmesi ile ilgili
rapor Ergenekon soruşturmasının tutuklu sanıklarından Atilla Uğur'un,
Levent Ersöz'ün bilgisi dahilinde Başbakan Erdoğan'ı dinlediğini ortaya
çıkarmıştı. Raporda yer alan iddialara göre Atilla Uğur, hükümet
üyelerinin telefonlarını yasadışı dinleterek, elde edilen bilgileri
Şener Eruygur ve Levent Ersöz'e aktarmış. Başbakan Erdoğan'ın Talat'la
yaptığı telefon görüşmesinin, Atilla Uğur ve Levent Ersöz'ün görev
yaptıkları ve hükümet üyelerini dinlettikleri 2004 yılında gerçekleşmesi
dikkat çekiyor. (Zaman)
BM Temsilcisi De Soto'yu da dinlemişler
Aramalarda ayrıca, çok
sayıda ses kaydını içeren CD’lere ulaşıldı. Bu CD’lerin bazılarında
işadamı Cüneyt Zapsu ile BM’nin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvero De
Soto arasında yapılan görüşmelerin kayıtlarının bulunduğu da öğrenildi.
Ergenekon
savcıları örgütün henüz ortaya çıkartılamamış kadrolarının izini sürüyor
2 yıldır sürdürülen
soruşturma kapsamında yapılan operasyonlarda Ergenekon Terör Örgütünün
birçok elemanı ortaya çıkartılmış ve yakalanmış olsa da çökmediği ve
faaliyetlerini sürdürdüğü iddiaları zaten daha önce medyaya da
yansımıştı. Ergenekon savcılarının, darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi
sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını sürdüren İdhar'ın (yığınağın,
kadrolaşmanın) izini sürdüğü öğrenilmişti. Ergenekon iddianamesinde,
darbe slaytlarında, ‘’Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil
sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa
bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması
öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine
göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam
etmektedir. Çünkü Org. ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır’’ ifadesi
dikkat çekmişti.
Başbakanın telefon görüşmesini kaydeden Atilla Uğur: 'Herşeyi 2009'a
göre ayarladık'
Tutuklu sanık emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 9
Ocak 2008’de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.’nın
“Her şey 2009’a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un “Her şeyi. Paşam,
hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği, iddianamede “2009 yılı
içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde
oldukları” değerlendirmesiyle yer alıyordu.
Alparslan Arslan da darbe bekliyordu
Bir Ergenekon eylemi olan
Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında
‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon
iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten
sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına
inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından
yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben
elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan,
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve
ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007
yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de
‘’Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest
kalmayı düşünüyorlardı’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı.
İlhan Selçuk'tan Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç
istemiyorum. Bundan korkuyorum
Darbe bekleyen sadece o değildi
Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral
Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları
yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta,
İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen
tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor.
Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla
cezaevinde yatmıştı.
Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak
Veli Küçük, 2003'te Alman
National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata
olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.
Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak
Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın
konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi
gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.
TSK'nın 'Karargah Evleri'
sessizliği, son askeri 'Şura'da Ergenekon soruşturmasında
sorgulanan ya da adı geçen subayların
terfi alması,
Ergenekon'un asker ayağının hala faal olduğunu gösteriyor
Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon
soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel
merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan
sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun
aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a
bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil
olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla
ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a “Durum ne, soruşturma
ne aşamada?” diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma
başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle
başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise
başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve
olmaya da devam ediyor.
Ergenekon sanığı subaylar genelkurmayca korunuyor
Askeri
soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak
sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da
bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi
bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat
çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil
makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını
savsakladığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin
karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere
iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu
iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde
herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani
asker oluşuma karşı değil aksine onları koruyup kolluyor. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz
soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya
devam etmesi
de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya
çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor
mu?..
Aydınlık'taki CD'lerde tespit edilen telefon dinleme kayıtları
22 Ekim 2009: Aydınlık dergisinde ele geçen CD’lerde, Başbakan Erdoğan’dan KKTC
Cumhurbaşkanı Talat’a, bakanlar ve belediye başkanlarından ABD’li
yetkililere kadar onlarca kişiye ait konuşma kaydı var. 1999-2004
dönemine ait konuşmaları kimin kaydettiği ise henüz netleşmedi. Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın, dönemin KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’la
yaptığı telefon görüşmesinin kayıtlarının Aydınlık dergisinde
yayımlanmasının ardından başlatılan adli soruşturma sürüyor. Soruşturma
kapsamında, dergide yapılan aramada ele geçirilen ses kayıtlarının
tasnifi büyük ölçüde tamamlandı. İncelemeler sonunda, Erdoğan’ın
Talat’ın yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş,
yakın dostu işadamı Remzi Gür ve avukat Münci İnci ile yaptığı
görüşmelerin de kayda alınarak saklandığı ortaya çıktı.
İşte CD’lerde yer alan kayıtların sahipleri
Tayyip Erdoğan,
Cemil Çiçek, Ali Babacan, Hilmi Güler, Egemen Bağış, - Mehmet Ali Talat,
Kadir Topbaş, Melih Gökçek, Remzi Gür (İşadamı), Münci İnci (Avukat),
Cüneyd Zapsu, Alvaro De Soto (BM Kıbrıs Özel Temsilcisi), John Hanford
(ABD Dışişleri yetkilisi), Bülent Alirıza (CSIS Türkiye Temsilcisi),
Yalçın Balcı, Murat Yetkin (Gazeteci), Serdar Denktaş, Hakan Aygün
(Gazeteci) (Milliyet)
Askerlerin soruşturmalara müdahalesi |
Askerlerin
organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları
Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması |
Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi
Abdullah Harun
(20 Ekim 2009, 11:20), son güncel.: (22 Ekim 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1039
|
|
Ergenekon Barosu suç işliyor: Sivile avukat yok, askere var
Ergenekon davasına karşı çıkışlarıyla bilinen İstanbul Barosu, son icraatıyla kimin barosu olduğu şüphelerini ortadan kaldırıyor. Baro Başkanı Muammer Aydın, zorunlu müdafilik uygulamasında 'avukatların boykot kararı olduğu için görevlendirme yapamadıklarını' savunuyordu. Ergenekon davasında Danıştay sanıklarına da bu gerekçeyle avukat atanmadı. Ancak askeri ve sivil yargı için çifte standart uygulandığı ortaya çıktı. 26 Haziran 2009'dan beri İstanbul'daki emniyet, savcılık ve mahkemelerden gelen 10 bin avukat talebini reddeden baronun, askeri mahkemeye olumlu cevap verdiği tespit edildi. 29 Eylül 2009'da 1. Ordu Komutanlığı askeri Savcılığı'nın talebi üzerine atama yapıldığı öğrenildi. Baro Başkanı Muammer Aydın ise iddiaları reddetti: "Bildiğim kadarıyla askeri savcılığa atama yapmadık. Hiçbir avukat görev kabul etmiyor." Ancak Avukat Arda Alan, askeri mahkemedeki davalarda CMK avukatı olarak görevlendirildiğini doğruladı. Diğer bir Avukat Fazıl Ahmet Tamer de, boykotun başladığı günlerde baro tarafından aranarak askeri mahkemedeki bir dava için görev alıp alamayacağının kendisine sorulduğunu belirtti. Çok sayıdaki avukat da bu konuda görüşlerini açıklayarak boykota katılmadıklarını, Ergenekon davasında görev alabileceklerini, baronun kamuoyunu yanılttığını, tek taraflı bir dayatma yaparak, ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle tüm avukatların boykota katıldığı yalanını söylediğini ifade ettiler.
Ergenekon
Barosu suç işliyor: Sivile avukat yok, askere var
Ergenekon davasına karşı çıkışlarıyla bilinen İstanbul Barosu, son
icraatıyla kimin barosu olduğu şüphelerini ortadan kaldırıyor.
Baro Başkanı Muammer Aydın, zorunlu müdafilik uygulamasında 'avukatların
boykot kararı olduğu için görevlendirme yapamadıklarını' savunuyordu.
Ergenekon davasında Danıştay sanıklarına da bu gerekçeyle avukat
atanmadı. Ancak askeri ve sivil yargı için çifte standart uygulandığı
ortaya çıktı. 26 Haziran 2009'dan beri İstanbul'daki emniyet, savcılık
ve mahkemelerden gelen 10 bin avukat talebini reddeden baronun, askeri
mahkemeye olumlu cevap verdiği tespit edildi. 29 Eylül 2009'da 1. Ordu
Komutanlığı askeri Savcılığı'nın talebi üzerine atama yapıldığı
öğrenildi. Baro Başkanı Muammer Aydın ise iddiaları reddetti: "Bildiğim
kadarıyla askeri savcılığa atama yapmadık. Hiçbir avukat görev kabul
etmiyor." Ancak Avukat Arda Alan, askeri mahkemedeki davalarda CMK
avukatı olarak görevlendirildiğini doğruladı.
Diğer
bir Avukat Fazıl Ahmet Tamer de, boykotun başladığı günlerde baro
tarafından aranarak askeri mahkemedeki bir dava için görev alıp
alamayacağının kendisine sorulduğunu belirtti. Çok sayıdaki avukat da bu
konuda görüşlerini açıklayarak boykota katılmadıklarını, Ergenekon
davasında görev alabileceklerini, baronun kamuoyunu yanılttığını, tek
taraflı bir dayatma yaparak, ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle tüm
avukatların boykota katıldığı yalanını söylediğini ifade ettiler.
Dünyanın sayılı baroları arasında yer alan İstanbul Barosu'nun CMK
servisinde görev alan 4 bin avukatın 26 Haziran 2009'da zorunlu
müdafilik uygulaması kapsamında aldığı boykot kararı tartışma konusu
oldu. Baro Başkanı Muammer Aydın'ın verdiği bilgiye göre, 3 ayda,
karakollardan, emniyet müdürlüklerinden, savcılıklardan ve mahkemelerden
10 bine yakın avukat talebi oldu. Bu taleplerin tamamı 'avukatların
boykot kararı' olduğu gerekçesiyle dikkate alınmadı. Ancak, sivil
yargıya atama yapmayan baronun 'boykot' kararını askeri mahkemeye
uygulamadığı ortaya çıktı. Baronun, 1. Ordu Komutanlığı askeri savcılığı
ve mahkemesine avukat görevlendirdiği öğrenildi.
BOYKOT KARARI ASKERİ YARGIYI KAPSAMIYORMUŞ
29 Eylül'de askeri
savcılığın talebi üzerine görevlendirilen avukat Arda Alan, boykot
süresince hem ofis arkadaşı hem de başka avukat arkadaşların askeri
mahkemedeki davalarda CMK avukatı olarak görevlendirildiğini doğruladı.
Bu konuda baronun bilgisi olmadan görev almalarının mümkün olmadığına
dikkat çeken Alan, kendisinin askeri savcılık ve mahkemelere atama
yapıldığını bildiğini anlattı. İstanbul Barosu'na bağlı olarak CMK
avukatlığı yapan Fazıl Ahmet Tamer, boykotun başladığı ilk günlerde baro
tarafından aranarak askeri mahkemedeki bir dava için görev alıp
alamayacağının kendisine sorulduğunu belirtti. Şehir dışında olduğu için
davayı almadığını anlatan Tamer, baro görevlisine boykot olduğu halde
nasıl atama yaptıklarını sorduğunda, 'askeri savcılıklardan gelen
taleplerin kabul edildiği, boykotun askeri mahkemeleri ve savcılıkları
kapsamadığı, ödemelerin bu alandaki soruşturma ve kovuşturmalarda
eksiksiz yapıldığı'nın kendisine söylendiğini anlattı.
MUAMMER AYDIN: BOYKOT DEVAM EDİYOR
İstanbul Barosu Başkanı
Muammer Aydın ise hem askeri hem de sivil yargıya boykot uygulandığını
ileri sürdü. Aydın, boykotun baronun değil, avukatların kararı olduğunu
savundu. Devlet tarafından 12 milyon liranın İstanbul Barosu'nun zorunlu
müdafilik ödemeleri için ayrıldığını ve 1 Ekim itibarıyla avukatlık
ücretlerinin ödemelerinin başlayacağını belirten Aydın, "Bildiğim
kadarıyla askeri savcılığa atama yapmadık. Atamayla ilgili hiçbir avukat
görev kabul etmiyor. Avukat kabul ettiği takdirde atıyoruz. Benim bilgim
dahilinde böyle bir bilgi yok. CMK servisi benim bilgim olmadan ya da
sorumlu yönetim kurulu üyesinin bilgisi olmadan atama yapılamaz." dedi.
AVUKATLAR BAROYU YALANLADI
Aydın'ın bu sözlerine karşılık CMK
avukatlarının üye olduğu Savunma Avukatları Derneği üyesi Hayel Özenç ve
Muhittin Köylüoğlu, boykot kararına şerh koyduklarını ve atanmak
istediklerini bildirdiklerini kaydetti. Hayel Özenç, atama yapılmasını
istedikleri için baroyu aradıklarında, "Sizin bölgenizde boykot kararı
alındı." denilerek atama yapılmayacağının kendisine açıklandığını
söyledi. Muhittin Köylüoğlu da boykota karşı olduğunu belirterek,
şunları kaydetti: "CMK avukatlığı, 'kamu hizmeti' değil, 'kamu
görevi'dir. Kamu görevini yerine getirmemek de suç. TCK'da suç. Bizim
'bunu yapmıyoruz' deme hakkımız yok. Benim muhalefet şerhim var ancak
görevlendirme yapılmıyor. Boykot kararı çıkması için Muammer Aydın çok
uğraştı, herkesi yönlendirdi, toplantılara katıldı. Yargılanmaktan
korktuğu için baro olarak karar almadı. Bize, boykota ilişkin 'demirden
korkan trene binmez' dedi. Ama şimdi, boykot kararını avukatların
aldığını söylüyor."
Hukukçulara göre, İstanbul Barosu Ergenekon davasında suç işliyor
İstanbul Barosu, Ergenekon soruşturmasıyla birlikte sık sık gündeme
geldi. Baro Başkanı Muammer Aydın, her fırsatta soruşturmayı eleştirdi.
Sanıklardan bazılarının GATA'ya sevk edilmesini istedi. Hatta Cumhuriyet
gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerinin
'gazetecilik faaliyeti' olarak değerlendirilmesi gerektiğini iddia etti.
Silivri'deki davayı izlemek için 'komisyon' kurduğu ileri sürülen Baro,
son olarak Danıştay sanıklarına avukat atamama kararıyla gündemde.
Hukukçular Baro'nun bu tavrıyla suç işlediğini belirtiyor.
Ergenekon barosu Ergenekon davasına nüfuz etmeyi başardı
Alparslan Arslan ve Osman Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu Danıştay
davası sanıklarına baro tarafından atanan avukatların aynı zamanda
Ergenekon davası sanıklarını savunması, yeni avukat tayinini gündeme
getirmişti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, önceki duruşmalarda
Danıştay davası sanıkları ile Ergenekon davası sanıklarını aynı
avukatların savunmasının "menfaat çatışmasına" neden olacağını
belirterek, barodan yeni müdafi atanmasını istedi. Baro yönetimi ise bu
kez CMK avukatlarının boykot yaptığı gerekçesiyle atama yapamayacağını
mahkemeye bildirdi. Bunun üzerine Danıştay sanıklarının savunmasına
geçemeyen mahkeme, 111. duruşmanın ara kararında, eski kararından
dönerek baro tarafından geçmişte atanan avukatların "menfaat çatışması"
olsa bile savunma yapmasına karar verdi. Mahkemenin zorunlu olarak
verdiği bu karar hukukçuları şaşırttı. Uzmanlar, baronun suç işlediğini
ve baro hakkında işlem yapılması gerektiğini ifade ediyor. Yargıtay Ceza
Genel Kurulu'nun da bu yönde bir kararı var. Ceza Genel Kurulu 2004
yılında Diyarbakır Barosu'yla ilgili verdiği kararda baroyu haksız
bulmuştu. Diyarbakır Barosu, avukatın can güvenliği olmadığı
gerekçesiyle atama yapmamıştı. Ceza Genel Kurulu bunun görevi ihmal
suretiyle kötüye kullanma olduğuna hükmetmişti. Hukukçuların konuyla
ilgili görüşleri şöyle:
Baro hakkında soruşturma açılmalı
Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahri Öztürk: Usul
kanunu zorunlu müdafiliği düzenliyor ama baro avukat görevlendirmiyor.
Suç işliyor. Zorunlu avukatlık bir kamu görevidir. Avukat bunu
reddedemeyeceği gibi baro da atama yapmaktan kaçınamaz. Bu, görevi
kötüye kullanma suçudur. Yargıtay bunun görevi kötüye kullanma olduğu
görüşünde. 'Sorgusu sırasında avukat bulundurulmadığı gerekçesiyle' AİHM,
Türkiye aleyhine daha yeni 17 tane mahkumiyet kararı verdi.
Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk
Turhan: Zorunlu müdafilik bir kamu görevidir. Avukat atama da bir
kamu görevidir. Baro çeşitli gerekçelerle bu atamayı yapmıyorsa, görevi
kötüye kullanma söz konusudur. Cumhuriyet savcısı TCK 257 uyarınca
soruşturma açmalıdır.
Uluslararası Hukukçular Birliği Başkanı Avukat Necati Ceylan:
Zorunlu müdafilik Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenmiştir ve barolar
atama yapmakla görevlidir. Bu görevin yerine getirilmemesi Ceza
Kanunu'na aykırıdır. Yetkili makamların gerekli işlemi yapmaları lazım.
Baro yasaya aykırı davranıyor. (Zaman)
Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi |
İstanbul Barosu ve Başkanı Muammer Aydın'la ilgili manşetlerimiz |
Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri
(05 Ekim 2009, 10:45)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=983
|
|
Savcılar Ergenekon 'İdharı'nın izini sürüyor
Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, 'Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İdharın (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. Özkök tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org. Özkök herhangi bir tasfiye yapmamıştır' ifadesi dikkat çekmişti. Son zamanlarda Ergenekon soruşturmasının asker şahıslar üzerinde yoğunlaştığına dikkat çeken uzmanlar, askeri darbe tehlikesinin hala devam ettiğini, emir-komuta zinciri içinde yapılmasa bile giderek güç kaybeden ve köşeye sıkışan örgütün vurucu gücü cuntanın, soruşturmanın kesintisiz devam edeceğinin anlaşılması üzerine bir askeri kalkışmaya girişebileceğini iddia ediyorlar. Genelkurmay'ın, Ergenekon örgütünün asker yapılanması olan 'Karargah Evleri' soruşturmasında iki yıldır yaşanan çok tuhaf gelişmelere karşı sessizliğini sürdürmesi, Ergenekon ve Temizöz davalarındaki asker sanıklara sahip çıkması ve hatta terfi ettirmesi, kadrosuzluk sebebiyle terfi ettiremediği Albay Dursun Çiçek gibilerinden ise adeta özür dilemesi, TSK içindeki Ergenekon 'idharı'nın varlığını doğrulayan belirtiler.. Örgütün askeri gücüne doğru ilerleyen soruşturmada savcılar henüz ortaya çıkartılamamış cunta kadrolarının izini sürüyor.
Savcılar
Ergenekon 'İdharı'nın izini sürüyor
Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, 'Bu sadece askerlerin
planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir
girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İdharın (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür.
Genelkurmay Bşk. Özkök tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi
devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü
Org. Özkök herhangi bir tasfiye yapmamıştır' ifadesi dikkat çekmişti.
Son zamanlarda Ergenekon soruşturmasının asker şahıslar üzerinde
yoğunlaştığına dikkat çeken uzmanlar, askeri darbe tehlikesinin hala devam ettiğini, emir-komuta
zinciri içinde yapılmasa bile giderek güç kaybeden ve köşeye sıkışan
örgütün vurucu gücü cuntanın, soruşturmanın kesintisiz devam edeceğinin
anlaşılması üzerine bir askeri kalkışmaya girişebileceğini iddia
ediyorlar. Genelkurmay'ın, Ergenekon örgütünün asker yapılanması olan
'Karargah Evleri' soruşturmasında iki yıldır yaşanan çok tuhaf
gelişmelere karşı sessizliğini sürdürmesi, Ergenekon ve Temizöz
davalarındaki asker sanıklara sahip çıkması ve hatta terfi ettirmesi,
kadrosuzluk sebebiyle terfi ettiremediği Albay Dursun Çiçek gibilerinden
ise adeta özür dilemesi, TSK içindeki Ergenekon 'idharı'nın varlığını
doğrulayan belirtiler.. Örgütün askeri gücüne doğru ilerleyen
soruşturmada savcılar henüz ortaya çıkartılamamış cunta kadrolarının
izini sürüyor.
Karargah Evleri cuntasal yapılanmasının askeri darbe tehlikesi devam
ediyor mu?
Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, “Bu
sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa
yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi
sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür.
Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi
devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü
Org.ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır” ifadesi dikkat çekmişti.
Herşeyi 2009'a göre ayarladık
Tutuklu sanık emekli Albay Hasan
Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da
özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un
“Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği,
iddianamede “2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili
bir beklenti içerisinde oldukları” değerlendirmesiyle yer aldı.
Alparslan Arslan da darbe bekliyordu
Bir Ergenekon eylemi olan
Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında
‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti.
Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın
cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından
serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın
Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise "Siz
kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya
sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11.
Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve ben
serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007 yılında öldürülen gazeteci
Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de “Hrant’ı öldürenler 2009’da
yapılması planlanan darbeyle serbest kalmayı düşünüyorlardı” şeklinde
bir açıklama yapmıştı.
İlhan Selçuk'tan Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak,
hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum
Darbe bekleyen sadece o değildi
Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli
Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı
darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16
Ocak 2004" tarihli notta, İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle
beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan
korkuyorum" dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte
darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı.
Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak
Veli Küçük, 2003'te
Alman National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu
büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak"
demişti.
Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe
yapılacak
Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile
Ümit Sayın'ın konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008
Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği
iddianameye girmişti.
TSK'nın 'Karargah Evleri'
sessizliği, son askeri 'Şura'da Ergenekon soruşturmasında
sorgulanan ya da adı geçen subayların
terfi alması,
Ergenekon'un asker ayağının hala faal olduğunu gösteriyor
Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon
soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel
merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan
sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun
aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a
bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil
olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla
ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a “Durum ne, soruşturma
ne aşamada?” diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma
başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle
başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise
başlangıcından günümüze iki yıldır
tuhaf gelişmelere sahne oldu ve
olmaya da devam ediyor.
Ergenekon sanığı subaylar genelkurmayca korunuyor
Askeri
soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak
sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da
bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi
bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat
çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil
makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını
savsakladığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin
karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere
iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu
iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde
herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani
asker oluşuma karşı değil aksine onları koruyup kolluyor. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz
soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya
devam etmesi
de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya
çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor
mu?..
Askerlerin soruşturmalara müdahalesi |
Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları
Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması |
Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi
Abdullah Harun
(27 Eylül 2009,
18:00)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=975
|
|
TSK'da Karargah Evleri sessizliği
Ergenekon savcılarınca ortaya çıkarılan TSK içindeki Karargah Evleri yapılanmasıyla ilgili çarpıcı bilgiler peşpeşe geliyor. Ancak Genelkurmay sessizliğini koruyor. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır çok tuhaf gelişmelere sahne oldu. Olmaya da devam ediyor.
27.09.2009 12:50 TSK'nın 'Karargah Evleri' iddiaları karşındaki sessizliği düşündürüyor.. Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a 'Durum ne, soruşturma ne aşamada?' diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve olmaya da devam ediyor.
Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı?
Askeri soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını savsaklandığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani asker oluşuma karşı değil. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya devam etmesi de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?..
Ergenekon savcıları, darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını sürdüren İdhar'ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürüyor..
Karargah Evleri cuntasal yapılanmasının askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?
Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ‘’Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org.ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır’’ ifadesi dikkat çekmişti.
Herşeyi 2009'a göre ayarladık
Tutuklu sanık emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği, iddianamede ‘’2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları’’ değerlendirmesiyle yer aldı.
Alparslan Arslan da darbe bekliyordu
Bir Ergenekon eylemi olan Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında ‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007 yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de ‘’Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest kalmayı düşünüyorlardı’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı.
İlhan Selçuk'tan Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum
Darbe bekleyen sadece o değildi Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta, İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı.
Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak
Veli Küçük, 2003'te Alman National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.
Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak
Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.
Belge İşçi Partisi'nde bulundu
Kamuoyunun gündemine İsmail Küçükkaya'nın Akşam'daki haberiyle gelen "Karargah Evleri", Ergenekon Soruşturması'na Doğu Perinçek ile girdi. 23 Mart'ta gözaltında ifadesine başvurulan Perinçek'e yöneltilen sorulardan bir tanesi de Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile buluşmasıydı. İşçi Partisi (İP) yeni bir oluşum içine girmiş, buna göre evler kurulmuştu. Bu oluşuma "Karargah Evleri" adı verilmişti. Bu evlere zaman zaman Alevi kökenli subaylar ve askeri öğrenciler geliyordu. Bir de Erzincanlı Balaban aşireti mensupları ile buluşmalar sağlanıyordu. Bu oluşumun Doğu Perinçek'e sorulmasının nedeni ise İP genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir CD'ydi. İP'in dördüncü katında bulunan CD açıldığında içinden "Çok Gizli" damgalı, beş sayfalık bir belge çıkmıştı. Bu MİT'in Genelkurmay Başkanlığı'na gönderdiği, "Konu: İP/Karargah Evleri" başlıklı belgeydi.
"İşçi Partisi ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve memurların da katılımıyla, emperyalistlerle Cumhuriyet karşıtları, yıkıcıları ile mücadele amacıyla bir harekat başlatıldığı yönünde hassas kaynaktan bilgiler intikal etmiştir. Yürütülecek bu çalışmalarda hiçbir kurum ve oluşumun zarar görmemesi için 'Karargah Evleri' adı altında çekirdek kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir." Bilgisiyle başlayan beş sayfalık yazı, oluşumun tüm şemasını ortaya koyuyor.
Oluşumun en tepe noktasında İbrahim Aslan yazılı. Aslan'a bağlı olarak, "İ. Yaşar Salihoğlu-Türkiyem Topluluğu" ve "Askeri Kesim-Albay Cengiz Köylü" isimleri var. Askeri kesim de iki gruba ayrılmış: Birinci grup, Harp Akademisi başlığını taşıyor. Burada yine Albay Cengiz Köylü ismi ile karşılaşıyoruz. Alb. Köylü'nün dışında Alb. Yavuz Göker, Alb. Turan Toker, Fırat Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut Melih Başdemir, Y. Selim Özmen, Rıza Okur ile ismi tespit edilemeyen Turan soyadlı bir kişi ile soyadı bilinmeyen Kemal adında birisinin isimleri geçiyor. "Askeri Kesim" başlığının altındaki ikinci bölüm ise Hava Harp Okulu'na ayrılmış. Burada da yine soyadı tespit edilemeyen Binbaşı Bülent var. Bnb. Bülent isminin altında oluşumla ilişkileri bulunan öğrenciler sıralanıyor: Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol, Alper Özkan, Emre Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat. Hava Harp Okulu'ndaki örgütlenme sırf bu isimlerle sınırlı değil. Destek sağlayanlar bölümünde ise; Alb. Sinan Kesici, Dr. Rıza Kurna var. Hemen altında ise TSK'da görev yapan sivil memurlara sıra gelmiş; Gönül Temiz, Nesime Akbulut tespit edilen iki isim.
Ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı var?
Karargah Evleri soruşturmasını inanılmaz şekilde birbirlerini aklamak amacıyla evrak sahteciliği yaptıkları ortaya çıkan ve bu sebeple haklarında Yunak Cumhuriyet Başsavcılığı'nca suç duyurusu yapılan, bu suç duyurusu dikkate alınmazsa resen soruşturma başlatılacağı belirtilen askeri savcılar yürütüyor. Bu sahteciliği yapan savcılardan Mehmet Çelik ise kısa süre önce görevden alınmıştı. Soruşturmayı yürütmesine göz yumulan askeri Savcı Üçok'un son marifeti ise tutuklanmasına yol açan adi bir çete suçuna katılması oldu. Askeri savcıların yürüttüğü Karargah Evleri operasyonundaki tuhaflıklar “Aynı suçtan muvazzaf subayları tutuklayan Ergenekon savcılarının önü mü kesilmek isteniyor” sorusunu gündeme getirmişti. İşçi Partisi'nin TSK'ya sızma projesi olarak bilinen 'Karargah Evleri' ile ilgili soruşturmanın TSK ayağında başlangıcından beri tuhaf gelişmeler yaşanıyor. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a 'Durum ne, soruşturma ne aşamada?' diye sorması üzerine soruşturma başlatmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri savcılığın soruşturmanın başlangıcından beri gösterdiği tuhaflıklar giderek artmış, adeta canlı yayında takip ettiğimiz ve soruşturmanın üstünün örtülmek istendiği izlenimini giderek netleştiren ayrıntıların sayısı 10'a ulaşmıştı.
İşte sayıları 10'a ulaşan ve artması beklenen tuhaflıklar:
1) 2005 yılında MİT Trakya Bölge Müdürlüğü tarafından tespit edilerek soruşturulmak üzere Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na gönderilen Karargah Evleri yapılanması dosyasının üç yıl soruşturulmadan bekletilmesi ve Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün Genelkurmay'a soruşturmanın ne durumda olduğunu sorması üzerine Genelkurmay'ın soruşturmayı yeni başlattığını bildirmesi.
2) Soruşturmayı inanılmaz şekilde birbirlerini aklamak amacıyla evrak sahteciliği yaptıkları ortaya çıkan ve bu sebeple haklarında Yunak Cumhuriyet Başsavcılığı'nca suç duyurusu yapılan, bu suç duyurusu dikkate alınmazsa resen soruşturma başlatılacağı belirtilen askeri savcıların yürütüyor olması. Savcılardan birinin son üç yıldaki mal varlığının dikkat çekici artışı diğerinin de Çankaya belediyesi imar işlerinden çıkar sağladığı iddiası ve MSB'den kınama cezası alması. Aylarca süren bu suçlamalara karşı Genelkurmayın sessizliği. Savcılardan Üçok'un adi bir çete suçuna karışması ve tutuklanması.
3) İşçi Partisi'nce örgütlendiği iddia edilen Karargah Evleri yapılanmasıyla ilgili soruşturmaya İşçi partili bilirkişinin atanması.
4) 11 Şubat 2009'da düzenlenen Karargah Evleri gözaltı operasyonunun, Ergenekon operasyonu ve benzeri operasyonların aksine eş zamanlı ve şahısların bütün ev, işyeri, yazlık gibi adreslerinde zincirleme aramalarla yapılmayıp, kilit isimlerin “davetiye” yöntemiyle gözaltına alınmış olması.
5) Operasyonun, İşçi Partisi'nin askeri savcılığa başvurarak soruşturma talep etmesi sonrası yapılması ve gözaltılar devam ederken İşçi Partisi'nin 'bakın biz aklanacağız suç duyurusunu zaten biz yaptık ve peşinden operasyon yapıldı' diye açıklama yapmaları.
6) Operasyondan birkaç gün sonra gözaltındaki 6 sanığın da serbest bırakılması.
7) Kayseri 2. Hava İkmal Komutanlığı'nda, Karargah Evleri soruşturması kapsamında tutuklanan Albay Cengiz Köylü'ye para yardımı toplanması için düzenlenen ve jandarmanın kurumsal ağına (intranetine) konulan yazılı emrin basına sızması ve daha sonra bu sızdırmayla suçlanan üç astsubayın gözaltına alınması.
8) Gözaltı sürecinde astsubayların avukatları ve ailesiyle çok kısa süreler hariç görüştürülmemesi ve bu kısa görüşmelerde de sanıkların dikkat çeken davranış bozuklukları.
9) Askeri savcılık avukatlarının, tarih ve diğer bazı ayrıntılardaki dikkat çekici yanlışlıklar içeren yazılı savunmayla askeri savcıları ve gözaltıları savunmaya çalışması.
10) Ve şimdilik son örnek olarak, soruşturmanın çok gizli olduğu belirtilerek avukat ve yakınlarıyla bile görüştürülmekten kaçınılan sanık astsubaylara ait ifadelerin basına sızdırılması.
Karargah Evleri, orduda 1980'li yıllardan beri örgütlenen alevi mezhebine dayalı Baas cunta yapılanması mı?
Ergenekon terör örgütü soruşturmasının savcıları, 1997 yılında Kıbrıs'ta Toros-2/97 tatbikatında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun kulağını yalayıp geçen keskin nişancı kurşunuyla, Kıvrıkoğlu'nun hemen arkasında duran Albay Vural Berkay’ın şehit olması olayının dosyasını kısa süre önce incelemeye almıştı. 1997’de Kıbrıs’ta dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun da bulunduğu komuta çadırına yönelen kurşun, ayakta dürbünle tatbikatı izleyen Kıvrıkoğlu’nun kulağını yalayıp geçmiş ve tam arkasında oturan Albay Berkay’ın göğsüne saplanarak şehit etmişti. Olay kayıtlara ‘bir askerin ayağı kayınca kurşun sekti’ şeklinde girdi. Ancak ne balistik incelemesinden bir sonuç çıktı ne de kurşunun çıktığı silahın sahibi bulunabildi. Kaza süsü verilen bu suikastle Kıvrıkoğlu’nun, 80'li yıllardan beri sistemli şekilde ordu içinde alevi mezhebine dayanan ve başını Doğu Aktulga'nın çektiği Baas türü bir cunta örgütlenmesi yürüten Ergenekon'un sol kanadınca bertaraf edilmek istendiği iddia edilmişti. Çevik Bir’e de böylelikle Genelkurmay Başkanlığı yolunun açılacağı hesaplanmıştı. Çevik Bir ve ekibinin, Kıvrıkoğlu Genelkurmay Başkanı olunca emekliye sevkedilmesi de bu olayla bağdaştırılıyordu. Yazının devamı için tıklayınız
Ordu içinde mezhepçilerin baas türü yapılanmasını ve Kıvrıkoğlu suikast girişimini konu alan 15 Mart 1998 tarihli 'Bu aciliyet niye?' başlıklı Vakit'teki yazımız
15 Mart 1998, Vakit: Gerek ilk duyduğumuzda gerek daha sonra başkalarından duyduğumuzda da ilginç bir iddiadan öteye geçememişti bizim için. Üzerinde durmamıştık o zamanlar. Son günlerde peşpeşe yaşanan gelişmeleri daha öncekilerle birarada düşünürken birden akla bu iddia geldi ve dağınık gibi görünen bir çok olayı anlamlı bir bütün içinde yerleştiriverdi, herşey yerine oturdu. Ordunun içinde alevi-sol kökenli ve şiddetli İslam karşıtı bir cuntasal faaliyet var mıydı?.. İddiaya göre, 80'li yıllardan beri devam eden ve ordu içinde stratejik konumları ele geçirerek örgütlenmeye çalışan ve bir darbe ile Suriye tipi bir azınlık iktidarını hedefleyen Atatürkçü maskeli alevi mezhepçi bir cuntasal yapılanma vardı. Bu iddia çeşitli kaynaklarca dile getirilmişti. Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var: .. Yazının devamı için tıklayınız
(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)
Karargah Evleri ile ilgili tüm manşetlerimiz
Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması
Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları
Askerlerin soruşturmalara müdahalesi
Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi
(27 Eylül 2009, 12:50)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=974
|
|
Günaydın! Balbay aylar sonra ifade değiştirdi: Notlar benim değil
İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, 'İddianamede yer alan ve bana atfedilen günlük adındaki notlar bana ait değildir.' dedi. Balbay daha önce notların kendisine ait olduğunu ancak montajlanmış olabileceğini ileri sürmüştü. Mustafa Balbay ayrıca 'kendisine ait olmadığını iddia ettiği notlardan faydalanarak Cumhuriyet gazetesine yazı dizisi hazırlamıştı. Gazete, söz konusu yazı dizisini günlerce yayınlamıştı. Gözaltına alındığında el konulan bilgisayarında polis kriminal dairesince aylar süren çabalarla kurtarılan silinmiş günlükleri önüne serilip sorgulandığında ama ben bunları silmiştim diye şaşkınlığını ifade eden Balbay günlükleri kabul etmiş ancak bunların örgüt üyeliği amaçlı değil gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğunu iddia etmişti. Özden Örnek'in de kendisine atfedilen günlükleri önce inkar edip günlüklerin kendi bilgisayarından çıktığının kriminal dairesince kesin olarak tespit edilip mahkemeye sunulması üzerine inkarından vazgeçmesini hatırlatan kriminoloji uzmanları Balbay'ın günlüklerin kendi bilgisayarından çıktığını inkarının mahkemece geçersiz kabul edileceğini, ayrıca günlükleri başta kabul edip gazetecilik faaliyeti olarak gösterme çabası gibi ve benzeri diğer emarelerin de inkarının art niyetli olduğunu gösterdiğinin mahkeme heyetince dikkate alınacağını belirtiyorlar.
