YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
23 Mayıs 2013, Perşembe
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. www24.brinkster.com/aharun kontrgerilla.com ergenekon.ws
Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi.. Abdullah Harun.. Paradoks Yayınları
İmamın Öldürülüşü.. B.Desai ve C.Marney.. Özgün Yayıncılık.. Tel:0212 6314355

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..


İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "mustafa balbay darbe günlükleri" için arama sonuçları    (Toplam 82 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Balbay darbe notlarını niçin sildiğini açıklayamadı

İkinci Ergenekon davasının dün yapılan 19. duruşmasında Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın çapraz sorgusuna başlandı. Balbay’ın avukatları ‘darbe’ günlüklerinin delil niteliği taşımadığı için soru sorulmamasını istedi, mahkeme bu talebi reddetti. Savcılar ise darbe günlükleriyle ilgili Balbay’a birbirinden ilginç sorular yöneltti. Balbay, günlüğünde tuttuğu 'darbe notları'yla ilgili soruları 'gazetecilik faaliyeti' diyerek geçiştirdi. Balbay, darbe notlarını savcılıkta kabul etmiş ancak mahkemede 'montaj' demişti. Savcı, 'neresinin montaj olduğunu' sordu. Balbay, 'Hatırlamıyorum' demekle yetindi. Darbe notlarını niçin sildiğini de açıklayamadı.

Balbay darbe notlarını niçin sildiğini açıklayamadı

İkinci Ergenekon davasının dün yapılan 19. duruşmasında Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın çapraz sorgusuna başlandı. Balbay’ın avukatları ‘darbegünlüklerinin delil niteliği taşımadığı için soru sorulmamasını istedi, mahkeme bu talebi reddetti. Savcılar ise darbe günlükleriyle ilgili Balbay’a birbirinden ilginç sorular yöneltti. Balbay, günlüğünde tuttuğu 'darbe notları'yla ilgili soruları 'gazetecilik faaliyeti' diyerek geçiştirdi. Balbay, darbe notlarını savcılıkta kabul etmiş ancak mahkemede 'montaj' demişti. Savcı, 'neresinin montaj olduğunu' sordu. Balbay, 'Hatırlamıyorum' demekle yetindi. Darbe notlarını niçin sildiğini de açıklayamadı.



İkinci Ergenekon davasının 19. duruşması İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde görüldü. Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın cumhuriyet savcısı ile nöbetçi hakime verdiği ek ifadelerinin okunması tamamlandı. Mahkeme heyetinin kararının ardından çapraz sorguya geçildi. Balbay, sorgusunda 'darbe notlarına' ilişkin sorulara kaçamak cevaplar verdi. 'Balbay günlükleri' olarak kamuoyuna yansıyan darbe notları, Ergenekon davası sanıkları Şener Eruygur, Levent Ersöz, Hasan Atilla Uğur'la ilişkileri, Kent Otel ve Ehli Dil toplantılarına ilişkin soruları yanıtlamak istemedi.



Savcı Taşkın Balbay'ın açığını fena yakaladı



Darbe notlarını neden sildiniz?

Savcı Nihat Taşkın'ın, "Sizin savcılık sorgunuzu da ben yapmıştım. Orada günlükleri sorduğumda kabul etmiş ve 'haber amaçlı notlar' demiştiniz. Hangi bölümlerin montaj olduğuna, hangi bölümlerin sonradan oluşturulduğuna açıklık getirebilir misiniz? Savunmanızdaki çelişkiyi açıklar mısınız? Mahkemede ise bunların tahrif edilmiş, montaj olduğunu söylediniz. Buradaki çelişkiyi açıklar mısınız?" sorusuna, gazeteci olduğunu ve aldığı notların suç olmadığını söyleyerek cevap verdi. Notların 1998-2005 yılları arasına ait olduğunu ifade eden Balbay, uzun zaman geçtiği için tam hatırlamadığını savundu. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, "Aradaki çelişki soruluyor" şeklinde hatırlatmada bulunması üzerine Balbay, "Savcılık ifadesinde hiç kaçamak cevap vermedim. Şu anda da kaçamak cevap verme taraftarı değilim" diye cevap verdi. Savcı Taşkın ise Balbay'a niçin darbe notlarına ilişkin bölümü sildiğini ısrarla sorarak, "Notların önemli olup olmadığını nasıl ayırıyorsunuz? Notları neden sildiniz?" diye sordu. Balbay, buna cevap vermedi.



Gazeteciden de terörist olur

Sorgusunda 'gazeteci terörist' olamayacağını sık sık tekrarlayan Balbay'a cevabı yine Savcı Taşkın verdi. Taşkın, "Terör suçu sadece silah alıp dağa çıkmakla olmaz. Hükümete karşı suçlar da terör suçu kapsamındadır ve siz bununla suçlanıyorsunuz" şeklinde cevap verdi. Balbay, soruların tamamına yakınını "Ben bunları cevaplamıştım." diyerek geçiştirdi.



İşte cevapsız kalan sorulardan bazıları



1) Şener Eruygur'un size söylediği sözleri 'AKP'yi orta vadede parçalayabiliriz.' şeklinde not etmişsiniz. Bu Ayışığı darbe planıyla uygunluk gösteriyor. Yasa dışı faaliyet sayılabilecek bu planların size aktarılmasının nedeni nedir? Bu görüşmede aldığınız notları haber yaptınız mı?

2) (Şimdi darbe olmaz. 28 Şubat gibi ortam uygun değil. Bizim yapmamız gereken onları korkutmaktır.) diye not almışsınız. Bu görüşmeyi haber yaptınız mı?

3) Gizli kalması gereken MGK notları size neden verildi? 'MGK'da hepsini tavsiye etmeliyiz.' sözünü açıklar mısınız? 'Manisa'daki evde arama yapılacak. Bülent Arınç savcıyı aramış, annemin eşyaları var, kırıp dökmesinler demiş.' Söz konusu notlarda Şener diye birinden bilgiyi aldığınız yazıyor. Size haber veren bu Şener kimdir?

4) Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur'la görüşmenizde 'medya patronlarının dürtülmesini' söylüyorsunuz. Bundaki amacınız nedir? Bu görüşmede görüldüğü üzere bir gazeteci olarak görevdeki askere akıl veriyorsunuz. Gazetecilik yapmak yerine akıl vermedeki amacınız nedir?

5) Notlarınızda Batı Çalışma Grubu yerine yeni bir 'Çalışma Grubu' kuruldu demişsiniz. Bu grubu açıklar mısınız?



Yeni oluşumda liderlik teklif edildi

Mustafa Balbay, tutuklu sanıklardan eski Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek'i 2004 yılından beri tanıdığını anlattı. Özbek'le yaptığı telefon görüşmelerini şöyle anlattı: "Özbek'in güçlü bir sendikası var. Bunu 'Türkiye'nin yararına kullanabilir miyim?' diye kafa yoran bir insan. Bu ülkenin sorunlarını, kendi başına bir şey gelmiş gibi düşünen bir insandır. 'Bir parti mi olur, yoksa mevcut bir partiyle mi olur?' diye görüşlerde bulunuyorduk. 'Adaşım yeni oluşumla sen çık.' dedi. Ben, Cumhuriyet'e aitim, Cumhuriyet'le bütünleşmiş bir insan olduğum için kabul etmedim." (Zaman)



Savcı Pekgüzel: Bu nasıl gazetecilik?

Balbay, söz konusu günlükleri 1998 yılından 2005 yılına kadar tuttuğunu belirterek, “Tamamında ne olduğunu hatırlamıyorum. Onları gazetecilik görevim gereği kamuoyunu bilgilendirmek için tuttum” dedi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel “İki gündür gazeteciyim diyorsunuz. İlhan Selçuk ile yaptığınız telefon görüşmeleriniz ve günlüklerinizdeki ‘CHP solda yeterince yapılanmadı. Herkesin CHP’de yer alması sağlanılmalı’ gibi notlar var. Bunun gazetecilik ile ne ilgisi var’’ diye sordu. Balbay, herkesle görüştüğünü dile getirdi.



‘Haberim yok’tan ‘dedikodu’ya

Savcı Nihat Taşkın Cumhuriyet Çalışma Grubu ile ilgili notlarını anımsatınca Balbay da “O günlerde kulağımıza çok dedikodu geliyordu. Onları not etmişim’’ diye konuştu. Balbay, geçen hafta yaptığı savunmasında Cumhuriyetçi Çalışma Grubu’ndan haberi olmadığını ve böyle bir yapılanmayla ilgili birşey bilmediğini iddia etmişti. Savcı Taşkın, “İlk sorgunuzda Şener Eruygur’u kamuoyundan tanıdığınızı belirtip, Hasan Atilla Uğur hakkında hiçbir şey söylemediniz. Ama savunmanızda onlarla görüşme yaptığınızı söylediniz. İlk savunmanızda neden bunu saklama gereği duydunuz’’ diye sordu. Mustafa Balbay, bu konuyu daha önce açıkladığını söyledi.



Avukatları önleyemedi

Mustafa Balbay’ın çapraz sorgusuna geçilmeden önce avukatları, Balbay’ın “Bilgisiyarımdan silmiştim” dediği darbe günlükleri ile ilgili soru sorulmamasını talep etti. Ballbay’ın avukatları “CMK’ya aykırı olarak elde edildiğini iddia ettikleri dijital verilere ilişkin çapraz sorguda soru yöneltilmemesini” talep etti. Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, dijital verilerin hukuka aykırı bir şekilde elde edilmediğini ifade ederek, Balbay’ın avukatlarının talebinin reddedilmesini istedi. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, bilirkişi incelemesinin davanın her aşamasında mahkeme tarafından yaptırılacağını belirterek, hukuka aykırı olarak bilgisayarlardan elde edildiği ileri sürülen delillerin hükümle birlikte değerlendirilmesine karar verdiklerini bildirdi. Şengün, ‘dijital verilere ilişkin çapraz sorguda soru sorulmasın’ talebini reddettiklerini açıkladı. Bunun ardından savcılar Balbay’ı ‘Darbe Günlükleri’ ile ilgili çapraz sorguya aldılar. (Star)



Balbay: Darbe günlükleri Nokta dergisinden önce bize geldi yayınlamadık

İkinci Ergenekon davasının bugün yapılan 20. duruşmasında Balbay'ın çapraz sorgusuna devam edildi. Balbay, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel'in, ''Özden Örnek'in darbe günlüklerinin, Nokta dergisinde yayınlanmadan önce size geldiğini söylediniz. Siz neden yayınlamadınız?'' demesi üzerine Balbay, içeriğini tartıştıklarını ve doğrulatamayınca yazmamaya karar verdiklerini söyledi. Pekgüzel'in, ''Darbe günlüklerini yayınlamak sizce önemli bir haber değil midir?'' sorusuna da Balbay, ''O zaman burada oturup gazeteciliği tartışalım. Doğrulatamadım. Doğrulatamıyorsanız, siz hedef olursunuz. Biz bu konuya girmek istemedik'' dedi. Balbay, Pekgüzel'in, ''Ayışığı darbe planından ne zaman haberiniz oldu?'' şeklindeki soruya, medyadan haberdar olduğunu söyledi. Pekgüzel'in, ''Bu darbe çalışmalarının içinde bizzat yer aldınız mı?'' sorusuna da Balbay, ''Ne böyle bir niyetim ne de böyle bir girişimi duymuşluğum vardır'' yanıtını verdi.



İkinci Ergenekon davasının özü darbe planları

Bu sırada, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, Pekgüzel'e dönerek, ''Bu darbe girişimiyle ile ilgili bir tahkikat bildiğim kadarıyla yok. Var mı?'' dedi. Pekgüzel de ''Davanın özü bu. İkinci davanın özü, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven'' diye cevap verdi. Cumhuriyet savcılarının darbe günlükleri ve girişimleriyle ilgili çok sayıdaki sorularını tamamlamasının ardından, Başkan Şengün, Balbay'ın çapraz sorgusuna ara vererek sanıkların beyanlarını almaya başladı. (Haber7)



İfadem değiştirilmiş diyen Balbay değişiklikleri gösteremedi

25 Kasım 2009: Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, 'Balbay günlükleri' şeklinde kamuoyuna yansıyan darbe notlarını okuduktan sonra 2003-2005 yılları arasında hazırlanan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven darbe planlarında bizzat yer alıp almadığını sordu. Balbay, "Ne böyle bir niyetim ne de böyle bir girişimi duymuşluğum vardır." dedi. Bu sırada Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, "Darbe girişimleri ile ilgili bir tahkikat var mı?" demesi üzerine Savcı Pekgüzel, "Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven darbe planları bu davanın özü. Burada asıl yargılama konusu, bu darbe planları. Askeri şahıslar hakkında soruşturma da Ankara'da sürüyor." açıklamasında bulundu. Pekgüzel, darbe notları arasındaki "(Fatih ve Şenel'le Sheraton'da sohbet) Yav biz bu işi 28 Şubat'ta bitirecektik. Bunu o gün üç kişi planladık, Bir, Fevzi, ben. Her şeyi hazırladık. Karadayı bizi uyuttu. 'Az sonra' dedi, 'hemen' dedi. 'Hükümet devrilsin, ondan sonra' dedi." şeklindeki yazıyı okudu. Balbay, bu notların montajla oluşturulduğunu ileri sürdü. Savcının, "Montajlanan kısımları bize gösterir misiniz?" demesi üzerine, montajlama işinin detay olduğunu, bunu cevaplamayacağını söyledi. Bu arada, sanıklardan Tuncay Özkan'ın oturduğu yerden bağırarak konuşunca, Mahkeme Başkanı, "Burası kahvehane değil." diyerek uyardı.



Jandarma istihbarata görüşlerimi aktardım

Savcı Taşkın'ın, "Ersöz'le yaptığınız görüşmede, 'Sendikalarda bir kıpırdanma var mı?' diye soruluyor. Siz, 'Bazı sendikalarda var' diyorsunuz. Sendikaların faaliyetleri neden size soruluyor? Siz haber almak için gitmişsiniz. Ama daha çok size soru soruluyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna, "Biz haber almak istiyoruz. Onlar da istiyor. Adı üstünde Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı. Ben bu ülke için görüşlerimi paylaştım. Gazetecilik yapmak için Ankara'da devlet kurumlarıyla ilişkilerin iyi olması gerekiyor." şeklinde cevap verdi.



51 nolu DVD için parmak izi tespitinden vazgeçildi

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, mahkeme heyetince alınan kararlar, üye yargıç Sedat Sami Haşıloğlu tarafından açıklandı. Buna göre heyet, tutuklu sanık Mustafa Levent Göktaş'a ait olduğu ileri sürülen 51 nolu DVD ile ilgili parmak izi raporunda, üzerlerinde parmak izi incelemesi yapılmasının CD ve DVD'lere zarar verebileceği belirtildiğinden, CD ve DVD'lerin kanıt niteliğinin kaybolmaması için, parmak izi incelemesi yapılması yönünde daha önce alınan ara kararlardan vazgeçilmesine hükmetti. Tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün avukatı Ali Rıza Dizdar'a müvekkiliyle ilgili Adli Tıp Kurumu'na yazılacak yazıların elden takibi konusunda yetki verilmesini kararlaştıran heyet, yalnızca duruşma salonunun bulunduğu binadaki baro odasında kullanılmak üzere kablolu internet bağlantısının, ücreti baro tarafından karşılanmak kaydıyla cezaevi yönetimince kurulmasının sağlanmasına karar verdi.



Şahin'in hastalığı, cezaevinde kalmasına engel değil

Bu arada, demans (bunama) hastalığı olduğu gerekçesiyle Adli Tıp Kurumu'na sevk edilen İbrahim Şahin hakkındaki rapor tamamlandı. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından mahkemeye gönderilen Ekim 2009 tarihli 8 sayfalık raporda, Şahin'in cezaevinde kalmasına engel bir rahatsızlığı olmadığı bildirildi. Mahkeme heyeti, tutuklu sanık İbrahim Şahin'in avukatlarının isteğini kabul ederek, Şahin'in, Ceza Muhakemesi Yasası'nın 74. maddesi doğrultusunda Adli Tip Kurumu'na sevki yapılarak, mevcut hastalığının, suç tarihinde ve halen TCK'nın 32. maddesi kapsamında cezai ehliyetini etkileyip etkilemediği hususunda ön rapor alınmasını kararlaştırdı. Tutuklu sanıklar Emcet Olcayto, İbrahim Özcan ve Durmuş Ali Özoğlu'nun, bugünkü oturumda iddia makamı ve mahkeme heyetine karşı sarfettikleri sözlerle ilgili gereğinin yapılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştıran heyet, sanıkların telefon görüşmeleriyle ilgili soruşturma aşamasında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndan istenen tüm telefon dökümleri ve ses kayıtlarını içeren CD'lerin Beşiktaş'taki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından istenmesine hükmetti.



5 tutuklu sanık tahliye edildi

İkinci Ergenekon davasında ilk tahliye kararları da çıktı. Dosya kapsamı ve suç vasfının değişme ihtimali dikkate alınarak tutuklu sanıklardan jandarma teğmen Onur Özdemir, jandarma astsubaylar İlhan Bulayır ve Murat Eke ile polis memurları Kemalettin Balcı ve Bülent Güngördü'nün tahliyesine karar verildi. Sanıklardan ikisi saat 02.30 sıralarında Silivri Cezaevi'nden ayrıldı. Basın mensuplarının sorularını yanıtsız bırakan şahıslar, kendilerini bekleyen aynı araca binerek, cezaevinden uzaklaştı. İkinci "Ergenekon" davasında, 5 tahliyenin ardından tutuklu 48 sanık kaldı. Duruşma 14 Aralık 2009'a ertelendi. (Cihan)



'Darbe Günlükleri', Nokta'dan 8 ay önce Balbay'ın eline geçti

26 Kasım 2009: Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'in tuttuğu darbe günlüklerinin, Nokta dergisinde yayımlanmadan 8 ay önce Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın eline geçtiği iddia edildi. Günlüklerin, dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur tarafından Balbay'a verildiği öne sürüldü. Tempo 24 isimli internet sitesinde yayımlanan haberde, Ergenekon soruşturması kapsamında Balbay'ın bilgisayarında yapılan incelemenin raporlarına yer verildi. Habere göre konuya ilişkin raporlar ikinci Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde bulunuyor. Raporlarda, "Darbe Günlükleri'nin Balbay'ın bilgisayarına 'giriş tarihi' 15 Temmuz 2006, kayıt saati de 13.20. Yani günlükler Nokta dergisinde yayımlanmadan tam 8 ay önce Balbay'ın bilgisayarına girdi." deniliyor. 204 numaralı klasörde, Mustafa Balbay ve Şener Eruygur'dan elde edilen günlüklerin karşılaştırılması yapılıyor. Değerlendirilme başlıklı bölümdeki tespitlerde Balbay'ın bilgisayarında yapılan incelemede, bilgisayara dijital olarak aktarılan Darbe Günlükleri'nin Eruygur'da yakalanan 7 No'lu CD'nin içerisindeki "Özden günlük" isimli klasörden seçilerek oluşturulduğu belirlendi. Aktarılan bölümlere Balbay'ın bahsedilen şeyleri anlayabilmesi için küçük değerlendirme notları da eklenmiş. Özden Örnek'e ait darbe günlükleri, ilk olarak "denizcilersitesi" isimli bir internet sitesinde yayımlandı. Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar da 13 Mart 2007 tarihli yazısında sitedeki iddiaları köşesine taşıdı. 29 Mart 2007 tarihli Nokta dergisinde ise "2004'te iki darbe atlatmışız" başlığı altında 'Darbe Günlükleri' kamuoyuna duyuruldu. (Zaman)



Mustafa Balbay'dan haklı soru: Ben buradayım, Örnek nerede?

Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın, ikinci Ergenekon davasının önceki gün yapılan duruşmasında, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ve duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel ile yaşadığı diyalog, uzun süre önce sorulan ancak yanıtı hala verilmeyen şu soruyu akıllara getirdi: “Askeri darbe yapmak için çalıştıkları iddia edilen kişiler sanıkken, darbe hazırlığı yapıldığı iddia edilen dönemde görevde olan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ve eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman neden hala tanık ya da sanık değil?”



Üye değil, iştirak ettiler

Balbay’ın, Ergenekon davasındaki en önemli kanıtların başında yer alan ve Örnek tarafından kaleme alındığı belirtilen günlükleri kastederek “Ben buradayım, Örnek nerede?” diye tepki göstermesi, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Savcılar, darbe iddialarıyla ilgili olarak başta eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur olmak üzere çok sayıda isim hakkında dava açtı. Ancak darbeyi Eruygur’la birlikte planladığı iddia edilen Örnek, Yalman ve Fırtına hakkında bugüne kadar “bilinen bir cezai işlem” yapılmadı. Ergenekon davasının ikinci iddianamesinde, emekli kuvvet komutanlarının durumuyla ilgili olarak şöyle denildi: “Dönemin kuvvet komutanlarının, açıkça izah edildiği üzere, görev yaptıkları dönemde ‘askeri müdahaleye zemin hazırlama’ yönünde diğer şüphelilerle birlikte hazırlanan plan ve eylemlere iştirak ettikleri, ancak 2004 Ağustos ayında Şener Eruygur’un emekli olmasını müteakip, bu yönde herhangi bir çalışma ve eylemleri tespit edilemediğinden, adı geçenlerin bu döneme ilişkin eylemleri ile ilgili soruşturma evrakı tefrik edilmiştir.” Aynı konuda iddianamenin “hukuki değerlendirme” bölümünde ise “Soruşturmada gelinen bu aşamada, Ergenekon terör örgütü ile irtibatı tespit edilemeyen kuvvet komutanlarının görev yaptıkları dönemde Ergenekon terör örgütü yöneticileri ile birlikte iştirak ettikleri eylemlerle ilgili evrak tefrik edilmiştir” ifadeleri kullanıldı. Böylece savcılık, emekli komutanların Ergenekon terör örgütüyle irtibatının bulunmadığı, ancak terör örgütü yöneticilerinin eylemlerine iştirak ettiklerinin saptandığını açıkça söylemiş oldu.