Günaydın!
Balbay aylar sonra ifade değiştirdi: Notlar benim değil
İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet Gazetesi Ankara
Temsilcisi Mustafa Balbay, 'İddianamede yer alan ve bana atfedilen
günlük adındaki notlar bana ait değildir.' dedi. Balbay daha önce
notların kendisine ait olduğunu ancak montajlanmış olabileceğini ileri
sürmüştü. Mustafa Balbay ayrıca 'kendisine ait olmadığını iddia ettiği
notlardan faydalanarak Cumhuriyet gazetesine yazı dizisi
hazırlamıştı.
Gazete, söz konusu yazı dizisini günlerce yayınlamıştı. Gözaltına
alındığında el konulan bilgisayarında polis kriminal dairesince aylar
süren çabalarla kurtarılan silinmiş günlükleri önüne serilip
sorgulandığında ama ben bunları silmiştim diye şaşkınlığını ifade eden
Balbay günlükleri kabul etmiş ancak bunların örgüt üyeliği amaçlı değil
gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğunu iddia etmişti. Özden Örnek'in
de kendisine atfedilen günlükleri önce inkar edip günlüklerin kendi
bilgisayarından çıktığının kriminal dairesince kesin olarak tespit
edilip mahkemeye sunulması üzerine inkarından vazgeçmesini hatırlatan
kriminoloji uzmanları Balbay'ın günlüklerin kendi bilgisayarından
çıktığını inkarının mahkemece geçersiz kabul edileceğini, ayrıca
günlükleri başta kabul edip gazetecilik faaliyeti olarak gösterme çabası
gibi ve benzeri diğer emarelerin de inkarının art niyetli olduğunu
gösterdiğinin mahkeme heyetince dikkate alınacağını belirtiyorlar.
Usain Bolt gibi hızlı olmadığı doğru, yoksa günlükleri aylar sonra inkar etmezdi
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dün yapılan İkinci Ergenekon
davasının 5.duruşmasında mahkeme başkanı sanıklara söz verdi.
Ergenekon'da yönetici olmakla suçlanan sanıklardan Cumhuriyet gazetesi
yazarı Mustafa Balbay "İddianamede yer alan ve bana atfedilen günlük
adındaki notlar bana ait değildir. Yaz boyunca bu iddiaları araştırdım.
İlk gördüğümde 'bu montaj olabilir' demiştim. 10 yıllık notlar 2 dakika
33 saniyede oluşturulmuş görünüyor. Ben eskiden atletizmle uğraştım.
Usain Bolt olsam bu kadar sürede günlük oluşturamam. Bunun kopya olduğu
açıktır. Bunun delil olup olamayacağını mahkemenize bırakıyorum. Bana
atfedilen notlar üzerinden başkaları da suçlandığı için bunların delil
değeri taşıyıp taşımadıklarına ilişkin karar çıkartılması çok önemli.''
diye konuştu. Balbay, kendisine 'yargısız infaz' yapıldığını savundu.
Şöyle konuştu: "Gazeteciliğimden hiçbir endişem yok. Yanıt veremeyeceğim
hiçbir soru yok." (Zaman)
Günlükleri nasıl sildiğini anlatmıştı
Mustafa Balbay'ın
“İddianamede yer alan ve bana atfedilen günlük adındaki notlar bana ait
değildir” sözleri şaşırtıcı bulundu. Balbay kendisine ait olmadığını
söylediği notlarla ilgili olarak köşesinde bunları kendi eliyle
sildiğini şöyle ifade etmişti: “2000'li yılları ileride yazacak olursam,
güncel yazdığım haberlerin yeterince ışık tutacağını düşündüm. Bu
notları bulundurmak artık anlamsızdı. Gazetenin bilgisayar sistemi
yenilenirken arkadaşlar saklayacağım dosya olup olmadığını sordu. Bir an
düşündüm ve “yok” dedim. Notları yok hükmünde saydım. Bu anlamda başka
notlarım yok.” (Yenişafak)
'Gerilimli Yıllar' yazı dizisine başlarken günlüklerini savunmuş ancak bazı
bölümlerin sonradan eklendiğini iddia etmişti
Kimi görüşmelerim “off the record” idi. Yani yazılmamak
üzere. Darbe günlüğü tanımını reddediyorum. O günlere bir bütün olarak
bakıldığında diziye “Gerilimli Yıllar” başlığını koymak uygun düşecekti.
Bu diziyle ilgili elbette kimi tarafların açıklamaları olacaktır. Öyle
sanıyorum ki, gazetemiz yönetimi bunlara da yer verecektir. Medyada
“darbe günlüğü” gibi sunulan kimi notlarıma ilişkin iddialara gelince...
Her şeyden önce darbe günlüğü tanımını reddediyorum. Bu notlar sorguda
bana gösterilmedi. O nedenle aynen kabul etmek ya da tümünü reddetmek
gibi bir yöntemi benimsemedim. Evet, ben kimi notlar tuttum. Bunlar ham
halde, ileride sadece benim gözden geçireceğim şeyler olduğu için
içeriği hakkında da özenli olmadığım notlardı. O nedenle benim için ve
muhatapları için hukuken bağlayıcı olduğunu düşünmüyorum. Neden sildim?
İleride bu dönemi bir araştırma olarak, bir kitap olarak yazabilirim
düşüncesiyle aldığım bu notları neden sildim? 1- İleride 2000’li yılları
yazacak olursam, güncel olarak yazdığım haberlerin bana yeterince ışık
tutabileceğini düşündüm. 2- Olaylar öylesi bir hale geldi ki, bu notları
bulundurmak artık anlamsız diye düşündüm. Gazetemizin bilgisayar sistemi
yenilenirken arkadaşlar “önceki dosyaların tümü siliniyor,
saklayacaklarınız varsa ayıralım” dediklerinde bir an düşündüm, “yok”
dedim. Bu notların tümünü artık yok hükmünde saydım. Bu anlamda başka
notlarım da yok. 3- 2007’den itibaren kendim için yeni kitap ve
araştırma konuları seçtim. Son iki yılda yazdığım kitaplar (Heyecan
Yaşlanmaz, 78’liler) bunun göstergesidir. Teknolojik takip artık o kadar
ileri ki, yukarıda aktardığım bilgilerin ilgili merciler tarafından da
hemen doğrulanabileceğini söyleyebilirim. Farklı notlar birleştirilmiş,
montajlanmış, yorumlar eklenmiş... Ben bu şekilde, özel bir dosya
halinde günlük tutmadım. Benim farklı zamanlarda, farklı dosyalarda yer
alan kimi notlarım bir araya getirilmiş, montajlanmış,
yorumlar-açıklamalar eklenmiş ve ortaya böyle bir “günlük” çıkarılmış.
Şunu da vurgulamadan geçemeyeceğim; bilgisayarıma son 10 yılda
giren-çıkan yazı ve belgenin tümü yüz binlerce sayfayı bulur. Bunlardan
sadece bir bölümünün çıkarılıp, özel olarak montajlanıp salt bir kesimle
diyaloğumun olduğunun ortaya çıkarılmak istenmesini kabul edemem.
Özden
Örnek de kendisine atfedilen günlüklerini yalanlayıp Nokta dergisini
mahkemeye vermişti ama..
Nokta Dergisince yayınlanan darbe günlükleri Türkiye'de gündemi
sarsmıştı. Günlükleri yazdığı iddia edilen emekli Deniz Kuvvetleri
Komutanı Özden Örnek önce bu iddiayı yalanlamış ve Nokta Dergisini de
mahkemeye vermişti. Ancak günlüklerin Örnek'in Deniz Kuvvetlerindeki
bilgisayarından çıktığı Emniyet Kriminal dairesince kesin olarak tespit
edilip sonuç mahkemeye
sunulunca, Örnek, Nokta Dergisini yargılattığı davanın duruşmalarına katılmaktan vazgeçmiş ve dava zaman içinde
düşmüştü.
Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt, mahkeme ifadeye çağırırsa gideriz
demişlerdi
Özkök, Milliyet'e 9 Temmuz 2008'de yaptığı açıklamada da, eski Deniz
Kuvvetleri Komutanı, emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu öne
sürülen darbe günlükleri konusunda, "Darbe girişimi var da demem, yok da
demem" diye konuşmuştu. Balbay'a ait olduğu öne sürülen günlüklerde adı
geçenlerden biri olan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar
Büyükanıt da Milliyet'e; "Mahkeme çağırırsa 'gitmem' deme lüksü yok.
Hukuk çağırırsa giderim, doğru neyse onu söylerim" demişti.
Hülmi Özkök'ün ifadesi de Özden Örnek ve Mustafa Balbay günlüklerini
doğrulamıştı
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen üçüncü ''Ergenekon''
iddianamesinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün
tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde belirttiği bazı konuların, eski Deniz
Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e atfedilen günlük ile gazeteci
Mustafa Balbay'dan ele geçirilen günlükte yer alan bazı hususları
doğrular nitelikte olduğu kaydediliyordu. İddianameye göre, Cumhuriyet
Başsavcılığınca ifadesinin alınması sırasında Özkök'e, ''3 Mart 2004
tarihinde Ankara'da ATO tesislerinde düzenlenen 'Hilafetin İlgası'
isimli panel hakkında bilginiz var mı? Bu panelin Cumhuriyet Çalışma
Grubu tarafından düzenlendiğini biliyor musunuz? Özden Örnek'in
günlüklerinde belirttiği gibi Kuvvet Komutanlarının bahse konu panele
size sormadan gitmelerine tepki gösterdiniz mi? Panelin düzenlenmesi,
desteklemesi ve katılım sağlanmasının amacı nedir? Sizin bu konuda
tepkiniz ne oldu?'' soruları soruldu. Hilmi Özkök de ''toplantının
yapıldığı tarihte İsveç'te resmi bir ziyarette olduğunu, döndüğünde
böyle bir toplantının yapıldığını ve bu toplantıda AB aleyhine bazı
konuşmaların olduğunu öğrendiğini, ancak böyle bir konuşmanın
gerçekleştiği yerde Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının bulunmasından
üzüntü duyduğunu, ancak bu durumu onlara ifade edip etmediğini
hatırlamadığını, ayrıca kendisi yokken yerine Kara Kuvvetleri Komutanı
vekalet ettiği için bu tür faaliyetler kendisinin takdiri olduğunu''
söyledi.
Hilmi Özkök: Balbay ile herhangi bir irtibatım yok, gazeteciler
vasıtasıyla hükümet görevlilerine haber iletmeyi hoş karşılamam
Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e, Mustafa Balbay'ın günlüklerine
ilişkin olarak ele geçirilen dijital verilere de işaret edilerek,
''Mustafa Balbay ile irtibatınız var mı? Genelkurmay Başkanlığı
bünyesinde irticai faaliyetlerle mücadele eden bir birim var mıdır? Var
ise bu birimin görev ve sorumlulukları nelerdir?'' soruları da
yöneltildi. Özkök ''Balbay ile herhangi bir irtibatının bulunmadığını,
gazeteciler vasıtasıyla hükümet görevlilerine haber iletmeyi hoş
karşılamadığını, yüz yüze görüşmeyi tercih ettiğini, bilindiği gibi Batı
Çalışma grubu gibi bazı uygulamaların yapıldığı iddialarının
bulunduğunu, Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu zamanında 2. Başkan
olduğunu ve bu uygulamaların bazılarına gerek kalmadığı gerekçesi ile
terk edildiğini ve kendi zamanında da aynı düşünce ile bu tür
uygulamaların sonlandırılması gerektiğini düşündüğünü ve uygulamadan
kaldırttığını, bu konuda yapılan hususları not almış olabileceklerini''
ifade etti.
3. İddianame: 'Hilmi
Özkök'ün ifadeleri Özden Örnek ve Mustafa Balbay günlüklerini teyit
etmektedir'
Üçüncü Ergenekon iddianamesinde, ''tanık Hilmi Özkök'ün ifadesinde belirttiği bazı
konuların, Özden Örnek'e atfedilen ve Mustafa Balbay'dan ele geçirilen
günlüklerde yer alan bir kısım hususları doğrular nitelikte olduğunun
görüldüğü'' değerlendirmesine de yer veriliyordu.
KONTRGERİLLA
BAROSU: 'BALBAY'IN GÜNLÜKLERİ GAZETECİLİK FAALİYETİ, ERGENEKON SAVCISININ
SORUŞTURMASI HUKUK DIŞI'
Kontrgerillanın yargı uzantıları da Balbay'a sahip çıkıp günlükleri
savunmuştu: Balbay haber verme özgürlüğü adına darbecilerden gizli
bilgileri elde etmiştir!
İstanbul Barosu,
23 Mart 2009 tarihli basın açıklamasında Ergenekon soruşturmasını
adeta yerden yere vurmuş ve o günlerde absında birinci gündem olan
Balbay'ın günlüklerini savunmuştu: gazetecilik faaliyeti! Baro Başkanı
Muammer Aydın, "Demokrasiler için bir milletvekilinin kürsü
dokunulmazlığı ne denli önemli ise bir gazetecinin bilgi toplama ve bu
bilgiler yayımlanıncaya değin gizli tutma hakkı ve bu konudaki
özgürlüklerinin korunması da o denli önemlidir." dedi. İstanbul Barosu
yönetimi gündemdeki Ergenekon soruşturması, yerel seçimler, TÜBİTAK'ın
dergisinde Darwin'e sansür iddiası, ekonomik kriz ve Anayasa
Mahkemesi'nde bekleyen davalara ilişkin basın açıklaması yaptı. Baro
Başkanı Muammer Aydın, gazeteci Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerini
haber verme özgürlüğü içinde değerlendirdi. Ergenekon soruşturmasına
yönelik açıklamaları ve asker şüpheliler için yaptığı başvurular
nedeniyle 'Ergenekon sanıklarının hukuk bürosu' olmakla eleştirildiği
hatırlatılan Aydın, "İstanbul Barosu hiçbir grubun, siyasi görüşün,
ekibin özel avukatı ve savunucusu değildir ve olmayacaktır. İstanbul
Barosu hiçbir davada taraf değildir." dedi. Mustafa Balbay'ın yayımlanan
darbe günlüklerindeki notların 'gazetecilik faaliyeti' olduğu savunuldu.
Muammer Aydın, Balbay'ı kastederek, "En son yaşanan ve tutuklanan bir
gazetecinin gözaltı süreci, yasak sorgu yöntemleri ile sorgulanması ve
ardından tutuklanması bu endişelerimizin bir parçasıdır." ifadelerini
kullanmış, gazetecilerin "Mustafa Balbay'ın günlükleri hakkında ne
düşünüyorsunuz?" sorusuna da ilginç bir cevap vermişti: "Mağdur edilen
kişiler, gazeteciye her türlü bilgi ve belgeyi servis edebilir. Haber
verme özgürlüğü adına bunları elde etmesi suç değildir."
İstanbul Barosu,
4 Nisan 2009 tarihli bir açık oturumda Balbay'a ve günlüklerine
sahip çıkmaya, Ergenekon soruşturmasını da ağır ifadelerle eleştirmeye
devam etmişti. Baro başkanı Ergenekon sanıklarına sürekli sahip çıkan ve
soruşturmayı açıkça eleştirmekten kaçınmayan Başkanı Muammer Aydın, eski
Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ve çürük raporu ile gündeme gelen
YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nu da yanına alarak, Adalet
Bakanlığı ve Türk yargı sistemine yine ağır eleştirilerde bulunmuş ve
Balbay'a sahip çıkmıştı: "Haber verme özgürlüğü adına bunları elde
etmesi suç değildir."
Mustafa Balbay günlükleriyle ilgili tüm manşetlerimiz |
Mustafa
Balbay'ın günlüklerinin tam metni |
Özden Örnek'in günlükleri
Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi | Kontrgerilla Medyası
(15 Eylül 2009, 11:10)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=950
|
|
FLAŞ FLAŞ!!! Kritik haftada 2. karar: 3. İddianame kabul edildi
52 şüpheli hakkında hazırlanan 1454 sayfalık Ergenekon soruşturmasının 3'üncü iddianamesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildi. Yalçın Küçük 1, Mehmet Haberal 2 numaralı sanık konumunda. İddianame şu anda sanık avukatlarına veriliyor. İstanbul Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen 27 el bombasıyla başlayan Ergenekon soruşturmasının üçüncü iddianamesinin gönderildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 37'si tutuklu 52 şüphelinin yer aldığı iddianame için kararını açıkladı. Mahkeme iddianameyi kabul etti ve böylece 3. dava da açılmış oldu. 3. iddianameyle ilgili sürpriz bir gelişme de mahkeme heyetinin tutuklu sanıklardan Ferit Bernay ile Muhterem Bağcı'nın tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar vermesi oldu. Üçüncü iddianameyle açılan dava için ilk duruşma tarihi 7 Eylül 2009. Hatırlanacağı gibi 4 gün sonra, 11 Eylül 2009 tarihinde ise Diyarbakır'da Cemal Temizöz davası başlayacak.
FLAŞ
FLAŞ!!! Kritik haftada 2. karar: 3. İddianame kabul edildi
52 şüpheli hakkında hazırlanan 1454 sayfalık Ergenekon
soruşturmasının 3'üncü iddianamesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce
kabul edildi. Yalçın Küçük 1, Mehmet Haberal 2 numaralı sanık konumunda. İddianame şu anda sanık
avukatlarına veriliyor.
İstanbul Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen 27 el bombasıyla
başlayan Ergenekon soruşturmasının üçüncü iddianamesinin gönderildiği
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 37'si tutuklu 52 şüphelinin yer aldığı
iddianame için kararını açıkladı. Mahkeme iddianameyi kabul etti ve
böylece 3. dava
da açılmış oldu. 3. iddianameyle
ilgili sürpriz bir gelişme de mahkeme heyetinin tutuklu sanıklardan
Ferit Bernay ile Muhterem Bağcı'nın tutuksuz yargılanmak üzere
tahliyesine karar vermesi oldu. Üçüncü iddianameyle açılan dava için ilk
duruşma tarihi 7 Eylül 2009. Hatırlanacağı gibi 4 gün sonra, 11 Eylül
2009 tarihinde ise Diyarbakır'da Cemal Temizöz davası başlayacak.
Bernay ve Bağcı, tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. 3.
iddianamedeki tutuklu sayısı 35'e düştü.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde
tutuklu sanık olarak yer alan eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof.
Dr. Rıza Ferit Bernay ile Muhterem Bağcı'nın tahliyelerini
kararlaştırdı. Bernay ve Bağcı tutuksuz yargılanacaklar.
İlk duruşma tarihi: 7 Eylül 2009
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 37'si tutuklu 52 sanık hakkında açılan
üçüncü ''Ergenekon'' davasının ilk duruşmasının 7 Eylül 2009 tarihinde
yapılmasını kararlaştırdı.
İddianame
şu anda sanık avukatlarına veriliyor ve dijital ortamda elde edilir edilmez nereden indirebileceğinizi
buradan takip edebilirsiniz.
İŞTE LİNKLER:
SAYFA 1-200 |
201-400 |
401-600 |
601-800 |
801-1000 |
1001-1200 |
1201-1457 |
İNDEX
ÜÇÜNCÜ İDDİANAME DE TAMAM SIRADA DÖRDÜNCÜSÜ VAR
Albay Dursun Çiçek ve Çevik Bir dördüncü iddianamede.
Kamuoyunda kaos planı olarak bilinen İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nı
hazırladığı iddia edilen Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek ile 28
Şubat sürecinin önde gelen ismi emekli Orgeneral Çevik Bir'in, dördüncü
iddianamede yer alacağı anlaşıldı. Dün kabul edilen üçüncü iddianamenin
son bölümünde haklarında soruşturmanın devam ettiği sanıkların isimleri
sıralandı. Buna göre Ergenekon davası kapsamında haklarında soruşturma
süren ve dördüncü iddianameye girmesi beklenen isimler şöyle: Malatya
Zirve Yayınevi misyoner cinayetlerinde ismi geçen eski Malatya İl
Jandarma Komutanı emekli Albay Mehmet Ülger, emekli Astsubay Mehmet
Çolak, kaos planında imzası bulunduğu iddiasıyla önce tutuklanan sonra
serbest bırakılan Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek, 28 Şubat
sürecinin önde gelen ismi emekli Orgeneral Çevik Bir, sahte şeyh Ali
Kalkancı, eski MİT İstanbul Daire Başkanı Nuri Gündeş, İstek Vakfı'nın
kurucusu Bedrettin Dalan Yaşar Öz, Kürşat Yılmaz, Tuncay Güney, Serdar
Öztürk.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye
ilçesinde patlayıcı maddelerin ele geçirilmesiyle ilgili başlatılan
soruşturma sonucu ortaya çıkarılan ''Ergenekon'' isimli organizasyonla
ilgili hazırlanan üçüncü iddianameyi incelemeyi tamamladı. Mahkemenin,
1454 sayfadan oluşan üçüncü iddianameyi kabul etmesinin ardından 37'si
tutuklu 52 sanık hakkında dava açılmış oldu. İddianamenin
tamamlanmasının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan
yazılı açıklamada, iddianamede operasyon kapsamında 10 Ocak ile 17 Nisan
2009 tarihleri arasında gözaltına alınan ve tutuklanan sanıkların yer
aldığı ifade edilmişti. İddianamenin giriş bölümünde örgüt çerçevesinde
daha önce yapılan soruşturmalar ve açılan davaların özetlendiği, örgütün
gerçekleştirmeyi planladığı ve gerçekleştirdiği eylemler, suikast
planları ve el konulan silahların anlatıldığı belirtilen açıklamada,
iddianamenin ikinci bölümünde ise şüphelilerin bireysel durumlarının ele
alındığı, isnat edilen suçlar ve uygulanması talep edilen yasa
maddelerine yer verildiği bildirilmişti. Açıklamada, her şüpheli için
arama ve el koyma işlemlerinde bulunan delillerin anlatımı, el konulan
delillerin incelenmesi, tanık ifadeleri, şüphelilerin emniyet ve
savcılık ifadeleri ile hakimlik sorgusu, hukuki durumun anlatımı, netice
ve talep konularının ele alındığı vurgulanmıştı. Operasyon kapsamında 12
Haziran 2007 tarihinden itibaren el konulan, bulunan silah ve mühimmatın
dökümünün de yapıldığı açıklamada, sanıklar hakkında da ''silahlı terör
örgütü kurma veya yönetme'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan
kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'',
''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini
engellemeye teşebbüs etme', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri
kaydetmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin
etme'', ''Açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme'', ''sayı ve
nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin satın alınması,
taşınması, bulundurulması'', ''tehlikeli maddeleri izinsiz olarak
bulundurma'', ''özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek'',
''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, amacı dışında
kullanma, hile ile çalma'' suçlamalarının yer aldığı kaydedilmişti.
DALAN
VE KANADOĞLU ŞÜPHELİ VEYA SANIK OLARAK İDDİANAMEDE YOK ANCAK ADI GEÇİYOR
1454 sayfadan oluşan iddianamede eski Özel Harekat Daire Başkan Vekili
İbrahim Şahin, Türk Metal Sendikası eski Başkanı Mustafa Özbek,
rektörler, muvazzaf subaylar ve polisler sanık olarak yargılanacak.
Ancak aralarında firari Bedrettin Dalan'ın ile Sabih Kanadoğlu'nun da da aralarında bulunduğu bazı
sanık ve evi arananların ismi geçmiyor. Bedrettin Dalan'ın isminin yer
almamasının nedeni iddianamede şöyle belirtiliyor: "Poyrazköy'deki
kazıların ve bulunan silahların 3. iddianemenin konuları arasında yer
almaması"
Ruhsatsız silahlardan biri Kanadoğlu'nun
Soruşturma kapsamında şüpheli ve sanıklarda 57 ruhsatsız tabanca ele
geçirildi. Bu silahlardan biri 7 Ocak 2009'da evi aranan ancak 3.
iddianamede sanık olarak yer almayan eski Yargıtay Savcısı Sabih
Kanadoğlu'na ait. Kanadoğlu'nun soruşturma kapsamındaki hukuki durumu
bilinmiyor; ancak üçüncü iddianamede örgüte ait olduğu iddia edilen
silahların sahipleri arasında ismi geçiyor.
Suçlamalar
Sanıklara terör örgütü kurmak ve yönetmek, terör örgütüne üyelik ve
cebir ile şiddet kullanarak hükümetin kısmen veya tamamen görevlerini
yapmasına engel olmak gibi suçlar yöneltiliyor.
SUİKAST PLANLARI
İddianame'nin giriş bölümü, Ergenekon terör örgütü olarak
adlandırılan oluşumun eylemleri ve suikast planlarıyla ilgili. Ele
geçirilen tüm silah ve mühimmat da bu kısımda yer alıyor. 2. bölümde
ise, şüphelilerin bireysel ve hukuki durumlarıyla, suçlamalara yer
verilmiş. Diğer Ergenekon davalarında yöneltilen suçlamalar da
yineleniyor. Bu iddianamede özellikle, ele geçirilen silah ve
mühimmatlar var. Bunlar arasında, 14'ü boş 57 lav silahı, 84 top
mermisi, 424 el bombası, 175 tabanca 22 uzun namlulu silah, 3 kiloya
yakın patlayıcı ve 53 dinamit lokumu bulunuyor.
İbrahim
Şahin'in 12 suikast timi var
13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 3. Ergenekon
iddianamesinde şok iddialar yer alıyor. Bunlardan biri de yeni
iddianamenin kilit ismi İbrahim Şahin ile ilgili: Şahin'e bağlı 12
suikast timi var. İddianameye göre eski Özel Harekatçı İbrahim Şahin'in
evinde suikast planları ele geçirilmişti. Şahin'e bağlı 12 suikast
timinin olduğu iddianamede yer alırken bu timlerin içinde muvazzaf
subayların bulunduğu belirtiliyor. İbrahim Şahin'le bir muvazzaf subay
arasındaki diyaloglar şu şekilde iddianamede yer aldı: Şahin bir muvazzaf
subaya telefon açıyor: "Yeraltına çekilmeye hazır mısın?" diye soruyor.
Muvazzaf subay: "Emredersiniz komutanım".
SİVAS KATLİAMI VE ERGENEKON
Sivas katliamının Ergenekon örgütü tarafından gerçekleştirildiği
iddialar arasında. Katliamla ilgili yeni görüntülerin de olduğu 3.
iddianamede yer alan konular arasında.
Birinci iddianame ise 2 bin 455 sayfadan oluşuyor; emekli
Tuğgeneral Veli Küçük, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve eski
İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu'nun da
aralarında bulunuğu 86 sanığı kapsıyordu. İkinci iddianame ise,
1909 sayfadan oluşuyor ve 56 sanığı içeriyordu. İddianamenin omurgasını
ise, darbe girişimi ve günlükler oluşturuyordu.
YALÇIN
KÜÇÜK 1, MEHMET
HABERAL 2 NUMARALI SANIK!
Üçüncü iddianamede adı geçen isimler:Soruşturmanın 10, 11 ve 12'nci operasyonlarında gözaltına alınan yazar
Yalçın Küçük, MGK Eski Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, Özel
Harekat Eski Daire Başkan Vekili ve Susurluk hükümlüsü İbrahim Şahin,
Türk Metal İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek, üniversite rektörleri
Prof. Dr. Mehmet Haberal, Fatih Hilmioğlu, Ferit Bernay, Mustafa
Yurtkuran ve Osman Metin Öztürk'ün üçüncü iddianamede 'şüpheli' olarak
yer alıyor.
Sanıklar:
1) YALÇIN KÜÇÜK Sanık ... 2)
MEHMET HABERAL Sanık ...
3) HALİL KEMAL GÜRÜZ Sanık ...
4) MUSTAFA KOÇ Sanık ...
5) ERSİN GÖNENCİ Sanık ...
6) OĞUZ BULUT Sanık ...
7) İBRAHİM ŞAHİN Sanık ...
8) MUSTAFA ÖZBEK Sanık ...
9) MUSTAFA LEVENT GÖKTAŞ Sanık ...
10) RIZA FERİT BERNAY Sanık ...
11) TAYLAN ÖZGÜR KIRMIZI Sanık ...
12) MUSTAFA ABBAS YURTKURAN Sanık ...
13) ÜNAL İNANÇ Sanık ...
14) MUHTEREM BAĞCI Sanık ... 15) HÜDAYİ ÜNLÜER Sanık ...
16) FATİH HİLMİOĞLU Sanık ...
17) İLHAN BULAYIR Sanık ...
18) ZERRAR ATİK Sanık ...
19) FAHRİ KEPEK Sanık ...
20) İLYAS ÇINAR Sanık ... 21) OĞUZHAN SAĞIROĞLU Sanık ...
22) ERDAL ŞAHİN Sanık ...
23) ENGİN AYDIN Sanık ... 24) ERBAY ÇOLAKOĞLU Sanık ...
25) CENGİZ KÖYLÜ Sanık ... 26) CİHANDAR HASANHANOĞLU Sanık ...
27) MUHAMMED SARIKAYA Sanık ...
28) FATMA CENGİZ Sanık ...
29) YAŞAR OĞUZ ŞAHİN Sanık ...
30) MUHİTTİN ERDAL ŞENEL Sanık ...
31) MEHMET KORAL Sanık ... 32) TUNCER KILINÇ Sanık ...
33) MÜNÜR KEMAL YAVUZ Sanık ...
34) HASAN ATAMAN YILDIRIM Sanık ...
35) HÜSEYİN VURAL VURAL Sanık ...
36) MUSTAFA DÖNMEZ Sanık ...
37) MURAT EKE Sanık ...
38) CİHAN ARIK Sanık ...
39) ALİ OKTAY ŞAHBAZ Sanık ...
40) ONUR ÖZDEMİR Sanık ...
41) EMRE BALTACI Sanık ...
42) MELİH YÜKSEL Sanık ...
43) SERVET KAYNAK Sanık ...
44) FAHRİ SÜSLÜ Sanık ... 45) KEMALETTİN BALCI Sanık ...
46) BÜLENT GÜNGÖRDÜ Sanık ...
47) MURAT ÇAVDAR Sanık ...
48) MEHMET DALAGAN Sanık ...
49) AYHAN ATABEK Sanık ...
50) KENAN TEMUR Sanık ...
51) EROL MANİSALI Sanık ...
52) MUSTAFA HÜSEYİN BUZOĞLU Sanık ...
Müşteki ve mağdurlar:
ALİ BALKIZ Müşteki ...
KAZIM GENÇ Müşteki ...
MİNAS DURMAZGÜLER Mağdur ...
MESROB MUTAFYAN Mağdur ...
Önemli 20 sanığa yönelik suçlamalar ve istenen cezalar
Ergenekon 3’üncü iddianamede Yalçın Küçük, Mehmet Haberal, Kemal Gürüz,
Levent Göktaş, Erdal Şenel, Cengiz Köylü ve İbrahim Şahin’in örgütün
kurucusu ve yönetcisi olduğu öne sürüldü.
Yalçın Küçük (Prof. Dr.-Sosyolog): Silahlı terör örgütü kurmak ve
yönetmek, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya
teşebbüs etmekten iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 15,5 yıldan
24 yıla kadar hapis cezası
Mehmet Haberal (Prof. Dr.- Başkent Üniversitesi Rektörü): Silahlı
terör örgütü kurmak ve yönetmek, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti
Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış
müebbet ve 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası
Erol Manisalı (Prof. Dr. Cumhuriyet yazarı): Silahlı terör
örgütüne üye olmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek,
TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs
etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 8 yıldan 19,5 yıla kadar hapis
cezası
Fatih Hilmioğlu (Prof. Dr.- Eski İnönü Üniversitesi Rektörü):
Silahlı terör örgütüne üye olmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri
kaydetmek, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya
teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 8 yıldan 19,5 yıla
kadar hapis cezası
Rıza Ferit Bernay (Prof. Dr.-Eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü):
Silahlı terör örgütüne üye olmak, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti
Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış
müebbet ve 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası.
Mustafa Abbas Yurtkuran (Prof. Dr.-Eski Uludağ Üniversitesi Rektörü):
Silahlı terör örgütüne üye olmak, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti
Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış
müebbet ve 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası
Halil Kemal Gürüz (Prof. Dr.- Eski YÖK Başkanı): Silahlı terör
örgütü kurmak ve yönetmek, Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri
temin etmek suçundan 19,5 yıldan 34,5 yıla kadar hapis cezası
Muhittin Erdal Şenel (Emekli Tümgeneral-Genelkurmay eski Hukuk
Müşaviri): Silah terör kurmak ve yönetmek, TBMM’yi ve Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez
ağırlaştırılmış müebbet ve 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası
Mustafa Levent Göktaş (Emekli Albay): Silahlı terör örgütü kurmak
ve yönetmek, yasaklanan gizli belgeleri temin etmek, Özel hayatın
gizliliğini ihlal etmek, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip
etme amacı dışında kullanma hile ile çalma, Hukuka aykırı olarak kişisel
verileri kaydetmek gerekçesi ile 36 yıldan 67 yıla kadar hapis cezası
Münür Kemal Yavuz (Emekli Orgeneral): Silahlı terör örgütüne üye
olmak, devletin güvenliğne ilişkin gizli belgeleri temin etmek gerekçesi
ile 12 yıldan 27 yıla kadar hapis cezası
Tuncer Kılınç (Emekli Orgeneral Eski MGK Genel Sekreteri): Silah
örgütüne üye olmak, Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin
etme, devletin güvenliğine ilişkin tahrip etme, amacı dışında kullanma
hile ile almak, çalmak gerekçesi ile 12 yıldan 49 yıla kadar hapis
cezası
Hüseyin Vural Vural (Emekli Albay): Silah terör örgütüne üye
olmak, Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme,
açıklaması yasaklanan gizli belgeleri temin etmek, Hukuka aykırı olarak
kişisel verileri kaydetmek gerekçesi ile 14 yıldan 36 yıla kadar hapis
cezası
İlyas Çınar (Emekli Kurmay Albay): Silah terör örgütüne üye
olmak, Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme,
açıklaması yasaklanan gizli belgeleri temin etmek gerekçesi ile 13
yıldan 31 yıla kadar hapis cezası
Mustafa Dönmez (Yarbay): Silahlı terör örgütüne üye olmak, Sayı
ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin satın alınması,
taşınması bulundurulması, Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak veya el
değiştirme, Açıklanması yasaklanan gizli belgeleri temin etme, TBMM’yi
ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten ,
Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek gerekçesi ile 2 kez
ağırlaştırılmış müebbet ve 15 yıldan 40 yıla kadar hapis cezası
Erbay Çolakoğlu (Binbaşı): Silahlı terör örgütüne üye olmak,
yasaklanan gizli bilgileri temin etmek gerekçesi ile 9 yıldan 19 yıla
kadar hapis cezası.
Cihandar Hasanhanoğlu (Kıdemli Kurmay Albay): Silahlı terör
örgütüne üye olmak, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan
kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 7,5 yıldan
15 yıla kadar hapis cezası.
Mustafa Koç (Kurmay Albay): Silahlı terör örgütüne üye olmak,
TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs
etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis
cezası
Cengiz Köylü (Kurmay Albay): Silahlı terör örgütü kurmak ve
yönetmekten 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası.
Mustafa Özbek (Türk Metal Sendikası Genel Başkanı): Silahlı terör
örgütüne üye olmak, yasaklanan gizli belgeleri temin etmek, Hukuka
aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek gerekçeasi ile 9 yıldan 24 yıla
kadar hapis cezası
İbrahim Şahin (Eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili): Silahlı
terör örgütü kurmak ve yönetmek, Sayı ve nitelik bakımından vahim olan
silah veya mermilerin satın alınması, taşınması, bulundurulması,
Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurmak veya el değiştirmek,
devletin güvenliğine ilişkin gizli belgelri temin etmek, Hukuka aykırı
olarak kişisel verileri kaydetmek, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti
Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış
müebbet ve 30 yıldan 66 yıla kadar hapis cezası.
HİLMİ ÖZKÖK'ÜN İFADESİ İDDİANAMEDE
ÇOK GENİŞ YER ALDI
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen üçüncü ''Ergenekon''
iddianamesinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün
''tanık'' sıfatıyla verdiği ifade de yer aldı. İstanbul Cumhuriyet
Savcılığı'nca hazırlanan iddianamenin giriş bölümünde, Özkök'ün
''tanık'' sıfatıyla alınan ifadesinde, Genelkurmay Başkanlığı yaptığı
dönemde kuvvet komutanlarının bir araya geldikleri ve toplantı
yaptıkları yönünde kendisine bilgiler geldiğini belirttiği, ancak
doğrudan soruşturma yapılmasını gerektirecek mahiyette bilgilerin elinde
bulunmaması nedeniyle bu konuda herhangi bir yasal işlem başlatmadığını
kaydettiği belirtildi. Özkök'ün ifadesinde, kuvvet komutanlarının her
zaman toplanabileceğini, bunda bir sıkıntının olmadığını, idareci olarak
komutanları ve ordunun sürekli güçlü ve koordinasyon içinde bulunmaları
konusunda elinden gelen gayreti göstermeye çalıştığını dile getirdiği
kaydedilen iddianamede, Özkök'ün birçok kez ihbar, mektup, CD ve benzeri
bilgilerin kendisine ulaştığını belirttiği anlatıldı.
İddianamede, Özkök'ün, zaman zaman da toplantılarda açıkça gündeme
getirmeksizin üstü kapalı mesajlarla bu hususları dile getirdiğini
söylediği de belirtilerek, o günlerde, özellikle kamuoyunda jandarma
istihbaratın yasal olmayan dinlemeler yaptığına ilişkin
değerlendirmelerin olması ve bu yönde gelen duyumlar üzerine Jandarma
Genel Komutanı Orgeneral Mehmet Şener Eruygur'a İstihbarat Daire Başkanı
ile Teknik Daire Başkanını yanına göndermesini söylediğini, İstihbarat
Daire Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz ile Teknik Daire Başkanı Albay
Hasan Atilla Uğur'a makamında jandarma teşkilatının teknik takip ve
dinlemeler konusunda ciddi imkan ve kabiliyetlere sahip olduklarını, bu
işlemlerin yasal çerçevede yapılması gerektiğini söyleyerek bu konuda
uyarıda bulunduğunu kaydettiği vurgulandı.
İddianamede, Özkök'ün ayrıca bu işlemlerin nasıl yapıldığı ile ilgili
kendilerinden bilgi aldığını, buradaki temel amacının şayet yasal
olmayan dinlemeler yapılmakta ise kendilerini bu konuda uyarmak olduğunu
kaydettiği de belirtildi.
ÖZKÖK'E MUHTIRA SORUSU
Özkök'e ''Genelkurmay Başkanlığı yaptığınız dönem içerisinde görev yapan
kuvvet komutanlarından dönemin yürütme organına yönelik muhtıra
verilmesi yönünde telkin ya da teklifte bulunan oldu mu? Oldu ise kimler
tarafından, ne amaçla ve nasıl oldu?'' şeklinde bir soru sorulduğu ifade
edilen iddianamede Özkök'ün bu soruya verdiği yanıt şöyle aktarıldı:
''2002 yılının Ağustos ayında Genelkurmay Başkanlığı görevine
getirildiğini, kısa bir süre sonra iktidar partisinin değiştiğini, Şura
toplantıları öncesinde adet gereği orgenerallerin Ankara'ya geldiklerini
ve orada çeşitli toplantılar yapıldığını, bu toplantılarda Şura'da
görüşülecek konular ile TSK ile ilgili çeşitli konularda görüş
alışverişi yapıldığını ve aralarında müzakere ettiklerini, iktidara
gelen parti ile ilgili olarak geçmişteki bazı söylemleri sebebiyle
çekincesi olanların açık açık fikirlerini beyan ettiklerini, usul olarak
en kıdemsizden başladığı için herkesin görüşlerini aldıktan sonra
kendisinin de görüşlerini belirttiğini, herkesin şahsi görüşünün yanında
kimsenin, kendi yanında muhtıra verme şeklinde bir teklifte
bulunamayacağını, kendisinin de böyle bir şeye fırsat vermeyeceğini,
görevde bulunduğu dönem ve daha sonraki dönemlerde de bu şekilde bir
teklif gelmediğini, Kıbrıs konusunda çalışma yapmaları hususunda tüm
kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanı'na birlikte bir çalışma
yapmaları talimatı verdiğini, normal usulde bu tür çalışmalarda herkesin
görüşünü beyan ettiğini ve bu görevi kıdemli olana verdiğini, kıdemli
olanın da bu tür çalışmaları elden arz ettiğini veya bir kapak yazısı
ile gönderdiğini, daha sonra da Genelkurmay Karargahı'nda
değerlendirildiğini ve Genelkurmay Başkanı'nın görüşünü alarak ilgili
makama verildiğini, kendisinin böyle bir çalışma beklerken birden 4
imzalı alışılmış usullerinin dışında yazılı bir belge önüne gelince usul
olarak rahatsız olduğunu, ayrıca daha sonraki dönemde Kıbrıs
Büyükelçisi'nin kendisinden habersiz bazı bilgileri Jandarma Genel
Komutanı'na ilettiğini duyması üzerine bu konuyu ilgilisine usulüne
uygun bir şekilde söyleyerek, bu yapılanın uygun bir davranış
olmadığını, bundan sonra tüm bilgileri kendisine getirmesini ilettiğini
anlattı.''
ÖZKÖK'E YÖNELTİLEN DARBE PLANLARI SORUSU
İddianamede, Özkök'e ''Sarıkız'', ''Ayışığı'', ''Yakamoz'' ve
''Eldiven'' isimli darbe planlarından bilgisinin olup olmadığı, oldu ise
bu darbe planlarını kim ya da kimlerin hangi maksatla hazırladığını
öğrenip öğrenmediğinin sorulduğu da belirtilerek, Özkök'ün darbe
planlarından sadece ''Ayışığı'' ve ''Yakamoz'' kod isimli darbe
planlarından 2004 yılı bahar ayları içerisinde haberinin olduğunu ifade
ettiği yer aldı.
Özkök'ün bu bilgilerin kendisine bir slayt sunumu şeklinde geldiğini,
geldiği zamanın da söylentilerin azaldığı zamanlar olduğunu, ''Eldiven''
kod isimli darbe planını ve ''Cumhuriyet Çalışma Grubunu'' duymadığını
ifade ettiği kaydedilen iddianamede, Özkök'ün bu slaytlar kendisine
geldiğinde isimleri geçen kişilerden bazılarının emekli olacaklarını, bu
bilgilerin kendisine ilk geldiğinde karargahtaki arkadaşlarıyla dahi
paylaşmadığını, çünkü bazı şeylerin şüyu vukuundan beter olduğunu
söylediği belirtildi.
Özkök'ün ifadesinde, 19 Ekim 2003 tarihinde Jandarma Genel
Komutanlığı'nda rektörlere yönelik bir brifing verildiğinden haberdar
olmadığını, ancak Jandarma Dinlenme Tesisleri'nde sivillerle zaman zaman
yemek yendiğini duyduğunu, bunların da olağan şeyler olduğunu söylediği
yer alan iddianamede, Özkök'ün kendisine ''Genç Subaylar'' başlığı
altında herhangi bir mektup gelmediğini, ancak o dönemde basın ve yayın
organlarında bu tür mektupların gönderildiği yönünde duyumlar aldığını,
emekli generallere Jandarma Genel Komutanlığı'ndan gönderilen
mektuplardan haberi olmadığını belirttiği kaydedildi.
ERUYGUR'A UYARI
İddianamede, Özkök'ün kuvvet komutanlarının harp okullarının açılış ve
diploma törenlerinde yapacakları konuşmalara ilişkin hazırladıkları
yazılı metinleri Genelkurmay Başkanının görmediğini ve bu metinleri bu
amaçla da istemediğini, ancak o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Aytaç Yalman'ın konuşma yaptıktan sonra veya önce bu metni
görmüş olabileceğini, ancak hatırlamadığını ifade ettiği belirtilerek,
Özkök'ün ''Özellikle 'Ayışığı' ve 'Yakamoz' olarak isimlendirilen darbe
planları yapıldığı yönünde 2004 yılının bahar aylarında gelen duyum
üzerine Şener Eruygur'a Genelkurmay makamında olduğu bir sırada böyle
bir plan ve çalışma olup olmadığını sorduğunu, Eruygur'un da böyle bir
çalışma olmadığını söylediğini, ancak bunlara rağmen özellikle sık sık
gazetecilerin, rektörlerin Jandarma Genel Komutanlığı'na çağrılarak
görüşülmesinin yanlış anlaşılmalara neden olacağını söylediğini ve
kendisini uyardığını, görevli olduğu dönemde MİT Müsteşarı'nın zaman
zaman tarafına bazı bilgiler ve kayıtsız belgeler verdiğini, ancak
hatırladığı kadarıyla kendisine 'Ergenekon' olarak sözü edilen örgütle
ilgili arşivlere geçecek mahiyette kayıtlı bir evrak verilmediğini''
söylediği yer aldı.
Üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde ''tanık'' sıfatıyla ifadesine yer
verilen dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün, ''zaman
zaman görüş alışverişinde bulundukları komutanlara o dönemdeki hükümetin
şeriatı getireceğine inanmadığını açıkça söylediği'' yer aldı.
İddianamede, ''tanık'' sıfatıyla ifadesine başvurulan Özkök'e şu sorunun
yöneltildiği belirtildi:
''Mehmet Şener Eruygur'dan ele geçirilen dijital verilerin
incelemesinde, emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'in
olduğu değerlendirilen günlüklerin olduğu görülmüştür. Bu günlüklere,
'22 Eylül 2003 başlığı altında komutanların Jandarma Genel
Komutanlığı'na giderek çok özel olarak konuştukları ve bazı kararlar
aldıklarını, bu kararlara göre 'AKP Hükümetini vazgeçirmek için neler
yapılması konusunda yapılan hazırlıklar bu hafta Genelkurmay Başkanı'na
takdim edilecek, incelemesi için kendisine fırsat verilecek ve sonra
onun niyetleri ve görüşü sorulacak, eğer bizle aynı fikirde veya yakın
ise yolumuza devam edeceğiz, eğer bir işlem yapılmasını kabul etmezse
kendisine 'Ya sen çekil yahut da biz çekiliyoruz diyeceğiz' şeklinde
yazdığı görülmüştür.
Komutanlar olarak, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Mehmet Şener
Eruygur, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, Deniz
Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ve Hava Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral İbrahim Fırtına'dan söz edildiği anlaşılmaktadır. Görevli
olduğunuz dönemde, adı geçen kuvvet komutanları, belirtilen konularla
ilgili sizden herhangi bir talepte bulundular mı? Şayet böyle bir
talepte bulunulduysa ayrıntıları ile anlatınız.''
İddianamede, Özkök'ün Türk Silahlı Kuvvetleri'nin temsilcisi olduğundan
zaman zaman birçok konuda kendisine teklifler, endişeler, arzların
geldiğini, bunları zaman zaman da müzakere ettiklerini, Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin hassasiyeti olan konular iletildiği zaman doğrudan
kamuoyu ile paylaşmak yerine bizzat Başbakan'a gidip ''Böyle böyle
endişeler var kaygılar var'' şeklinde ilettiğini, her zaman kurumlar
arasında düşmanlığın değil, birlik ve beraberliğin ön plana çıkması için
çalıştığını, bu manada çekilmesi veya kendilerinin çekileceği yönünde
herhangi bir bilgi gelmediğini söylediği kaydedildi.
BÜYÜKANIT'A YÖNELİK EYLEM PLANI İDDİASI
İddianameye göre, Özkök'e yöneltilen diğer bir soru şöyle:
''Ayışığı kod adlı darbe planında, 'l.Ordu Komutanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt ve 2. Ordu Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri'nin altında sağlam
adamlar bulunması ya da oldu bitti ile bunların hareketsiz ve yetkisiz
bırakılması' gerektiği belirtilmiştir. Şüpheliler Mehmet Şener Eruygur
ve Ahmet Hurşit Tolon'dan ele geçirilen dijital verilerde de Orgeneral
Yaşar Büyükanıt'a ait sağlık raporları, kullandığı ilaçlar, ailevi
bilgiler, dostlarıyla ilgili kişisel bilgiler, kardeşi Mednan
Büyükanıt'ın öldürülmesi ile ilgili soruşturma ve kovuşturma evrakları,
kooperatif bilgileri ve bazı kişisel bilgiler olduğu görülmüştür. Ayrıca
Özden Örnek'e ait olduğu anlaşılan günlüklerde '10 Ekim 2004' başlıklı
not içerisinde 'Öğleden sonra Kara Kuvvetleri Komutanı geldi. Jandarma
Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un bir şeyler karıştırıp
durduğunu anlatan Aytaç Paşa'nın neler söylemek istediğini şimdi daha
iyi anladım. Yaşar'ı zehirlemeye kadar varan planlar hazırlanmış'
ifadesinin yer aldığı belirlenmiştir. Sizin dönemin 1. Ordu Komutanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a yönelik yapılan çalışmalardan ve hazırlanan
eylem planlarından haberiniz oldu mu? Bu planları kimlerin nasıl
yaptığını biliyor musunuz?''
İddianamede, Özkök'ün bu soruya karşılık, ''2004 yılı bahar aylarında
gelen ve 'Ayışığı' ve 'Yakamoz' olarak isimlendirilen planlarda Yaşar
Büyükanıt'la ilgili değerlendirmeleri gördüğünü, günlüklerdeki konu ile
ilgili bilgisinin olmadığını, herhangi bir değerlendirme de
yapamayacağını'' ifade ettiği kaydedildi.
Özkök'e ''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen günlüklerin '30 Eylül
2003' başlığı altında 'Kara Kuvvetleri Komutanı ile yaptığı görüşmede
'özel çalışma'nın Genelkurmay Başkanı'na verildiğini ve 4 noktada itiraz
olduğunu söyleyerek, 'Adamların şeriat devletini kurmak istediğine
inanmıyormuş, diğer gerekçeleri de önemli ama en önemlisi budur. Yani
esastan aramızda fark var. Tedbirler ile genelde hemfikir olmuş' diyerek
Kara Kuvvetleri Komutanının anlattıklarını aktardığı, bu konuyla ilgili
Kara Kuvvetleri Komutanına 'bu çalışmayı kendisine vermek dahi
önemliydi' şeklinde yazdığı görülmüştür. Kara Kuvvetleri Komutanı
bahsedilen çalışmayı size verdi mi? Verdiyse bahsedilen çalışmanın
içeriği neydi?'' şeklindeki soru sorulduğu da anlatılan iddianamede,
Özkök'ün de ''Kuvvet komutanları ile zaman zaman görüş alışverişinde
bulunduklarını, spesifik olarak bu olayı hatırlamamakla birlikte birçok
yerde o dönemdeki hükümetin şeriatı getireceğine inanmadığını açıkça
söylediğini, bu konuda daha önce görüşlerini belirttiğini'' ifade ettiği
yer aldı.
İMAM HATİP LİSELERİ KONUSU
İddianameye göre, Özkök'e ifadesi sırasında şöyle bir soru yöneltildi:
''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen günlüklerin '7 Ekim 2003'
başlığı altında, Genelkurmay Başkanı ve diğerleriyle Ege Ordu
Komutanlığına giderek, Orgeneral Hurşit Tolon'u ziyaret ettiklerini
yazdığı, '8 Ekim 2003' başlığı altında, imam hatip liseleriyle ilgili
çıkan yasayla ilgili konuştuklarını, karargahlarına bu konuyla ilgili
ayrı ayrı çalışma yapmaları talimatı verilmesi için karar aldıklarını,
kahvaltı sırasında Hurşit Paşa'nın İHL'lerle ilgili gazetelerde çıkan
haberleri bilerek ve planlı bir şekilde Genelkurmay Başkanı'na açtığını
anlatarak, 'Genelkurmay Başkanı'nı konuşturmaya başladık. Her taraftan
sıkıştırmaya başladık. Kahvaltıdan sonra hemen karargahı aradım ve
talimat verdim. Diğer taraftan da Kocaeli Üniversitesi Rektörünü aradım
ve ona da rektörler olarak bu işi hemen ve sert bir şekilde protesto
etmelerini, arkalarında olduğumuzu söyledim' şeklinde yazdığı ve
Genelkurmay Başkanı'nın cesur bir kişi olmadığını, AKP Hükümeti'ne karşı
zaman kazanmak için kendilerini oyaladığını, hükümet ile gizli bir
anlaşması varmış gibi davrandığını anlatarak' ... Kara Kuvvetleri
komutanı sonunda işin başına kalacağını biliyor. Bu nedenle çok dikkatli
ve her olayı takip ediyor. Yaptığı her hareketin duyulmasını ve anayasal
kurumların yalnız olmadığı intibasını vermek istiyor. Çok dürüst ve
güvenilir insan. JANGKK tam bir şahin, Genelkurmay hakkında bir kanaate
sahip olmuş ve o kanaat kendisinde bir saplantı haline gelmiş.
Genelkurmay ne yaparsa yapsın şüphe ile karşılıyor' diyerek
konuştuklarını aktardığı tespit edilmiştir. Ahmet Hurşit Tolon ve
diğerleriyle bahsedildiği şekilde kahvaltı yapıldı mı? Bu kahvaltıda ne
konuşuldu? Sizi sıkıştırmalarının sebebi nedir ve talepleri ne oldu?''
İddianamede, Özkök'ün ''Ordu komutanlıklarında denetlemelerde zaman
zaman kahvaltı yaptıklarını, bu kahvaltılarda çok değişik konuların
konuşulduğunu, ancak böyle bir konunun konuşulduğunu hatırlamadığını,
fakat imam hatipler konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hassasiyeti
bulunduğu için böyle bir konunun konuşulmuş olabileceğini'' dile
getirdiği kaydedildi.
İddianameye göre, Özkök'e yöneltilen diğer bir soru şöyle:
''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen günlüklerin '15 Kasım 2003'
başlığı altında, Kara Kuvvetleri Komutanı ile Harbiye Orduevine
gittiklerini, Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmeyi aktardığı,
aralarındaki anlaşmazlıktan bahsederek' ...Konuşmamız bundan sonra
tatsız bir şekilde sona erdi. 11 Kasım günü kendisi yurt dışına gitti.
Ben de İlker'e gittim (II. Başkan). Yaptığımız özel çalışmanın ne
olduğunu sordum. Bana, 'Biz de bir gurup kurduk. Komutan sizinkileri
okudu. Grup bizim ve sizin önerilerinizi birleştirerek bir öneri
hazırlayacak ve bunu sizlere göndereceğiz. Sonra bu konuyu Askeri
Şura'ya getirerek tartışıp herkesin fikrini alacağız. Bilahare de sonucu
Cumhurbaşkanı'na götüreceğiz sonra da Başbakanı buraya davet ederek
kendisi ile bu konuyu görüşeceğiz. Bizim planımız bu şekilde' dediğini
anlatarak, bu şekilde Genelkurmay'ın planını ilk defa öğrenmiş
olduklarını, bu plan üzerinde Kara Kuvvetleri Komutanı ile
tartıştıklarını, konun hafifletilmemesini sağlamak gerektiğini
düşündüklerini, bu konular konuşulurken Şura'da Başbakan olmaması
gerektiğini, her kafadan bir ses çıkmasını önlemek için de Şura öncesi
toplantı yapılarak herkesin aynı hizaya getirilmesi gerektiğini
anlattığı ve 'Bu arada Kara Kuvvetleri Komutanı bana, Şener'in bazı
sivri fikirleri var. O bizden biraz farklı bu konulara yaklaşıyor. Ama
onun fikirlerini benimsemek şimdilik mümkün değil. Çok dikkatli
olmalıyız gereksiz yere tırmandıracak hareketlerden kaçınmalı' diyerek,
Jandarma Genel Komutanı'nın fikirlerinden haberdar olduklarını,
amaçlarının mümkün olduğunda beraber hareket etmek olduğunu söyleyerek'
bu nedenle ne yapıp edip Genelkurmay Başkanı'nı kendi yanımıza
çekmeliyiz' diyerek toplu olarak Genelkurmay Başkanının yanına gidip
konuşmayı düşündüklerini söylediği görülmüştür. Kuvvet Komutanlarınca
bahsedildiği şekilde bir girişimde bulunuldu mu? Bu ne amaçla yapıldı?
Bu konuda nasıl bir çalışma yapıldı? Sizin tavrınız ne oldu?''
İddianamede, Özkök'ün bu soru üzerine ''Bu konunun kendisi dışındaki bir
konu olduğunu'' ifade ettiği belirtildi.
ÖZKÖK'ÜN GÖSTERDİĞİ TEPKİ
İddianameye göre, Özkök'e ifadesi sırasında şöyle bir soru yöneltildi:
''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen 'günlükler'in '1 Aralık 2003'
başlığı altında, Genelkurmay Başkanlığına gittiklerini, AKP Hükümeti,
laiklik konularından bahsederek, herkese söz verildiğini, Kara
Kuvvetleri Komutanının 'Ben çok rahatsızım ve devlet elden gidiyor.
Biran önce bir sıkıyönetim içerisine girilmeli' dediğini, kendisinin ise
'Madem ki hepimiz bu hükümetin Anayasaya aykırı hareket ettiğine eminiz
o halde 35. madde gereğinde Anayasayı da korumak bizim görevimizdir.
Eğer bir eylem planı yapılacaksa bu planın ne maksatla yapıldığının
bilinmesi lazım bu nedenle burada bir karar vermemiz gerekiyor'
dediğini, bu söz üzerine Genelkurmay Başkanının 'Her ikiniz de açıkça
konuşmadınız ama söylemek istediğiniz şey olamaz ve bize çok zemin
kaybettirir. Yapacağımız başka şeyler var' dediğini, kendisinin de
'Doğru söylüyorsunuz o telaffuz etmek istediğimiz şeyden başka da şeyler
olabilir mesela bu hükümete bir alternatif yaratmak gibi...' dediğini,
ancak Genelkurmay Başkanı'nın bunu kabul etmediğini, Genelkurmay
Başkanı'nın niyetinin bir şey yapıyor görünüp, kendilerini oyalamak
olduğunu anladığını, kendisinden sonra Şener Eruygur ve Fırtına'nın
konuşarak aynı ifadeleri kullandıklarını, bu şekilde kararlılık
gösterdiklerini, 'bu duruma Genelkurmay Başkanı'nın rahatsız olduğunu'
yazdığı görülmüştür. Bahsedildiği şekilde bir toplantı yaptınız mı?
Kimler katıldı? Sizden istekleri ne oldu? Sizin buna tepkiniz ne oldu?''
Özkök'ün bu soruya karşılık, ''Kuvvet komutanları ile sık sık toplantı
yaptıklarını, fakat burada geçen hususları hatırlamadığını, fakat kendi
aralarında bu tür görüşmeleri yapmışlarsa bu konudan bilgisinin
olmadığını'' dile getirdiği belirtildi.
ERUYGUR'UN ''İHTİLAL ÖZLEMİ''
İddianamede, ''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen günlüklerin '20
Ocak 2004' başlığı altında, Hava Kuvvetleri Komutanlığında yapılacak
kuvvet komutanları toplantısına katıldığını, irtica ve Kıbrıs olarak iki
ana konularının olduğunu, Kara Kuvvetleri Komutanının, Hurşit Tolon'u
desteklediği için Genelkurmay Başkanı ile oldukça sert bir şekilde kavga
ettiğini anlattığını, Genelkurmay Başkanı ve II. Başkanın Tolon'a destek
vermediğini anlatarak, 'Kıbrıs konusunda ise GK (Genelkurmay) DİB ile
beraber bir hazırlık yapıyorlardı ama bizim hiçbir şeyden haberimiz
yoktu. Konuşmalar sırasında Jandarma Genel Komutanı daima bir ihtilal
özlemi içerisinde bir an önce bu işi yapalım şeklinde konuşuyordu. Bugün
de defalarca tekrar etti' şeklinde yazdığı görülmüştür. Jandarma Genel
Komutanı Mehmet Şener Eruygur'un 'ihtilal özlemi' ve bu konuda yaptığı
çalışmalardan bilginiz oldu mu? Oldu ise tepkiniz ne oldu? Bu konuda
herhangi bir çalışma yaptınız mı?'' şeklindeki soruya da Özkök'ün ''bu
hususu yukarıda açıkladığı'' şeklinde cevap verdiği yer aldı.
İddianamede, ''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen günlüklerin '16
Mart 2004' başlığı altında, Genelkurmay Başkanını görmeye gittiğini
anlatarak 'Bizim yaptığımız bazı girişimler ve bilhassa Jandarma Genel
Komutanı'nın girişimlerinin hemen hepsinden haberi vardı. Jandarma Genel
Komutanı'nı nedense hedef olarak almıştı ve bütün belgeler elimde,
bunları devletin arşivlerine geçireceğim, bu tarihi bir görevdir.
Şener'in yaptıkları yetkisini aşmaktır. Kendi tesislerinde eski Meclis
Başkanı ve rektörler ile görüşme yapmış bunları nasıl yapar' diyerek
Şener Eruygur'un yaptıklarını kendisine anlattığını, daha sonra fişleme
olaylarından bahsettiğini, bu tür olayların TSK'yı küçük düşürmekten
başka bir işe yaramadığını anlattığı tespit edilmiştir. Özden Örnek ile
bu şekilde bir toplantı yaptınız mı? Bahsedildiği gibi Mehmet Şener
Eruygur'un 'Darbe' faaliyetleriyle ilgili herhangi bir girişimde
bulundunuz mu? Arşivlerde bu konuyla ilgili belge var mı?'' şeklindeki
soru üzerine Özkök'ün, ''Yukarıda belirttiğim gibi eski Meclis Başkanı
ile ordu karargahında bir toplantı yaptıklarından bilgisinin olmadığını,
yukarıda da belirttiği gibi bilahare Şener Eruygur'un bizzat kendisine
bazı duyumlarının olduğunu söyleyerek uyarıda bulunduğunu, zira
kendisinin o dönem en önemli prensip ve görevlerinden birinin de
muhtemel olayları vuku bulmadan önlemek olduğunu, yukarıda belirtilen
Cumhuriyet Çalışma Gurubunun eylem ve faaliyetlerinden haberdar
olmadığını, fakat bazı basın yayın organlarında bu konularla ilgili
haberler çıktığını, kendisinin de basın vasıtasıyla haberdar olduğunu''
söylediği belirtildi.
ERUYGUR'UN ÖDENEKLERİ KULLANMA YETKİSİ
İddianamede, ''Söz konusu sunumlarda, Cumhuriyet Çalışma Grubunun bu
faaliyetleri gerçekleştirebilmesi için başlangıç olarak asgari 200 bin
ABD doları kaynak ayrılması gerektiği belirtilmiştir. Cumhuriyet Çalışma
Grubunun 19 Ocak 2004 tarihli devre raporunda ise Cumhuriyet Platformu
çalışmaları başlığı altında, Ulusal Birlik Hareketi STK Platformundan
bahsedildiği, bu kapsamda Ulusal Birlik Hareketinin yaygınlaşması için
işbirliğinin sürdürülmesi gerektiği ve bunun için hazırlanacak basın
bildirisinin, bedeli 830 kaleminden ödenmek suretiyle Ulusal Birlik
Hareketi ve Cumhuriyet Platformu imzası ile yüksek tirajlı gazetelerde
yayımlanması gerektiği belirtilmiştir. Cumhuriyet Çalışma Grubunun 28
Ocak 2004 tarihli devre raporunda ise yine yapılan bir harcamanın haber
alma ödeneğinden karşılanması gerektiği belirtilmiştir. 830 kalemi ve
haber alma ödeneği olarak belirtilen ödenekler nelerdir? Hangi amaçla
kullanılır? Bu ödenekleri kullanma yetkisi kimlerindir? Bu ödenekler
Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde ise Şener Eruygur'un bu ödenekleri
belirtildiği şekilde kullanma yetkisi var mıdır? Şayet bu ödenekler
Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde ise ve usulsüz olarak
kullanılmışsa bu usulsüzlük ve kullanılan paranın miktarı nasıl tespit
edilebilir?'' sorusunun da Özkök'e yöneltildiği belirtilerek, Özkök'ün
de ''Jandarma Genel Komutanlığının ödeneği ve bütçesinin ayrı olduğunu,
harcamaları nasıl yaptıklarını ayrıntılı olarak bilemeyeceğini'' ifade
ettiği kaydedildi.
MUSTAFA
BALBAY GÜNLÜKLERİ
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen üçüncü ''Ergenekon''
iddianamesinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün
tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde belirttiği bazı konuların, eski Deniz
Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e atfedilen günlük ile gazeteci
Mustafa Balbay'dan ele geçirilen günlükte yer alan bazı hususları
doğrular nitelikte olduğu kaydedildi.
İddianameye göre, Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesinin alınması
sırasında Özkök'e, ''3 Mart 2004 tarihinde Ankara'da ATO tesislerinde
düzenlenen 'Hilafetin İlgası' isimli panel hakkında bilginiz var mı? Bu
panelin Cumhuriyet Çalışma Grubu tarafından düzenlendiğini biliyor
musunuz? Özden Örnek'in günlüklerinde belirttiği gibi Kuvvet
Komutanlarının bahse konu panele size sormadan gitmelerine tepki
gösterdiniz mi? Panelin düzenlenmesi, desteklemesi ve katılım
sağlanmasının amacı nedir? Sizin bu konuda tepkiniz ne oldu?'' soruları
soruldu.
Hilmi Özkök de ''toplantının yapıldığı tarihte İsveç'te resmi bir
ziyarette olduğunu, döndüğünde böyle bir toplantının yapıldığını ve bu
toplantıda AB aleyhine bazı konuşmaların olduğunu öğrendiğini, ancak
böyle bir konuşmanın gerçekleştiği yerde Türk Silahlı Kuvvetleri
mensuplarının bulunmasından üzüntü duyduğunu, ancak bu durumu onlara
ifade edip etmediğini hatırlamadığını, ayrıca kendisi yokken yerine Kara
Kuvvetleri Komutanı vekalet ettiği için bu tür faaliyetler kendisinin
takdiri olduğunu'' söyledi.
Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e, Mustafa Balbay'ın günlüklerine
ilişkin olarak ele geçirilen dijital verilere de işaret edilerek,
''Mustafa Balbay ile irtibatınız var mı? Genelkurmay Başkanlığı
bünyesinde irticai faaliyetlerle mücadele eden bir birim var mıdır? Var
ise bu birimin görev ve sorumlulukları nelerdir?'' soruları da
yöneltildi. Özkök ''Balbay ile herhangi bir irtibatının bulunmadığını,
gazeteciler vasıtasıyla hükümet görevlilerine haber iletmeyi hoş
karşılamadığını, yüz yüze görüşmeyi tercih ettiğini, bilindiği gibi Batı
Çalışma grubu gibi bazı uygulamaların yapıldığı iddialarının
bulunduğunu, Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu zamanında 2. Başkan
olduğunu ve bu uygulamaların bazılarına gerek kalmadığı gerekçesi ile
terk edildiğini ve kendi zamanında da aynı düşünce ile bu tür
uygulamaların sonlandırılması gerektiğini düşündüğünü ve uygulamadan
kaldırttığını, bu konuda yapılan hususları not almış olabileceklerini''
ifade etti.
İddianamede ayrıca, Ahmet Hurşit Tolon'dan ele geçirilen dijital veriler
içerisinde yer alan ''opera-son'' isimli word belgesi içeriğinden
''aralarında Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri
Komutanı Özden Örnek, Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, Hurşit
Tolon, Fevzi Türkeri, Oktar Ataman ile emekli Orgeneral Çetin Doğan ve
bazı korgeneral, tümgeneral ve tuğgenerallerin bulunduğu çok sayıda
generalin, önce Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü istifa ettirmek, daha
sonra da AKP İktidarını düşürmek amacıyla uygulanacak bir strateji
belirlediği ve uygulamaya koyduğunun tespit edildiği'' kaydedilerek,
''Herhangi bir kimse sizi istifaya zorladı mı? Sizin tepkiniz ne oldu?''
şeklinde soru yöneltilen Hilmi Özkök'ün de ''bu konudan bilgisinin
olmadığını'' söylediği belirtildi.