Tefrik ihtimalleri

Tefrik ceza yargılamasında, dosyanın ana dosyadan ayrılması anlamında kullanılan bir kavram. Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) göre, tefrik edilen soruşturma evrakı ile ilgili yapılabilecekler belli. CMK’da bu konu tek bir maddede düzenlenmiyor. Ancak ayrılan dosya konusunda yapılabilecekler farklı düzenlemelerin içinde anlatılıyor. Buna göre savcılık, tefrik ettiği evrakla ilgili “takipsizlik” kararı verebiliyor. Emekli kuvvet komutanları hakkında bugüne kadar böyle bir karar verilmedi. Savcılık “görevsizlik” kararı vererek, dosyayı soruşturma görevinin kendisinde olmadığını belirtebiliyor. Ancak savcılığın kendisini görevsiz bularak, dosyayı askeri yargıya gönderdiğine yönelik bir açıklama da bugüne kadar yapılmadı. Savcılık, bunu yapmadığı gibi, ikinci iddianamede, bu konuda soruşturma yürütmeye görevli olan savcılığın kendisi olduğunu da açıkça belirtti.



Yetkili sivil savcılık

İddianamede, bu konuda “Dosyaya konu olayların hemen büyük çoğunluğunun kamuoyunda infial uyandıran ve sivil dünyada gerçekleşen, yürütme organına yönelik terör eylemi olduğu, bu fiillerin azmettiricisi olan kişilerin general ya da muvazzaf asker olmaları, üniforma taşımaları salt askeri mahal gibi muğlak bir kavrama dayanak yapılarak askeri yargının görevli olduğu sonucu doğurmayacağı ve eylemlerin meydana geldiği yerin askeri mahal dışı olduğunda tereddüt bulunmamaktadır” denildi.



Yeni yasa da çıktı

Savcılığın bu görüşü doğrultusunda gerçekleştirilecek işlemlerin Yargıtay’dan döneceği yorumları yapılırken, Ak Parti bir gece yarısı operasyonuyla, anayasal düzene karşı işlenen suçlarda askeri yargının yargılama yetkisini bütünüyle kaldıran ve askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi 27 Haziran 2009’da yasalaştırdı. Yasanın emekli komutanlarla ilgili olası görev tartışmalarının sonlandırılması için çıkartıldığı da iddia edildi. (T24)



51 Nolu DVD'de parmak izi aranmasından vazgeçilmesi tartışılıyor

26 Kasım 2009: Kamuyounu bir süredir meşgul eden ve üzerinde büyük tartışmalar başlatılan 51 Nolu DVD hakkında verilen kararın kriminal laboratuvar uzmanlarını şaşırttığı iddia edildi. Mahkeme, içinde üst düzey kamu görevlileri ile ailelerine ait çok sayıda şantaj görüntüsü olduğu ileri sürülen 51 nolu DVD ile ilgili de önemli bir karar aldı. Tutuklu sanık Levent Göktaş'a ait olduğu iddia edilen DVD ile ilgili parmak izi raporunda, üzerlerinde parmak izi incelemesi yapılmasının CD ve DVD'lere zarar verebileceği belirtiliyordu. Heyet bu uyarıyı dikkate aldı DVD'nin kanıt niteliğinin kaybolmaması için, parmak izi incelemesi yapılması yönünde daha önce verdiği karardan vazgeçti.



Delillere zarar gelmez

Kriminal laboratuvar uzmanları bu konuda mahkemeyle aynı düşünmüyor. Levent Göktaş’a ait olduğu ileri sürülen CD ve DVD’ler üzerinde yapılacak parmak izi incelemesinin kesinlikle kayıtlara zarar vermesinin mümkün olmayacağı konusunda görüş bildiriyorlar. Tozlama yöntemiyle parmakizi görünürleştirildikten sonra musluk suyuyla yıkamanın CD ve DVD yüzeyini temizlediğini, iyot buharı tekniğinde ise, iyot kendi kendine buharlaştığından temizleme işlemine dahi gerek kalmadığını, bu işlemler sonunda data ve görüntüde kayıp yaşanmadığını belirtiyorlar. Parmak izi ve delilleri ortaya çıkarma konusunda ileri tekniklerin uygulandığı Türkiye’de CD ve DVD’ler üzerinde yapılacak parmak izi incelemesi davaya farklı bir boyut kazandırabilir. Ancak mahkeme heyeti gelen istekler doğrultusunda parmak izi alınması kararını şimdilik ertelemiş görünüyor. Yapılacak incelemede kamuoyunda büyük infiale neden olan 51 Nolu DVD’nin üzerinde kimlerin parmak izi olduğu ortaya çıkacak. Ancak bu önemli ayrıntıya delillerin zarar görme ihtimali nedeniyle sıcak bakılmıyor. Kriminal laboratuvar uzmanları ise parmak izi incelemesinde delillerin zarar görmesi diye bir konunun mümkün olmayacağının ısrarla üzerinde duruyor.



Uzmanların ortak fikri

Önce data ve görüntü analizi yapılarak veriler depolanabilirdi. Bu işlemin ardından parmak izinin DVD ve CD’ler üzerinde yapılması uygun düşerdi. 51 Nolu DVD’de önce parmak izinin görünürleştirilmeye çalışılması tavsiye edilen ilk tercihlerin arasında yer almıyor. Ayrıca bu konu üzerinde CD ve DVD üzerinden svablama ile örnek alıp, DNA analizi yapmakta mümkün. DVD üzerinde kaç kişinin DNA örneğine rastlanırsa daha sonra şüphelilerle karşılaştırma yoluna gidilerek istenilen sonuca ulaşılabilir. (Sonsayfa)



Mustafa Balbay'da ele geçirilen darbe günlükleri (tam metin) | Özden Örnek'in darbe günlükleri (tam metin) | Balbay ile Örnek'in günlükleri örtüşüyor



Kontrgerilla Medyası



(24 Kasım 2009, 10:18), son güncel.: (26 Kasım 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1151    yazdır/print


 

Kontrgerilla medyasının 'Kafes' kardeşliği

Ahmet Hakan, 28 Şubat döneminde üç gazetenin, Hürriyet'in, Milliyet'in ve Sabah'ın aynı gün 'Kuran kurslarında ürperten yemin' başlığıyla çıktığını hatırlatıyordu. Üç gazetenin üçünde de aynı başlık. Tesadüf müydü sizce? Değildi elbet. Peki, bugün bu gazetelerin ve televizyonların Kafes planı karşısındaki sessizliği 'tesadüf' mü? Bu ülkenin son yıllarda gördüğü en korkunç plan Kafes planı. Çocukları havaya uçurmayı planlamışlar. Planı yapanların çoğunluğu halen görevlerini sürdüren üst düzey subaylar. Aralarından yedisi tutuklanmış. Planda söz edilen bombalarla silahlar, söylenen yerlerde bulunmuşlar. Genelkurmay Başkanı, o silahların 'orduya ait olmadığını' söyledikten on gün sonra o silahların orduya ait olduğu ortaya çıkmış. Çocukları öldürmek için Koç Müzesi'ne yerleştirilen bomba bulunmuş, tutanak tutulmuş. Gayrimüslimleri öldürmek için hazırlıklar yapmışlar. Agos gazetesinin abone listesini ele geçirip planlarına eklemişler. Plan bütün detaylarıyla birlikte bir Ergenekon sanığının bilgisayarında bulunmuş, dava dosyasına girmiş. Medya, bu korkunç plan hakkında ne yapıyor? Susuyor. Yüzlerce milyon dolarlara kurulmasına rağmen üstüne promosyon koymadan satamayan gazetelerin genel yayın müdürleri, küçük kız çocukları gibi 'ay inanmıyorum vallahi' diye yazılar yazıyor. İnanmıyorsan, gazetende çalışan o kadar iyi gazeteci, yetenekli muhabir var, gönderip araştır, planın 'aslında' var olmadığını, Koç Müzesi'nden bomba çıkmadığını, Poyrazköy kazılarında LAW silahları bulunmadığını kanıtla. Dursun Çiçek'in hazırladığı 'andıçı' yayımladığımızda Genelkurmay'a adam gönderip 'yüzde 99 yalan' diye başlık atmayı biliyorsun da, Koç Müzesi'ne adam göndermeyi mi beceremiyorsun? Beceremiyor, çünkü derdi gerçeği ortaya çıkarmak değil, yüz milyonlarca doları 'gerçeği saklamak' için gömmüşler o gazeteye. O yüzden promosyonsuz bir türlü gazete satamıyorlar.

Kontrgerilla medyasının 'Kafes' kardeşliği

Ahmet Hakan, 28 Şubat döneminde üç gazetenin, Hürriyet'in, Milliyet'in ve Sabah'ın aynı gün 'Kuran kurslarında ürperten yemin' başlığıyla çıktığını hatırlatıyordu. Üç gazetenin üçünde de aynı başlık. Tesadüf müydü sizce? Değildi elbet. Peki, bugün bu gazetelerin ve televizyonların Kafes planı karşısındaki sessizliği 'tesadüf' mü? Bu ülkenin son yıllarda gördüğü en korkunç plan Kafes planı. Çocukları havaya uçurmayı planlamışlar. Planı yapanların çoğunluğu halen görevlerini sürdüren üst düzey subaylar. Aralarından yedisi tutuklanmış. Planda söz edilen bombalarla silahlar, söylenen yerlerde bulunmuşlar. Genelkurmay Başkanı, o silahların 'orduya ait olmadığını' söyledikten on gün sonra o silahların orduya ait olduğu ortaya çıkmış. Çocukları öldürmek için Koç Müzesi'ne yerleştirilen bomba bulunmuş, tutanak tutulmuş. Gayrimüslimleri öldürmek için hazırlıklar yapmışlar. Agos gazetesinin abone listesini ele geçirip planlarına eklemişler. Plan bütün detaylarıyla birlikte bir Ergenekon sanığının bilgisayarında bulunmuş, dava dosyasına girmiş. Medya, bu korkunç plan hakkında ne yapıyor? Susuyor. Yüzlerce milyon dolarlara kurulmasına rağmen üstüne promosyon koymadan satamayan gazetelerin genel yayın müdürleri, küçük kız çocukları gibi 'ay inanmıyorum vallahi' diye yazılar yazıyor. İnanmıyorsan, gazetende çalışan o kadar iyi gazeteci, yetenekli muhabir var, gönderip araştır, planın 'aslında' var olmadığını, Koç Müzesi'nden bomba çıkmadığını, Poyrazköy kazılarında LAW silahları bulunmadığını kanıtla. Dursun Çiçek'in hazırladığı 'andıçı' yayımladığımızda Genelkurmay'a adam gönderip 'yüzde 99 yalan' diye başlık atmayı biliyorsun da, Koç Müzesi'ne adam göndermeyi mi beceremiyorsun? Beceremiyor, çünkü derdi gerçeği ortaya çıkarmak değil, yüz milyonlarca doları 'gerçeği saklamak' için gömmüşler o gazeteye. O yüzden promosyonsuz bir türlü gazete satamıyorlar.



Ahmet Altan, Taraf: Türkiye'nin kilidi medyadadır. Bu kilidi çözmeden Türkiye'de Cumhuriyet tarihi boyunca yaşananları anlamanız mümkün değildir. İster Dersim Katliamı'na bakın, ister İzmir Suikastı'na, ister Ali Şükrü Bey'in vurulmasına, ister Topal Osman'ın öldürülmesine, ister Kürt ayaklanmalarına, ister yaşadığımız üç askeri darbeye, ister 28 Şubat'a bakın. Bütün bu olayların kanlı sırları medyanın "anlatmadıklarında" gizlidir.



Medya olmasaydı 28 Şubat olur muydu?