İddianamede, Ahmet Hurşit Tolon'dan ele geçirilen dijital verilerde yer
alan ''Demokrat Generaller'' adı altında yazılan ve ''Sayın Generalim''
diye başlayan mektup ile 24 Mayıs 2003 tarihli Milliyet gazetesinde yer
alan ''Dört Yıldızlı Tepki'' başlıklı habere de işaret edildi. Özkök'e
bunlara yönelik olarak ''Görevli olduğunuz dönemde darbeciler ve
faaliyetleri ile ilgili size herhangi bir bilgi geldi mi? Geldiyse sizin
tavrınız ne oldu?'' şeklindeki sorunun da yöneltildiği belirtilen
iddianamede, Özkök'ün ''Görevli olduğu dönemde çok çeşitli bilgi, belge
ve duyumların geldiğini, fakat bunların resmi delil mahiyetinde
olmadıklarını, bu nedenle sadece bilgi mahiyetinde okuyup
değerlendirdiğini, bu nedenle resmi bir işleme koymadığını, bu bilgileri
bir süre muhafaza ettirip sonra imha ettirdiğini, o dönemde medyada,
kendisi hakkında yıpratmak amaçlı birçok haksız yazı yazıldığını,
kendisi ve ailesinin o dönem itibariyle bu tür haksız yazılar sebebiyle
ciddi üzüntüler duyduklarını ve bu konuda o dönemde açıklama yaptığını''
beyan ettiği yer aldı.
İDDİANAME: 'HİLMİ ÖZKÖK'ÜN İFADELERİ ÖZDEN ÖRNEK VE MUSTAFA BALBAY
GÜNLÜKLERİNİ TEYİT ETMEKTEDİR'
İddianamede, ''tanık Hilmi Özkök'ün ifadesinde belirttiği bazı
konuların, Özden Örnek'e atfedilen ve Mustafa Balbay'dan ele geçirilen
günlüklerde yer alan bir kısım hususları doğrular nitelikte olduğunun
görüldüğü'' değerlendirmesine de yer verildi.
(05 Ağustos 2009, 16:50)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=864
|
|
Üçüncü iddianamenin en önemli tanığı Özkök'ten savcılara destek
Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök’ün Ergenekon savcılarına 8 saat ‘tanık’ olarak verdiği ifadesinin 3. Ergenekon iddianamesine girdiği öğrenildi. Özkök’ün Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde Ergenekon sanığı emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon tarafından planlanan darbe girişimleriyle ilgili süreç hakkında bugüne kadar gündeme gelmeyen birçok konuda önemli bilgiler verdiği öğrenildi. Özkök, savcıları da kutlamış. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 3. Ergenekon iddianamesi üzerindeki incelemesi sürüyor. Mahkemenin, incelemesini tamamlamasının ardından iddianamenin 31 Temmuz’da açıklanacağı belirtiliyor. İddianamede yer alan en önemli ‘tanık’ ise Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök. Nisan ayında İzmir Adliyesi’nde özel bir odada Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara ‘tanık’ sıfatıyla 8 saat ifade veren Özkök’ün, 2. iddianamede yer alan ‘darbe’ girişimleriyle ilgili önemli bilgiler verdiği kaydedildi.
Üçüncü
iddianamenin en önemli tanığı Özkök'ten savcılara destek
Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök’ün Ergenekon savcılarına 8 saat
‘tanık’ olarak verdiği ifadesinin 3. Ergenekon iddianamesine girdiği
öğrenildi. Özkök’ün Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde Ergenekon sanığı
emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon tarafından planlanan
darbe girişimleriyle ilgili süreç hakkında bugüne kadar gündeme gelmeyen
birçok konuda önemli bilgiler verdiği öğrenildi. Özkök, savcıları da
kutlamış. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 3. Ergenekon iddianamesi
üzerindeki incelemesi sürüyor. Mahkemenin, incelemesini tamamlamasının
ardından iddianamenin 31 Temmuz’da açıklanacağı belirtiliyor.
İddianamede yer alan en önemli ‘tanık’ ise Genelkurmay eski Başkanı
Hilmi Özkök. Nisan ayında İzmir Adliyesi’nde özel bir odada Ergenekon
soruşturmasını yürüten savcılara ‘tanık’ sıfatıyla 8 saat ifade veren
Özkök’ün, 2. iddianamede yer alan ‘darbe’ girişimleriyle ilgili önemli
bilgiler verdiği kaydedildi.
‘BİR DÖNEMİ AYDINLATACAKSINIZ’
Emekli Orgeneral Özkök’ün ifadesine başlarken Ergenekon savcılarına,
‘’Türkiye tarihinde kimsenin cesaret edemediği bir soruşturma
başlattınız’’ dediği kaydedildi. Savcıların da Özkök’e ‘’Siz de burada
bir tarih yazacaksınız. Anlatacaklarınız Türkiye için çok önemli’’
karşılığını verdiği öğrenildi. Özkök’ün, Mustafa Balbay ile eski Deniz
Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’e ait günlüklerdeki
darbe girişimiyle ilgili tanıklık yaptığı ifade edildi.
SAVCILARA BİLİNMEYENLERİ DE ANLATTI
Günlüklerdeki darbe planlarını tüm ayrıntılarıyla anlattığı belirtilen
Orgeneral Özkök’ün, o dönem ordu içinde yaşanan sürecin aktörlerini de
tek tek sıraladığı belirtildi. Özkök’ün, darbe girişimi konusunda bugüne
kadar bilinmeyen ya da gündeme gelmeyen pek çok konu hakkında savcılara
detaylı bilgi verdiği ifade edildi.
İDHAR EKİBİNİN ŞİFRELERİNİ VERDİ
Hilmi Özkök’ün verdiği ifadeler ışığında ordu içindeki ‘idhar’ (yedek)
kadrosunun da soruşturma kapsamında mercek altına alındığı bildirildi.
2. iddianamede Eruygur’da ele geçen belgede, ‘’Darbe ekibi dağıtılsa
bile hareketi sürdürecek idharın yapılması öngörülmüştür. Orgeneral
Özkök tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere
yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Orgeneral Özkök
herhangi bir tasfiye yapmamıştır’’ deniliyordu.
Adım adım Özkök’ü emekli etme planı
2. iddianamede ‘Ayşığı’ darbe planı çerçevesinde darbe planlarını
hazırlayan ekibin, Hilmi Özkök’ü istifaya götürmek için yaptıkları plan
da aşama aşama verilmişti. İşte o plan:
Doğrudan girişim: Üç Kuvvet Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı’nın
ziyaret ederek doğrudan istifaya zorlamaları.
Dolaylı girişim: Orgeneral seviyesindeki General ve Amirallerin
topluca imzalı açık mektuplarının Genelkurmay Başkanına verilmesi.
Gri girişim: TSK mensuplarının yazılı ve imzalı açık mektuplarının
kuvvet komutanları tarafından Genelkurmay Başkanına verilmesi.
Siyah girişim: Kuvvet komutanları, TSK mensupları ve sivillerin
açıktan çekil baskısı yapması. Aydınların, ve sendikalarının ‘çekil’
demeleri.
Darbe için yoksan ya çekil ya da çekil
Ergenekon soruşturmasının 2. iddianamesinde yer alan darbe planlarında,
Özkök’ün istifaya zorlanması yönündeki girişimler anlatılmıştı.
‘Ayışığı’ adlı darbe planında, Özkök’ün emekliye ayrılması ya da etkisiz
hale getirilmesi, azami sayıda milletvekilinin Başbakan Recep Tayip
Erdoğan’ı terk etmesinin sağlanması, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in
görevini sürdürmesi için yapılması gerekenler detaylarıyla yer almıştı.
ÖZKÖK’Ü MEDYA ARACILIĞIYLA SIKIŞTIRALIM
Darbe planında ‘’TSK’nın birlik içinde olduğu, Genelkurmay Başkanı Hilmi
Özkök’ün bu birliği bozduğu ve bu nedenle emekliye ayrılması
gerektiğinin, basın yayın organları aracılığı ile halka taşınması.
Özkök’e yönelik ‘ya çekil, ya çekil’ baskısının çok boyutlu ve çok sesli
olarak arttırılması. Darbe planının geniş tabanlı olduğu izlenimiyle göz
dağı verilmesi’’ ifadeleri dikkat çekmişti.
Ne teyid ederim ne tekzip ederim
Darbe günlüklerinin gündeme gelmesinin ardından Milliyet yazarı Fikret
Bila’ya konuşan Özkök, darbe günlükleriyle ilgili ‘’Anılarda geçtiği öne
sürülerek gündeme getirilen bu olaylarla ilgili olarak, ne vardır, ne
yoktur derim. Başka bir ifadeyle ne teyit ederim, ne tekzip ederim.
Benim söyleyebileceğim budur’’ demişti. (Star)
(27 Temmuz 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=840
|
|
Gizli tanıktan şok iddia: 'Silahları göm' emrini Çevik Bir'den aldım
Ergenekon soruşturması kapsamında önceki gün sürpriz bir şekilde sorgulanan emekli Orgeneral Çevik Bir ile eski İstanbul MİT Bölge Başkanı Nuri Gündeş'in isimlerinin eski bir JİTEM'ci olan gizli tanığın ifadelerinde geçtiği öğrenildi. Gizli tanığın, Bursa'nın Gemlik ilçesinde bulunan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişiminde kullanılacağı ileri sürülen 'silahları gömme' emrini bizzat Çevik Bir'den aldığını iddia ettiği bildirildi. Nisan ayında büyük gizlilikle yürütülen soruşturma kapsamında gizli tanık ifadesiyle ulaşılan tanksavar roketinin arkasından baş zanlı olarak Çevik Bir'in adının çıkması Ergenekon soruşturmasında çok önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Suç isnadının çok ağır olmasına karşın, zanlıların sorgularının gözaltıya gerek görülmeden 'şüpheli' sıfatıyla yapılmış olması ya tanık iddiasının henüz başka delillerle desteklenmiyor olmasına bağlanıyor ya da Ergenekon soruşturmasında hassas dengelerin korunmaya çalışıldığı değerlendirmesine yol açıyor.
Gizli
tanıktan şok iddia: 'Silahları göm' emrini Çevik Bir'den aldım
Ergenekon soruşturması kapsamında önceki gün sürpriz bir şekilde
sorgulanan emekli Orgeneral Çevik Bir ile eski İstanbul MİT Bölge
Başkanı Nuri Gündeş'in isimlerinin eski bir JİTEM'ci olan gizli tanığın
ifadelerinde geçtiği öğrenildi. Gizli tanığın, Bursa'nın Gemlik
ilçesinde bulunan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast
girişiminde kullanılacağı ileri sürülen 'silahları gömme' emrini bizzat
Çevik Bir'den aldığını iddia ettiği bildirildi. Nisan ayında
büyük gizlilikle yürütülen soruşturma kapsamında gizli tanık ifadesiyle
ulaşılan tanksavar roketinin arkasından baş zanlı olarak Çevik Bir'in
adının çıkması Ergenekon soruşturmasında çok önemli bir gelişme olarak
değerlendiriliyor. Suç isnadının çok ağır olmasına karşın, zanlıların
sorgularının gözaltıya gerek görülmeden 'şüpheli' sıfatıyla yapılmış
olması ya tanık iddiasının henüz başka delillerle desteklenmiyor
olmasına bağlanıyor ya da Ergenekon soruşturmasında hassas dengelerin
korunmaya çalışıldığı değerlendirmesine yol açıyor.
Ergenekon soruşturması kapsamında 6 Nisan 2009'da Bursa'nın Gemlik
ilçesine bağlı Engürücük köyünde bir evde yapılan aramada, 1 roketatar
mermisi, 1 tabanca ve bu tabancaya ait 50 mermi ele
geçirilmişti.
Söz konusu silah ve mühimmatla Başbakan'a suikast planlandığı
açıklanmıştı. Gizli tanığın ifadesine göre Erdoğan'ın uçağının, inişe
geçtiği sırada füze ya da uçaksavarla düşürülmesi hedefleniyordu.
Edinilen bilgilere göre, eski JİTEM'ci bir gizli tanık soruşturma
kapsamında Bursa'da bulunan mühimmatla ilgili önemli açıklamalarda
bulundu. Gizli tanığın verdiği bilgiler 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 12.
dalga operasyonları için verdiği arama kararında da yer almıştı. Şöyle
deniliyordu: "Gizli bir tanığın beyanlarında, Gemlik'te yapılan aramada
Başbakan Erdoğan'a yönelik, 'uçağının inişe geçtiği sırada' yapılacak
saldırıda kullanılmak üzere saklanan bir ABD menşeli uçaksavar
mermisinin ele geçirilmesi..." Tanığın, 'silahları göm' emrini 28 Şubat
döneminin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'den aldığını söylediği
öğrenildi. Eski JİTEM'cinin ifadelerinin bazı yerinde Nuri Gündeş'ten de
bahsettiği aktarıldı. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar söz
konusu gelişmeler üzerine Çevik Bir ve Nuri Gündeş'i 'şüpheli' sıfatıyla
sorguladı. Yaklaşık 5 saat süren sorguda Çevik Bir'e, 28 Şubat sürecinde
yaşanan bazı olaylarla ilgili sorular da sorulduğu iddia edildi. (Zaman)
Öcalan'a yönelik MİT suikastinin akamete uğratılması da soruldu
MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür 17 Haziran 2008 günü
Ergenekon Savcılarına 'tanık' sıfatıyla verdiği ifadede, Tansu Çiller'in
başbakanlığı döneminde MİT'in kontrolünde asker ve polisin katılımıyla
terörist başı Abdullah Öcalan'a yönelik büyük bir operasyon
başlatıldığını söylemişti. 'PKK'yı Ergenekon kurdu ve yönetiyor'
iddialarını örtülü olarak yanıtlayan MİT Kontrterör Dairesi eski Başkanı
Mehmet Eymür, Abdullah Öcalan'a karşı hazırlanan suikastin gazeteye
sızdırılarak engellendiğini bildirmişti. Savcı Öz'ün, Çevik Bir'e bu
suçlamanın doğru olup olmadığını da sorduğu, Bir'in de “Bizimle bir
alakası yok” cevabını verdiği ileri sürüldü. Çevik Bir'in sorgudan
ayrılırken oldukça sakin bir görüntü vermeye çalışmasına karşın öğleden
sonra ayrıldığı Adliye çıkışında gazetecilerin sorularına “İyi akşamlar”
şeklinde karşılık vermesi sorgunun zorlu geçtiği yorumlarına neden oldu.
Başsavcıvekili Çolakkadı'ya yönelik suikast planı da soruldu
Ergenekon soruşturması kapsamında 'şüpheli' sıfatıyla ifadesi alınan
Çevik Bir'e İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Turan Çolakkadı'ya
yönelik suikast girişimi planı da soruldu. Post modern darbenin
yapıldığı 28 Şubat Süreci'nin en önemli aktörü dönemin Genelkurmay 2.
Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, önceki gün Ergenekon soruşturması
Savcısı Zekeriya Öz tarafından 5,5 saat sorgulandı. Bir'e İşçi Partili
sanık Adnan Akfırat'ta ele geçen ancak uzun süredir araştırılan suikast
planı soruldu. Suikast planının hedefinde İstanbul Cumhuriyet
Başsavcıvekili Turan Çolakkadı olduğu öğrenildi.
Çevik Bir'e 'Kıvrıkoğlu'na suikast girişimi ve bu olayda Albay Vural
Berkay'ın öldürülmesi' de soruldu
Ergenekon soruşturmasıyla ilgili ifadesi alınan emekli Org. Bir'e,
1997'de KKTC'deki tatbikatta Org. Kıvrıkoğlu'nu sıyırıp albay Berkay'ı
öldüren kurşunun da sorulduğu öğrenildi. Ergenekon savcıları, Bir'e 5
Kasım 1997'de KKTC'de yapılan Toros-2 tatbikatında albay Vural Berkay'ın
seken bir mermiyle vurulması olayı hakkında bilgisinin olup olmadığını
sordu. Bir istihbaratçının, "Asıl hedef, tatbikatı izleyen dönemin Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu idi. Kıvrıkoğlu'nun
kulağının yanından geçen mermi albay Vural Berkay'ı vurdu. Eğer
Kıvrıkoğlu öldürülseydi Çevik Bir'in önü açılacaktı" yönündeki ihbarı
üzerine sorulan bu soruyu Bir'in yalanladığı öğrenildi. Tatbikatta albay
Berkay'ın Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait uzun namlulu bir silahla
vurulması olayıyla ilgili muamma bugüne kadar çözülemedi. Tatbikat
esnasında yakın gelecekte komuta kademesini değiştirecek bir suikastın
planlandığı ve asıl hedefin dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral
Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğu öne sürülmüştü. İddialara göre bir yıl sonra
Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilecek olan Kıvrıkoğlu'nun bir
suikasta kurban gitmesi halinde Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'in önü
açılacak, hatta Bir, Genelkurmay Başkanlığı'na kadar yükselebilecekti.
Albayı şehit eden merminin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'e bağlı Özel
Kuvvetler Komutanlığı'na ait bir silahtan çıkmış olması, bu iddiayı güçlendiren bir emare olarak
gösterilmişti. Dönemin Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Engin Alan'ın
'Çevik Bir'in ekibi'nden olduğu da öne sürülmüştü. Toros-2/1997
tatbikatından bu yana çeşitli spekülasyonlara konu olan bu önemli olay
ne Genelkurmay bünyesindeki askeri savcılıklar ne de diğer savcılıklarca
kapsamlı bir şekilde araştırılmadı. Ancak on yıl sonra -Haziran 2007'de-
başlayan Ergenekon soruşturması esnasında savcılara ulaşan bir ihbar
tatbikatla ilgili dosyanın yeniden incelenmesine neden oldu.
Kıvrıkoğlu'na suikast girişimi ve Albay Vural Berkay'ın bu olayda
öldürülmesi manşetlerimiz
Gizli Tanık ihbarı
Bir istihbaratçı, Ergenekon savcılarına ihbarda bulunarak, Berkay'ı
öldüren kurşunun aslında Kıvrıkoğlu'nu hedef aldığını, bu gerçeğin bazı
yetkililerce örtbas edildiğini iddia etti. İstihbaratçı, Kıvrıkoğlu'nu
hedefleyen mermiyi ateşleyen asker ile ona yardım eden askerin 16 Mayıs
2001'de Malatya'nın Akçadağ ilçesindeki uçak kazasında öldüğünü de öne
sürdü. O tarihte Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı Hava Grubu'na
ait Casa tipi askeri uçak Malatya Akçadağ Güzyurdu köyü civarında
düşmüştü. İstihbaratçı, 1998'de göreve geldikten sonra Amerika Birleşik
Devletleri'yle askeri ilişkileri askıya alan ve dört yıllık görev süresi
boyunca hiç ABD'ye gitmeyen Hüseyin Kıvrıkoğlu'na yönelik başarısız
suikast girişiminin ABD-İsrail bağlantılı unsurlar tarafından
tertiplendiği iddiasını da ortaya attı. Ergenekon savcıları ise uçak
kazasında ölen askerlerin isimlerini tespit etti ve 1997'deki tatbikat
ile Casa uçağının düşmesi arasında bir ilişki olup olmadığını
araştırmaya başladı. Savcılar, istihbaratçının bu vahim iddiasını önceki
gün emekli Orgeneral Çevik Bir'e sordu. Çevik Bir'in iddiayı yalanladığı
öğrenildi. (Sabah)
Tüm suçlamaları reddetti
Beş saati aşkın bir süre boyunca savcı Zekeriya Öz'e yaklaşık 50
sayfalık ifade veren Bir'in suikast planını ve hakkındaki diğer tüm
iddiaları reddettiği kaydedildi. Ergenekon sanıklarıyla bağlantısı
hakkında delillerin de kendisine gösterildiği Çevik Bir'in bunlara
rağmen her şeyi inkar etmesi dikkat çekti. Bir'in ayrıca ifade sırasında
çok rahat bir görüntü vermeye çalıştığı da gelen bilgiler arasında.
Ergenekon davasının birinci iddianamesinin sanığı İP'li Adnan Akfırat'ta
ele geçen suikast planı araştırılmak üzere ayrıldığı için birinci
iddianamenin eklerine konulmadı. Uzun süre planı ve perde arkasını
araştıran savcılar tüm detayları elde ettikten sonra Bir'in ifadesine
başvurdu. Birinci iddianamede yer alan ve Adnan Akfırat'ta ele geçen
belgelerde, Çevik Bir ile Abdullah Öcalan'ın Osman Albay aracılığıyla
görüştüğüne dair bilgiler de vardı.
6
Nisan 2009'da Bursa'da anti tank roketi mühimmatı ele geçirilmişti
Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi
kararıyla Gemlik Sanayi Bölgesi'ndeki bir villada yapılan baskında 'anti
tank roketi' mühimmatı ele geçirilmişti. Cephaneliğe gizli tanığın
ifadesi doğrultusunda ulaşıldığı öğrenilmişti. Operasyonda, savaşlarda
tankları durdurmaya yaradığı öğrenilen anti tank roketinin mühimmatı
yanı sıra bir adet ruhsatsız tabanca ile 50 adet mermi de elde
edilmişti. Jandarma ekiplerinin çevrede geniş güvenlik önlemi alarak
gerçekleştirdiği operasyon kapsamında, evin bahçesindeki masanın altında
ele geçirilen roketin sadece tetikleyici bölümünün olmadığı
öğrenilmişti. Yetkililer, ele geçirilen silahın 'anti tank roketi
mühimmatı' olarak adlandırıldığını kaydetti. Operasyonda gözaltı
olmazken, baskının ifadeler doğrultusunda yapıldığı ve ele geçirilen
mühimmatlar İstanbul'a götürüldüğü
bildirilmişti.
12. dalganın gerekçelerinden biri Erdoğan’a
uçaksavarlı saldırı idi
Ergenekon operasyonunun 12. dalgası kapsamında gerçekleştirilecek
gözaltı işlemleri ve aramalar için çıkarılan
mahkeme kararında,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan bir eylem planı da yer
almıştı. Arama kararında, bir süre önce, bir gizli tanığın anlatımları
doğrultusunda, Bursa Gemlik’teki bir çiftlikte yapılan aramada, ABD malı
uçaksavar mermisine ulaşıldığı belirtiliyordu. Gizli tanığın, Ergenekon
örgütünün uçaksavar mermisini, Erdoğan’ın uçağına yönelik eylemde
kullanmayı amaçladığı bilgisini verdiği anlaşılmıştı. İstanbul’daki
nöbetçi mahkemenin gözaltı ve arama kararında zanlıların işlediği iddia
edilen suçlar, “Ergenekon silahlı terör örgütü içinde faaliyet
göstermek, örgüte üye olmak ve örgüte yardım etmek şüphesi” şeklinde
sıralanmıştı.
12. dalgayı başlatan arama kararlarına gerekçe olarak Ergenekon Terör
Örgütü'nün eylemleri gösterildi
Emniyet’in Ergenekon yapılanması için “terör örgütü” tanımını yaptığı
belirtilen kararda, örgütün eylemleri şöyle özetleniyordu:
* 2006’da Cumhuriyet’e atılan el bombaları.
* 2006’da Danıştay 2. Daire eyleminde Mustafa Yücel Özbilgin’in
öldürülmesi.
* 2007’de Ümraniye’de 27 adet el bombası ele geçirilmesi.
* 2007’de Eskişehir’de Fikret Emek’in evinde silahlar ve patlayıcılar
ele geçirilmesi.
* Yargıtay mensupları, Başbakan, birçok gazeteci ve yazara yönelik
suikast planları.
* Eski Özel Harekat Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin’in evinden çıkan
S-1 belgesi ve suikast planları.
* Şahin’in evinden çıkan krokiler doğrultusunda yapılan kazılarda
bulunan silahlar.
* Emekli Orgeneral Şener Eruygur’da ele geçirilen askeri darbe planları
ile, gazeteci Mustafa Balbay ve emekli Oramiral Özden Örnek’in
günlüklerindeki bilgilerin benzerlik taşıması.
Hedef Erdoğan'dı
Bu gerekçeler, Ergenekon operasyonunun önceki dalgaları için verilen
mahkeme kararlarında da yer alıyordu. Ancak, 12. dalga için verilen
kararda, önceki kararlarda yer almayan bir gerekçe daha dikkati
çekmişti. Kararda, şu ifade yer alıyordu: “Gizli bir tanığın
beyanlarında, Gemlik’te yapılan aramada Başbakan Erdoğan’a yönelik,
‘uçağının inişe geçtiği sırada” yapılacak saldırıda kullanılmak üzere
saklanan bir ABD menşeli uçaksavar mermisinin ele geçirilmesi.” Bu
bulgulara ulaşılmasını ifadesiyle sağlayan Gizli Tanık, savcılığa,
Gemlik’in Engürücük köyündeki bir çiftlik evinde, Erdoğan’a yönelik
eylemde kullanılmak için silah saklandığını bildirmişti. 6 Nisan’da
çiftlikte yapılan aramada, uçaksavar mermisi ile bir tabanca ve çok
sayıda mermi ele geçirildi.
Ergenekon, taşeronu PKK'nun çökertilmemesi için Öcalan'ın suikastle
öldürülmesini engelledi
Mehmet Eymür, hem polise hem de Zekeriya Öz'e verdiği ifadelerde
Öcalan'a karşı yapılacak devlet operasyonunun engellendiğini dile
getiriyor. Tansu Çiller'in özel çağrısıyla Sönmez Köksal döneminde MİT
Özel İstihbarat biriminin başına getirilen Eymür, terör örgütü PKK'nın
lideri durumundaki Abdullah Öcalan'a yapılacak suikastin çeşitli
şekillerde PKK'ya sızdırıldığını, bunun sorumlusunun da Çevik Bir
olduğunu açıkça anlatıyor.
İlk plan olan 'Tünel Suikasti' sızdırıldı
Öcalan'ı öldürmek için birkaç yol denediklerini anlatan Mehmet Eymür ilk
olarak Öcalan'ın Şam'da kaldığı yeri tespit ettiklerini, daha sonra da
her gün gittiği Şam havalimanı yakınlarındaki Mahsun Korkmaz akademisine
gittiğini anlatıyor. Önce Mahsun Korkmaz akademisinin altına tünel
kazarak gitmek istediklerini, bunun için de özel birlik oluşturarak
çalışma yaptıklarını ifade eden Eymür, ancak bu ekibin yaptığı
çalışmanın sızdırılması üzerine vazgeçtiklerini belirtiyor.
Cumhuriyet,
Çevik Bir'den aldığı bilgilerle '1 ton patlayıcıyı MİT ne yapacak?'
haberi yaptı
Daha sonra da Genelkurmay aracılığı ile Gölcük Donanma Komutanlığından
suikastte kullanılmak üzere 1 ton patlayıcı alarak bir minibüs
hazırladıklarını kaydeden Eymür, birkaç gün sonra da “Cumhuriyet
gazetesinde MİT bir ton patlayıcıyı ne yapacak” haberi çıktığını bunun
sorumlusunun da Genelkurmay 2. başkanı Çevik Bir olduğunu izah ediyor.
Öcalan'ı yakalamak için MİT, Genelkurmay ve emniyet görevlilerinden özel
bir birlik oluşturduklarını anlatan Eymür, ekibin çalışmaya başlayacağı
zaman “Özel bir ekibin Suriye'ye gönderileceği” haberleri basında
çıktığı için ekibin birbirine düştüğünü, emniyetten gelenlerin aradan
çekildiklerini dile getiriyor. Eymür, Öcalan'a karşı hazırlanacak
suikastin çok gizli olarak hazırlanmasına rağmen dinlemeye aldıkları
yurtdışı telefonu ile Genelkurmay İstihbarat Başkanı tarafından Şam
askeri ataşesine mesaj verilir şekilde iletildiğini açıkladı.
Ana hedefimiz Öcalan'dı
Eymür, Zekeriya Öz'e verdiği ifadede iddialarını şu şekilde sıraladı:
Ana hedeflerimizden birisi de PKK'nın başı Abdullah Öcalan'dı. Görevi
devraldığımda Bekaa'daki kampını kapatmış olan Öcalan'ın ne MİT'de ne de
diğer güvenlik birimlerinde nerede olduğuna dair bir bilgi yoktu.
Öcalan'ı Suriye'de öldürmek için büyük bir operasyon başlattık. Asker ve
polisin de katılımıyla müşterek faaliyet grubu kurduk. Daha sonra
Suriye'ye özel bir ekibin gönderildiğine dair basında haberler çıkınca
polis aramızdan çekildi. Neticede bir minibüse yerleştirilmiş bir ton
kadar C4 patlayıcıyla bir eylem planlandı. Ancak, araç planlandığı
şekilde kampın önüne bırakılmadığı için eylem hedefine ulaşmadı.
Çevik Bir, ekibini geri çekti
Bütün bu süreç içerisinde hem kendi teşkilatım içerisindeki bazı
kişilerden hem de diğer bazı kurumlarda çalışan görevlilerin Öcalan'a
yönelik bu faaliyeti sabote etmeye çalıştıklarına şahit oldum. Hatta
Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, özel olarak kurduğumuz birlikteki
elemanlarını geri çekti. Bu engellemelerin dış istihbarat servislerinin
etkisindeki bazı görevlilerce yapıldığı kanaatini taşıyorum. (Yenişafak)
Çevik Bir'e yöneltilen sorulardan bazıları
Ergenekon Terör Örgütü iddiasıyla başlatılan soruşturması kapsamında
‘şüpheli’ sıfatıyla ifadesi alınan 28 Şubat sürecinin başaktörü emekli
Orgeneral Çevik Bir’e, 3 saatlik sorgusu sırasında birbirinden zor
soruların yöneltildiği öğrenildi. Ergenekon iddianamelerine giren tüm
iddialar Çevik Bir’e sorulurken en dikkat çeken soru ‘Veli Küçük’ün
Turgut Büyükdağ’ın fabrikasına çökerek aldığı iddia edilen 50 milyon
dolardan pay aldın mı’ oldu.
Darbe planladın mı, desteğin var mı?
Savcı Öz’ün yönelttiği sorular arasında, 1998 yılında darbe planlayıp
planlamadığı ve Şener Eruygur liderliğinde planlanan Ayışığı, Sarıkız,
Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planlarının da olduğu öğrenildi. Darbe
planlarının Batı Çalışma Grubu’nun devamı olan Cumhuriyetçi Çalışma
Grubu tarafından hazırlandığını hatırlatan Savcı Öz’ün, Bir’e ‘bu
planlardan haberiniz var mıydı?’, ‘CÇG’na destek verdiniz mi?’ ‘Adnan
Akfırat’ta çıkan ‘Çevik Bir ve Erol Özkasnak 21 Aralık 1998’de Mason
Atatürkçülerle birlikte darbe planı yaptı. Darbenin başbakanı ve
cumhurbaşkanı bile belliydi’ iddiaları doğru mu?’ sorularını yöneltti.
Her soruya aynı cevap
1997’de KKTC’deki tatbikatta emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nu
sıyırıp Albay Vural Berkay’ı öldüren kurşun da soruldu. Savcı Öz, bir
istihbaratçının ‘Asıl hedef, tatbikatı izleyen dönemin Kara Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu idi. Eğer Kıvrıkoğlu öldürülseydi
Çevik Bir’in önü açılacaktı’ sözleri hatırlatıldı ve bildiklerini
anlatması istendi. Ergenekon Savcısı Öz’ün 3 saat boyunca ifadesine
başvurduğu Çevik Bir’in kendisine yöneltilen tüm sorulara ‘Böyle birşey
söz konusu bile olamaz’ karşılığını verdiği öğrenildi.
Fadime-Müslüm tezgahı kimin?
Ergenekon davasında ‘tanık’ olarak ifade veren Danıştay sanığı Osman
Yıldırım, ‘Veli Küçük’ün Turgut Büyükdağ’ın fabrikasına, tefeci
aracılığıyla aldığı vekaletnameyle el koyduğunu, ardından da fabrikayı
iki bankaya ipotek ettirerek, 50 milyon dolar aldığını, paranın bir
bölümünü de Çevik Bir’e verdiğini’ iddia etti. Ergenekon savcısı
Zekeriya Öz’ün emekli Orgeneral Çevik Bir’e ‘50 milyon dolardan pay
aldınız mı’ sorusunu yönelttiği belirtildi. Çevik Bir’e, 28 Şubat
post-modern darbe süreci de soruldu. Bir’den ‘28 Şubat’ta Fadime Şahin-Müslüm
Gündüz provokasyonu Çevik Bir’in emriyle Veli Küçük tarafından organize
edildi’ iddiasını cevaplaması da istendi. (Star)
Büyükdağ
28 Şubat'ın finansörü müydü?
Turgut Büyükdağ'ın ismi Ergenekon davasının gizli tanıklarından birinin
ifadesinde de yer almıştı. İddiaya göre 28 Şubat döneminde Fadime Şahin-Müslüm
Gündüz ve Ali-Emine Kalkancı skandallarının perde arkasında organizatör
olarak Veli Küçük, finansör olarak ise Büyükdağ yer alıyordu. İddiaya
göre askeri müdahaleye zemin hazırlamak ve kamuoyunu yönlendirmek
amacıyla hazırlanan senaryo için yapılan toplantılar Büyükdağ'ın sahibi
olduğu Strateji dergisinin Nişantaşı'ndaki ofisinde düzenliyordu. Gizli
tanığın iddialarına göre Ümit Oğuztan, transseksüel Seyhan Soylu(Sisi)
ve Polis müdürü Ü.B.'nin de dahil olduğu senaryo sonuç verdi ve
Sincan'da tankların yürümesinin ardından Refahyol Hükümeti düştü.
Osman Yıldırım'ın Ergenekon iddianamesindeki ifadesinde Çevik Bir ve
Turgut Büyükdağ
Danıştay’a yapılan saldırının ardından tutuklanan Osman Yıldırım verdiği
ifadeler Ergenekon iddianamesine de girdi. Yıldırım’ın Ergenekon
iddianamesinde Bir ve Büyükdağ ile ilgili ifadeleri şöyle:
“Turgut Büyükdağ’ın Malkara’da bulunan Turgut Gıda Sanayi isimli sıvı
yağ fabrikasının sahibi olduğunu ve İsmail Özmen’den faizle para
aldığını, Veli Küçük’ün kendisine Bakırköy’de İstanbul Caddesi’nde bir
restorantta birlikte yemek yerken İsmail Özmen’in Turgut Büyükdağ’dan
genel vekaletname almasını, alırken de herhangi bir bankadan kredi
çekeceğini söylemesini, İsmail Özmen’in Turgut Büyükdağ’dan sekiz milyon
dolar alacağı olduğunu, kendisinin de bu sözleri İsmail Özmen’e
Mecidiyeköy’de Şişli Emniyet Müdürlüğü’nün karşısıdaki Polat Holding’in
önünde arabanın içinde Veli Paşanın talimatları olarak anlattığını, onun
da bir hafta sonra genel vekaletnameyi alarak geldiğini, Veli Küçük
Paşa’ya verdiğini, Veli Küçük ve beraberindekilerin de Kent Bank ve
Toprak Banka fabrikayı ipotek ettiklerini, Elli milyon dolar aldığını,
bu parayı kendisine İsmail Özmen’in verdiğini, kendisinin de bu işin
içinde olduğu için, kendi hakkı olarak beş milyon dolar aldığını, bu
parayı kendisine İsmail Özmen’in verdiğini, kendisinin de bu işin içinde
olduğu için, kendi hakkı olarak beş milyon dolar aldığını, paranın kalan
kısmının Çevik Bir, Veli Küçük, Hasan Özdemir, İsmail Özmen ve Hüseyin
Çil arasında paylaşıldığını, bu parayı İsmail Özmen’in paylaştırdığını
beyan etmiştir.”
Turgut Büyükdağ, Osman Yıldırım'ın ifadesini doğruladı
11 Ekim 2008 tarihinde
Taraf
gazetesine ayrıntılı açıklamalar yapan Büyükdağ, 28 Şubat'la bağlantısı
iddialarını ve Osman Yıldırım'ın ifadesini doğruladı:
"Osman Yıldırım’ın ifadesini okuyunca savcıya gittiniz. Ondan önce bu
işlerin Ergenekon’la bağlantılı olabileceğini düşünmediniz mi? Osman
Yıldırım’ın ifadelerini okuyunca direkt olarak Sarıyer Cumhuriyet
Savcılığı’na gittim ve ‘yazılanların hepsi doğrudur, ifade vermek
istiyorum’ dedim. Savcı benimle ilişkiye girdi. Ondan sonra beni
İstanbul Emniyeti’ne aldılar, dört gün süresince ifade verdim. Sonra
Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Öz’e gittiniz? İfademizi
aldılar. Mağdur olarak gittim. Fabrikası ve parası gaspedilen benim
dedim ve olup biten her şeyi anlattım. Bunu Ergenekon yaptı
diyebiliyor musunuz? Ben demiyorum. Osman Yıldırım diyor. Ben bunu
bana Çevik Bir, Korkut Eken, Abdülkadir Aksu, Mehmet Ağar ve İsmail
Özmen ve Eski Emniyet Müdürü Hasan Özdemir yaptı diyorum ve bunlardan
şikayetçi oldum. İfadeden sonra tehdit aldınız mı? Ölüm
tehditleri aldım. Bunu savcı da biliyor. Siz Ergenekon’u nasıl
tanımlıyorsunuz? Devlet mafyası. Resmi devlet mafyası diyorum.
Bunları ben yaşadım hepsi gerçek. Bu saatten sonra öldürseler de
konuşmuş olacağım."
Çevik Bir ve Nuri
Gündeş'in Ergenekon Savcılarına ifade vermeleri manşetimiz
(27 Haziran 2009), son güncel.: (29 Haziran 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=789
|
|
FLAŞ!!! Askeri Savcılık: Andıç Genelkurmay'da hazırlanmadı
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, Taraf gazetesindeki habere konu olan belgenin, Genelkurmay Başkanlığı karargahında düzenlenmediğinin tespit edildiğini, böyle bir belgeyle ilgili olarak gerek elektronik ortamda, gerekse yazılı kayıtlarda herhangi bilgi, belge, emir veya emareye rastlanılmadığını bildirdi. Askeri Savcılığın bu açıklaması akıllara Darbe Günlükleri'nin de Genelkurmay tarafından yalanlanmasını getirdi. Oysa günlüklerin Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığı Emniyet Kriminal'in incelemesiyle tespit edilmişti. Askeri savcılığın yürüttüğü soruşturmada Dursun Çiçek'in kullandığı bilgisayarın teknik işlemden geçirilerek imaj alma işleminin de yapılmadığı ortaya çıktı ve şaşkınlıkla karşılandı. Eğer bu işlem yapılmış olsaydı Eylem Planı'nın Çiçek'in bilgisayarından çıkıp çıkmadığı, tıpkı 'Özden Örnek Darbe Günlükleri' ya da 'Mustafa Balbay Darbe Günlükleri' olayında olduğu gibi bilimsel olarak kanıtlanabilirdi. Son belge olayının araştırılması safhasında Albay Dursun Çiçek'in askeri savcılığa her zaman kullanmış olduğu imzalardan farklı bir imza örneği vermesi de dikkatleri çeken başka bir nokta oldu. Bu ayrıntıların çoğalması, askeri savcılık soruşturmasının örtbas soruşturmasına dönüşeceğini söyleyenleri haklı çıkarıyor.
FLAŞ!!!
Askeri Savcılık: Andıç Genelkurmay'da hazırlanmadı
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, Taraf gazetesindeki habere
konu olan belgenin, Genelkurmay Başkanlığı karargahında
düzenlenmediğinin tespit edildiğini, böyle bir belgeyle ilgili olarak
gerek elektronik ortamda, gerekse yazılı kayıtlarda herhangi bilgi,
belge, emir veya emareye rastlanılmadığını bildirdi. Askeri Savcılığın
bu açıklaması akıllara Darbe Günlükleri'nin de Genelkurmay tarafından
yalanlanmasını getirdi. Oysa günlüklerin Özden Örnek'in bilgisayarından
çıktığı Emniyet Kriminal'in incelemesiyle tespit edilmişti. Askeri
savcılığın yürüttüğü soruşturmada Dursun Çiçek'in kullandığı
bilgisayarın teknik işlemden geçirilerek imaj alma işleminin de
yapılmadığı ortaya çıktı ve şaşkınlıkla karşılandı. Eğer bu işlem yapılmış olsaydı Eylem Planı'nın Çiçek'in bilgisayarından
çıkıp çıkmadığı, tıpkı 'Özden Örnek Darbe Günlükleri' ya da 'Mustafa Balbay Darbe Günlükleri' olayında olduğu gibi bilimsel olarak
kanıtlanabilirdi. Son
belge olayının araştırılması safhasında Albay Dursun Çiçek'in askeri
savcılığa her zaman kullanmış olduğu imzalardan farklı bir imza örneği
vermesi de dikkatleri çeken başka bir nokta oldu. Bu ayrıntıların
çoğalması, askeri savcılık soruşturmasının örtbas soruşturmasına
dönüşeceğini söyleyenleri haklı çıkarıyor.
ÖZEL HARP DAİRESİ: 1 - SİVİL YARGI: 0
Askeri Savcılığın 'TAK - ŞAK' açıklaması şaşırtmadı:
Savcılık, böyle bir belgenin mevcut olmadığı anlaşıldığından ve aslı
bulunmayan fotokopi belgenin 4. sayfasındaki imza bloğunda Albay Dursun
Çiçek'in isminin üzerinde yer alan imzanın, şüpheli Deniz Piyade Kurmay
Albay Dursun Çiçek'e ait olduğuna, bu belgenin hazırlanması ve herhangi
bir kişiye verildiğine ilişkin şüpheli hakkında delil bulunmadığından,
soruşturma konusu olay ve Çiçek ile ilgili itiraz yolu açık olmak üzere
kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini bildirdi.
Savcılıktan yapılan yazılı açıklamada, konuyla ilgili soruşturmanın,
bugün tamamlandığı belirtildi. Savcılık, Taraf gazetesindeki habere konu
olan belgenin, Genelkurmay Başkanlığı karargahında düzenlenmediğinin
tespit edildiğini, böyle bir belgeyle ilgili, gerek elektronik ortamda,
gerekse yazılı kayıtlarda herhangi bilgi, belge, emir veya emareye
rastlanılmadığını kaydetti. Askeri Savcılık, Taraf gazetesinde
yayımlanan belgenin aslının mevcut olmaması nedeniyle, bu belgenin hangi
amaçla kim veya kimler tarafından üretildiği, üretenlerin amaçları,
özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir şekilde hedef alınıp alınmadığı
ve belgenin Taraf gazetesi muhabirine ulaştırılmasıyla aynı gazetede
yayımlanması olayları hakkında adliye mahkemelerinin görevli ve yetkili
oldukları anlaşıldığından, itiraz yolu açık olmak üzere Genelkurmay
Başkanlığı Askeri Savcılığının görevsizliğine karar verildiğini
bildirdi. Savcılık, soruşturma dosyasının gereğinin takdir ve ifası için
görevli ve yetkili İstanbul Başsavcılığına gönderilmesine de karar
verdi.
Albayın bilgisayarına eksik inceleme soruşturma güvenilir değil
diyenleri haklı çıkarıyor
Darbe andıcında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'in Genelkurmay'daki
bilgisayarına, dosyaların tamamını gösteren 'imaj' alma işleminin
yapılmadığı ortaya çıktı. Ergenekon'da tutuklanan emekli Yüzbaşı Avukat
Serdar Öztürk'ün bürosunda ele geçirilen darbe andıcının aslı ya da bir
suretinin belgede imzası bulunan Kıdemli Albay Dursun Çiçek'in
bilgisayarında olup olmadığını tespit etmek için herhangi bir işlem
yapılmadığı öğrenildi. Belgenin ve Albay Çiçek'in imzasının gerçek ya da
sahte olduğunu ortaya çıkarmak için Jandarma ve Polis
Laboratuvarlarındaki kriminal inceleme ile yetinilmeyip, İstanbul Adli
Tıp'ta inceleme yaptırılırken, adli inceleme için en önemli tespit aracı
olan bilgisayardan 'imaj' alınması işleminin yapılmaması 'karartmamı
yapılıyor' şüphesine neden oldu. Bilgisayarlardaki silinenler dahil
bütün dosyaların farklı bir yazılım programı sayesinde kurtarılması
işlemine imaj alma deniliyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker
Başbuğ, Eylem Planıyla ilgili olarak Hürriyet Gazetesi Genel Yayın
Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e yaptığı açıklamada, "Bütün bilgisayarlara el
konuldu" demişti. Bilgisayardan imaj alınmasının adli inceleme açısından
önemli olduğunu belirten Yargıtay eski Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel
"Özden Örnek Günlükleri yargıya intikal edince bu işlem yapıldı. Özden
Örnek Günlükleri'nin Genelkurmay bilgisayarından çıktığı bu yöntemle
belirlendi" dedi.
İnceleme hayati önemde ve harddisk
yokedilmediyse hala yapılabilir!..
Belgedeki imzanın sahte olup olmadığının çok önemli olmadığını belirten
Gündel, "Asıl önemli olan Genelkurmay'ın o biriminde böyle bir
çalışmanın yapılıp yapılmadığıdır. Orası istihbaratla ilgili bir birim.
O bilgisayarda böyle bir belge çalışması yapıldıysa imza sahte de gerçek
de olsa farketmez. Bu nedenle bilgisayarda yapılacak olan inceleme
hayati bir nokta" diye konuştu.
Darbe günlüklerini imaj işlemi çıkarttı
İmaj alma yeni bir bilgisayar diskinin kullanımı esnasında üzerinde
bulunan veya silinen tüm bilgilerin klonlanarak tekrar ulaşılabilir
duruma getirilme işlemidir. Gazeteci Mustafa Balbay ile Özden Örnek'in
günlükleri imaj alma yöntemi sayesinde ortaya çıkarılmıştı. (Yenişafak)
TÜBİTAK'IN TEKNİK AÇIKLAMASI ÇOK ÖNEMLİ AMA ASKERİ SAVCILAR İÇİN
DEĞİL..
TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Enstitüsü’nün “belgenin
orijinalinde bulunmayan unsurların belgeye sonradan eklendiğine ilişkin
olağandışı bir görüntüye rastlanmadığı” saptaması, eldeki fotokopinin,
belgenin aslında tahrifat yapılarak hazırlandığı ya da Albay Çiçek’in
imzasının belgeye sonradan fotokopi yoluyla eklenmiş olabileceği
yönündeki iddiaları büyük ölçüde zayıflatmaktadır. Yani belge
fotokopidir ama aslından çekilmiştir, tahrifle düzenlenmiş değildir.
Emirle harekete geçen bir müesseseden ancak emirle karar çıkar
Yapılan açıklamanın ardından canlı yayında yazarlar şunları söyledi:
Şamil Tayyar: Açıkçası sürpriz bir karar olmadı. Emirle harekete
geçen bir kurumun emirle harekete geçen bir müesseseden ancak emirle
karar çıkar...
Mehmet Altan: Çok yuvarlama bir açıklama biz birşey yapamıyoruz
yapabilenin de önünü kesmiyoruz demek bu! Hükümet bir şekilde gereğini
yapmalıdır. Yoksa bu belgeleri hazırlayanlar gereğini yapacak...
Alper Görmüş: İktidara müdahale diye birşey askeri cezada yok bu
zaten cumhuriyet savcılarının işi. Sivil savcıların devreye girmesini
bekliyorum. Halk, kapsamlı soruşturma bekliyor.
AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu: Karargahta
hazırlanmamıştır deniyor. Ama ne kadar doğru o önemli. CNN Türk canlı
yayınına bağlanan AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, Genelkurmay
Başkanlığı Askeri Savcılığı'nan "irticayla eylem planı belgesi" hakkında
verdiği kararı değerlendirdi. Kuzu şunları söyledi: "Savcılık
soruşturmaya gerek yok dedi. Dosyayı İstanbul'a gönderdi. İki unsur
dikkat çekiyor. Karargahta hazırlanmamıştır deniyor. Ama ne kadar doğru
o önemli. Karargahta hazırlanmadı denilince hiç hazırlanmamış denemez.
İkincisi o şahıs tarafından hazırlanıp hazırlanmadığı. Fotokopi olduğu
için araştırma yapılamaz deniliyor. Ancak bunun sivil boyutunun devam
ettiğini düşünüyoruz. Bence biraz daha beklemek lazım. Aslında bu
belgenin sahte olması vatandaş olarak beni sevindirir; ama sahte olması
da ayrı bir sıkıntıdır. Kim hazırlamış, niçin, nerede, hangi amaçla
hazırlamış? Bunları ortaya koymak lazım. Şöyle bir şey de akla geliyor.
Ergenekon Davası'na bakan bir avukatın bilgisayarında bulundu bu belge.
Öyle olunca akla şu geliyor: Ergenekon sürecinde acaba diğer belgeler de
bunun gibidir diye mesaj mı verilmek isteniyor? Biraz daha beklemek
lazım bence. Tamam fotokopi belge geçersizdir, ama acaba hiç mi
incelemez. Bugünkü teknikle, TÜBİTAK'ta ve dünyanın geliştirdiği
tekniklerle bu incelenebiliyor. Söylediğim gibi evrakın sahte olması da
olmaması da bu davayı bitirmez. Bu davanın devam etmesi gerekiyor. Bizim
AK Parti olarak bir adımımız oldu ama bunu sadece AK Parti'ye yönelik
olarak algılamamak lazım. Bunu kamuya yönelik bir girişim olarak
algılamak lazım."
AKP Meclis Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ: Bozdağ, NTV'ye yaptığı
açıklamada şunları söyledi: "Bu önemli bir konudur. Bu konuda kesin bir
hükmün ortaya konması lazım, demiştik. Çünkü orduyu yıpratmak isteyenler
bu konuyu fırsat bilecekti. Bizim AK Parti olarak belgenin
Genelkurmay'da hazırlanmadığı temennimiz olmuştu. Askeri Savcılık'ın bu
tespitini önemsiyorum. Eleştirileri boşa çıkaracaktır. Askeri Savcılık,
açıklamayla bu konuda adli savcılığın yetkili olduğuna, askeri
savcılığın görevsizliğine karar veriyor. Bu da ceza muhakemesi kanunu ve
hukuk bakımından yasalara uygun bir karardır. Biz burada muhatabın adli
savcılık olduğunu ifade etmiştik. Bu karardan sonra soruşturma adli
savcılık tarafından yapılacak, süreç hukukun içinde işlemeye devam
edecektir. Her halükarda bu belgenin arkasında birilerinin olduğu
açıktır. Bu kişilerin bulunması lazım. Gerçek veya değil bu belgenin
arkasındakilerin bulunmasını istedik. İmzanın Albay Dursun Çiçek'e ait
olduğunu Askeri Savcılık da tespit ediyor. Bunun için Genelkurmay da
idari soruşturma yapacaktır. Adli soruşturma da sürecek. Gerekirse
savcılar soruşturma sonunda kamu davası açarlar. Askeri Savcılık sürecin
önünü açtı. Sürecin hukuk içinde devam ettiği tavrını ortaya koymuştur.
Böylece görev tartışması ortadan kalktı, iki başlılık ortadan kalktı."
25 Haziran 2009
Emekli Tuğgeneral Nursafa Pandar: Adli yargı, devam eder. Asker
kişiler askeri mahalde suç işlediği takdirde görev askeri yargıya
aittir. Arkadaşlarımız bunu araştırmıştır. Askeri yargı görev alanına
giren bölümle ilgili karar vermiştir. Adli yargı, kaldığı yerden devam
eder. Adli makamlar, görevleri gereği çalışmalarını sürdürecek. Delil
bulunmamış olması soruşturmanın bittiği anlamına gelmiyor. Avukatın
bürosunda bulunduğu için pek tabii ki fotokopisi bulunacak. Karar kesin
değil, yeni bir delil olduğu zaman soruşturma yeniden başlayabilir.
Emekli Askeri Hakim Ümit Kardaş: İmza farklılığı araştırılmalı.
Zaten böyle olacağı açık ve netti. Şaşırmadım. İstanbul Başsavcılığı,
Ergenekon'la bağlantısını tespit ederse, soruşturmayı yürütebilir. İş
sadece imza tahlili yapmakla bitmiyor. İmza farklılıkları var, onun
üzerinde durulmalıydı. Askeri savcının statüsü nedeniyle belgenin
üzerine gidilemeyeceği belliydi. Hangi askeri savcı, karargaha yönelik
soruşturma yapabilir? Bilgisayar ortamında hangi teknikler yapıldı da
ulaşılamadı? İstanbul Başsavcılığı, Özden Örnek günlüklerinin
Genelkurmay'ın bilgisayarından çıktığını tespit etmişti.
Emekli Askeri Hakim Albay Faik Tarımcıoğlu: Savcı, takipsizlik gibi
görevsizlik kararı verdi. Takipsizlik gibi algılanacak görevsizlik
kararı var ortada. Genelkurmay'ın kararını doğru bulmadım. Dosya
Ergenekon soruşturmasına eklenir. Darbe günlükleri, Danıştay cinayeti,
yeraltından çıkan cephaneler gösteriyor ki bir darbe hazırlığı var.
Eylem planı da bu hazırlıkların son hali. Fotokopiydi, sahteydi demek
insanları oyalamaktan başka bir şey değil.
Eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı: Savcının kararı skandaldır.
Askeri savcılığın 'kirli tezgah' ile ilgili üç kriminal laboratuvarın
tanzim ettiği raporu görmezden gelerek takipsizlik kararı vermesi
skandaldır. Çünkü savcılar, bu tür teknik takip gerektiren konularda
kendi yetkilerini aşamazlar. Savcının yetkilerini, görevini ve statüsünü
zorlayarak subjektif bir karar verdiğini görüyoruz. Böyle bir hukuki
uygulama dünyanın hiçbir yerinde olmaz. Burada kanununlar açıkça emir
komuta zinciri içinde çiğnenmiştir.
Emekli Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel: Askeri yargı taraftır.
Askeri savcılık, albayın lehine olan delilleri değerlendirmiş. Ortada
imzanın Albay Çiçek'e ait olup olmadığına dair üç tane rapor var. Üç
raporun müşterek yanı, Çiçek'in geçmişte kullandığı samimi imzalarıyla
suça konu belgedeki imza arasında benzerlik olduğudur. Belgenin
sahteliğiyle ilgili değerlendirmelerin Yargıtay kararlarına
dayandırılması yanıltıcı. Ayrıca askeri savcılık, taraf olan bir
mercinin birimidir. Takipsizlik kararı doğru değil. Jandarma ve polis
kriminal ile Adli Tıp Kurumu'nun verdiği raporlar var. Albay Çiçek'in
geçmişte kullandığı imzalar ile belgedeki imzalar arasında benzerlik var
deniyor raporlarda. Askeri savcılığın elinde kamu davasını açacak
yeterli deliller mevcuttu. Savcılığın bu delilleri yok sayması mümkün
değildir. Deliller dikkate alındığında takipsizlik kararı
verilmemeliydi. Karar bilim ve tekniği yok saymıştır, görmezden
gelmiştir. Kararda takipsizlikte bahsi geçen sahte belgeyle ilgili
olarak da yanlış yerden bağlantı kuruluyor. Biz burada sahte çekten
bahsetmiyoruz. Bu konuyla ilgili olarak bu yönde kararı savcılık
veremez, mahkeme verebilir. Bu deliller yok sayılmıştır.
Avukat Engin Cirmen: Bağımlı yargının kararları şüphe uyandırır.
Avukat Engin Cinmen: Eğer bir yerde yargı bağımlıysa onun verdiği bütün
kararlara şüpheyle bakıyoruz. Askeri yargıda toptan olarak bağımsız
olmama hali çok büyük. Dolayısıyla güven meselesi var. Verilen bu karar
İstanbul Başsavcılığı'nı bağlamaz. Kesin hüküm değildir. Bundan sonra
sivil yargı devam edecektir. Bu belge Ergenekon soruşturmasında elde
edilen bir belgedir.
Emniyet İstihbarat eski Daire Başkanı Bülent Orakoğlu: Belgenin
arkasında Ergenekon var. Dikkat ederseniz, Ergenekon sanıklarının hepsi
TSK'ya bir operasyon yapıldığını savunuyorlar. TSK'nın içinde cuntalar
geçmiş dönemde oldu, bugün de var. Ortaya çıkan belgenin ardında da
Ergenekon vardır. Bu cunta ile Ergenekon'un da çok ciddi irtibatının
olduğunun işaretleridir bütün bu belge ve bilgiler. Ergenekon
soruşturmasını yürüten savcılar olayın kendisini çözecektir. ZAMAN
Hasan Celal Güzel: Bu, politik bir karar. Bu kararın politik
olarak verildiğini düşünüyorum. Zaten askeri savcılığın buna el koyması
baştan beri doğru değildi. Bu belgenin doğruluğunun ortaya çıkması Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin isteyeceği bir sonuç değildi. Dolayısıyla
sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için askeri savcılığın çalışması
yeterli olmaz. Takipsizlik kararının verilmesi, işin içinde başka
şeylerin olduğu şüphesini artırıyor.
Hukukun Üstünlüğü Derneği Başkanı Süleyman Arslan: Karar, vicdanları
tatmin etmedi. Askeri savcılığın kendi yetki sahasında olmayan bir
konuda soruşturma yapması hatalıydı. Bu olay, sivil yargıda devam etmesi
gereken bir konu. Çünkü demokrasiye karşı yapılmış bir durum var.
Kamuoyu, verilen bu yanlış kararla yanıltılmaktadır. Böyle bir karar,
vicdanları tatmin etmemektedir. Bu duruma itiraz edilmesi gerekiyor.
Olayın takibini yapanlar daha hassas hareket etmeli.
Adalet ve Hukuk Derneği Başkanı Ayhan Gültekin: Karar yok
sayılmalı. Konunun askeri mahkemede olması hata. Bu durum Avrupa
Birliği'ne ve anayasamıza aykırı. Hukukun üstünlüğüne aykırı bu uygulama
yok sayılmalı. Ergenekon adı verilen davanın savcıları bu işin üzerine
gitmeli. Yani cumhuriyet savcıları Albay Dursun Çiçek'le ilgili açılan
dosyanın devamını getirmeli ve Çiçek'in ifadesi alınmalı. Bu belge ve
bilgiler Ergenekon dosyasının içinde ek delil olarak yer almalı.
Mustafa Karaalioğlu: Hukukun yazı turası olmaz. Hiçbir ülkede hukuk
bu kadar piyango olmaz. Sonuç öyle mi böyle mi diye yazı tura olmaz.
Bunlar yargının devletten bağımsız olamayışını gösteriyor. Askeri
savcılık soruları cevaplamıyor. Karar beklendiği, yani Genelkurmay
Başkanı'nın da reddettiği gibi. "Belgenin bizim ve albayımızla alakası
yoktur. Kim üretmiş bilmiyoruz. Bu belge nasıl oldu biz de merak
ediyoruz, adli savcılık araştırsın." diyor.
Alper Görmüş: Hükümeti devirmek için plan yapma suçu askeri ceza
kanununda yazılı değil ki. Esas usule ilişkin soruşturmayı sivil
savcılık yürütebilir. Geldiğimiz aşamada bunu görüyoruz. Askeri
savcılık, 'belgeye ilişkin tartışmayı bitirdim' diyerek sivil savcının
yetkisini tarif ediyor. Buna askeri savcılığın hakkı yok. Çok geniş ve
kapsamlı bir soruşturma yapılmalı. Kamuoyu vicdanı bunu istiyor.
CHP'li
Mustafa Özyürek: Belge sahte Ergenekon iddianamesi de!!!.
Bu belgeye dayalı olarak Türkiye'de kıyameti koparanlar, darbe
girişiminde bulunulduğunu iddia edenler şimdi kendilerini savunmak,
açıklama yapmak veya söyledikleri nedeniyle özür dilemek
durumundadırlar. Bu karardan sonra sorulması gereken şudur: Genelkurmay
Başkanı açıklamasında 'Eğer bu belge yoksa, sahteyse o zaman neler
olacağını hep beraber görürüz' demişti. Şimdi o aşamadayız. Acaba neler
olacak, neler yapılacak, bu belgeye dayalı olarak kıyameti koparanlar,
pek çok çevreyi ve TSK'yı suçlayanlar şimdi ne diyeceklerdir? Bu olay
ortaya koydu ki büyük tartışmalara, büyük iddialara mesnet olan belgeler
sahte olabiliyor. O nedenle Ergenekon iddianamesi de ciddi şekilde
tartışmalı hale gelmiştir.
MHP'li Mehmet Şandır: Herkes TSK'ya inanmak
zorunda!!!
Sahte olduğu belli bu belgenin kimler tarafından hazırlandığını bulma
görevini yapmadığı için hükümet suçludur. Bu tür suçların engellenmesine
yönelik önlemleri almamıştır. Suç duyurusu yapılacaksa AK Parti hükümeti
hakkında yapılmalıdır. Toplumsal talep ve savcıların görüşleri suç
olduğu yönünde ağırlık kazanırsa suç duyurusunda bulunuruz. Herkes
TSK'nın açıklamasına inanmak zorundadır. Bu belgenin sahte olduğuna
inanıyoruz.
TARAF'tan
Genelkurmay’a 8 temel soru
Genelkurmay Askeri Savcılığı, Taraf’ın yayımladığı “AKP ve Gülen’i
Bitirme Planı” belgesinin fotokopi olduğu gerekçesiyle “Kovuşturmaya yer
yok” kararı verdi. Şu sorular cevap bekliyor...
1) Kurmay Albay Dursun Çiçek’in imzasıyla ilgili kararınızı verirken
“şüpheli”nin askeri savcılık ifadesinde attığı sahte imzayı neden
tümüyle soruşturma dışı bıraktınız?
2) Jandarma, Emniyet ve Adli Tıp raporlarındaki “imza benzer” saptaması
“kesin kanaat” olmasa bile ciddi şüphe ihtiva ederken, neden bu şüphenin
üstüne gitmediniz?
3) Tübitak’ın, fotokopi üzerinde belgenin orijinalinde olmayan
unsurların eklenmesi yoluyla tahrifat yapılmadığı saptamasını neden
görmezden geldiniz?
4) Kurmay Albay Çiçek’in devre arkadaşı olan ve ofisinde söz konusu
belgenin bulunduğu Ergenekon zanlısı Serdar Öztürk’le ilişkisini
incelediniz mi, ne sonuca vardınız?
5) Kurmay Albay Çiçek’in imza örneklerinin belgedeki imzayla benzerliği
ortadayken, “şüpheli”nin evindeki bilgisayarı incelemek için neden beş
gün beklediniz?
6) Belgenin “fotokopi” olmasına dayanarak “kovuşturmaya gerek yok”
diyorsunuz. Neden belgenin aslı bulunmadan soruşturmayı durduruyorsunuz?
7) Planın Genelkurmay Karargahı’nda hazırlanmadığını söylüyorsunuz ama
neden Türk Silahlı Kuvvetleri’nin herhangi bir biriminde
hazırlanmadığını açıklamıyorsunuz?
8) “İrticayla Mücadele Eylem Planı” için sahte demiyorsunuz, gerçek de
demiyorsunuz. Bu şartlarda bu soruşturmayı nasıl bitirebiliyorsunuz? (Taraf)
Mahmut Övür (Sabah):
'Kirli plan' faili meçhul mü kalacak?
Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın tam 12 gün sonra "İrticayla Mücadele
Eylem Planı"yla ilgili "Yetkisizlik kararı" vermesi yeni tartışmalara
yol açtı. Aslında verilen karar sürpriz olmadı. Çünkü daha olayın
başında, belgenin karargahta yapılmadığına dair bir "kanaat"
açıklanmıştı. 12 gün sonra gelinen nokta şu: "İlk kanaat doğru..." Yani
belge Genelkurmay Karargahı'nda hazırlanmadı, imza da adı geçen kurmay
albay Dursun Çiçek'e ait değildi. Peki, o zaman neden o kadar
beklenildi? Ve neden sivil savcıların ifade alması engellendi? Askeri
Savcılığın kararını birçok hukukçuyla konuştum. Hukukçular, iki noktanın
hedeflendiği görüşünde: Bir, Askeri Savcılık soruşturmayı derinleştirmek
istemiyor. İki, sivil savcıların da sınırlarını çiziyor. Yani kararın
hukuki bir yaptırımı yok ama verdiği mesaj önemli... Bu mesajdan sonra
"sivil" savcıların nasıl bir yol haritası izleyeceğini doğrusu merak
ediyorum. Acaba sivil savcılar olayı baştan alıp, albay Dursun Çiçek'in
görevli olduğu karargahta araştırma yapabilecek mi?
Şimdi buraya bir nokta koyup, Askeri Savcılık kararında karanlık kalan
sorulara geçelim. Bence en önemlisi çift imza meselesi... Belgede imzası
olduğu iddia edilen albay neden son dakikada imzasını değiştirdi? Bu
askeri savcılar açısından hiç mi önemli değil? Bir başka önemli nokta da
aynı albayın daha önce imza attığı Lahika 1 belgesiydi. O belgede sivil
toplum örgütleriyle ilgili çarpıcı değerlendirmeler yer alıyordu. Peki
Askeri Savcılık neden daha önce böyle bir belgeye imza atan Dursun
Çiçek'e bu belgeyi sormadı? Aynı şekilde yine Taraf gazetesinde ismi
verilmeyen bir generalin şu açıklaması yayımlandı: "Bu hazırlıkları Ocak
ayında Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a söyledim." Bu da çok çarpıcı
bir açıklamaydı. Ama ne yalanlandı ne de gereği yapıldı. Kamuoyu
kafalarda soru işareti yaratan bu soruların cevabını bekliyor.
Ayrıntılar ekleniyor...
'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz
Askerlerin Ergenekon ve diğer soruşturmalara müdahalesi |
Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi |
Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması
(24 Haziran 2009), son güncel.: (26 Haziran 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=779
|
|
Ergenekon'un Kıbrıs ayağı için KKTC'de Meclis araştırması
KKTC Meclis Genel Kurulu, 'Ergenekon' soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak amacıyla, Meclis araştırması yapılmasını ve bu amaçla özel bir komite kurulmasını kararlaştırdı.
Ergenekon'un
Kıbrıs ayağı için KKTC'de Meclis araştırması
KKTC Meclis Genel Kurulu, 'Ergenekon' soruşturmasının KKTC ile
bağını ele almak amacıyla, Meclis araştırması yapılmasını ve bu amaçla
özel bir komite kurulmasını kararlaştırdı.
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, bugünkü toplantısında ilk olarak,
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) milletvekillerinin sunduğu, ''Türkiye'de
başlayan 'Ergenekon' soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak
maksadıyla Meclis araştırması açılması'' önergesinin ön görüşmesini
yaptı. Milletvekillerinin konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduğu ön
görüşmenin ardından, öneri oy birliğiyle kabul edildi.
KONUŞMALAR
Ön görüşmede ilk sözü alan CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer,
Türkiye'de önemli bir aşamaya ulaşan "Ergenekon" konusuyla ilgili olarak
ortaya çıkan belgelerde konunun Kıbrıs ile ilgili bağlantısının da
tespit edildiğini belirtti. Soyer, "Ergenekon" ile ilgili olarak KKTC'de
ortaya çıkan belgelerde 2000 ve 2003'teki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile
Sağlık Bakanlığının otomasyon ihalesiyle ilgili iddiaların yer aldığını
söyledi. Belgelerde adı geçen dönem, Başbakanlar Derviş Eroğlu ile
Mehmet Ali Talat'ın evine yönelik faili meçhul bombalama olayı
yaşandığını kaydeden Soyer, olayların ciddiyetinden dolayı konunun
kapsamlı olarak araştırılmasının şart olduğunu ifade etti. "Ergenekon"
soruşturmasının Meclis tarafından ele alınması gerektiğini kaydeden
Soyer, bu araştırmanın selamete erişmesi için polemiklere girmeyip,
sağlıklı bir şekilde tartışılmasının şart olduğunu belirtti.
Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekili İrsen Küçük, ''son seçimlerde
propaganda malzemesi haline getirdiği Ergenekon konusunu Meclise getiren
CTP'nin, konuyu siyasi polemik haline getirmeye devam ettiğini''
söyledi. ''Elde basında yer alan belgelerin dışında somut hiçbir belge
olmadığını'' kaydeden Küçük, konuyla ilgili olarak araştırma isteyen
UBP'nin, CTP'nin önergesine destek vereceğini belirtti.
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Ergenekon denilen
olayın bir suç örgütü olup olmadığının henüz netlik kazanmadığına''
işaret ederek, tüm bunların, kurulacak komite ile araştırılacağını
söyledi. Kıbrıs Türkü'nün iradesine dönük zaman zaman organize
müdahalelerin yaşandığını ifade eden Denktaş, kurulacak komitenin dış
etkenlerin etkisi altında kalmaması gerektiğini belirtti. Denktaş,
DP'nin olumlu oy vereceği komitenin, ''KKTC'deki diğer organize suç ve
çetecilik faaliyetlerini'' de araştırması temennisinde bulundu.
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Milletvekili Mehmet Çakıcı, konunun
araştırılmasını isteyen TDP'nin CTP önerisine destek vereceğini
belirterek, TDP'nin temsilcisinin de komitede görev yapması talebinde
bulundu. ''Polisin sivil iradeye bağlı olmadığı bir ülkede hangi
iradeyle kimden araştırma yapmasını isteyeceksiniz'' diyen Çakıcı,
''KKTC'nin Ergenekon'un merkezi olduğunu'' ileri sürerek, bu gerçeğin
göz ardı edilmemesi, özellikle UBP'nin bu konuya samimiyetle eğilmesi
gerektiğini söyledi. (AA)
26 kişilik suikast timiyle, KKTC’ye uzanan
Ergenekon'un Türkiye Başbakanın da bilgisi dahilinde yaptığı 24 saatlik
operasyon..
Kıbrıs'ı
ürperten şok Ergenekon belgeleri
22 Ocak 2009 tarihinde Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına
alınan ve halen tutuklu bulunan eski Türk Metal İş Sendikası Başkanı
Mustafa Özbek'ten ele geçirilen Kıbrıs'ta örgütün faaliyetleriyle ilgili
şok ayrıntılar içeren daktilo yazması dökümanların tamamı ortaya
çıkmıştı. 26 kişilik suikast timiyle, KKTC’ye uzanan Ergenekon'un
Türkiye Başbakanın da bilgisi dahilinde yaptığı 24 saatlik operasyon..