Size basit bir soru sorayım izninizle. Medya olmasaydı 28 Şubat olur muydu? O uzun siyah cübbeleriyle şehir şehir gezen yüz tane Aczmendiyi her gece ekranlarına taşıyan, muhtıradan sonra ortadan kaybolan Fadime Şahin'in "şeyhlerle" yaşadığı tuhaf aşkları ve tuhaf baskınları defalarca gösteren televizyonlar, "andıçlara" uygun yayınlar yapan gazeteler olmasaydı 28 Şubatçılar amaçlarına ulaşabilirler miydi? Dün Hürriyet gazetesinde Ahmet Hakan, 28 Şubat döneminde üç gazetenin, Hürriyet'in, Milliyet'in ve Sabah'ın aynı gün "Kur'an kurslarında ürperten yemin" başlığıyla çıktığını hatırlatıyordu. Üç gazetenin üçünde de aynı başlık. Tesadüf müydü sizce? Değildi elbet. Merkez medyada bu ahlaksızlığı ortaya koyan gazete var mıydı? Hatırladığım kadarıyla yoktu.



Korkunç planlara korkunç sessizlik: İşte Kontrgerilla medyası

Peki, bugün bu gazetelerin ve televizyonların Kafes planı karşısındaki sessizliği "tesadüf" mü? Bu ülkenin son yıllarda gördüğü en korkunç plan Kafes planı. Çocukları havaya uçurmayı planlamışlar. Planı yapanların çoğunluğu halen görevlerini sürdüren üst düzey subaylar. Aralarından yedisi tutuklanmış. Planda söz edilen bombalarla silahlar, söylenen yerlerde bulunmuşlar. Genelkurmay Başkanı, o silahların "orduya ait olmadığını" söyledikten on gün sonra o silahların orduya ait olduğu ortaya çıkmış. Çocukları öldürmek için Koç Müzesi'ne yerleştirilen bomba bulunmuş, tutanak tutulmuş. Gayrimüslimleri öldürmek için hazırlıklar yapmışlar. Agos gazetesinin abone listesini ele geçirip planlarına eklemişler. Plan bütün detaylarıyla birlikte bir Ergenekon sanığının bilgisayarında bulunmuş, dava dosyasına girmiş.



Gerçekleri değil brifinglerde sunulanları yazıyorlar

Medya, bu korkunç plan hakkında ne yapıyor? Susuyor. Yüzlerce milyon dolarlara kurulmasına rağmen üstüne promosyon koymadan satamayan gazetelerin genel yayın müdürleri, küçük kız çocukları gibi "ay inanmıyorum vallahi" diye yazılar yazıyor. İnanmıyorsan, gazetende çalışan o kadar iyi gazeteci, yetenekli muhabir var, gönderip araştır, planın "aslında" var olmadığını, Koç Müzesi'nden bomba çıkmadığını, Poyrazköy kazılarında LAW silahları bulunmadığını kanıtla. Dursun Çiçek'in hazırladığı "andıçı" yayımladığımızda Genelkurmay'a adam gönderip "yüzde 99 yalan" diye başlık atmayı biliyorsun da, Koç Müzesi'ne adam göndermeyi mi beceremiyorsun? Beceremiyor, çünkü derdi gerçeği ortaya çıkarmak değil, yüz milyonlarca doları "gerçeği saklamak" için gömmüşler o gazeteye. O yüzden promosyonsuz bir türlü gazete satamıyorlar. Sadece biri değil ki neredeyse hepsi öyle. Hürriyetle Sabah, dışarıdan bakarsan birbirine rakip, birbirleri hakkında söylemedikleri yok ama iş "cunta planına" gelince o muhteşem "Kafes kardeşliğiyle" sesleri kesiliveriyor.



Kafes sessizliğinde cuntanın uğultusu duyuluyor

Bu medyayı iyi izleyin. Birkaç gazete dışında (bu arada geçen gün o gazeteler arasında Vakit ile Evrensel'in adını saymayı unutmuşum, özür borcumu bugün eda ediyorum) hiçbiri konuya girmiyor. Çünkü bu korkunç plan, ordunun içindeki cuntaları hiçbir itiraza yer bırakmadan ortaya koyuyor. Ve, onlar ordunun içinde cuntalar olduğunu, darbe planları yaptığını bu halkın öğrenmesini istemiyorlar. Her darbe planında, her andıçta bir de "medya" bölümü olması, medyaya nelerin yazdırılacağının listesinin yapılması boşuna değil. Bu ülkede medyanın yardımı olmadan kimse cunta da kuramaz, darbe de yapamaz. Çünkü darbeyi yapmak isteyen, darbenin "altyapısını" da hazırlıyor ve o altyapının hazırlanmasında birinci görev medyaya düşüyor. Bazı şeyleri olduğundan "büyük" göstererek, bazı şeyleri de saklayarak o alt yapıyı hazırlıyorlar. İyi bakın bu medyaya. Onların Kafes sessizliğini dinleyin. O sessizliğin içinde cuntanın uğultularını duyacaksınız. (Ahmet Altan, Taraf)



Kontrgerilla medyasına her türlü kolaylık gösterilir: İrtica haberini Büyükanıt desteklemiş

Milli Güvenlik dersine giren subay öğretmenler vasıtasıyla, okullarda fişleme yaptıran Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, yeni bir icraatı daha ortaya çıktı. Büyükanıt, Nokta Dergisi muhabiri Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu'nun, İslami duyarlılığa sahip vakıf, dernek ve kurslarla ilgili haber amaçlı yapacağı inceleme gezileri için askerin imkanlarını kullandırmış. Refakatçi görevlendirmiş, koruma da verdirmiş. Yaşar Büyükanıt'ın, 2000'in Ocak ayında, Genelkurmay Genel Sekreterliği'ne gönderdiği yazıda aynen şu ifadeler yer alıyor: "Konu: Nokta Dergisi Muhabirinin İrticai Faaliyetler Hakkında İnceleme Gezisi. İlgi: Gnkur. Bşk.lığının 30 Aralık 1999 gün ve GENSEK: 3400 - 837 - 99 /Bashalk D. Hlk. İlş. Tnt. Enf. Ş. (840) sayılı yazısı. Nokta Dergisi muhabiri Ercan Çitlioğlu'nun İslami terör örgütleri ve bu örgütlerin kurum, vakıf, yurt ve kursları ile finans kaynakları hakkında yapacağı araştırmalara yardımcı olunmasının, eskort ve emniyet ilgili taleplerin öncelikle kolluk kuvvetlerinden istifade ile karşılanmasının uygun olduğu değerlendirilmektedir. Rica ederim" Söz konusu yazıda; Prj. Sb. Yb. H. Minisker, Ş. Md. Alb. H. Çakırer ve D. Bşk. Toğg. Tuğg. Ü. Şahintürk imzası da bulunuyor.



Müslümanlarla mücadelede askerden masonlara maddi manevi destek

Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu, 1988 yılında kurulan Hür ve Kabul Edilmiş Mason Locası'na bağlı Kutup Yıldızı Locası'nın kurucusu... Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu'nun, İsrail'in eski Başbakanı Ariel Şaron'un komaya girdiğinde İsrail Büyükelçiliği'ni aradığı, "Şaron için duacıyız" demişti. Vakit'e konuşan Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu, Kutup Yıldızı Locası'nı kurduğunu doğruladı ve "Ben böyle kuruluşta yer aldım. 1988'de yılında da ayrıldım. Türkiye'nin bunları aşması gerekir" demişti. Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu, "Şaron için duacıyız" dediğini de doğruladı. (Vakit)



Kontrgerilla medyası gün gün deşifre oluyor: Askerin psikolojik savaşçısı NTV'de danışman

Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu, Genelkurmay Başkanlığı'nda brifing veriyor ve NTV'de Genel Yayın Yönetmeni Danışmanlığı yapıyor. Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir'in idamıyla sonuçlanan 1963'teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etmişti. İade edilen öğrenciler arasında Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu da bulunuyordu. Ergenekon soruşturmasını sürekli eleştiren yayınlar yapmasıyla dikkati çeken NTV'nin, AK Parti iktidarından kurtulmak için artık bir darbe gerektiğini canlı yayında bazı vatandaşların görüşlerini ekrana getirerek işlemesi büyük tepki toplamış ve kanal yöneticileri için savcılıklara suç duyurusu yapılmıştı. NTV son olarak Sincan hakimi Osman Kaçmaz'ın organize ettiği TİB baskınıyla ele geçirilen Ergenekon soruşturmasına ait gizli dinleme bilgilerini yayınlamış, yargıda telekulak tartışmalarını alevlendirmişti.



Kafes planını görmezden gelen gazetelere yazarları da isyan ediyor

25 Kasım 2009: 'Karartma' uygulamakla suçlanan gazetelerin bazı yazarları, çarpıcı tespitlerde bulundu. Ordunun içinde hala 'suikast' planları yapan, bu suikastlar için silahlar hazırlayan, hükümeti devirmek için her yolu mubah sayan, her türlü felakete yol açabilecek birilerinin olduğunu belirten yazarlar, köşelerinde, medyanın bir bölümünün plana sessiz kalmasına tepki gösterdi.



Hasan Cemal, Milliyet: Niçin susuyoruz, neyin yanında duruyoruz?

“Gazeteci milleti haberle haşır neşirdir, haberden korkmaz. Haberden korkan, gazeteci olmaz. Geçen hafta Taraf Gazetesi'nde patlayan ve Mart 2009 tarihini taşıyan Kafes Eylem Planı haberi sapına kadar haberdir. Asker içindeki cuntalaşmayı korkunç planlarıyla birlikte ele veren çarpıcı bir haber... Genelkurmay, Kafes Eylem Planı'nın adı geçen askerlere dokunmuyor ama Taraf hakkında suç duyurusu yapabiliyor. Olabilir. Şaşırtıcı sayılmaz. Şaşırtıcı olan, "Kod adı Kafes" isimli bu kadar çarpıcı bir haberin kamuoyunu allak bullak etmemiş olmasıdır. Niçin susuyoruz?.. Bu ülkenin çocuklarını hedef alan, bu ülkenin gayrimüslim vatandaşlarını hedef alan, suikast ve cinayet planlarıyla, psikolojik harekatlarla, kara yalanlarla, andıçlarla, dezenformasyonla Türkiye'yi karıştırarak, istikrarsızlaştırarak darbe ortamı oluşturmak isteyen planlar karşısında niçin susuyoruz, neden çekiniyoruz, neyin yanında duruyoruz? Yazık! Yoksa farkında değil miyiz? Bazı duvarlar yıkılıyor. Türkiye büyük bir değişim sürecinin içine girmiş durumda. Bütün kıvrantılar bundan kaynaklanıyor. ...korkmayın. Hiç olmazsa habere girin! Ayağınıza gelen topa yapıştırın voleyi, ıskalamayın.”