KKTC’ye uzanan Ergenekon terör örgütünün (ETÖ), KKTC’de seçimlere
müdahale etmek ve halkı yıldırmak için adaya ‘ölüm timleri’ gönderdiğini
belgeleyen rapor ortaya çıktı. Timler seçim sonrası ‘İşimizi başarıyla
tamamladık. Sıra Türkiye’deki seçimde’ diye 24 saat içinde Türkiye’ye
dönmüş.
Dökümanlarda Ergenekon yapılanması içinde üst kurul şeklinde faaliyet
gösterdiği anlaşılan Sivil Daire Başkanlığı adı altında bir birimin
KKTC'de 1998 yılında yapılan seçimlere doğrudan ve dolaylı müdahale
ettiği anlaşılıyor. Belgelere göre; operasyonlar, dönemin Başbakanı
Mesut Yılmaz'ın bilgisiyle yapılıyor ve operasyon sırasında Yılmaz'ın
telefonu da kullanılıyor. Belgelerden ulaşılan bilgilere göre ‘Oğulun
babayı öldürebileceği bir sistem’ kurdukları raporları yazan ve ‘Rang
Rover’ jeepler kullanan timlerin, KKTC’de Rauf Denktaş sonrası Ulusal
Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu iktidarı için her yolu denediğini de
gözler önüne seriyor.
İşte insanı hayretler içinde bırakan belgelerdeki şok bilgiler:
ETÖ’NÜN KIBRIS’TAKİ 1 NUMARASI ÖZBEK
Raporda “Değerli İnsan Sayın Mustafa Özbek” şeklinde takdim edilen
Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek’in Ergenekon'un Sivil Daire
Başkanlığı’nın Ada’daki çalışmalarını bizzat başlamasını öneren ve
operasyonun şarteline basan kişi olduğu da ortaya koyuluyor. Yaşanan
para sorunu da bizzat Özbek’in devreye girmesi ile çözülüyor. Öte yandan
bu hitap, ‘Kıbrıs ETÖ’nün 1 Numarası Özbek’ yorumlarını da
yoğunlaştıramaya yetti.. Özbek’e gönderilen faaliyet raporunda, ETÖ
uzantılarının Kıbrıs’ta ‘gizli servis’ gibi çalıştıklarını, farklı
farklı birimler oluşturduklarını da ortaya koyuyor. Ele geçen belgelerde
‘Başkanımız, intihar timi de dahil 26 kişilik çok özel timlerimizi orada
bizzat operasyon planlarını yaparak 27/11/1998 cuma günü bırakarak
gelecektir...’ gibi şok edici bazı bilgiler de yer alıyor.
ÖRGÜTÜN YAZIŞMALARINDAKİ AYRINTILAR
Ada'da istihbarat çalışması yaptıkları da anlaşılan birimin, devletin
üst kademesinde bulunan bazı kişilere brifing verdikleri hatta
uyarıldıkları yine belgeler de görülüyor. Kıbrıs'ta operasyon yapan
sözde Sivil Daire Başkanlığı birimlerinin, ‘Sayın Başkan’a’ diyerek Türk
Metal Sendikası’nın 34 yıllık genel başkanlığını ETÖ kapsamında
tutuklanınca bırakan Mustafa Özbek’e rapor yazdıkları ve gizlilik
vurgusu yapılarak aktarıldığı da belgelerde yer alıyor. Bahse konu
dairenin 1998 yılındaki seçim döneminde KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın telefonlarını da illegal dinlendiği raporların içeriğinden
anlaşılıyor. Özbek'in Kıbrıs merkezli yayın yapan ART televizyonunun,
Sivil Daire Başkanlığı'nın amacı doğrultusunda yayınlar yaptığı da yine
elde edilen belgelerde yer alıyor.
ULUSALCI ÇEVRELERİN KIBRIS ÇALIŞMALARI
Ulusalcı çevrelerin özellikle Kıbrıs'ı üst olarak kullandıkları ve
Ada'da kontrolü elde tutmak için Talat'ın faaliyetlerin mercek altında
tuttukları ve istihbarat çalışması yaptıkları anlaşılıyor. Başbakan’a
sunulan brifingin de ele alındığı belgelerde, Serdar Denktaş’ın Kıbrıs’a
Başbakan olmasının ileriki kritik dönemlerde sıkıntı yaratacağı
vurgulanıyor. KKTC’nin Rauf . Cumhurbaşkanı Denktaş’ın oğlu Serdar
Denktaş’a verdiği desteğin de vurgulandığı raporda seçime yüklü paralar
aktarmak suretiyle ve basın yoluyla yapılan müdahaleler de açık şekilde
anlatılıyor. Yurt dışından içeriye sokulan paranın seçim sonrası halka
söz verildiği gibi dağıtılması planlanıyor. Halkın demokratik seçimini
ipotel altına almak için Ada’da geniş çaplı bir kamuoyu araştırması da
yürüten örgüt, halkın genel eğilimleri konusunda da analiz ve
değerlendirmelerde bulunduğu da belgelerde ortaya çıkıyor. Rapordaki
ilginç bölümlerden biri de örgüt tarafından Derviş Eroğlu’na sunulan
mektup…
DERVİŞ EROĞLU’NA BATI ÇALIŞMA GRUBU İMZALI RAPOR
Belgelerde KKTC’deki Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş
Eroğlu’na sunulmak üzere hazırlanmış bir raporda yer buluyor. Raporda
yapılan geniş çaplı kamuoyu yoklaması ve UBP’nin çıkarabileceği
milletvekili sayısı ve oy potansiyeli ile ilgili bilgiler veriliyor.
Sonraki çalışmalarının Derviş Eroğlu’nun şahsiyetinde sürdürülmesi
konusunda karar vurgulanıyor. Eroğlu’na sunulan raporda ayrıca baba ve
oğul Denktaş’ın Ali Balkaner gibi isimlerle ilişkileri ve aralarında
yapılan menfaat pazarlıkları gözler önüne serilmek suretiyle karşı
tarafın yıpratılması hedef olarak gösteriliyor. Önceki seçimlerde
Denktaş tarafından maddi desteğe alıştırılan Ada halkının seçimler
öncesi para konusunda bastırması nedeniyle yaşanan maddi sorunlar da
raporda yer alıyor. Raporda “Değerli İnsan Sayın Mustafa Özbek” şeklinde
takdim edilen Özbek’in Sivil Daire Başkanlığı’nın Ada’daki çalışmalarını
bizzat başlamasını öneren ve operasyonun şarteline basan kişi olduğu da
ortaya koyuluyor. Yaşanan para sorunu da bizzat Özbek’in devreye girmesi
ile çözülüyor. Ayrıca belgelerdeki bilgiye göre Türkiye’deki dönemin
hükümeti tarafından da 2 gün sonra örtülü ödenekten 1 milyon dolar
gönderilmiş halka dağıtılmış.
DENKTAŞ’LARA İLLEGAL DİNLEME
Raporda ayrıca Denktaşların yaptığı para diyaloglarının da bütün
ayrıntıları ile belirlendiği açıklanıyor. Bir telefon görüşmesinde
Girne’de sahilde bir bayanın beklediği, ama bekleyen kişilerin erkek
beklemeleri sebebiyle buluşamadıkları anlatırken yaşananlar şöyle
özetleniyor:
“Derhal o bayanın oradan alınması gerektiği öğrenilmiş, aynı anda
Pınarbaşı’ndan ve Deniz Kızı önünden iki adat Range Rover acil talimatı
ile gönderilmiş, o anda Pınarbaşı’ndan yola çıkan aracın bir kamyonun
ters yöne girmesi ile şarampole oradan da aşağı vadiye uçmuş. Araç
parçalanmış içinde bulunan çok değerli 3 görevli ve 1 adet yerli
elemandan 1 kişinin sol ayağı kırılmış, bir kişinin kaburgaları ve sağ
kolu kırılmış, 1 kişinin çene kemiği parçalanmıştır. Ama diğer yönden
gelen ekipler yetişseler de Cumhurbaşkanının koruma ve şoförü bayanı
almışlar yine de araç aranmış ve para miktarı öğrenilmiştir….”
Raporun devamında olayla ilgili, 3.000.000 dolarla Atatürk
Havalimanı’ndan Kıbrıs Türk Havayolları uçağına bilen iki kişinin
içerideki kendi elemanları olan hostesin de uyarısı ile alınışı ve
09.12.1998 tarihine kadar Polatlı Merkezde tutuluşları anlatılıyor.
Belgelerde ayrıca kullanılan araçlar açık bir şekilde rapor ediliyor ve
Başbakandan hurda olan jeepin mümkün olursa telafisi için ricada
bulunulacağı ifade ediliyor. Bu ricanın sebebi “Teşkilat içinde ileride
hiçbir pürüze meydan vermemek içindir” deniliyor. Ada’ya gönderilen
elemanların 08.12.1998 günü adayı terk ettikleri vurgulanıyor.
OPERASYONUN HEDEFİ: RAUF DENKTAŞ
Raporda ayrıca “hedefler” başlığı altında bir bölüm yer alıyor ve
operasyonla hedeflenenler tek tek sıralanıyor. Örgütün operasyonlara
ilişkin raporundaki “ileriye dönük istihbaratlar” başlığı altındaki
raporlarında da hedefin açık bir şekilde Rauf Denktaş olduğu ifade
ediliyor. Raporda Rauf Denktaş için “Bu kişi yaşlılığın ve duygusallığın
verdiği ağırlıkla bundan böyle KKTC için RİZİKO kapsamına girmiştir.
Devlet adamlığı ve Ada’ya yaptıkları unutulamaz olanların içine
hapsolunmakla KKTC halkına en büyük fren mesafesi olarak görülmektedir.
Ayrıca doğu kökenlilerle yaptığı telefon görüşmeleri ve samimiyetinin
ebadı düşündürücüdür.” deniliyor ve Denktaş’ın deşifre edilen
“Cumhurbaşkanım emredin. Sizin için her şey yapmaya hazırız. Bizden ser
çıkar can çıkar laf çıkmaz. Sizin en büyük düşmanınız ileride Derviş’tir
İleride bir şeyler mutlaka yapılmalı” şeklindeki telefon diyalogundaki
sözleri verilerek bunların çok tehlikeli yönlendirmeler olduğu ve bazı
teşkilatların bu kadar yönlendirmelerle devlet başkanlarına suikastlar
bile düzenleyebileceği belirtiliyor. Bu sözlerin akabinde
cumhurbaşkanının bizzat el yazısıyla kaleme aldığı ve aracından alınan
uzun bir liste veriliyor ve listede ismi olan işadamlarından dikkatli
olmaları isteniyor.
OĞUL BABASINI ÖLDÜREBİLİR
ÖZBEK’E gönderilen hücre yapılanmasına ilişkin raporda, yapılan
çalışmalar sonucunda Kıbrıslıların ‘ihtilal yapacak boyuta geldiği’
belirtiliyor. Belgedeki, ‘Sayın Başkanım, burada serbestlik verin. Bütün
sistemleri, yönlendirmeleri ve diğer kuralları oynayalım. Alan çok dar.
Bir çok şarteli çok kolay devreye koyuyoruz. (...) Bu sistemin önünde,
iddia ediyorum, bir insanı oğlu bile öldürebilir’ ifadeleri dikkat
çekti.
KIBRIS TAMAM, SIRA TÜRKİYE’DE
Belgeler, seçimler öncesinde Türkiye’den Kıbrıs’a giden ölüm timinin
Türkiye’ye dönüşü de yer alıyor. Raporlarda, ‘KKTC’de şu an 24 saat gibi
bir zaman diliminde yapabildiğimiz ve ulaştığımız noktalar memnuniyet
vericidir... Bu bültenin hazırlandığı saat ve zaman diliminden sonra
KKTC’de hiç bir elemanımız kalmamıştır. 18.4.1999 Türkiye Genel
Seçimleri için organizasyona giren dairemizin buradan en üst başarı ile
ayrılacağından ‘Üst Kurulun’ en küçük bir şüphesi yoktur’ deniliyor.
İkinci
Ergenekon İddianamesi'nde Kıbrıs İkinci Ergenekon iddianamesinde Kıbrıs'la ilgili bazı bölümler şöyle:
207'nci sayfa: "Örgütün darbe planı kapsamında gerçekleştirdiği
faaliyeti ile ilgili şüpheli Şener ERUYGUR'dan ele geçirilen 13 nolu
CD'de, "SLOGAN-1.doc" isimli word belgesinden, Kuvvet Komutanlarının
gelişlerinde söylenecek sloganların dahi belirlendiği görülmüştür. Bahse
konu word dosyasında, kuvvet komutanlarının gelişinde, "TÜRK TOPRAĞI MAL
DEĞİL, SATILAMAZ" "TÜCCAR TAYYİP KIBRISI SATMA" "RUMLARA SATTIĞIN TÜRK
TOPRAĞI, COLA TURKA DEĞİL" "TAYYİP KENDİNE GEL, HELENİZME ENGEL OL"
"TAYYİP BAŞ- BAKANLIK YAP, UŞAKLIK DEĞİL" "COLA TURKA SAT, KIBRISI
SATMA" "TAYYİP ŞAŞIRMA, SABRIMIZI TAŞIRMA" "TAYYİP USLU DUR, KIBRISTAN
UZAK DUR", "TÜRK MİLLETİ SİLKELEN, BİRBİRİNE KENETLEN", "KIBRIS
TÜRKÜNDÜR, SATILAMAZ" "KIBRIS BİZİMDİR, YUNANIN DEĞİL" şeklinde
sloganlar attırılacağı planlanmıştır."
250'nci
sayfa: (Özden Örnek'in günlükleri'nden) "Kıbrıs'ı istediğimiz
şekilde çözümsüz olarak bırakmalıyız ve bu arada Kıbrıs muhalefetinin
seçimi kazanmasını da önlemeliyiz. Böylece AB'ne ikinci bir darbe
vurabileceğiz. Mahalli seçimler için muhakkak bir alternatif cephe
yaratılmasına çalışmalı ve bu adamların Ankara ve İstanbul'da
kazanmalarını önlemeliyiz dedim."
425'nci
sayfa: Rauf DEKTAŞ KKTC. Cumhurbaşkanı iken 2003 yılında Türk Metal
Sendikası Genel Başkanı Mustafa ÖZBEK’ in talimatı ile bu ülkenin
vatandaşlığını aldığını, hatta o dönemde bu ülkede yapılan seçimlere de
müdahale ettiklerini ve Yalçın TANFER’in bu ülkeye çok sayıda kişiyi
götürdüğü, desteği ile Derviş EROĞLU’nun seçimleri kazandığını,
882'nci
sayfa: (Mustafa Balbay'ın notlarından, 22 Aralık 2002) "Tuncer
KILINÇ'LA TRT programından sonra saat 12.00'de görüşme... Bu kez
kultukların olduğu yerde değil, daha dar oturma grubunda. Pazar günü,
kimi görüşmeleri daha rahat yapıyormuş. O yüzden makamda. Kıbrıs: Orada
bir sürü itler, satılmışlar var. Adamların ulusal şuuru yok olmuş.
Hayretle bunu görüyoruz. Tabii işin öteki ucu da Denktaş bir plan
yapmamış. Bunca yıl işbaşındalar, bir hazırlıkları olması gerekirdi.
Planınız var mı diye sordum, Genelkurmay'la hazırlayacağız, diyorlar.
Olmadı ki."
890'ıncı
sayfa: (Mustafa Balbay'ın notlarından Aytaç Yalman ile görüşme)
"Kıbrıs: Gittik Denktaş'a destek verdik ama, şu da var ki, Denktaş'la
toplum arasında bir uzaklık oluşmuş. Bu çok acı. Ortada gezinip duran
bir başbakan bir hükümet var. Etkinliğini yitirmiş. Muhalefet
gelişmeleri belirliyor. Böyle olmaz. Tabii muhalefetin küstahlaşmasında
AKP'nin rolü var. Onlar Erdoğanı dinledikçe cesaret alıyor... Abdullah
GÜL bir paketle adaya gidecek. Bir harekat yapılacak. 28 Şubattan sonra
ne olacağına karar vermek gerekiyor."
'Eh,
bizim çocuklar da yaptı bir şeyler...' diyen Denktaş: 'Ergenekon davası
bana da uzanacak, vatanperverler tevkif ediliyor!'
Rauf Denktaş, adının Ergenekon'da geçmesi üzerine Lefkoşa'daki
çalışma ofisinde düzenlediği basın toplantısında, soruşturmayla ilgili
ilginç açıklamalarda bulunmuştu. Adının soruşturma kapsamında bazı
telefon konuşmalarında geçtiğini hatırlatan Denktaş, Türkiye'de Kıbrıs
davasını savunduğu için Ergenekon davasıyla ilgili kendisine yönelik
suçlamaları beklediğini anlatmıştı. Kendisinin susturulmak istendiğini
savunan Denktaş, "Türkiye'de Ergenekon davası adı altında, laikliğin
tehlikede olduğunu, ılımlı İslam diye Türkiye'nin bir yerlere
götürülmekte olduğunu gören, Atatürkçü, Cumhuriyet'e sadık, vatanperver
insanların tevkif edildiğini görüyoruz, üzülüyoruz. Şüpheyle içeriye
alınan insanlar, 'içeride kal, ben delil arıyorum, ben delil bulduğumda
aleyhine dava getiririm' dercesine hapiste tutulmaktadırlar." dedi.
(Lefkoşa, AA)
Denktaş: Suçlu değil, mağdurum
KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'deki Ergenekon
soruşturması çerçevesinde açıklanan ikinci iddianamede "Kıbrıs
faaliyetleri" başlığı altında yazılanların "hiçbir kıymeti ve hukuki
değeri olmadığını, kendisinin de suçlu değil mağdur olduğunu" söyledi.
Denktaş, Lefkoşa'da düzenlediği basın toplantısında, KKTC'de 19 Nisan'da
yapılacak seçim öncesi Ergenekon soruşturması konusunda başsavcılığa
yapılan başvurunun "maksatlı olduğunu" ifade etti. Denktaş, Başbakan
Ferdi Sabit Soyer'in, kendisi ve eski başbakanlardan Ulusal Birlik
Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkında başsavcılığa dün
yaptığı inceleme başvurusunu düzelteceğini açıkladı. Soyer'in
başsavcılığa başvurusunun yanlış açıklandığını, kendisinin de suçlandığı
anlamı çıktığını, ancak kendisinin mağdur olduğunu ifade eden Denktaş,
dün sabah Başbakan Soyer'le telefonda görüştüğünü ve onun da bu
yanlışlığı kabul ettiğini belirtti. Denktaş, Soyer'in, "Suçlu olan siz
değilsiniz, benim suçladığım Derviş Eroğlu'dur. Başvuruyu düzelteceğim"
dediğini aktardı. Denktaş, "Söz konusu belgenin Ergenekon ile uzaktan
yakından ilgisi yoktur. O raporda suçlu değil mağdurum" dedi. Denktaş,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da kendisine üzüntülerini ilettiğini
belirtti "Senin aleyhine bir şey yok" diyerek "gönlünü aldığını"
söyledi.
Denktaş 3’üncü iddianamede
ETÖ soruşturması kapsamında hazırlanacak üçüncü iddianamede, KKTC eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da yer alacağı öğrenildi. Denktaş’ın,
Ergenekon’un üst düzey yöneticisi olarak gösterilen Jandarma eski Genel
Kuvvetler Komutanı Şener Eruygur ile ilişkilerinin öne çıkacağı
belirtilirken, sanık olarak yer alıp almayacağı konusu netlik kazanmadı.
Ergenekon iddianamesinde Mustafa Özbek’in Derviş Eroğlu’nun seçimleri
kazanması için bazı müdahalelerde bulunduğu, Yalçın Tanfer aracılığıyla
Kıbrıs’a çok sayısa kişi gönderildiği ifadeleri yer alıyor. ETÖ
soruşturmasında ifade veren Türk Metaş İş Sendikası Manisa Şube Başkanı
Mehmet Ali Özaltın, Rauf Denktaş’ın KKTC. Cumhurbaşkanı olduğu 2003
yılında Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek’in talimatı ile
bu ülkenin vatandaşlığını aldığını, hatta o dönemde bu ülkede yapılan
seçimlere de müdahale ettiklerini anlatmıştı.
KKTC'deki 'sır' kalmış eylemler
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Girne'deki konutu 18 Şubat
2004'te bombalanmıştı. Evi bombalananlar arasında Derviş Eroğlu da
bulunuyor. Ardından Kıbrıs Gazetesi'ne de bombalı saldırı düzenlendi. 11
Mayıs 2004'te, Gönyeli mevkisinde terk edilmiş şüpheli bir araçta büyük
miktarda C-4 patlayıcı bulundu, aracın bir astsubaya ait olduğu
belirlendi. Aynı dönemde Afrika gazetesine de iki kez bomba atıldı.
Eylül 2004'te Güzelyurt'taki Ay Manas Kilisesi bombalandı. 2004
seçimleri öncesinde CTP binasının önünde bomba patladı. (Sabah)
Ada'da çözümden yana politika yürüten CTP binalarına 1989-2004
arasında 50'den fazla saldırı ve suikast girişimi
Ada'da şimdiye kadar pek çok karanlık eylem meydana geldi. Mevcut
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın uzun yıllar genel başkanlığını yaptığı
Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) binaları ve üyelerine yönelik
1989-2004 yılları arasında 50'den fazla faili meçhul saldırı ve suikast
girişiminde bulunuldu. CTP'nin Kıbrıs'ta çözümden yana politika
yürütmesi sebebiyle saldırıların ayrı bir önemi var. 2004 yılındaki
referandum görüşmelerini de Cumhuriyetçi Türk Partisi-Demokrat Parti
hükümeti yürütmüştü.
Ergenekon tutuklularından birçoğunun adı Kıbrıs'ta geçiyor
Ergenekon tutuklularından birçoğunun isminin Kıbrıs'la birlikte geçmesi
dikkat çekici bulunuyor. Semih Tufan Gülaltay ve emekli Yüzbaşı Muzaffer
Tekin'e Kıbrıs vatandaşlığını veren isim iddianamede adı geçen Derviş
Eroğlu. Sahte kimlik düzenleyen emekli Tuğgeneral Levent Ersöz de,
KKTC'ye kaçmak için hazırlık yaparken yakalandı. 32 yaşında askere giden
Ergenekon sanığı Ergün Poyraz ise askerliğini Kıbrıs'ta tamamladı.
Ergenekon'un eylem üssü Kıbrıs
KKTC, 2004'teki referandum sürecinde önemli tehlikeler atlattı. 11 Mayıs
2004'te, Lefkoşa-Güzelyurt yolu üzerinde AR 867 plakalı aracın bagajında
C-4 tipi bomba ve patlayıcı madde ele geçirildi. Aracın bir astsubaya
ait olduğu ortaya çıkınca askeri savcılık olaya el koydu. Polisin
gözaltına aldığı Astsubay Osman Yalçın Çamlıbel hakkında soruşturma
başlatıldı. Astsubay, Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevli çıktı.
Soruşturmanın akıbeti hakkında sonradan bir açıklama yapılmadı.
1990'lı yıllarda Kıbrıs'ta yaşanan hadiseler bugünkü Ergenekon
yapılanmasıyla olan bağlantıları yönüyle dikkat çekici. Kıbrıslı
gazeteci Kutlu Adalı, Yenidüzen gazetesinde Kıbrıs'taki Sivil Savunma
Teşkilatı'nı eleştiren yazılar kaleme aldı. 6 Temmuz 1996'da ise
Lefkoşa'da evinin önünde öldürüldü. Şimdiki Kocaeli Garnizon Komutanı
Korgeneral Galip Mendi, 1996'da KKTC'de Sivil Savunma Teşkilat
Başkanlığı görevinde bulunuyordu. Mendi bu olayla ilgili olarak
suçlandı. Kutlu Adalı'nın eşi İlkay Adalı, eşinin öldürülmeden önce
Galip Mendi tarafından tehdit edildiğini iddia etti. Mendi, 1997'de
Türkiye'de Özel Kuvvetler komutan yardımcılığı görevine atandı. Adalı
ailesi davayı AİHM'ye taşıdı. Mendi'yi 23 Haziran 2003'te sorgulayan
mahkeme, Türkiye'yi 95 bin Euro tazminat ödemeye mahkum etti. Aradan
yıllar geçtikten sonra Galip Mendi'nin ismi Ergenekon soruşturması
çerçevesinde çok ilginç bir olayda daha gündeme geldi. Galip Mendi,
Ergenekon tutuklusu Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'u cezaevinde ziyaret
etti.
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer 1998'deki seçimlere müdahale edildiğini
söylüyor. Belgeler, Derviş Eroğlu'nun seçimleri kazanması için operasyon
yapıldığını gösteriyor. Eroğlu 1993'te Ergenekon sanığı Semih Tufan
Gülaltay'a Kıbrıs vatandaşlığını veren kişi. Gülaltay, TİT adına eski
İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal'ı öldürmeye teşebbüsten 19 yıl
ceza aldı. Kıbrıs'ta 1993'ten sonraki saldırıların TİT adına
üstlenilmesi şüphe uyandırıyor. UBP iktidarda olduğu 1998-2003 yılları
arasında 6 bin 907 kişinin vatandaş yapılması da seçime müdahalenin
göstergesi.
Ersöz'ün güzergahı da Kıbrıs
Evinde ele geçirilen belgelerde Kıbrıs'taki faaliyetleri organize ettiği
ortaya çıkan Ergenekon tutuklusu Türk Metal- İş Sendikası Başkanı
Mustafa Özbek'in KKTC'de çok önemli miktarda mal varlığı bulunuyor.
Tutuklu emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, KKTC'ye kaçmak için sahte kimlik
düzenlemişti. Kaçma hazırlıkları yaparken yakalandı. Ergenekon tutuklusu
Ergün Poyraz'ın da yolu Kıbrıs'tan geçti. 32 yaşında askere giden
Poyraz, Amasya'da başladığı vatani görevini Kıbrıs'ta tamamladı.
Askerlikten önce hayvancılık ve ticaret sektöründe çalışan Poyraz,
askerlik dönüşü yazarlığa başladı. Bir başka sanık Muzaffer Tekin de
Kıbrıs'ta asker olarak görev yapmıştı. Kutlu Adalı suikastı ile ilgili
suçlananlardan biri de Muzaffer Tekin'di. Muzaffer Tekin'i intihar
girişiminin ardından hastaneye götüren emekli astsubay Musa Çakmak,
Yaşar Öz'ün kumarhanesinde çıkan çatışmada Kıbrıs'ta öldü. Çakmak,
Ergenekon davasında tutuklanan eski Özel Harekat Dairesi başkan vekili
İbrahim Şahin'in korumalığını yapmıştı.
Galip Mendi adı Kıbrıs'ta iyi bilinir..
Hatırlanacağı üzere
Kocaeli Garnizon Komutanı Galip Mendi, 4 Eylül 2008 tarihinde Kandıra
Cezaevi'nde Ergenekon tutuklusu olarak bulunan ve henüz Silivri
Cezaevi'ne nakledilmemiş orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'u
ziyaret etmiş,
bu ziyaretin Genelkurmay adına destek amacıyla resmi olarak yapıldığı
genelkurmay sitesinde 'Ziyaret TSK adınadır' ibaresiyle duyurulmuştu.
Korgeneral Mendi'nin adı Kıbrıs'ta Ergenekon örgütüyle olası irtibatı
haberleriyle de basına yansımış, hatta Kıbrıs'ta öldürülen Türk gazeteci
Kutlu Adalı'nın eşi, kocasının Galip Mendi tarafından ölümle tehdit
edildiğini
açıklamış ve kocasının katillerinin bulunması için Ergenekon
davasından umutlu olduğunu dile getirmişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Kutlu Adalı
cinayetiyle ilgili olarak Adalı ailesinin Türkiye'ye karşı açmış olduğu
davada Galip Mendi'yi sorgulamış, Kutlu Adalı cinayeti'yle ilgili
yeterli soruşturma yapmadığı gerekçesiyle Türkiye'yi suçlu bulmuş ve
tazminata mahkum etmişti.
1996 yılında gazeteci Kutlu Adalı öldürüldüğü zaman Galip Mendi KKTC'de
Sivil Savunma Teşkilatı başkanı olarak görev yapıyordu. 2000-2002
yılları arasında da KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanı olarak atandığında
kendisine muhalefet tarafından büyük tepkiler gösterilmişti.. Kıbrıs
basını 2000 yılında Tuğgeneral Mendi'nin atanmasını geniş bir şekilde
işlemiş, Mendi'nin GKK'ya atanışı ile ilgili haberlerde, "Mendi'nin
GKK'ya atanması yeni bir sertleşme dönemine girildiğini gösteriyor",
'KKTC yine paşazede' başlıkları atılmıştı.
KKTC'de muhalefetin Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na atanan Tuğgeneral
Galip Mendi'ye en büyük tepkiyi de bugünkü KTTC Cumhurbaşkanı M. Ali
Talat vermişti. Mendi'yle birlikte göreve yeni atanan komutanlara
bakanlara uygulanan tarzda bir protokol düzenlenince, Cumhuriyetçi Türk
Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat töreni sivilleşmeye aykırı sayarak
havaalanındaki karşılama törenine gitmemişti. Tepkinin nedeni, 1996'da
gazeteci Kutlu Adalı'nın SST tarafından öldürüldüğü yolundaki yaygın
iddialardı, o dönem SST'nın başında bulunan isim Mendi de bu nedenle
tepkilerden payını alıyordu. Denktaş'ın özel kalem müdürlüğünden gelen,
ancak daha sonra muhalifler arasında saf tutan Adalı, öldürülmesinden
önceki günlerde, peşpeşe SST'yi hedef alan yazılar yazmıştı. Adalı
özellikle, SST'nin Saint Parnabas Manastırı'na yaptığı esrarengiz
baskının üzerine gidiyordu. İddiaya göre baskında manastır bekçileri
bağlanmış ve 1974 öncesi buraya gömülen bir ganimet çıkarılmıştı.
Bekçiler 'baskıncıların' kullandığı arabaların SST'nin plakalarını
taşıdığı yönünde ifade vermişti. Ardından Adalı tehditler almaya
başladı. Eşinin iddiasına göre tehditlerden biri bizzat Mendi'den geldi.
Adalı cinayetinden önce Abdullah Çatlı'nın adaya geldiği de iddia
edilmiş ve bu iddia yalanlanmamıştı.
AİHM Mendi'yi sorgulamıştı
Ayrıca Mendi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kutlu Adalı cinayetiyle
ilgili olarak Adalı ailesinin Türkiye'ye karşı açmış olduğu davada,
Galip Mendi'yi de sorguladı. İddiaya göre 2003 yılının Haziran ayında
Ledra Palace Oteli'ne gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçları
Mendi'yi Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı dönemi esnasında meydana
gelen ve medyada kendisine ve Sivil Savunma yetkililerinin Adalı
cinayetiyle ilgisine ilişkin olarak sorgulamada bulundu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), KKTC'de evinin önünde öldürülen
gazeteci Kutlu Adalı'nın eşi İlkay Adalı'yı Türkiye aleyhine açtığı
davada haklı bulmuştu. Eşinin "faili meçhul siyasi cinayete kurban
gittiğini" söyleyen Adalı'ya "ölümüyle ilgili yeterli soruşturma
yapılmadığı" gerekçesiyle 95 bin Euro tazminat ödemeye mahkum etti.
Eşinin ölümünden "Türk istihbaratı ve KKTC'nin sorumlu olduğunu iddia
eden" Adalı, AİHM'ye yaptığı şikayet başvurusunda telefonlarının
dinlendiğini ve polis tarafından izlendiğini belirtmişti. AİHM, 6 Temmuz
1996'da işlenen cinayet davasında "etkili başvuru ve örgütlenme
hakkının" ihlal edildiğine karar verdi. Mart 2005'te verilen kararda
ayrıca AİHM bire karşı altı oyla, Türkiye'nin, "ölümü etkin şekilde
araştırmadığı" konusunda karar vermişti."
Referandum öncesi Talat'ın evine bomba atılmıştı
Birleşmiş Milletler, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda 2004 yılında
Annan Planı'nı devreye soktu. New York'ta 10-13 Şubat tarihleri arasında
yapılan görüşmelerde Rum Kesimi ve KKTC'de planın halkoyuna götürülmesi
konusunda mutabakata varıldı. Referandum öncesi yaşanan propaganda
sürecinde, Rum lider Papadopulos ve dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
plana 'hayır' diyeceklerini açıkladı. O dönemde KKTC Başbakanı olan
Mehmet Ali Talat ise halkın plana 'evet' demesini istedi. Türkiye'deki
ulusalcı çevreler ise 'hayır' kampanyaları yürüttü. New York'taki
görüşmelerden 5 gün sonra KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın Girne'deki evine
bombalı saldırı girişiminde bulunuldu. Zaman ayarlı bomba, evin alt
katında ciddi hasara yol açtı.
İşte bazı iddialar
- Ergenekon, Kıbrıs seçimlerini yönlendirmek için operasyon yaptı,
Derviş Eroğlu'na destek verildi.
- Operasyonlar, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın bilgisiyle yapıldı.
Yılmaz'ın telefonu kullanıldı.
- Derviş Eroğlu'na Batı Çalışma Grubu imzalı sunum yapıldı.
- Mustafa Özbek KKTC'deki operasyona destek verip, para gönderdi.
- Milletvekili adayları fişlendi, açıkları belirlendi.
- Kıbrıs'taki operasyon için örtülü ödenekten 1 milyon dolar aktarıldı.
- Denktaş'a İstanbul'dan 3 milyon dolar getiren kişi, Kıbrıs Türk
Havayolları'nda çalışan hostes kullanılarak yakalandı.
- 26 kişilik Özel Tim uluslararası iki önemli suikast gerçekleştirdi.
- Rusya Duma üyesi Strovoytova
ile İran eski Çalışma Bakanı Daryuş Foruhar'ı öldüren kişiler, daha
sonra Kıbrıs'a geçirildi. (Zaman)
Darbecilerin ‘altın vuruş’u Ada
ETÖ ile ilgili ikinci iddianamede yer bulan tek darbe için 4 aşamalı
planların son halkasının Kıbrıs olduğu ortaya çıktı. Hem Türkiye hem de
Kıbrıs’taki seçimlere etkide bulunmayı hedefleyen ETÖ’nün, Türkiye’de
ekonomik buhran yaratmayı, Kıbrıs’ta da barış görüşmelerini ‘Kıbrıs
satılıyor’ şeklinde lanse etmeyi, Kıbrıs’taki başarısızlığın ardından
hükümeti devirmek için harekete geçmeyi planladığı belirlendi.