Derya Sazak, Milliyet: Yazı işlerine büyük sorumluluk düşüyor

“Ergenekon'dan tutuklanan Yarbay Ercan Kireçtepe'nin de imzası olduğu belirtilen "Kafes Operasyonu Eylem Planı"nda Rahip Santoro, Malatya Zirve Yayınevi ve Hrant Dink cinayetlerinden "operasyon" diye söz edilmekte. Bu operasyonlardan sonra Türkiye'de yaşayan gayrimüslimlerin irticai grupların hedefinde olduğu yönünde kamuoyu oluşmuşken, AKP tarafından karşıt medyanın da desteğiyle olayların Ergenekon tarafından organize edildiği şeklinde propaganda faaliyeti yürütüldüğüne dikkat çekilmekte. Türkiye özel bir dönemden geçiyor ve gazete mutfaklarına, yazı işlerine büyük sorumluluk düşüyor. İtalya'daki Gladio gibi Türkiye'deki "derin devlet"in üzerine gidildikçe iki sonuç alınıyor: Demokrasiye yönelik tehditler kalkıyor. Katliamlar önleniyor.”



Umur Talu, Habertürk: Ya belgelerin bir kısmı doğruysa

“Ya, hadi hepsi değil de, "iddiaların, belgelerin" bir kısmı doğru ise! Can alan, cana kasteden, insana kıyan, insanları kıyıma sevk etmek isteyen bir kısım hakikat ise? Belgeler, bilgiler, kayıt kuyutlar, silahlar, bombalar, hevesler, kafesler, kaoslar, imzalar hakikaten bunlar içinse? Belki, hayatta bunlara bulaşmamış, bunlara yanaşmamış birileri de hırpalanıyordur (ilk değildir bu); ama ya birileri de, şu cinayetin, o kıyımın, öteki plan ile beriki tezgahın içinde ise? Ya o gün patlamış bomba hakikaten böyle bir iş ise... Ya boylu boyunca yatmış gazeteci, bir "operasyon" kurbanı ise... Ya vurulmuş doçent, sözde kendisi gibi düşünenlerin tahrik hedefi olmuş ise... Ya şu çukura gizlenmiş bombalar katletmek içinse... Ya yüksek mahkeme katili hakikaten böyle bir operasyon tetikçisi ise... Ya Atatürkçü gazeteye atılan bombaları "Atatürkçü" sandığınız o adam vermişse...”



Yapılan eleştiriler sonuç verdi: Bazı Medya Nihayet 'Kafesi' Gördü

27 Kasım 2009: Düne kadar benzer manşetler atan Milliyet ve Vatan Gazeteleri bugün okuyucularının karşısına farklı bir haberle çıktı. İki gazete de Kafes planının kamuoyuna yansımasından 9 gün sonra cunta iddialarını ve milletin başına geçirilmek istenen kafesi gördü. İki gazete de savcının itirazı üzerine cunta listesinde görünen 2 albay ve 1 Yarbay'ın tutuklanmasını haberleştirdi. Vatan Gazetesi sadece tutuklamaları duyurmakla da kalmadı. Kafes Eylem Planı'nın dehşet veren içeriği de özet olarak verildi. Gazetenin Başyazarı Güngör Mengi de ülkeyi kan gölüne çevirme planlarını neden görmezden geldiklerini açıklamaya çalışan bir yazı kaleme aldı. Mengi, 'hata ettik bundan sonra takip edeceğiz' dedi. (Aktifhaber)



Derya Sazak, Milliyet: Okurlar soruyor: İki albay ve bir yarbay tutuklanmasa Kafes’ten haberimiz olmayacak mıydı?

30 Kasım 2009: Gazetenin birkaç yazarı dışında Kafes’le ilgili haberlere ancak, Deniz Kuvvetleri’ndeki tutuklamalardan sonra girmesi kimi okurlarımızca eleştiri konusu yapıldı: Milliyet’in bir başka gazeteden de olsa, ‘alıntı yaparak’ iddiaları vermek yerine, Kafes’le ilgili tartışmaya ancak denizciler mahkemede tutuklandıktan sonra girmiş olmasındaki gecikme habercilik açısından kabul edilemez. İki albay ve bir yarbay tutuklanmasa Kafes’ten haberimiz olmayacak mıydı? Haklı bir soru... Ancak bu sorudan hareketle ve ‘Kafes haberine girmediler’ diye Taraf başta olmak üzere kimi gazete yorumcularının, olayların karartıldığı iddialarına da katılmıyoruz. Her gazete kendi istihbarat kaynaklarına göre haber alır ya da kaynaklara yakınlık-uzaklık gibi gerekçelerle haber atlar! Okurların gazete tercihi gibi, haber kaynaklarının da tercihleri vardır. İktidara, muhalefete, askere, polise yakınlık gibi gerekçeler, muhabirlerin habere ulaşmasında, medyanın haber patlatmasında önemli bir etkendir. Çünkü habere en yakın olan muhabirlerin gücünü de çoğu zaman bu ilişkiler belirler. Ergenekon sürecinde savcılık kaynaklı ya da darbe cunta girişimlerinin hedefi durumundaki iktidara yönelik eylemleri içeren dosyalardan, sorgulamalardan, ele geçen bilgi ve belgelerden, emniyet ifadelerinden yararlanılarak yapılan haberler havada uçuştu. Nokta dergisi, 2003-2004 yıllarındaki Sarıkız, Ayışığı darbe planlarını dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’e ait ‘Günlükler’i yayımladı. Tempo 24 adlı web sitesi, Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay’ın, Özden Örnek’in günlükleriyle paralellik taşıyan notlarını yayımladı. Milliyet, Ergenekon’la ilgili iddialara baştan beri habercilik ciddiyeti içinde yer veren bir gazete olarak, Nokta ve Tempo’dan alıntılar yaptı.



Eleştiriler ağır

Medyada ‘Kafes’ yayınının görülmediği, ‘karartıldığı’ iddialarının kapsama alanına Milliyet’in de girdiğine yönelik eleştirileri ağır buluyoruz. Milliyet, Ergenekon’u en deneyimli polis adliye muhabirlerinin katıldığı, iddianameleri en geniş detayına dek veren özel bir masa tarafından izlemektedir. Bunu yaparken dosyalardaki bilgi ve belgeleri de dikkate almaktadır. Bir başka gazetede çıkan haberin de Milliyet Yazı İşleri tarafından aynı titizlikle ‘editoryal süzgeçten’ geçirilmesi doğaldır. Kaldı ki, son haftalarda Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu öne sürülen ‘İrtica Eylem Planı’ndaki ıslak imzadan, Genelkurmay karargahında ‘meçhul’ bir subay tarafından gönderilen ihbar mektubuna kadar pek çok haber gündeme gelmekte ve medya haberleri takip ederken, yargı da soruşturmayı tamamlamaya çalışmaktadır. Gazetecinin görevi, kamuoyunu olaylardan haberdar etmektir. Zorluk, ortaya atılan ‘belge’lerin doğruluğunu titizlikle araştırmaktan kaynaklanmaktadır. Bilgi ve belgelere sahip olmayan muhabirlerin ve gazete mutfaklarının bu eksiği mahkemeleri daha yakından takip ederek kapatmaları gerekir. Kafes’teki on günlük gecikmeden çıkarılacak dersleri medya kadar, iletişim fakültelerindeki akademisyenler de tartışmalıdır. (Milliyet)



Yavuz Baydar, Sabah: Okurun dediği şu: Ülkenin gündemine (tutuklama kararında olduğu gibi) giren büyük olaylar, gazetenin haber gündeminde de muhakkak yer almalı

Medyada esas olan, kutsal olan haberdir. Bir meslektaşımızın yazdığı gibi "söz konusu olan haberse gerisi teferruattır." Haber, eğer haber ise, saklanamaz, görmezden gelinemez. Gazeteci tarihe gündelik kayıt düşmekle yükümlüdür, ayrıca saklanan haber gelir onu bir gün mutlaka bulur. Gazetecinin "gündemi beğenmemek" gibi bir lüksü yoktur. Haberlerde sonuncu "muhakeme faciası" (yani haberi "görmeme" tercihi) Kafes adlı, orduda bir grup subay tarafından Mart 2009'da hazırlandığı iddia edilen bir "gizli eylem planı" konusunda yaşandı. Haberi 19 Kasım'da Taraf gazetesi vermişti; ama basının bir kesimi ne haberi gördü, ne de yankılarını, tepkilerini izledi. Bundan SABAH da payını almış görünüyor. Okurumuz Celal Tekin, 22 Kasım tarihli yazısında hayli sitemkar bir dille eleştiriyor, "duyarsızlık" olarak gördüğü eksikliği. "Demokrasi ve özgürlüklerin manşetlerden tasfiye edilmesini doğru bulmadığını" söylüyor. "Keşke kaydığınız kulvar Hürriyet ve Milliyet'in kulvarı olmasaydı, yakışmıyor" diyor. Bayram günü arayan üç okur da benzer ("eski SABAH gibi gündemi yakalayın, kaçırmayın") görüşte.



Bazı köşe yazarları konuya girmişler, ama...

Haber gazete(ci)yi gelir yakalar, dedim. Öyle oldu: Perşembe günü, Kafes soruşturması çerçevesinde iki muvazzaf albay ve bir yarbay hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Haberi -hele rakip gazete vermişse sükunetle değerlendirmek zor olabilir. Ama okurlar "haberdar edilmeyi" bekler, gazeteye sığan her fazladan haber bu beklentiyi daha iyi karşılar. SABAH, elbette, okuruna, bazılarının yaptığı gibi, küstahça "sana ne?" demiyor. Özeleştiri, gazeteciliği yüceltir. Okurların uyarısı doğrultusunda bakıldığında görülen şu: 20 Kasım'dan itibaren Kafes ile ilgili haber hemen hiç verilmemiş (23 Kasım'da Başbakan'ın açıklamaları içinde yer almış, ama o da "bihaber" okura bir bağlam sağlamadan). Ta ki, 27 Kasım tarihli gazetenin baş sayfasında 3 subay için tutuklama emri haberi çıkana kadar (o haberde de Kafes ile ilgili bir "arka plan" yapılmamış). Oysa, iddialarla ilgili doğan pek çok sorunun izi sürülebilirdi. Meslektaşım Alper Görmüş'ün yazdığı gibi, "Bu ölçüde vahim iddialar barındıran bir haberi hiç görmeyen bir gazetenin pozisyonu, ayrıntılı bir cinayet ihbarının, "gerçek olmayabilir" kuşkusuyla sumen altına itildiği polis merkezi gibidir..." Denilebilir ki, bazı köşe yazarları o zaman aralığında konuya girmişler. Emre Aköz, Nazlı Ilıcak, Refik Erduran ve Mahmut Övür gibi. Ama yorumla haber aynı şey değil. Okur haberi okuyacak ki, köşe yazarının kanaatini yerli yerine koyabilsin. Okurun dediği şu: Ülkenin gündemine (tutuklama kararında olduğu gibi) giren büyük olaylar, gazetenin haber gündeminde de muhakkak yer almalı. (Sabah)



Kontrgerilla Medyası | Kafes Eylem Planı manşetlerimiz



(24 Kasım 2009, 10:10), son güncel.: (30 Kasım 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1150    yazdır/print


 

Arslan'dan Küçük'e: Meclis'i basın artık takatim kalmadı

Adının gizli kalmasını isteyen bir Ergenekon sanığı, bekleme salonunda geçen diyalogları 7 sayfalık bir dilekçe halinde savcılara ulaştırdı. Ergenekon davası kapsamında yargılanan ancak adının gizli tutulmasını isteyen sanık, duruşmalardan önce sanıkların alındığı bekleme odasında Arslan ile Küçük ve Tekin'in yüz yüze geldiğini ifade etti. Bu sırada Arslan'ın Danıştay cinayetini azmettirdiği öne sürülen Veli Küçük ve Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Ümraniye bombalarının sahibi olduğu iddia edilen Oktay Yıldırım'dan bir an önce darbeyi gerçekleştirmelerini istediğini belirtti. Arslan'ın duruşma salonuna götürüldüğü esnada koridorda Küçük, Tekin ve Yıldırım'a dönerek, 'Meclisi, basın artık, ne duruyorsunuz. Takatim kalmadı' şeklinde seslendiğini iddia etti.