SON HALKA KIBRIS OLACAK
İDDİANAMEDE Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un darbe girişimlerine ilişkin
bölümünün ardından bu girişimlerin tümünü birlikte değerlendiren ETÖ
savcılarının, darbe girişimini dokuz adımdan oluştuğunu ve son adımının
Kıbrıs olduğunu belirtmesi dikkat çekiyor. Savcılar ETÖ’nün Kıbrıs
planını şu şekilde özetliyor:
ELÇİYE VERİLEN ERUYGUR TALİMATI
‘Örgütün stratejileri arasında bulunan ‘Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğe
götürmek’ amacına matuf olarak açıklamalar yaptıkları, sivil toplum
kuruluşlarını yönlendirmeye çalıştıkları (...) Şener Eruygur’un Kıbrıs
Büyükelçisini makamına çağırarak bundan sonraki süreçte her talimatı
kendisinden alacağını, Genelkurmay Başkanı çağırdığında kendisine basit
bilgileri vereceğini, önemli bilgileri bizzat kendisine vermesi talimat
verdiği ses ve görüntü kayıtlarından anlaşıldığından...’ (Haber 7 ÖZEL)
Özbek’in avukatı: Bu işle ilgimiz yok
ERGENEKON tutuklusu Türk Metal Sendikası Onursal Başkanı Mustafa
Özbek’in avukatı Mustafa Hisar, Özbek’in arşivinden çıkan KKTC
Ergenekonu ile ilgili iddiaların kendileriyle bir bağlantısının
olmadığını söyledi. Özbek ile konuya ilişkin henüz görüşmediğini
belirten avukat Hisar, ‘Kanaatim belgelerin içeriğinin gerçek olmadığı
yönünde. Bizim bu işlerle alakamız yoktur’ dedi. ‘Sorguda bize Kıbrıs
konusundaki belgeler sorulmadı’ diyen Avukat Hisar ‘Kamuoyundaki
belgeler nedir diye gerekli yerlere başvurumuzu yaptık. Çıkacak sonucu
bekliyoruz. Hakkında gizlilik kararı olan soruşturmanın belgelerini
basında görüyoruz. Ama bu belgeler bizden saklanan belgeler’ dedi.
Seçimler öncesi bin 459 kişiye 1 milyon dolarlık erken ödeme
MUSTAFA Özbek’te ele geçen belgelerde, seçmen ve milletvekili transferi
için dağıtılan milyonlarca dolarda dikkat çekiyor. Belgelerde, şu
ifadeler yer alıyor: En geç 02/12/1998 gününe kadar karşıdan gelen bu
aktivitesi fazla hareket sebebiyle seçim sonu alandaki yerli halka söz
verilen ödemelerin Ankara’daki bazı değişik atmosferlerdeki hayati önem
taşıyan hususlar dolayısıyla: Seçim sonu bu önemli alana gidebilecek
PARA’nın söz verilen alana kayışında eksiklik veya aksama olmaması
sebebiyle BAŞKAN bizzat yurt dışından 1 Milyon Dolar parayı çıkartmış ve
para derhal başkanımızın her an gelebileceği hususlar hazır hale
getirilmiştir... Kıbrıslılar’a söz verilen paranın bir miktarının
şimdiden götürerek hem çalışmalara destek ve sonraki aşamada çete
elebaşı için ayrılan büykü miktarlarda sıkıntı yaşanmasın sebebiyle
ödeme emri aldık. Ve bu dağıtımda 1459 kişiye dağıtım yapacağız.’
24 Temmuz 2009: Cumhurbaşkanı Talat: Türkiye'deki soruşturmacıların belge
desteği gerekiyor
Talat, seçim öncesi ''Ergenekon'' soruşturmasının bir benzerinin Kıbrıs'ta da
açılacağına dair hareketlilik olduğunun belirtilip, ''Böyle bir soruşturmanın
gerekli olduğunu düşünüyor, mecliste yapılacak bu soruşturmanın başarılı olup
olmayacağı konusunda ne düşünüyorsunuz? Güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığına
bağlanmaması konusunda bir reform düşünceniz var mı'' diye sorulması üzerine
şunları kaydetti: ''Bu konuda düşüncelerim değişmemiştir. Polis tabii ki sivil
idareye bağlı olmalıdır. Ancak değişik nedenler, çeşitli gerekçelerle bu bugüne
kadar sağlanamamıştır. Tabii (soruşturmalar o nedenle sonuç vermez) demek çok
doğru değil. Meclis komitesi her türlü yetkiye sahiptir, önemli olan komitenin
bunu ciddiye alması. Eğer ciddiye alırsa bazı bulgulara ulaşabilir. Hepsinden
önemlisi burada Türkiye ile işbirliği yapmak zorundayız. Çünkü bütün bilgi ve
belgeler Türkiye'dedir. Kıbrıs Türk basınında çıkan belge mi, değil mi, yüzde
100 emin olunamayan bazı evraklara dayanarak fazla bir şey yapılabileceğini
düşünmüyorum. Herhalde meclis komitesi Türkiye'nin ilgili kurumlarına
başvuracak, bilgi, belge ve dokümanları isteyecek. Ancak o zaman ilerleme
sağlanabilir. Zamanında ben bunları gördüğümde mutlaka araştırılması gereken
konular demiştim, ama tabii bildiğiniz gibi bunların resmi kanaldan yapılması
şarttır. Aksi halde bunları belge olarak niteleme çok doğru olmaz, hukuki olarak
mümkün değil.''
Ergenekon'un Kıbrıs uzantısı konulu manşetlerimiz
Abdullah Harun
(18 Haziran 2009), son güncel.: (24 Temmuz 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=766
|
|
ETÖ soruşturmasını pasifize etmede 'F Tipi Polis' stratejisi
Baykal'ın 'belge sahte ise' ihtimali üzerine yürüttüğü muhakemeyi anlamak mümkün değil. Bakın ne diyor: 'Belge sahte ise, Ergenekon çöker. O durumda, bugüne kadar emniyetinden bakanlıklara kadar Fethullah Gülen örgütlenmesinin ne işlere karıştığı ortaya çıkar. Ergenekon belgelerinin kimler tarafından ne amaçla üretildiği anlaşılır. Genelkurmay Başkanı bu durumda da sonuna kadar gitmeli.'
ETÖ'yü
pasifize etmede 'F Tipi Polis' stratejisi
Baykal'ın “belge sahte ise” ihtimali üzerine yürüttüğü muhakemeyi
anlamak mümkün değil. Bakın ne diyor: “Belge sahte ise, Ergenekon çöker.
O durumda, bugüne kadar emniyetinden bakanlıklara kadar Fethullah Gülen
örgütlenmesinin ne işlere karıştığı ortaya çıkar. Ergenekon belgelerinin
kimler tarafından ne amaçla üretildiği anlaşılır. Genelkurmay Başkanı bu
durumda da sonuna kadar gitmeli.”
Baykal, Ergenekon'da her belgeye her şeye sahte demekten vazgeçmiyor
Nazlı Ilıcak, Sabah, 18 Haziran 2009 : Diyelim ki, o belge sahte
çıktı. Ne olacak? Niçin Ergenekon davası çöksün? Özden Örnek'in darbe
hazırlığına ilişkin günlükleri, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven
planları, Cumhuriyet Çalışma Grubu'nun belgeleri, oradan buradan çıkan
silahlar, silahların yerlerini belirten krokiler, eski Genelkurmay
Başkanı Hilmi Özkök'ün beyanları, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar
Büyükanıt hakkında Jandarma İstihbarat'ında tutulan gizli bilgiler...
bunların hepsi, yok mu varsayılacak? Yani Türkiye'de hiç kimse darbe
filan hazırlamıyordu, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak için Gülen
cemaati üyeleri kolları sıvadı, bir sürü belge üretti!!! Buna mı
inanacağız? Yapmayın, etmeyin, kimin işine yarar Türk Silahlı
Kuvvetlerini yıpratmak? Hangimiz, Türkiye Cumhuriyeti'nin teminatı olan
bir kurumu zaafa düşürmek ister? Fethullah Hoca ve onun çevresindekiler
vatan haini mi ki, böyle bir tertibin içine girsinler? Deniz Baykal,
herhalde, yukarıda yazdığımız cümlelerini tekrar okursa, bir faraziye
üzerinden insanlara haksızlık yaptığının idrakine herhalde varacaktır.
Ergenekon'u saklamak için yürütülen olağanüstü psikolojik savaşı
izliyoruz
Ahmet
Altan, Taraf, 23 Nisan 2009 : Ergenekon konusunda iki kutba ayrıldık. Tam bir “biz” ve “onlar”
durumu çıktı ortaya. “Biz” dediğimiz, Ergenekon’un darbe ortamı
yaratabilmek için ortalığı kan gölüne çevirmek amacıyla kurulmuş bir
örgüt olduğuna inananlar. “Onlar” dediğimiz de, Ergenekon diye bir örgüt
bile olmadığına, “şeriat getirmek” isteyen AKP’nin ve Fethullahçıların
“muhalefeti” ezmek için bunları uydurduğuna inananlar. “Onlar”ın siyasi
partisi CHP. CHP de zaten başkanının ağzından resmen “Ergenekon’un
avukatı” olduğunu açıkladı.
İnsan bazen “körleşir” ve gerçekleri görmez, göremez, hatta görmek
istemez. Hemen “onların” kör olduğunu söylemeyeceğim. Belki de,
“Ergenekon vardır” diyen demokrat aydınlar kördür ve AKP’yle
Fethullahçıların “büyük oyununa” alet oluyorlardır. Ya da onların
inandığı gibi “demokrat aydınlar”, Fethullahçılardan, AKP’den,
Amerika’dan para aldıkları, çok zenginleştikleri, yalılarda oturup
yatlarda gezdikleri için bu “oyuna” alet oluyorlardır.
Henüz çok zengin
bir demokrat aydına rastlamadım ama diyelim ki hepimiz paraları alıp
saklıyoruz. Peki. Şimdi bizim göremediğimiz şu Ergenekon’a “somut”
biçimde bakalım. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP örgütü, çeşitli
gazeteler ve onların yazarları “kimin” avukatı bir sıralayalım. Eski
Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un avukatı hepsi.
Emekli
Amiral Özden’in “günlüklerinin” yalan olduğuna inanıyorlar herhalde.
Gazeteci Mustafa Balbay’ın günlüklerinin de yalan olduğuna inanıyorlar.
Bu AKP’lilerle Fethullahçılar çok yaratıcılar, birisinin adına “gün gün,
saat saat” günlükler yazabiliyorlar.
Buna da peki. Eruygur’un “resmi” belge olarak hazırlattığı ve Taraf’ta
yayınlanan “lahika” da yalan o zaman. Ama bir sorun var, o belge
“resmi”. Belgenin kayıtları Genelkurmay’da duruyor. Buna tam olarak ne
söylüyorlar? Ayrıca General Veli Küçük’ün de avukatlığını yapıyorlar.
Küçük’ün Ergenekon diye bir örgüte dahil olmadığına inanıyorlar demek
ki... Peki, Susurluk diye bir örgüte dahil olduğuna inanıyorlar mı? Ona
inanıyorlar da, “Küçük daha sonra hiçbir şey yapmadı” mı diyorlar?
Küçük’ün mafya reisleriyle ilişkilerine ve telefon konuşmalarına ne
diyorlar? “Onlar da uydurma” mı diyorlar?
Avukatlığını yaptıkları bazı Ergenekon sanığı subayların evlerinden
cephaneler çıktı. Buna ne diyorlar? “O subayların evine kimseden
habersiz AKP’lilerle Fethullahçılar cephanelikler yerleştirdi ve o
subaylar bunun farkına varmadı” mı
diyorlar? Yoksa “onlar da Fethullahçı
ama Ergenekoncuymuş gibi yapıyorlar” mı diyorlar?
Peki,
Ergenekon’un içindeki JİTEM’e ne diyorlar? JİTEM’in öldürdüğü Kürtlerin
isimlerini ve hangi kuyulara atıldıklarını açıklayan “itirafçıların”
söyledikleri yerlerde “kemiklerin” bulunmasına ne diyorlar? “O Kürtleri
aslında AKP’lilerle Fethullahçılar öldürüp gömdü, bunların yerini
açıklayan itirafçılar da AKP’li” mi diyorlar?
Yargıtay,
“şeriatçı” görüntüsüyle Danıştay’ı basıp bir yargıcı öldüren katilin
Ergenekon’la ilişkisi olduğuna hükmedip, davayı Ergenekon davasına
kattı. Buna ne diyorlar? Yargıtay da “AKP’lilerle Fethullahçıların eline
geçti” mi diyorlar?
Güçlükonak’ta öldürülüp yakılanların kimlikleri “tertemiz” biçimde
askerlerin cebinden çıktı? Buna ne diyorlar? “O askerler de AKP’li ve
Fethullahçı” mı diyorlar?
SAT
komandolarına komşu olan ve Bedrettin Dalan’a ait bir araziye gömülmüş
bir cephanelik çıktı önceki gün, bununla ilgili olarak subaylar
gözaltına alındı. “O subaylar da aslında Fethullahçı” mı diyorlar?
“Askeri bir bölgeye kontrol noktalarından geçerek AKP’lilerle
Fethullahçılar cephaneliği gömdü ve bunu subayların üstüne attı” mı
diyorlar? O subayların gözaltına alınmasına izin veren Genelkurmay’a ne
diyorlar? “Genelkurmay da AKP’li ve Fethullahçı” mı diyorlar?
Belki “biz” körüz
Biliyor musunuz bazen insan körleşir ve gerçekleri görmez. Belki “biz”
körüz, Genelkurmay’ın resmi kağıtlarına yazılmış belgelerin AKP’liler
tarafından yazıldığını, “darbeci” generallerle işadamlarının,
profesörlerin konuşmalarının AKP’lilerle Fethullahçıların yaptığı
konuşmalar olduğunu, orduya ait o silahların ülkenin dört bir yanına
AKP’lilerle Fethullahçıların eliyle gömüldüğünü, o silahları veren
subayların da aslında AKP’li olduğunu, JİTEM’in adam öldürmediğini, o
Kürtleri de AKP’lilerle Fethullahçıların öldürdüğünü kavrayamıyoruz.
Ya da...
CHP, bazı gazeteler ve yazarlar, “darbe hazırlığındaki büyük bir
cinayet” şebekesini gözlerden saklayabilmek için olağanüstü bir çaba
gösteriyorlar. “Avukat” rolüne soyunarak bu şebekenin “işbirlikçiliğini”
yapıyorlar. Ya biz “satılmış” ve “sersemiz” ya da onlar ciddi bir
cinayet şebekesinin yardakçıları. Bunu anlamanın tek yolu somut
olaylarla konuşmak. Şimdi onlar anlatsın, resmi belgelerdeki
“lahikaları”, “fişlemeleri”, “Genelkurmay’ın kullandığı STK’ları”,
JİTEM’in cinayetlerini, Güçlükonak’ı, 33 askeri, Danıştay cinayetini,
bulunan cephanelikleri, tutuklanan subayları, telefon konuşmalarını,
Karargah Evleri’ni, Özden’in ve Balbay’ın günlüklerini nasıl
gördüklerini. Anlatsınlar da bir anlayalım bakalım kim kör, kim
işbirlikçi, kim suç ortağı...
F tipi istihbaratçı bombayı koyar, Fethullahçı muhbir ihbar eder, F tipi
polis basar, Fethullah destekli medya yazar, şakirt savcı hüküm verir.
Olur sana Ergenekon.
Yıldıray Oğur, Taraf, 18 Haziran 2009 : Ergenekon dediğin nedir ki?
F tipi istihbaratçı bombayı koyar, Fethullahçı muhbir ihbar eder, F tipi
polis basar, Fethullah destekli medya yazar, şakirt savcı hüküm verir.
Olur sana Ergenekon. Olmadı toplarlar üç beş tane F tipi bilirkişi,
günlükler (oğlunun da Fethullahçı olma ihtimali olan) Özden Örnek’e ait
der. Bu kez adı olur darbeye karşı demokrasi mücadelesi. Cemaat
yapılanmasına karşı mücadele veren Veli Küçükler, Kemal Kerinçsizler,
Arif Doğanlar, Levent Ersözler içeri atılır. Oruç tuttuğu herkesin
malumu Hilmi Özkök’ün beyanlarına inanılıp demokrasiye aşık orgeneraller
tutuklanır, saygın insanların evleri aranır, F tipi eğitime rakip eğitim
faaliyetlerine çamur atılır. Olur sana “temiz eller operasyonu”. E bari
bugün yine sivil andıç alarmı veren Ertuğrul Özkök’ü, yine Fethullahçı
polisler ve onların oyunlarına Aktütün’den beri alet olan Taraf’a karşı
herkesi uyaran İsmet Berkan’ı dinleyin de bitsin demokrasi adı altında
sahnelenen bu Fethullahçı komplo.
Türkiye’de demokrasi dediğin şey dinci bir komplodan ibaret. İlk muhalif
parti Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın Şeyh Said İsyanı’nın altından
çıkması da, Atatürk’ün kız kardeşinin kurucuları arasında olduğu Serbest
Fırka’nın Menemen Olayı’nı altan alta cesaretlendirmesi de o yüzden
sürpriz değil. Ama Fethullah Gülen 1938 doğumlu olduğuna göre bu
tarihten önce olanlar onu bağlamaz. O halde 1. Meclis’in muhalifi
Hüseyin Avni Ulaş’ın Tan gazetesine belge sızdıran başka birileri
olmalı. Ali Şükrü Bey’i öldürüp suçu Kemalistlerin üzerine atanlar da
aynı odaklardır herhalde. Menderes dersen Meclis’e “Siz isterseniz
hilafeti bile getirebilirsiniz” demiş, Said Nursi’nin has bir evladıydı.
Dokuz Subay Olayı da Nurcu kardeşlerin orduya yönelik ilk komplosu
oluyor. Belli ki o komplo da Menderes ile üç yıl sonra ona asacak
ordunun arasını açmak için tezgahlanmıştı. “Nurlu ufuklar” vaat eden
Demirel’in Isparta İslamköylü bir Risale-Nur şakirti olduğu, askeri
şortla denetleyen Özal’ın son seyahatini yurtdışındaki Türk okullarına
yapmış olduğuyla tamamlanan resimde son kareye de yeşil kuşak projesinin
adamı Kenan Evren’i yerleştirince artık Türkiye’yi anlamak için Said
Nursi üzerinde çalışarak Taraf’ını seçmiş olan Şerif Mardin’e
ihtiyacınız kalmıyor.
Gerisi çorap söküğü gibi geliyor zaten
28 Şubat andıçı gibi Çevik Bir ile Necmettin Erbakan’ın arasını
açmaya,“Hainleri tanıyalım” yazısıyla o andıçı köpürten Oktay Ekşi’yi
kamuoyunda küçük düşürmeye yönelik bir komploya kadar geri gitmeye gerek
yok. 2004’te Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın sosyeteyi satanistler, Klux
Klancılar olarak fişlediği yolunda sahte bir belge üretip sonra da o
günlerin Taraf’ı Hürriyet’e sızdıranlar ve böylece Kara Kuvvetleri ile
sosyetenin, satanistlerin ve ülkemizdeki Ku Klux Klancıların arasını
açmaya çalışanlar da tabii ki aynı “F tipi” odaklardı. O zaman “Bu
ortaokul düzeyindeki kepazeliği üstün eğitim almış bir paşa yapmış
olamaz” diye ayılıp bayılanları dinlemiş olsaydık 2007’de hangi
odakların çıkardığı malum olan Nokta Dergisi bizi sahte darbe
günlükleriyle kandırabilir miydi sanıyorsunuz? Peki, o darbe
günlüklerini görür görmez “Belli ki birileri ‘özel bir imalat’ yapmış.
Ama takan yok. Şimdi ben de soruyorum. Bu bir ‘sivil andıç’ değil mi”
diye bizi bugün olduğu gibi uyarmaya çalışan Ertuğrul Özkök’ü; “Bu
sahtekarlık öyle tek bir kişinin işi olamaz, arkada ciddi bir ekip
çalışması bulunmalı” diye ta o günden “Fethullahçı polislere” işaret
eden İsmet Berkan’ı; Bizim için AKP’li bakanlarla görüşüp günlüklerin
cemaat yapımı olduğunu ortaya çıkaran Ahmet Hakan’ı; “Özden Örnek’ten
alınan bilgilerin Utah’ta mukim üç kişilik bir ekip tarafından
titizlikle işlendiğine” kanaat getiren Serdar Akinan’ı; Bir paşa 18’lik
kız gibi günlük yazmaz diyenleri, benim adım yanlış yazılmış demek ki
günlükler de sahte diye hüküm veren büyük egoları, kendilerini paşaların
önüne atan Soner Yalçın’ları, Özdemir İnce’leri dinleseydik; Başımıza bu
Ergenekon komplosu örülebilir miydi?
Zaten Ergenekon dediğin nedir ki?
F tipi istihbaratçı bombayı koyar, Fethullahçı muhbir ihbar eder, F tipi
polis basar, Fethullah destekli medya yazar, şakirt savcı hüküm verir.
Olur sana Ergenekon. Olmadı toplarlar üç beş tane F tipi bilirkişi,
günlükler (oğlunun da Fethullahçı olma ihtimali olan) Özden Örnek’e ait
der. Bu kez adı olur darbeye karşı demokrasi mücadelesi. Cemaat
yapılanmasına karşı mücadele veren Veli Küçükler, Kemal Kerinçsizler,
Arif Doğanlar, Levent Ersözler içeri atılır. Oruç tuttuğu herkesin
malumu Hilmi Özkök’ün beyanlarına inanılıp demokrasiye aşık orgeneraller
tutuklanır, saygın insanların evleri aranır, F tipi eğitime rakip eğitim
faaliyetlerine çamur atılır. Olur sana “temiz eller operasyonu”. E bari
bugün yine sivil andıç alarmı veren Ertuğrul Özkök’ü, yine Fethullahçı
polisler ve onların oyunlarına Aktütün’den beri alet olan Taraf’a karşı
herkesi uyaran İsmet Berkan’ı dinleyin de bitsin demokrasi adı altında
sahnelenen bu Fethullahçı komplo. Siz Taraf’ın yeşilini Musavi’nin
yeşili mi zannettiniz. O zaman ne haliniz varsa görün zaten.
Ergenekon
soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri & provokasyonları
(18 Haziran 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=764
|
|
Örnek'in yayınlanmayan günlükleri ek delil klasörlerinde
Emekli Oramiral Özden Örnek'a ait "Günlükler"in hiç yayınlanmayan bölümleri de Ergenekon davasının eklerine girdi. Özden Örnek'in ek klasörlerde yer alan günlüklerinin en çarpıcı bölümlerinden biri 2003'teki YAŞ toplantısında askerlerle Başbakan Erdoğan arasında geçen sert tartışma...
Örnek'in
yayınlanmayan günlükleri ek delil klasörlerinde
Emekli Oramiral Özden Örnek'a ait "Günlükler"in hiç yayınlanmayan
bölümleri de Ergenekon davasının eklerine girdi. Özden Örnek'in
ek klasörlerde yer alan günlüklerinin en çarpıcı bölümlerinden biri
2003'teki YAŞ toplantısında askerlerle Başbakan Erdoğan arasında geçen
sert tartışma...
Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia
edilen "Darbe Günlükleri" nin daha önce yayınlanmamış bölümleri de 13.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşmaları devam eden ve adına "Ergenekon"
denilen dava hakkında hazırlanan ikinci iddianamenin ek delil klasörleri
arasında yer aldı.
İLK KEZ NOKTA'DA YAYINLANMIŞTI
İlk kez 2007'nin Mart ayında Nokta Dergisi'nde Alper Görmüş
tarafından gündeme taşınan "Günlükler" in, 2003 ve 2004'te tasarlandığı
iddia edilen Ayışığı ve Sarıkız darbe planları ile ilgili bölümleri
yayınlanmıştı. Örnek'in, 1957'den beri düzenli olarak tuttuğu 3 bin
sayfalık günlüğün geri kalanı ise sır olarak kaldı. Özden, kamuoyunda
geniş yankı uyandıran ve Nokta'nın kapanmasına neden olan bu "Günlükler"in
kendisine ait olmadığını iddia etti ve Alper Görmüş hakkında "hakaret"
ve "iftira" davası açtı. Açılan davadan beraat eden Görmüş, 7 Mart 2008
tarihinde elektronik ortamdaki günlüklerin bir kopyasını CD halinde
Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'e verdi. Günlüklerin
kime ait olduğuna dair tartışma devam ederken Alper Görmüş, savcılığın
(Zekeriya Öz) yaptırdığı araştırma sonucunda günlüklerin Özden Örnek'in
bilgisayarından çıktığını tespit ettiğini açıkladı.
ERUYGUR VE BALBAY'DA ORTAYA ÇIKTI
2007'den beri "darbe" konulu her tartışmanın odağına oturan "Günlükler",
5 Temmuz 2008'deki 6. Dalga Operasyonu kapsamında gözaltına alınan eski
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur ile Cumhuriyet Ankara
Temsilcisi Mustafa Balbay'da ele geçirildi.
'MESLEĞİM BİR HIRSIZ İLE APTALIN ESİRİ OLDU'
Erdil intihar etmeyi düşünmüş
31 Ağustos 2004, Özden Örnek, Tuzla'da gördüğü İlhami Erdil'in
kendisine nasıl dert yandığını şöyle yazıyor: "Tuzla'ya gittik. Eski
komutanlardan sadece İlhami Paşa gelmişti. Beni görünce hemen yanıma
geldi ve çok üzüntülü dolu gözler ile "Kardeşim bu işten bıktım ayın
dördünde savcı tekrar ifademi alacakmış bana haber göndermiş.
Sorgulayacağı konuda Bahri'nin verdiği ifade ile ilgili ve evimi nereden
satın aldığım konusu. Benim bir tane evim var. Herkesin kaç tane evi
olduğunu hepimiz biliyoruz. Ben çok yıprandım artık dayanamıyorum. Her
türlü hastalığa yakalandım. İntihar etmeyi bile düşünüyorum. Beni
Heybeliada'ya gömersiniz ve küçük bir tören yaparsınız" dedi. Onu bu
halde görmek gerçekten üzüntü vericiydi. Bahri ile dün olan konuşmamızı
kendisine anlattım. Hemen tutumu değişti ve hoşuna gitti. "
(Not): Genelkurmay Askeri Mahkemesi tarafından hakkında açılan davada
"haksız mal edinme" suçundan 3 yıl hapse mahkum edilen ve bütün askeri
terfileri geri alınan Deniz Kuvvetleri eski Komutanı İlhami Erdil, 3
Temmuz 2007'de Tekirdağ Saray Cezaevi'ne konulmuştu. Eski TCK'nın 59.
maddesine göre cezası 6'da 1 oranında indirilerek 2 yıl 6 ay olarak
kararlaştırılen Erdil, geçtiğimiz yıl Temmuz ayında tahliye olmuştu.
"ERDİL'DEN İLK KEZ 1994'TE KUŞKULANDIM"
29 Kasım 1999, Örnek, İlhami Erdil'in 'şüpheli bazı işler yaptığından
"ilk kez 1994 yılında kuşkulandığını da yazıyor:
"Ora. İlhami Erdil'in şüpheli bazı işler yaptığına dair ilk kuşkularım
1994 yılında ben lojistik başkanı iken başladı. Bize gelen bazı ihbarlar
sonucu Komutan emri gereğince tüm satınalma komisyonunu dağıtacak
şekilde bir planlama içine girmiştik. Per Bşk. Tuğa. Metin Acımuz'a
konuyu donanma K. ile görüşmesini bildirdim. Ancak hiç ummadığımız
şekilde bir reaksiyon ile karşılaştık. Memnun olacağına komisyon
başkanının yerinde kalmasını istedi. O zaman aralarında gizli bir ilişki
olmasından kuşkulandım. Bu ilişki hakkında ilk dedikoduları aynı yıl Yzb.
Hızarcıoğlu'ndan öğrendim. Donanma Komutanı yapılan ihaleleri adamlarına
verdirerek komisyon alıyordu.
"KIZININ CİP'İ VAR!"
"Kızının altında şimdi bir tane jeep var. Şoförünü Yzb. Yalçın
Ankara'daki erlerin arasından seçiyor ve bu er yasal olmayan bir şekilde
kızına şoförlük yapıyor. Jeep'in Sefer Ulusoy tarafından hediye
edildiğini sonradan öğrendim. Şoför erler ise Yıldız lojmanlarının
altında kendilerine yapılan yerlerde kalıyorlar."
ORG. ALPKAYA'NIN KONUŞMASI KAYDEDİLMİŞ
30 Temmuz 2003, 30 Temmuz günü Ankara'ya gittik. Kuvvet komutanının
ziyaret ederek orduevine geri döndüm. Kendisini ziyaret esnasında
havaların sıcak olması ve rutubetten konuştuk. Sonra bana 92 idari
soruşturma açtırdığını ve bunlardan 58 adedi için adli soruşturma emri
verdiğini anlattı. Herkesin başarı ölçüsü değişik. Geri geldikten bir
müddet sonra Albay Belgütay Varımlı'nın geldiğini söylediler. Kendisini
kabul ettim ve bana bir ses dosyasının kayıtlı olduğu bir disket verdi.
Ses file'da kendisinin Genelkurmay Başkanı (HİLMİ ÖZKÖK) ile 24 Haziran
2003 günü yaptığı bir konuşma var. Daha önce bana söylediklerinin aynısı
kayıtlı. Kayıtın içerisinde Bülent Paşa ile 6 Ocak 2003 tarihi 18:00'da
buluştuğunu ve bu buluşma için Bülent paşa (Dnz. Kuvvetleri Komutanı
Oramiral Bülent Alpkaya) tarafından kendisinin Deniz Kuvvetlerini
binasının en az kullanılan E kapısından gelmesinin istendiğini
belirtiliyor.
HIRSIZ VE APTAL
Adeta bir müsabakayı kazanmış gibiydim. Yaşadığım bunca olaydan sonra
ulaştığım nokta benim için mutlu sondu. Belki bundan sonra daha çok
yorulacaktım ama bahriyeye daha çok şeyler vereceğime inanıyordum.
Zavallı mesleğim iki yıl bir hırsızın arkasından iki yıl daha bir
aptalın esiri olmuştu. Son dört yılda kaybettiğimiz değerlerin ve
maddiyatın bana göre yerine konması çok zordu.
(Not): Özden Örnek'in hırsız olarak itham ettiği ismin Deniz Kuvvetleri
eski Komutanı İlhami Erdil, aptal olarak itham ettiği ismin ise Deniz
Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Alpkaya olduğu anlaşılıyor. Eruygur
ile Balbay'daki günlükler Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığı
kesinleşen günlüklerle karşılaştırıldı. Günlüklerin aynı olduğu
anlaşılınca da soruşturma savcıları tarafından geçtiğimiz Pazartesi günü
avukatlara CD halinde sunulan ek delillerin 208 nolu klasöründe yer
aldı. Daha önce kamuoyuna yansımayan bölümleri içeren bu günlüklerde
Özden Örnek'in, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na atanmayı beklerken
geçirdiği gerilimli süreci, komutanların kendi aralarındaki çekişmeleri
ve Örnek'in bazı işadamlarıyla ilişkileri tüm detaylarıyla yer aldı. 13.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşmaları devam eden ve adına "Ergenekon" adı
verilen davanın ek delil klasörleri arasında yer alan günlüklerin
çarpıcı bölümleri şu şekilde.
Asker: Bize meydan okudunuz. Erdoğan: Bu tabir doğru değil.
Özden Örnek'in ek klasörlerde yer alan günlüklerinin en çarpıcı
bölümlerinden biri 2003'teki YAŞ toplantısında askerlerle Başbakan
Erdoğan arasında geçen sert tartışma... Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, 2003'te katıldığı ilk Yüksek Askeri Şura Toplantısı'nda 18
subay irticai faaliyette bulunduğu gerekçesi ile ihraç edilmişti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül bu
kararlara şerh koymuştu. Toplantının gergin geçtiği kamuoyuna yansısa da
detaylar pek konuşulmamıştı. Daha ilk dakikasında tavırlı başlayan
YAŞ'ta, dönemin kuvvet komutanları ile Başbakan Erdoğan arasında geçen
sert tartışmalar ve gerilim dozu yüksek toplantının atmosferine dair
detaylar Özden Örnek'in günlüklerinde en ince ayrıntısına kadar yer
aldı. Şener Eruygur'dan ele geçirilen 1 Ağustos başlıklı Özden Örnek'e
ait günlüğe o günün gerilim dolu atmosferi satırlara şöyle yansıdı:
SELAMLAMADIK
1 Ağustos 2003, RTE (Başbakan Recep Tayyip Erdoğan) Genelkurmay
Başkanı (Orgeneral Hilmi Özkök) ile beraber salona girdi. Salonda
bulunan tüm orgeneraller ve amiraller kendisine ne selam verdiler ne de
ayağa kalktılar. Başbakan ilk olarak açılış konuşmasını yaptı. Adamın
bütün konuşması bir takiyye idi. Anayasa'nın değiştirilemeyen
maddelerine gönderme yaptı ve Atatürk'ten bahsetti. Bunun üzerine
ordudan ihraç edileceklerin görüşmesine geçildi. 18 kişinin durumu
görüşülmeye başlandı."
İKİ MEKTUP
MSB. (Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül) Geçen şurada olduğu gibi bu
Şura'da da çekince koyacağını ve bu çekinceyi tüzüğün 24.inci maddesine
göre doğal hakkı olduğunu ifade etti. Arkasından Başbakan da kendisinin
de çekince koyacağını açıkladı. Bunun üzerine üyelerden bazıları söz
alarak konuşmak istediler. Asparuk Paşa (Hava Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Cumhur Asparuk) iki mektup okudu. Genel teması irtica nedeni
ile ihraç edilmiş olan iki astsubayın pişmanlık duygularına dair olan
mektuplardı. Hükümete mesaj ise bizim yaptığımız iyidir, atılanlar bile
bizi teyit ediyor.
DOĞAN ÇIKIŞTI
Çetin Doğan General ise "Siz Aralık Şurası'nda da çekince koydunuz
(Abdullah Gül Başbakan olarak katılmıştı 26 Aralık 2000'deki YAŞ
toplantısına) ve o günden bugüne hiçbir şey değişmedi. Bizim yaptığımız
işlem tamamen yasaldır. Eğer yapılan bu yasal ile işlemi beğenmiyorsanız
bugüne kadar yasalı değiştirseydiniz. Tabanınıza hitap edeceğim diye
yaptığınız iş ülkeye değil partinize yaramak ve yaranmak üzere
yapılmaktadır. Bu nedenle de samimi olduğuna inanmıyoruz ve bunu silahlı
kuvvetler bir meydan okuma olarak kabul ediyoruz" dedi.
GÜVEN SORUNU
Söz alan Kara Kuvvetleri Komutanı (Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral
Aytaç Yalman) ise "Hükümet ile silahlı kuvvetler arasında büyük bir
güven sorunu vardır" dedi. Bilahare söz alan MGK Genel Sekreteri Tuncer
Kılınç ise, "Atılan askerlerin devlette veya bazı siyasi partilerin
hakim olduğu belediyelerde iş bulmaları bizi gücendirmektedir. Bir çeşit
bizimle alay edilmekte ve siz atarsanız bizde alırız denmek
istenmektedir" dedi. Söz alan Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ise,
"Biz çok dikkatli davranıyoruz ve çok esaslı bir elemeden geçiyoruz hata
yapma olasılığımız az" dedi ve bir örnek verdi.
TAVSİYE
Yansı ile Genelkurmay Başkanı (Orgeneral Hilmi Özkök) söz alarak, "Şerh
koymak yasal hakkınız ancak eğer koymazsanız bu dışarıya bizim bir bütün
olduğumuz şeklinde yansıyacaktır ve bu dönemde ihtiyacımız olan konuda
budur" dedi.
SIRA ERDOĞAN'DA
Bunun üzerine RTE söz alarak "Bir güven bunalımı yoktur. Bu konuyu
abartıyorsunuz, din istismarına bizde karşıyız. Ama anlamadığımız şey
güzide silahlı kuvvetlerimiz acaba neden bu sorununu yargı yolu ile
halletmiyor. Biz diğer kararların örneği terfilerin yargıya kapalı
olmasından yanayız ama atılanlara da ses çıkarmıyoruz. Onların bunu hak
ettiğine inanıyoruz ama atma işleminin hukuk yoluyla ve yargıya açık
olarak yapılmasını istiyoruz. Silahlı kuvvetlerimiz acaba neden askeri
yargıya güvenmiyor. Silahlı kuvvetlere meydan okuma tabirini uygun
bulmadım ve yanlış kullanıldığından eminim. Bazı kişilerin atıldıktan
sonra devlet bünyesinde iş bulmaları da yanlış bir şey değil. Zira
atarak kişiyi cezalandırıyorsunuz. Eğer devlette iş vermezseniz ailesini
de cezalandırırsınız" diye bir konuşma yaptı.
(01 Mayıs 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=666
|
|
İkinci iddianamenin klasörleri dağıtılıyor
Ergenekon Terör Örgütü hakkında düzenlenen ikinci iddianamenin delil klasörlerinin avukatlara ve basına bugün verileceği öğrenildi.
İkinci Ergenekon iddianamesinin delil klasörleri avukatlara veriliyor
Ergenekon Terör Örgütü hakkında düzenlenen ikinci iddianamenin delil
klasörlerinin avukatlara bugün 2 dvd olarak verileceği öğrenildi.
Bir süre önce 2. iddianamesi açıklanan Ergenekon davasının bu
iddianameye dayanak olan delil klasörlerinin bugün açıklanacağı iddia
edildi. Delil klasörleri ile ilgili açıklamayı, İstanbul Cumhuriyet
Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'in yapması bekleniyor.
16.54: İkinci iddianamenin delil klasörleri yayınlandı
Ergenekon davasında 2. iddianamenin 70 bin sayfadan oluşan 248 adet delil klasörleri
2 dvd içerisinde avukatlara dağıtıldı. Delil klasörlerinde suç unsurlarının kanıtları var. Eruygur'dan Hüseyin Çelik ve Dengir Fırat'a ait belge çıktı.
'Çatlı'nın kazada sadece kolu kırılmıştı, odunla öldürdük'
İkinci Ergenekon iddianamesinin delilleri açıklandı. Gizli tanık Kıskaç,
JİTEM'ci bir başçavuşun kendisine "Abdullah Çatlı'nın kazada sadece kolu
kırılmıştı. Odunla öldürdük" dediğini iddia etti. Ergenekon davasının
ikinci iddianamesine ilişkin 248 klasörden oluşan ve 2 DVD'ye kaydedilen
70 bin sayfalık ekleri dijital ortama aktarılması işlemi tamamlandı.
Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin sanık
sayısına göre
çoğalttığı
DVD'ler dün sanık avukatlarına verildi. Bu ek belgelere göre, sanık
emekli generaller Ergenekon savcıları hakkında bilgi topladı. İkinci
iddianamenin ekleri arasında yer alan gizli tanık 'Kıskaç', ifadesinde
"Susurluk kazasında Mercedes'in arka sol koltuğunda oturan Abdullah
Çatlı'nın sadece sağ kolunun kırıldığını, ancak olay yerine gelen
JİTEM'cilerin odunla vura vura öldürdüğünü" ileri sürdü.
"ÇATLI'NIN SAĞ KOLU KIRILMIŞTI"
Gizli tanık Kıskaç'ın, 30 Kasım 2008 tarihinde alınan ifadesinde,
Antalya JİTEM'de görevli başçavuş Hakan'ın kendisine, "Bütün uyuşturucu
babalarını Abdullah Çatlı'ya biz vurdurduk, sonra o kendi çıkarları için
çalışmaya başladı. Her şeyin bir sonunun geleceğini bilmeliydi.
Zannediyor musun bu bir trafik kazası, bizde kayıtları var. Araç
çarptıktan sonra Abdullah Çatlı sağdı. Sağ kolu kırılmıştı, yaralıydı.
Araba sağ ön taraftan çarpmış, Abdullah Çatlı arka solda oturuyordu.
Kolunu büktük, köpek gibi yalvarıyordu. Trafik kazasından değil, darptan
öldü. Abdullah Çatlı'yı odunla öldürdük" dediğini iddia etti.
'KAZAYI JİTEM AYARLADI'
Kıskaç, başçavuş Hakan'a, Sedat Bucak'ı kastederek "Öbürünü niye
öldürmediniz" diye sorduğunda ise "Antep'ten tut Silopi'ye kadar olan
bölümde bir güzergah var, bu adamın 14 bin silahlı adamı var, bu
güzergahı kaybetmek istemiyoruz' yanıtını aldığını aktardı. Kıskaç,
başçavuş Hakan'ın daha sonra, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Osman
Nuri Oduncu'nun kazanın oluş şekliyle ilgili gerçekleri dillendirmeye
çalıştığını, ancak onu kimsenin dinlemediğini söylediğini öne sürdü.
Kıskaç, başçavuş Hakan'ın, Susurluk'ta meydana gelen kazayı kendilerinin
ayarladığını, aracın arkasından JİTEM mensuplarının takip ettiğini,
Osman Gürbüz'ün takip eden araçta olduğunu söylediğini iddia etti.
Kendisine "Osman Gürbüz, Veli Küçük'ün adamıdır" dendiğini de ileri
süren Kıskaç ifadesinde ayrıca şunları söyledi: "Bize çalış, sana kimlik
çıkaralım, dokunulmazlığın olsun dediler. JİTEM terörle mücadele için
kurulmuş bir birim olmasına rağmen terör hariç her türlü haraç ve
koparma işleriyle uğraşıyorlardı." (Zaman)
Darbe yapınca eline ne geçecekti?
İkinci iddianameye dair 248 klasörlük belgelerde ilk dikkat çeken,
‘Terör örgütü üst düzey yöneticisi’ olarak suçlanan ve hakkında 3 kez
ağırlaştırılmış müebbet hapis istenen eski Jandarma Genel Komutanı
emekli Orgeneral Şener Eruygur liderliğinde yapılan darbe planlarının
tam metinlerinin kamuoyuna açıklanması oldu. Bir başka dikkat çeken
unsur ise Şener Eruygur’a yöneltilen darbe soruları.
PLANLARIN ORJİNALLERİ
EK klasörlerde en dikkat çekici unsurların başında bugüne kadar
varlığı tartışma konusu ‘Sarıkız’, ‘Ayışığı’, ‘Yakamoz’ ve ‘Eldiven’ kod
adlı darbe planlarının orjinal halinin kamuoyuna açıklanması oldu. Darbe
planlarının Şener Eruygur’dan ele geçirilen orjinal halleri ek
klasörlerin içinde yer aldı. Darbe planlarında kullanılan kodlar da
belgelerin dikkat çekici bölümlerini oluşturdu. Bir başka önemli unsur
ise Şener Eruygur’a darbe girişimleriyle ilgili yöneltilen sorular oldu.
ERUYGUR’UN FİŞLEMELERİ
ERUYGUR’DA çıkan fişleme dosyaları arasında Ergenekon soruşturmasını
yürüten savcı ekibinin lideri Zekeriya Öz, eski Genelkurmay Başkanı
emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt, hakimler, savcılar, valiler ve
kaymakamlarla ilgili fişleme dosyaları ve bunlara ilişkin Eruygur’a
yöneltilen sorular oldu. Eruygur’da, Ergenekon Savcısı Öz’ün
çocuklarının okuduğu okullar ile Yaşar Büyükanıt ve eşine ait sağlık
raporları ile malvarlıklarına ilişkin fişlemeler çıktı. Eruygur’a Yaşar
Büyükanıt’ı neden zehirlemek istediği de soruldu.
BELGELERİ YOK EDİN
OPERASYONLAR başladıktan sonra Eruygur’un sekreterini arayarak
belgeleri yok etmesini istediğine dair ifadeler de ek klasörlerde yer
alıyor. Cumhuriyet Mitingleri ile Kent ve Patalya oteldeki toplantılara
ait bilgiler de iddianamede yer alıyor. DHKP-C örgütüne yönelik
Hollanda’da düzenlenen operasyonlarda çıkan örgüt arşivi de ek
klasörlerde yer alan belgeler arasında. Arşivde, Gazi Mahallesi
olaylarını Osman Gürbüz’ün yaptığına ilişkin örgüt üyelerinin
birbirleriyle yaptığı telefon görüşmeleri de bulunuyor.
DARBENİN KODLARI VAR
DARBE planları ile birlikte darbe planlarının şifreleri ve devlet
yöneticileri ile komutanlara takılan isimler de yer aldı. Buna göre
darba yapacak ekibi oluşturan beyin takımına ‘Ana sınıf’ denilmiş.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e ‘Yörük’, Başbakan Erdoğan’a ‘Gemi
Aslanı’, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e ‘Yetim’, Yaşar Büyükanıt’a
‘Abide’, Meclis’e ‘Yazanlar’, Avrupa Birliği’ne ‘Çıyan’, ABD’ye de
‘Sırtlan’ isimleri verilmiş.
ERUYGUR'U TERLETEN SORULAR
ŞENER Eruygur’a gözaltına alındığı dönemde polis ve savcılık
sorgusunda darbe girişimleriyle ilgili çok net sorular yöneltildiği
ortaya çıktı. Eruygur’un bu sorulara polis ve savcılık sorgusu sırasında
cevap vermediği öğrenildi.
- Ev ve ofisinizde yapılan aramalarda ele geçirilen belgelerden 2004
yılı içerisinde darbe yapma planları hazırladığınız ve bu konuda ciddi
çalışmalar yaptığınız anlaşılmıştır.
- Siz 2004 yılı içerisinde Jandarma Genel Komutanı olduğunuz dönemde
darbe yapmak için herhangi bir girişimde bulundunuz mu?
- Sizin ısrarla darbe yapmak istemenizin amacı nedir? Sizden darbe
yapmanızı isteyen başka bir takım güçler var mı?
- Darbe planlarını hazırlarken diğer kuvvet komutanlarından bu konuda
size çağrıda bulunan oldu mu?
- Darbe planlarını kimlerle birlikte hazırladınız? Bu hazırlıklar
çerçevesinde hangi faaliyetlerde bulundunuz?
- Darbe yapma amacınız neydi?
- Darbe yapmakla neyi hedeflemekteydiniz?
- Darbe sonrası beklentileriniz nelerdir? Darbe sonucu ülkemize ne
sağlayacağınızı düşündünüz?
- Darbe yapma planları Ergenekon terör örgütü kapsamında mı yapıldı?
- Hiçbir darbe planı yapmadıysanız ofisinizde bulunan Sarıkız, Ayışığı,
Yakamoz ve Eldiven isimli darbe planlarıyla ilgili slaytların sizde ne
işi var?
- 08.04.2008’de saat 10:56’da Ahmet Hurşit Tolon ile yaptığınız
görüşmede, Tolon’un gazetelerde çıkan haberlerde AKP’ye yönelik
psikolojik savaş başladığı, bunun için Danıştay saldırısı, geniş
katılımlı cenaze törenleri, cumhuriyet mitingleri, hükümet karşıtı
gösteri yürüyüşleri düzenlendiği, bunun amacının da darbe yapılması
özlemi olduğu, tüm bunların planlayıcısı olarak da sizin
gösterildiğinizi aktardığı tespit edilmiştir. Hurşit Tolon bu konuyu
neden size aktarma ihtiyacı duymaktadır!
Eruygur'dan yırtıp atın emri
2. iddianameye ait binlerce sayfa tutan 248 ek klasör, 2 DVD'ye
aktarıldıktan sonra davaya bakacak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne
verildi. Bir örneği sanık avukatlarına da dağıtılan klasörlerde
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ancak 'sağlık' gerekçesiyle
tahliye edilen emekli Orgeneral Şener Eruygur'un, gözaltına alınmadan
önce ofisindeki 'sakıncalı' belgeleri temizlettirdiği ortaya çıktı.
İkinci iddianameye delil teşkil eden belgelere göre Şener Eruygur 8
Nisan 2008'de, sekreteri olduğu belirtilen Nermin isimli bir bayanla
telefon görüşmesi yapıyor. Eruygur, odasındaki bazı belgeleri kendisine
soran sekreterine şöyle talimat veriyor: "Yırtın onları, atın." Darbe
girişiminde bulunmakla suçlanan Eruygur'un çok sayıda gizli belgeyi de
ofisinde sakladığı ortaya çıktı. Savcılar, MGK'ya ait gizli belgelerin
açıklanmasını ülke güvenliği açısından sakıncalı bularak adli emanete
göndermiş. Ek klasörlerde ayrıca eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden
Örnek'in darbe günlükleri ile Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa
Balbay'ın notları da yer aldı.
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ancak 'sağlık' gerekçesiyle
tahliye edilen emekli Orgeneral Şener Eruygur'un, gözaltına alınmadan
önce ofisindeki 'sakıncalı' belgeleri temizlettirdiği ortaya çıktı.
Ergenekon'un ikinci iddianamesinin ek klasörlerinde 8 Nisan 2008'de
Şener Eruygur'un, Nermin isimli bir şahısla yaptığı görüşme de yer aldı.
Nermin hanımın, odasındaki bazı belgeleri kendisine telefonda sorması
üzerine Eruygur, şöyle diyor: "Yırtın onları, atın."
'Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven' kod adlı darbe planlarının
hazırlayıcısı olmakla suçlanan eski Jandarma Genel Komutanı Şener
Eruygur, Ergenekon soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008 tarihinde
gözaltına alınmıştı. Eruygur, mahkeme sorgusunun ardından 'terör
örgütünde yönetici olmak' suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine
gönderilmişti. Eruygur, Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan
ikinci iddianamenin sanıkları arasında yer alıyor. İkinci iddianamenin
ek klasörleri dün mahkemeye sunuldu. Ek klasörlerde Eruygur'un yaptığı
telefon konuşmaları da yer alıyor. Bunlardan biri de emekli generalin,
Nermin isimli şahısla yaptığı görüşme. Konuşmadan Nermin hanımın,
Eruygur'un odasını temizlediği anlaşılıyor. İddianamede söz konusu
konuşmayla ilgili şöyle bir açıklama yapılıyor: "Görüşmeden kendilerinin
de her an gözaltına alınabilecekleri korkusuyla evrak ve belgeleri imha
girişiminde bulundukları, söz konusu görüşmede yazılmış mektupların bir
kısmının şüpheli Mehmet Şener Eruygur'dan elde edilen dijital verilerin
içinde bulunduğu, ayrıca Cumhuriyet Çalışma Grubu faaliyetleri raporları
içinde yapılması planlanan 100 bin mektup gönderilmesi konusunun da
uygulamaya konulduğunu göstermektedir."
8 Nisan 2008'de yapıldığı anlaşılan görüşme şöyle:
Nermin: "Odanızı temizlerken bazı şeyler buldum efendim gönderilmemiş
mektuplar buldum Üniversite rektörlerine"
Mehmet Şener Eruygur: "Atın onları yırtın"
Nermin: "Atayım mı"
Eruygur: "He o şeyle ilgili eski"
Nermin: "Eski çok eski sizin imzanız var imzalamışsınız ayrıyeten özel
kağıdınızıda koymuşsunuz"
Eruygur: "Biliyorum vazgeçtik ondan sonra gönderelim dedik vazgeçtik"
Nermin: "Tamam onları atıyorum efendim"
Eruygur: "Yırtın onları atın"
Nermin: "Evet yırtıyorum onları hı yırtıp atıyorum kitapları şöyle bir
gözden geçirdim"
Eruygur: "Kütüphaneye koydunuz"
Nermin: "Bir kısmını kütüphaneye koydum bir kısmı da yine sizin bakın
ona göre. Özel gelmiş."
Eruygur: "Onlara bakarım"
Nermin: "Masanız tertemiz oldu. Artı özel evraklarınız var onları yine
size bıraktım."
Eruygur: "Yırtın atın onları da boşverin."
Nermin: "Bi de efendim seçim sonuçları var geçen senenin böyle küçük bir
zarfta"
Eruygur: "Onları muhafaza etmek lazım elimizde."
Nermin: "Onları muhafaza ettim zaten sordum bazı şeyleri Ali hocama
sorarak yaptım onun dışında diğerlerini temizledim birde bir kaç özel
mektupunuz vardı. Erzurum'dan gelmiş onları sakladım belki ilerde.
Erzurum'dan gelmiş böyle bir tanesi işte yardım istiyor filan."
Eruygur:"Boşverin atın gitsin ne olacak"
Kan donduran itiraf: Havaya uçuracaktık
Ergenekon'un ikinci iddianamesinin ek klasörlerinde PKK militanlarının
planlanan eylemlerle ilgili ifadelerine de yer veriliyor. Buna göre PKK,
teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının ardından büyükşehirlerde
eylem için hazırlık yapıyor. Tanınmış kişilere suikast planları
hazırlanıyor. PKK militanlarından Mustafa Ulaş, en büyük hedeflerinin
İstanbulluların yoğun olarak kullandıkları vapurlar olduğunu anlatıyor.
Ek klasörlerinde ifadeleri geçen Mustafa Ulaş ve Servet Akkaş,
Türkiye'yi kana bulamak için bizatihi eylem yapmak için eğitildiklerini
söylüyor. Örgüt son dönem stratejisi olarak metropol alanlarına ağırlık
vermiş. Genellikle sansasyonel nitelikteki bombalama türü eylemler
planladıklarını ifade eden Mustafa Ulaş, nasıl keşif yaptığını
ayrıntılarıyla anlatıyor: "1999 Eminönü ilçesindeki Beşiktaş ilçesine
giden Vapur iskelesinde güvenlik görevlilerinin olup olmadığını kontrol
ettim. Güvenlik kameralarının ile X-Ray cihazının olmadığını tespit
ettim. Buradan yine Sirkeci'deki Kadıköy İskelesi'ne keşif amaçlı
gittim. Yarım saat kadar insanların vapura giriş şekillerini izledim.
İnsanların rahatça ellerindeki poşet ve çantalarla hiçbir güvenlik
kontrolüne maruz kalmadan vapura bindiklerini gördüm. Bunun üzerine
amaçlı olarak elimde poşetle birlikte vapura bindim. Güvenlik kontrolü
yapılmadığından, vapurun içinde gezerek keşif çalışması yaptım. İlk
eylemi piknik tüpü ile vapurlara yönelik yapacaktım. AK Merkez adlı iş
yerinin etrafını gezerek giriş çıkışları kontrol ettim insanların giriş
yaptığı kapının 6-7 tane olduğunu, bir de otopark girişinin olduğunu,
binanın dışında kamera bulunmadığını gördüm. Güvenlik tertibatının zayıf
olduğunu gördüm."
Kırkpınar'ı kana bulayacaktık
Her yıl binlerce insanın katıldığı geleneksel Kırkpınar Yağlı
Güreşleri'nin de PKK'nın hedefinde olduğu ortaya çıktı. Mustafa Ulaş,
İstanbul'dan sonra hedefinde Ankara ve Bursa olduğunu belirtiyor.
İstanbul'da İhlas Holding'e, TGRT'ye ve ATV'ye Koç Holding'e, Sabancı
Holding'e Ulusoy'a yönelik bombalı saldırılar yapmayı planladığını
vurgulayan Ulaş, "Edirne'de her yıl düzenlenen Kırkpınar Güreşleri
şenliklerinde bombalı saldın eylemleri yapmayı hedefliyorduk." şeklinde
konuşuyor.
Hasan Cemal ve Ağar da hedefteydi
Ergenekon savcılarının ifadesini aldığı PKK militanları eski DYP Genel
Başkanı Mehmet Ağar ve gazeteci Hasan Cemal'e suikast yapmayı
planladıklarını söyledi. Servet Akkaş isimli militan Ağar'a yönelik
eylem planını şöyle ifade ediyor; "Yasemin Ağar'ın (Ağar'ın kızı)
kabrinin üst tarafı topraktı. Burayı eşerek patlayıcıyı mermer bölümün
altına yerleştirecektim. Bu işi ise ölüm yıldönümü olan 2 Ocak'tan on
gün önce yapmayı planlamıştım. Ağar'ın mezarlığa geliş anını gördükten
sonra bana ait olan cep telefonu ile düzeneğe bağlı cep telefonunu
patlatarak eylemi gerçekleştirecektim."
Paksütleri zora sokacak iddialar
Delil belgeleri arasında Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman
Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt'ün AK Parti'nin kapatılması için yoğun bir
çalışma içersine girdiğine delil gösteren telefon konuşmaları da
yeralıyor. İkinci iddianamenin ek klasörlerinde, eşinden aldığı
bilgileri gazetecilere veren Paksüt'ün, Anayasa Mahkemesi üyelerinin
özel hayatlarıyla ilgili olumsuz haberler yapılması konusunda bazı basın
mensuplarıyla sıkı bir diyalog içerisine girdiği belirtiliyor. Ferda
Paksüt hakkında şu ifadeler kullanılıyor: "Örgütün kaos ortamı meydana
getirilmesi yönündeki amacını ve Turhan Çömez ile Hurşit Tolon'un
örgütsel konumlarını bilerek, Anayasa Mahkemesi'nin gündeminde bulunan
AK Parti'nin kapatılmasıyla ilgili gizli bilgileri şüphelilere verdi,
yine toplumda kargaşaya neden olmak amacıyla gerçekte olmayan bilgileri
basına sızdırdığı, böylece örgütün amaçlarının gerçekleşmesine bilerek
ve isteyerek yardım etti."
99. ek klasörde Paksüt'ün Anayasa Mahkemesi başkan vekili olan eşinden
öğrendiği 'içeriden' bilgileri, örgüte aktardığı belirtiliyor. 30
Temmuz. 2008'de Y.A. adlı kişiyle Paksüt arasında geçen telefon
konuşmasında, "Ben Ferda yanlış bilgiymiş, 6'ya 5 kapanmamış." diyor. Y.
ise 'Kapanmamış kesin değil mi?' karşılığını veriyor. Bayan Paksüt ise
cevaben, "Evet şimdi Osman'la konuştum. Ben de size bir iki konuda şey
vereceğim onları araştır." ifadesini kullanıyor. Ek klasörlerde
Paksüt'ün, Anayasa Mahkemesi başkanı ve üyelerine yönelik karalama,
iftira ve yıpratma faaliyetleri gerçekleştirdiği ve böylelikle yargılama
sürecine müdahale etmeye çalıştığı, Mahkeme üyelerini takip ettirip
fotoğraflarını çektirdiği ve bunları yıpratmak amacıyla kullandığı iddia
ediliyor. Tolon ile görüşen Çömez'in, onun talimatıyla Paksüt'ü aradığı
ve aldığı bilgileri Tolon'a aktardığı iletişim tespit tutanaklarından
anlaşılıyor. Savcılığın yaptığı değerlendirmede, "Ergenekon'un kapatma
davasını kaos ortamı oluşturmak amacıyla kullandığı, örgütün siyasi
yapılanmasında yer alan Çömez'e bu konuda görev verildiği, onun da
şüpheli Paksüt'le örgütsel irtibata geçtiği anlaşılmaktadır." deniliyor.
Sinan Aygün'ü zora sokacak belge
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün'ün, Jandarma Genel
Komutanı olduğu dönemde Şener Eruygur'dan bir randevu talebinde bulunmak
için kalemi aldığı yazıda dikkat çekici ifadeler bulunuyor. Binlerce
üyenin yöneticisi olan Aygün'ün, Eruygur'un emri altında olduğunu
vurgulaması dikkat çekiyor.
Ergenekon soruşturmasının 2. iddianamesine ait delil klasörlerinde
ilginç bilgiler bulunuyor. Şener Eruygur'un evinde ele geçirilen bir
belgede ATO Başkanı Sinan Aygün'ün 2004 yılındaki randevu talebi ile
ilgili yazı dikkat çekiyor. Aygün, Eruygur'dan randevu talebinde
bulunurken şöyle hitap ediyor: "Sizin gayretlerinizle daha da güçlenmiş
olan Silahlı Kuvvetlerimizi geleceğimiz açısından en büyük güvence
olarak değerlendiriyor ve bu vesileyle Ankara Ticaret Odası'nın her
zaman yanınızda ve emrinizde olduğunu bilmenizi isterim. Eğer uygun
görürseniz emirlerinizi öğrenmek ve genel olarak son gelişmeler ile
ilgili görüşlerimizi aktarmak amacıyla randevu talep ediyorum. Yoğun
mesainiz arasında lütfedip ayıracağınız zaman için şimdiden
teşekkürlerimi sunar saygılarımın kabulünü arz ederim."
Eski rektörün AK Parti'yi bitirme planı
Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Berkarda'nın, AK
Parti'nin ancak askeri müdahale ile önünün kesilebileceğini savunduğu
ortaya çıktı. Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci
iddianamenin ekleri arasında 113. klasörde, Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG)
bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Birlik Hareketi'nin çalışmalarından
söz ediliyor. Belgelerde, CÇG bünyesinde görev yapan özel istihbarat
timinin Hareket'in yöneticiliğini yapan Berkarda'yla görüşmesi var.
Hazırlanan rapora göre Berkarda, AK Parti'nin iktidar olması ile ilgili
problemin Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu'ndan kaynaklandığını
savunmuş. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin müdahalesi ile bu kanunların
değiştirilip tekrar seçime gidilmesi ile partinin önünün
kesilebileceğini öne sürmüş. AK Parti'nin iktidara gelişini ise imam
hatip liseleri, camiler ve yeşil sermayeye bağlamış. Ayrıca halkın cahil
olduğunu ve eğitilmesi gerektiğini vurgulamış. Eski rektör, iktidarların
sadece TSK ve üniversitelere söz geçiremediğini öne sürerek AK Parti'nin
yeni YÖK Yasa Tasarısı'na direnilmesi gerektiğini söylemiş. Hazırlanan
raporda, Ulusal Birlik Hareketi'ne destek verilmesi için garnizon
komutanlıkları ve jandarma bölge komutanlıkları ile görüşülmesi yönünde
tavsiye kararı alınmış.
(27 Nisan 2009), son güncel.: (28 Nisan 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=651
|
|
Flaş!!! Özkök savcılara ifade verdi
Eski Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral Hilmi Özkök, Cuma günü İzmir Adliyesi'ndeki özel bir odada, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar Zekeriya Öz ve Fikret Seçen'in 8 saat boyunca sorularını yanıtladı.
FLAŞ!!! Hilmi Özkök Ergenekon savcılarına ifade verdi
Eski Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral Hilmi Özkök, Cuma günü
İzmir Adliyesi'ndeki özel bir odada, Ergenekon soruşturmasını yürüten
savcılar Zekeriya Öz ve Fikret Seçen'in 8 saat boyunca sorularını
yanıtladı.
Milliyet'in haberine göre Eski Genelkurmay Başkanı, emekli orgeneral
Hilmi Özkök, Ergenekon soruşturmasını yürüten iki savcıya İzmir'de ifade
verdi. Soruşturma savcıları Zekeriya Öz ve Fikret Seçen ile İzmir
Adliyesi'nde bir araya gelen Özkök, 8 saat boyunca soruları yanıtladı.
"Tanık" sıfatıyla savcılara ifade veren Özkök, Milliyet'in konuya
ilişkin sorularına, "yorum yok" yanıtını verdi. Özkök, bir süre önce
yine Milliyet'e yaptığı açıklamada, "Hukuk çağırırsa icabet etmek
gerekir diye düşünürüm. Sanık veya tanık olarak mahkeme çağırırsa
'gitmem' denilemez" demişti.
Savcı önce Bursa'ya gitti
Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz, geçtiğimiz hafta
irtibat kurduğu Özkök'le, ikamet ettiği İzmir'de hafta sonunda buluşmak
üzere randevulaştı. Öz'ün, İstanbul'dan ayrılışının dikkat çekmemesi
amacıyla eşi ve çocukları ile birlikte önce Bursa'daki ailesini ziyaret
ettiği öne sürüldü. Bu sırada Ergenekon soruşturmasında görevli diğer
Cumhuriyet Savcısı Seçen de İstanbul'dan ayrılarak İzmir'e gitti.
Özel oda tahsis edildi
Aile ziyaretini tamamlayan Öz, makam aracıyla İzmir'e geçti. İzmir'de
Seçen ile buluşan Öz, cuma sabahı erken saatlerde İzmir Adliyesi'nde
Özkök ile bir araya geldi. Çok gizli olarak gerçekleşen buluşma için
İzmir adliyesi'nde 2 savcı ve Özkök'ün kullanması amacıyla özel bir oda
tahsis edildi. Sabah 10.00 sıralarında İzmir Adliyesi'ne gelen Özkök
savcılarla buluştu.
8 saat sürdü
Öz ve Seçen, Özkök'ün "tanık sıfatıyla", 8 saat süreyle ifadesini aldı.
Savcıların, özellikle, ikinci Ergenekon iddianamesinin temelini
oluşturan "darbe" iddialarına yoğunlaştığı öğrenildi. Özkök'ün de o
dönem yaşanan süreç ve iddialar hakkında bilgi verdiği kaydedildi.
'Yorum yok'
Milliyet'in sorularını yanıtlayan Özkök, "yorum yok" demekle yetindi.
Ergenekon savcılarının hazırladığı ve "darbe iddiaları" ağırlıklı ikinci
iddianamede, dönemin Genelkurmay Başkanı Özkök'ün, iddia edilen darbe
girişimlerine dönük olumsuz yaklaşımına ilişkin bölümler yer almıştı.
'İfade veririm' demişti
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Cumhuriyet Gazetesi
Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'a ait olduğu öne sürülen günlüklerde de
dönemin komutanlarıyla yapılmış sohbetler yer almış, darbe hazırlığı ile
ilgili olduğu öne sürülen konuşmalarda, hükümet ve dönemin Genelkurmay
Başkanı Özkök aleyhine ifadeler olduğu ortaya çıkmıştı. Özkök, Milliyet
Gazetesi Ankara Temsilcisi Fikret Bila'ya 18 Mart'ta yaptığı ve büyük
yankı uyandıran açıklamalarında, "Günlüklerdeki iddiaları nasıl
değerlendiriyorsunuz? Komutanların ve gazetecilerin sizinle ilgili
değerlendirmeleri var" sorusuna, "Arkadaşlarımdan bana karşı böyle
değerlendirmeler ve hareketler beklemem" demişti. Özkök, "Mahkeme talep
ederse ifade vermeye gider misiniz" sorusunu ise şöyle yanıtlamıştı:
"Ben faydalılık prensibine göre hareket ederim. Hukuka bir faydası
olacaksa diye bakarım. Hukuka saygı duyarım. Hukuk çağırırsa o zaman
icabet etmek gerekir diye düşünürüm. Sanık veya tanık olarak mahkeme
çağırırsa herhalde 'gitmem' denilemez. Tabii avukatlarıma ve
Genelkurmay'ın hukukçularına danışırım. Çünkü o zaman Genelkurmay
Başkanı'ydım. Sanık veya tanık olarak farketmez."
'Var da demem yok da demem'
Özkök, Milliyet'e 9 Temmuz 2008'de yaptığı açıklamada da, eski Deniz
Kuvvetleri Komutanı, emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu öne
sürülen darbe günlükleri konusunda, "Darbe girişimi var da demem, yok da
demem" diye konuşmuştu. Balbay'a ait olduğu öne sürülen günlüklerde adı
geçenlerden biri olan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar
Büyükanıt da Milliyet'e; "Mahkeme çağırırsa 'gitmem' deme lüksü yok.
Hukuk çağırırsa giderim, doğru neyse onu söylerim" demişti.
Hilmi Özkök'ten verdiği ifadeyle ilgili açıklama geldi
Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Ergenekon soruşturması
kapsamında verdiği ifadeye açıklık getirdi. Özkök, Ergenekon
soruşturması kapsamında Cumhuriyet savcıları Zekeriya Öz ve Fikret
Seçen'e tanık olarak ifade verdiğini belirterek, ''Adalet mülkün
temelidir. Ben de tanık olarak görevimi yerine getirdim'' dedi.
Orgeneral Özkök, AA muhabirinin konuyla ilgili sorularını cevaplandırdı.
Tanık olarak ifadesine başvurulmasının beklenen bir durum olduğunu ifade
eden Orgeneral Özkök, şunları söyledi: ''Daha öncede belirtmiştim, böyle
bir talep geldi. Cumartesi günü Cumhuriyet savcılarıyla İzmir
Adliyesinde bir araya geldik. Bana devam eden soruşturmaya yönelik,
ihtiyaçları olan bilgilerle ilgili sorular sordular. Ben de bildiklerimi
objektif olarak ifade ettim.'' Özkök, soruşturma devam ettiği için
savcıların kendisine yönelttiği soruların içeriğiyle ilgili açıklama
yapmayacağını bildirdi. (AA)
Köfte ekmek ikramlı Ergenekon ifadesi
Eski Genelkurmay Başkanı Özkök, Savcı Öz'e tanık olarak verdiği ifadeyle
ilgili "Arada sohbetler oldu. Hatta ikram ettiler, köfte ekmek yedik"
diye konuştu.. Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Ergenekon
soruşturması kapsamında geçtiğimiz cuma günü Cumhuriyet savcıları
Zekeriya Öz ve Fikret Seçen'e ifade verdi. Tanık sıfatıyla katıldığı 8
saatlik görüşmeyi Yeni Asır gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şebnem
Bursalı'ya değerlendiren Özkök, "Adalet mülkün temelidir, yargıya
güvenim tam" dedi. Genelkurmay Başkanlığı döneminde darbe planlandığı
öne sürülen Özkök, verdiği ifadeyle ilgili, "Savcıların sorduğu sorulara
evet ya da hayır şeklinde yanıt verdim" diye konuştu. Görüşmenin
savcıların talebi üzerine gerçekleştiğini vurgulayan ve öncesinde
Genelkurmay Adli Müşaviri'ne danıştığını belirten Özkök, "Görüşmeye
yalnız gittim, avukatım bile yanımda yoktu' dedi. Görüşmenin uzun sürme
nedeniyle ilgili de Özkök, "Arada sohbetler, ara vermeler oldu. Hatta
ikram ettiler, köfte ekmek yedik" ifadelerini kullandı. Özkök, Ergenekon
savcılarıyla yaptığı görüşmeyi şöyle değerlendirdi: "Hem iddia, hem de
savunma makamı için faydası olsun diye konuştum. Filmlerdeki gibi yorum
yapmadım. Darbe girişimiyle ilgili sorulara yanıt veremem. Var ya da yok
diyemem. Ben sadece soruları evet ya da hayır şeklinde yanıtladım.
Yargıya güvenim tam, adalet mülkün yani devletin temelidir. Abartılacak
bir şey yok. Az sayıda örnek olduğu için ilginç geliyor." (Sabah)
(27 Nisan 2009), son güncel.: (28 Nisan 2009)
http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=646
|
|
Görüntülenen: 41 - 60 (Toplam 82)
|
Önceki 20
|
Sonraki 20
|