Arslan'dan Küçük'e: Meclis'i basın artık takatim kalmadı

Adının gizli kalmasını isteyen bir Ergenekon sanığı, bekleme salonunda geçen diyalogları 7 sayfalık bir dilekçe halinde savcılara ulaştırdı. Ergenekon davası kapsamında yargılanan ancak adının gizli tutulmasını isteyen sanık, duruşmalardan önce sanıkların alındığı bekleme odasında Arslan ile Küçük ve Tekin'in yüz yüze geldiğini ifade etti. Bu sırada Arslan'ın Danıştay cinayetini azmettirdiği öne sürülen Veli Küçük ve Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Ümraniye bombalarının sahibi olduğu iddia edilen Oktay Yıldırım'dan bir an önce darbeyi gerçekleştirmelerini istediğini belirtti. Arslan'ın duruşma salonuna götürüldüğü esnada koridorda Küçük, Tekin ve Yıldırım'a dönerek, 'Meclisi, basın artık, ne duruyorsunuz. Takatim kalmadı' şeklinde seslendiğini iddia etti.



Star Gazetesi'nin haberine göre bir Ergenekon sanığı, bekleme salonunda geçen diyalogları 7 sayfalık bir dilekçe halinde savcılara ulaştırdı. Ergenekon davası kapsamında yargılanan ancak adının gizli tutulmasını isteyen sanık, duruşmalardan önce sanıkların alındığı bekleme odasında Arslan ile Küçük ve Tekin'in yüz yüze geldiğini ifade etti. Bu sırada Arslan'ın Danıştay cinayetini azmettirdiği öne sürülen Veli Küçük ve Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Ümraniye bombalarının sahibi olduğu iddia edilen Oktay Yıldırım'dan bir an önce darbeyi gerçekleştirmelerini istediğini belirtti. Arslan'ın duruşma salonuna götürüldüğü esnada koridorda Küçük, Tekin ve Yıldırım'a dönerek, ''Meclisi, basın artık, ne duruyorsunuz. Takatim kalmadı.'' şeklinde seslendiğini iddia etti. Adının gizli tutulmasını isteyen Ergenekon sanığı, dilekçesinde, "Sanık emekli Albay Fikri Karadağ, Emin Gürses ve Zekeriya Öztürk'ün salona alınırken Alparslan'a selam verdiklerini gördüm. Arslan da bu kişilere dönerek, 'Başbakan'ı indirin' diye bağırdı.'' ifadesine yer verdi.



Birkaç ay sonra darbe olacak

Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı.



Muzaffer Tekin'i parçalayabilirim

Arslan, üç gün süren çapraz sorgusunda da üstü örtülü mesajlar vermişti. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün ''Sanıkları burada mı tanıdın?'' sorusuna Arslan, ''Uzak durmak lazım, başka gideceğim yerim yok. Muzaffer Tekin'i parçalayabilirim. Dengeyi bulursam kafayı yiyebilir.'' demişti. Arslan, ''Bizim yaptığımız pislikler ortaya çıkarsa insanların midesi bulanır.'' sözüyle de dikkat çekmişti.



Darbe bekleyen sadece o değildi

Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta, İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı. Veli Küçük, 2003'te Alman National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak." demişti. Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti. (Zaman)



Alparslan Arslan'ın 3 duruşma süren çapraz mahkeme sorgusu manşetimiz



Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz | Danıştay soruşturmasının sil baştan tekrar başlatılması



'Ergenekon'un darbe tehlikesi devam ediyor' ya da 'Savcılar örgütün henüz ortaya çıkartılamayan kadrolarının izini sürüyor'



(02 Kasım 2009, 10:50)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1088    yazdır/print


 

Kaos Planı ile Ergenekon arasındaki bağlantılar güçleniyor

Muvazzaf bir subay tarafından Ergenekon savcılarına gönderilen ihbar mektubunda 'Kaos Planı'nı hazırlayan ekipte yer aldığı ileri sürülen isimlerden biri de Tümgeneral Mustafa Bakıcı. Tümgeneralin adı daha önce Ergenekon davası sanığı ve Karargah Evleri örgütlenmesinde yer alan genç teğmenlere yaptığı moral ziyaretiyle gündeme gelmişti.

Kaos Planı ile Ergenekon arasındaki bağlantılar güçleniyor

Muvazzaf bir subay tarafından Ergenekon savcılarına gönderilen ihbar mektubunda 'Kaos Planı'nı hazırlayan ekipte yer aldığı ileri sürülen isimlerden biri de Tümgeneral Mustafa Bakıcı. Tümgeneralin adı daha önce Ergenekon davası sanığı ve Karargah Evleri örgütlenmesinde yer alan genç teğmenlere yaptığı moral ziyaretiyle gündeme gelmişti.



Tümgeneralin adı daha önce Ergenekon davası sanığı genç teğmenlere yaptığı moral ziyaretiyle gündeme gelmişti. Soruşturmada adları Karargah Evleri'nde geçen teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'ndaki ifadelerinde bu ziyaretten bahsetmişti. İki teğmen gözaltına alınmaları üzerine o dönem tuğgeneral rütbesinde olan Mustafa Bakıcı'nın kendilerini ziyaret ettiğini anlatmıştı. Teğmenler görüşmede Bakıcı'nın kendilerine "Genelkurmay Başkanı'nın size selamı var. (Kemal ve Neriman) Aydın kardeşleri tanırım, iyi insanlardır, onlarla görüşmenizde sakınca yok." dediğini aktarmıştı.



Ergenekon örgütü Karargah Evleri yapılanmasıyla TSK'ya sızdı

MİT'in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği 330 sayfalık raporda, 'Karargah Evleri Projesi'nin tüm detaylarına yer verilmişti. Ergenekon sanıklarının, Harp Okulu öğrencileri ve genç teğmenlerle karargah evlerinde temas kurduğu ileri sürülüyor. Yine etki altına alınan askeri öğrenci ve teğmenlerin, Hizbuttahrir gibi yasadışı örgütlere sızılmasında kullanıldığı da iddia edilmişti. Neriman ve Kemal Aydın kardeşler ise askeri öğrencilere ve teğmenlere eğitim verdiği, onların kurmay subay olmaları için çalışmalar yaptıkları öne sürülmüştü. (Zaman)



'Karargah Evleri'nin Karargah'a da sızdığı Kaos Planı'yla ortaya çıktı. Genelkurmay aylardır bu gizli yapılanmayı soruşturuyormuş gibi yapıp dosyayı rafa kaldırdı

Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a 'Durum ne, soruşturma ne aşamada?' diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve olmaya da devam ediyor.



Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı?

Askeri soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alınmış diğerinin de adi bir suç çetesine üyeliği tespit edilince sivil mahkeme tarafından tutuklanıp cezaevine gönderilmişti. Her defasında dikkat çeken ayrıntı ise, bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil makamlar olması oldu. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını savsaklandığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde herhangi bir şey yapılmıyorsa? Son Kaos Planı olayına Karargah'taki üst düzey komutanların da bulaştığı ortaya çıktı. İşte 'Islak İmza' skandalı zaten kamuoyunda yaygın olan bu kanaati doğrulamış oldu. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya devam etmesi de kamuoyundaki bu kanıyı pekiştirmişti. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?.. Bu soruların cevabı sanıyoruz 'Islak İmza' ile biraz daha aydınlanmış oldu.



Kaos Planı Ergenekon kapsamında soruşturuluyor. Ergenekon savcıları, darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını sürdüren İdhar'ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürüyor.



Karargah Evleri cuntasal yapılanmasının askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?

Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ‘’Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org.ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır’’ ifadesi dikkat çekmişti.



Herşeyi 2009'a göre ayarladık

Tutuklu sanık emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği, iddianamede ‘’2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları’’ değerlendirmesiyle yer aldı.



Alparslan Arslan da darbe bekliyordu

Bir Ergenekon eylemi olan Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında ‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007 yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de ‘’Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest kalmayı düşünüyorlardı’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı.



İlhan Selçuk'tan  Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum

Darbe bekleyen sadece o değildi Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta, İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı.



Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak

Veli Küçük, 2003'te Alman National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.



Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak

Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.



Belge İşçi Partisi'nde bulundu

Kamuoyunun gündemine İsmail Küçükkaya'nın Akşam'daki haberiyle gelen "Karargah Evleri", Ergenekon Soruşturması'na Doğu Perinçek ile girdi. 23 Mart'ta gözaltında ifadesine başvurulan Perinçek'e yöneltilen sorulardan bir tanesi de Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile buluşmasıydı. İşçi Partisi (İP) yeni bir oluşum içine girmiş, buna göre evler kurulmuştu. Bu oluşuma "Karargah Evleri" adı verilmişti. Bu evlere zaman zaman Alevi kökenli subaylar ve askeri öğrenciler geliyordu. Bir de Erzincanlı Balaban aşireti mensupları ile buluşmalar sağlanıyordu. Bu oluşumun Doğu Perinçek'e sorulmasının nedeni ise İP genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir CD'ydi. İP'in dördüncü katında bulunan CD açıldığında içinden "Çok Gizli" damgalı, beş sayfalık bir belge çıkmıştı. Bu MİT'in Genelkurmay Başkanlığı'na gönderdiği, "Konu: İP/Karargah Evleri" başlıklı belgeydi.



"İşçi Partisi ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve memurların da katılımıyla, emperyalistlerle Cumhuriyet karşıtları, yıkıcıları ile mücadele amacıyla bir harekat başlatıldığı yönünde hassas kaynaktan bilgiler intikal etmiştir. Yürütülecek bu çalışmalarda hiçbir kurum ve oluşumun zarar görmemesi için 'Karargah Evleri' adı altında çekirdek kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir." Bilgisiyle başlayan beş sayfalık yazı, oluşumun tüm şemasını ortaya koyuyor. Oluşumun en tepe noktasında İbrahim Aslan yazılı. Aslan'a bağlı olarak, "İ. Yaşar Salihoğlu-Türkiyem Topluluğu" ve "Askeri Kesim-Albay Cengiz Köylü" isimleri var. Askeri kesim de iki gruba ayrılmış: Birinci grup, Harp Akademisi başlığını taşıyor. Burada yine Albay Cengiz Köylü ismi ile karşılaşıyoruz. Alb. Köylü'nün dışında Alb. Yavuz Göker, Alb. Turan Toker, Fırat Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut Melih Başdemir, Y. Selim Özmen, Rıza Okur ile ismi tespit edilemeyen Turan soyadlı bir kişi ile soyadı bilinmeyen Kemal adında birisinin isimleri geçiyor. "Askeri Kesim" başlığının altındaki ikinci bölüm ise Hava Harp Okulu'na ayrılmış. Burada da yine soyadı tespit edilemeyen Binbaşı Bülent var. Bnb. Bülent isminin altında oluşumla ilişkileri bulunan öğrenciler sıralanıyor: Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol, Alper Özkan, Emre Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat. Hava Harp Okulu'ndaki örgütlenme sırf bu isimlerle sınırlı değil. Destek sağlayanlar bölümünde ise; Alb. Sinan Kesici, Dr. Rıza Kurna var. Hemen altında ise TSK'da görev yapan sivil memurlara sıra gelmiş; Gönül Temiz, Nesime Akbulut tespit edilen iki isim.



Ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı var?

Karargah Evleri soruşturmasını inanılmaz şekilde birbirlerini aklamak amacıyla evrak sahteciliği yaptıkları ortaya çıkan ve bu sebeple haklarında Yunak Cumhuriyet Başsavcılığı'nca suç duyurusu yapılan, bu suç duyurusu dikkate alınmazsa resen soruşturma başlatılacağı belirtilen askeri savcılar yürütüyor. Bu sahteciliği yapan savcılardan Mehmet Çelik ise kısa süre önce görevden alınmıştı. Soruşturmayı yürütmesine göz yumulan askeri Savcı Üçok'un son marifeti ise tutuklanmasına yol açan adi bir çete suçuna katılması oldu. Askeri savcıların yürüttüğü Karargah Evleri operasyonundaki tuhaflıklar “Aynı suçtan muvazzaf subayları tutuklayan Ergenekon savcılarının önü mü kesilmek isteniyor” sorusunu gündeme getirmişti. İşçi Partisi'nin TSK'ya sızma projesi olarak bilinen 'Karargah Evleri' ile ilgili soruşturmanın TSK ayağında başlangıcından beri tuhaf gelişmeler yaşanıyor. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a 'Durum ne, soruşturma ne aşamada?' diye sorması üzerine soruşturma başlatmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri savcılığın soruşturmanın başlangıcından beri gösterdiği tuhaflıklar giderek artmış, adeta canlı yayında takip ettiğimiz ve soruşturmanın üstünün örtülmek istendiği izlenimini giderek netleştiren ayrıntıların sayısı 10'a ulaşmıştı. Islak İmza skandalının ve ihbar mektubunun ortaya çıkması, bu izlenimin ne kadar gerçekçi olduğunu somut şekilde teyit etmiş oldu. 'Biz personelimizi böyle koruruz' diyen bir askeri savcılığın Karargah Evleri gibi Islak İmza konusunu da soruşturmayacağı, soruşturmayı zamana yayarak üstünü örtmeye çalışacağı artık bir iddia olmaktan öteye geçiyor.



Planın Ergenekon'la bağlantısı çok açık

Mustafa Karaalioğlu, Star: "Planı kim sızdırdı diyorlar? Orası apaçık belli... Plan, 12 Haziran tarihinde Ergenekon sanığı olan Albay Levent Göktaş’ın avukatı emekli asker avukat Serdar Öztürk’ün ofisindeki aramada çıktı. Ki kendisi de şimdi bir Ergenekon sanığı... Plan, Ergenekon’a sızdırıldı, oradan da yargıya ulaştı. Biraz kafa yoranlar, içinde hükümete ve cemaatlere karşı tamamı yasadışı komplolar, provokatif eylemler, yalan ve çarpıtma planları bulunan bir belgenin Ergenekon’un elinde ne aradığını da kolaylıkla anlayabilirler. CHP Lideri zamanlamanın tesadüf olamayacağını iddia ederek ima yoluyla bir şeyler söylemeye çalışıyor. Peki, böyle bir planın Ergenekon’da çıkması tesadüf mü? Aynı amaç, aynı eylem, aynı hedef birliğinin bundan daha açık delili olabilir mi? Bir muhalefet liderinin biraz demokrasi derdi varsa önce bu soruyu sorması gerekmez mi?"



'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz



Askerlerin soruşturmalara müdahalesi | Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları



Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması | Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi



(30 Ekim 2009, 12:45)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1078    yazdır/print


 

Kendi halkını düşman gören Cunta'dan bir Kontrgerilla Belgesi daha

AK Parti hükümetini yıkmak için hazırlandığı belirtilen ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın orijinal belgesiyle birlikte Ergenekon savcılarına gönderilen eklerde yer alan ‘Bilgi Destek Planı’ da ortaya çıktı. Korgeneral Nusret Taşdeler’in adını taşıyan Eylül 2007 tarihli beş sayfalık belgede 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası Türkiye’nin durumuyla ilgili tespitler ve değerlendirmeler yer alıyor. Son sayfasında ‘Genelkurmay Başkanı’nın emriyle’ ibaresi bulunan belgede, 22 Temmuz seçimlerinin ‘Türkiye’nin ılımlı İslam’a dönüştürülmesi gayretleri bakımından milat olduğu’ öne sürülürken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) duyulan güvenin de azaldığı vurgulanıyor. 'Bilgi Destek Planı' baştan aşağıya askerin siyasetle uğraştığını, TSK yöneticilerinin halkından önemli oranda oy almış bir partiye, diğer bir deyişle askerin tüm tepkisine karşın ona oy vermeye devam eden halka karşı üniformasıyla siyaset yapmaya çalıştığını ispatlıyor. Kuşkusuz bu durum yeni değil. Askerin siyasetin dışında olduğu bir durum söz konusu değil zaten uzun yıllardır Türkiye'de. Ama günümüzdeki fark, bunu delillendiren inkar edilemez belgelerin, yine asker içindeki TSK'nın çirkin siyaset bezirganlığına tepki gösteren sağduyulu kişilerce dışarıya sızdırılıyor olması. Üniformasını çıkarmadan siyaset yapmaya çalışanlar, o üniformayı siyasete alet etmeye kalkışanlar 2002 sonundan beri giderek mevzi kaybediyor, deşifre oluyorlar. Görünüşe göre de bu süreç daha da hızlanarak devam edecek. Ergenekon davasıyla da ortaya çıktığı gibi Doğu Perinçek'in Komünist Maocu İşçi Partisi TSK'ya sızmak için 'Karargah Evleri' yapılanmasına gidiyor ama bu yapılanmanın askeri savcılıkça yapılması gereken soruşturması artık inkar edilemez işaretlerle örtbas edilmeye çalışılıyor. Diğer taraftan yine Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıktığı gibi PKK örgütüyle TSK'daki bazı subaylar arasında ilişkiler saptanıyor, üst düzey subaylar suikastlerle öldürülüyor. Ama bunlarla mücadele etmeyen üniformalı siyasetçiler halkın seçtiği siyasi partiyle veya cemaatlerle veya TV dizileriyle nasıl mücadele edeceğini belirleyen üst düzeyde harekat planları yapmakla ciddi ciddi uğraşıyor, onları eleştirmek ise TSK düşmanlığı oluyor.

Kendi halkını düşman gören Cunta'dan bir Kontrgerilla Belgesi daha

AK Parti hükümetini yıkmak için hazırlandığı belirtilen ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın orijinal belgesiyle birlikte Ergenekon savcılarına gönderilen eklerde yer alan ‘Bilgi Destek Planı’ da ortaya çıktı. Korgeneral Nusret Taşdeler’in adını taşıyan Eylül 2007 tarihli beş sayfalık belgede 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası Türkiye’nin durumuyla ilgili tespitler ve değerlendirmeler yer alıyor. Son sayfasında ‘Genelkurmay Başkanı’nın emriyle’ ibaresi bulunan belgede, 22 Temmuz seçimlerinin ‘Türkiye’nin ılımlı İslam’a dönüştürülmesi gayretleri bakımından milat olduğu’ öne sürülürken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) duyulan güvenin de azaldığı vurgulanıyor. 'Bilgi Destek Planı' baştan aşağıya askerin siyasetle uğraştığını, TSK yöneticilerinin halkından önemli oranda oy almış bir partiye, diğer bir deyişle askerin tüm tepkisine karşın ona oy vermeye devam eden halka karşı üniformasıyla siyaset yapmaya çalıştığını ispatlıyor. Kuşkusuz bu durum yeni değil. Askerin siyasetin dışında olduğu bir durum söz konusu değil zaten uzun yıllardır Türkiye'de. Ama günümüzdeki fark, bunu delillendiren inkar edilemez belgelerin, yine asker içindeki TSK'nın çirkin siyaset bezirganlığına tepki gösteren sağduyulu kişilerce dışarıya sızdırılıyor olması. Üniformasını çıkarmadan siyaset yapmaya çalışanlar, o üniformayı siyasete alet etmeye kalkışanlar 2002 sonundan beri giderek mevzi kaybediyor, deşifre oluyorlar. Görünüşe göre de bu süreç daha da hızlanarak devam edecek. Ergenekon davasıyla da ortaya çıktığı gibi Doğu Perinçek'in Komünist Maocu İşçi Partisi TSK'ya sızmak için 'Karargah Evleri' yapılanmasına gidiyor ama bu yapılanmanın askeri savcılıkça yapılması gereken soruşturması artık inkar edilemez işaretlerle örtbas edilmeye çalışılıyor. Diğer taraftan yine Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıktığı gibi PKK örgütüyle TSK'daki bazı subaylar arasında ilişkiler saptanıyor, üst düzey subaylar suikastlerle öldürülüyor. Ama bunlarla mücadele etmeyen üniformalı siyasetçiler halkın seçtiği siyasi partiyle veya cemaatlerle veya TV dizileriyle nasıl mücadele edeceğini belirleyen üst düzeyde harekat planları yapmakla ciddi ciddi uğraşıyor, onları eleştirmek ise TSK düşmanlığı oluyor.



Ergenekon savcılarında olan belgenin tam metni şöyle:



Genel Durum: a. İSLAMİ GELİŞMELER:

1) Seçimler sonunda milliyetçilik söylemleri ve politikalarının darbe aldığını kabul etmek gerekmektedir. Seçim sonuçları ılımlı İslam’ın bir zaferi olarak kabul görmektedir. Batının İslam karşıtlığının bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, İslamist-İslamcı olarak niteledikleri bir hükümeti bu derece desteklemeleri özellikle dikkat çekicidir.

2) Batı tarafından radikal İslam ile mücadele vasıtası ılımlı İslam olarak seçilmiştir. Bu amaçla, özellikle ABD basın yayın organlarında Müslüman Kardeşler ve Hizbul Tahrir’in terörist olmadıkları hatta Vahabiler’in bile eskisi kadar şiddet uygulamadıkları yolunda yazılar yayımlanmakta, bu şekilde, terör örgütleri dahi ılımlı İslam saflarına çekilmeye çalışılmaktadır.

3) The Economist dergisi; yıllar boyu İslam’ı dışarıda tutan Türkiye’nin 10 yıldan fazla bir denemeden sonra, İslam’ın uysallaşmış bir şeklinin dönüşüne izin vererek, AKP gibi ılımlı bir partinin yükselmesine müsaade ettiğini ve demokrasisini güçlendirdiğini savunmakta ve İslam dünyasının bu durumdan ders çıkarmasını ve örnek almasını tavsiye etmektedir. Benzer tavsiyeler özellikle İslam dünyasındaki basın ve yayın organlarında da yer almaktadır.

4) Tepkiler, bu tavsiyenin tutulduğunu göstermektedir. Çeşitli yazar ve basın-yayın organları, AKP politikalarının İslam ile demokrasinin bir arada yaşayabileceğini gösterdiğini ileri sürerek “Türkiye seçimlerinden çıkarılacak en önemli ders: Demokrasi, milliyetçilik, laiklik, cumhuriyetçilik, anayasalcılık, istikrar, refah ve İslam’ın, ortak bir süreç içinde birleşmesinin mümkün olmasıdır” yorumunu getirirken, HAMAS, olaya başka bir açıdan yaklaşarak, “AKP’nin kazandığı zafer, insanların İslamı ideallere geri dönüşlerinin bir göstergisi” olduğunu ileri sürmektedir. Başka bir görüş de 22 Temmuz seçimlerinde Avrupa ile ekonomik entegrasyonunu sağlamaya çalışan Türkiye’nin siyasi ve sosyal yönden Asya’yı tercih ettiği yolundadır. Türkiye’nin üstlendiği bu ‘İslami Demokrasi’ modelinin daha da yaygınlaşmasının, ülkemizin özellikle Batı ile ilişkilerinin ne şekilde etkileyeceği önem arz etmektedir.

5) Türkiye’de ılımlı İslam’ı gerçekleştirmek isteyenler amaçlarına ulaşmışlar, Türkiye, Müslüman ülkeler için ‘bir model’ olarak görülmeye başlanmıştır. Bu eğilimi ve ‘İslami Demokrasi’ bağlamında kazanılmış olan ivmeyi, halen gelmiş olduğu noktadan çevirmenin son derece zor olduğu açıktır.

6) 22 Temmuz seçimlerinin bu nedenle Türkiye’nin ılımlı İslam’a dönüştürülmesi gayretleri bakımından bir milat olduğu ve 22 Temmuz’da kazanılmış olan başarının verdiği cesaretle AKP’yi ve destekçilerini daha fütursuz ve cüretkar davranmaya yöneltebilecek din eksenli yeni bir dönemin ötesinde cumhuriyetin ve milletimizin temel değerlerlerinin aşındırılmasına yönelik bir süreci başlatma tehlikesini ortaya çıkardığını da söylemek mümkündür.

7) Nitekim gerek içerde ve gerekse dışarıda Türkiye’nin giderek daha fazla din kıskacına alındığına dikkat çekilerek, mevcut hükümetin bundan sonra esas olarak kendi tabanından gelecek aşırı isteklerle uğraşacağı ve asıl krizlerin AKP’nin kendi içinde kaynaklanacağı dile getirilmektedir. Seçimlerden hemen sonraki ‘sivil anayasa’ ve ‘Atatürkçülüğe anayasada yer olup olmadığı’ tartışmaları, yeni anayasanın türbana kilitlenmesi, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarının yargı denetimine açılması bu sancılı dönemin ve sürecin ilk işaretlerini vermektedir.

8) 22 Temmuz seçimleri, ayrıca ılımlı İslam’ın kazançları ile bitti denilen Büyük Ortadoğu Projesi’nin tekrar canlanmasını sağlamış, Türkiye’ye biçilen ‘yeni Osmanlı’ rolünün yeniden gündeme getirilmesine yol açmıştır. Ulu önder Atatürk’ün özverili, planlı ve bilinçli gayretleri sonucu cumhuriyetin kurulması ile birlikte başlayan ‘Çağdaşlaşma, Aydınlanma ve Kültürel Değişim Süreci’, mevcut iktidar ve irticai kesimlerinin işbirliği sonucu, çeşitli uzman ve bilim adamları tarafından Iılımlı İslam, Yeni Osmanlıcılık ve Kültürel Geri Dönüşüm Süreci’ veya ‘Karşı Devrim Süreci’ olarak ifade edilen bir hareketle durdurulmuş ve etkisiz kılınmış. Cumhuriyet’in değerleri ve kazanımları hedef alınmaya başlanmıştır.

9) Başbakan’a yapılan bütün telkinlere rağmen Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu durumu parti içi dengelerin ve partinin prestijinin korunmasının bir gereği olarak görmek mümkün olsa da Gül’ün cumhurbaşkanlığının yaratacağı sıkıntıları sineye çekmeye ve göğüslemeye de hazır oldukları şeklinde anlamak gerekmektedir.

10) İç ve dış tepkiler, Gül’ün cumhurbaşkanlığının parlamenter demokrasinin normal bir uygulaması olduğu yönündedir. Kamoyu ve medya türbanı benimsemiş görülmekte. Cumhurbaşkanı, türban ve diğer hassas konularda başlangıçta dikkatli davranmış ise de yavaş yavaş türbanın davetler, karşılama, uğurlama törenleri vs. ile resmi mahaller ile günlük yaşama girmeye başladığı görülmektedir. Zaten bir müddetten beri esas kamusal alan olan TBMM’de yapılan çeşitli toplantılarda türbanlı ve hatta çarşaflı hanımlar boy göstermektedir.



b. DEMOKRATİK TÜRKİYE PARTİSİ (DTP) İLE İLGİLİ HUSUSLAR:

1) DTP’nin TBMM’ye girmesi, Türkiye demokrasisi için bir talihsizliktir. PKK’yı kardeş ve hatta ‘kendileri’ ilan eden, terörist başının yaşam koşullarını TBMM’ye taşıyacaklarını açıklayan bu kişilerin; geçmişten ders almadıkları, amaçlarının kendilerinden öncekiler gibi demokratik bir platformda görüşlerini dile getirmek değil devletle kavga etmek olduğu daha ilk günden anlaşılmıştır.

2) DTP’nin kendi içinde ve DTP-İmralı-Güneydoğu-Kandil-K.Irak denkleminde, istismara müsait önemli fikir ayrılıklarından kaynaklanan çatırdamalar olduğu görülmektedir.

3) İç ve dış kamuoyunda DTP’nin meclise girmesinin ‘Kürt sorununun çözülmesi’ bakımından önemli bir fırsat olduğu yolunda görüşler çoğalmaktadır. Diyarbakır Sur Belediye Başkanı’nın görevden alınmasına Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin gösterdiği tepkiden, Avrupa Birliği (AB)’nin Kürtlerin hamiliğine devam edeceği anlaşılmaktadır. Ayrıca kasım ayında yayımlanacak AB İlerleme Raporu öncesi DTP’nin taleplerini arttırarak kriz ve gerginlik yaratmaya çalışacağı ve bu süretle Türkiye üzerindeki AB baskısını artırmayı hedefleyeceği tahmin edilmektedir.



c. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ (TSK)’NE DESTEK:

1) TSK’nın işbirliği yapabileceği kurum ve kuruluşlar azalmaktadır. Basın, iş dünyası, sendikalar, üniversitelerin bir kısmı, Sivil Toplum Örgütleri (STÖ), hatta kamuoyunun bir kısmı artık TSK’nın yanında değildir. Buna rağmen yeni anayasa taslağının temel felsefesine ve özellikle de laikliğin aşındırılmasına bazı STÖ’lerin gösterdikleri tepkilerden istifade ile, görüşleri TSK ile örtüşen konularda işbirliği yapayapılabilme imkanları aranmalıdır.

2) Dini ağırlıklı TV kanallarında ve yazılı basında asker, şehit ve gaziler ile programlar düzenlenmekte, şehit aileleri ve gazilere iftar yemekleri verilmekte, evlerine ramazan paketleri gönderilmektedir. Burada verilmeye çalışılan mesaj ‘Peygamberler ocağı’ olan ordunun halkın ordusu olduğu ancak Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıklarından oluşan komuta kademesinin halkın ordusu olmadığıdır. Aynı bağlamda Uzman çavuş ve onbaşılar ile astsubaylar, yani gayri memnun zümrenin üzerine gidilmekte, bunların problemleri abartılı bir şekilde kamuoyunun dikkatine getirilmektedir. TSK’da gayri memnun bir zümre yaratılmaya çalışılmakta veya mevcut gayri memnunlar istismar edilmektedir. Ayrıca emekli veya muvazzaf TSK mensuplarının karıştığı olaylar TSK’nın tamamına mal edilmeye çalışılmakta, alınan ifadeler, nerede ise soruşturmaları naklen yayın ile takip edilir hale getirilmektedir.



ç. YENİ DÖNEMDE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ:

1) Yeni dönemde TSK’nın da yeni politikalar belirlemesi gerekmektedir.

2) Her şeyden önce, yeni şartlar ortaya çıkaran ve yeni tedbir ve uygulamalar gerektiren bir dönem içinde olduğumuzu kabul etmek gerekmektedir. AKP’nin TSK’nın temel konulardaki hassasiyetlerini hatta itirazlarını dahi dikkate almadığı, kendi bildiği yolda yürümeye devam ettiği görülmektedir.

3) Esas mesele, ılımlı İslam veya demok-ratik İslam olarak nitelendirilen yeni devlet düzeni içinde cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı TSK’nın, kendisine nasıl bir yer bulabileceği ve burada nasıl barınabileceğidir.

4) TSK’nın TBMM tarafından kurallara uygun olarak seçilmiş ve gerçek niyeti bu olmasa da, devletin anayasada belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkacağını açıkça deklere etmiş bir Cumhurbaşkanı’na karşı çıkmak için geçerli bir gerekçesi ve desteği bulunmamaktadır. Bu nedenle, devlet sisteminin işlemesine, devlet terbiyemiz gereği, mani olmamak gerektiği düşünülmektedir. Ancak seçim sonrasının seçimden daha fazla önem arz ettiği açıktır. Kriz veya gerginlik yaşanıp yaşanmayacağını cumhurbaşkanının ve hükümetin davranışları belirleyecektir.

5) TSK’nin halihazırda siyasi gelişmeleri etkileme veya yönlendirme imkanının ne olduğu, daha doğrusu, bu imkanın kalıp kalmadığının belirlenmesi de önem taşımaktadır.

6) Türbana gösterilecek tepki, alt kademeler için de bir emsal teşkil edecektir. Gösterilen tepkinin uzun vadede uygulama imkanı olan tutarlı bir politika olması önemlidir. Gösterilecek tepkinin, her ne olursa olsun, kendi manevra sahamızı daraltmayacak ve meteakip girişimlerde elimizi bağlamayacak düzeyde kalması önem arz etmektedir. Esasen, TSK’nın bugüne kadar devletin niteliklerinin korunması konusunda gösterdiği titizliğe aynen devam etmesi izlenebilecek en tutarlı politika olacaktır. TSK, esasen söylenebilecek her şeyi söylemiş söylediklerinin arkasında durduğunu ilan etmiştir. Bundan sonraki tepkilerini davranışları ile göstermesi doğaldır.

7) Bir diğer önemli konu da, TSK tarafından izlenecek politikanın, başta Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olmak üzere siyasi bir partinin politikaları ile çakışmaması, bir diğer deyişle TSK üzerinde veya arkasına sığınarak muhalefet veya politika yapılmasına imkan verilmemesidir.

(8) TSK’nın bir ‘imaj düzeltmesi’ yapması ve kendisi hakkında kamuoyunda yanlış intiba yaratmaya yönelik çabaları etkisiz kılması gerekli görülmektedir. Bu amaçla hazırlanmış olan Bilgi Destek Planı EK-A’dadır.

(9) DTP ve yandaşlarının yaşadığı sıkıntıların istismar edilmesi ve AB’den gelecek desteğin önünün kesilmesi için;

(a) DTP’nin, kendi ifadeleri ve davranışları nedeni ile TSK tarafından terörist olarak görüldüğünü ve herhangi bir şekilde muhatap kabul edilmeyeceğini üst düzey bir açıklama ile ilan etmek.

(b) Terörü bu şekilde destekledikleri müddetçe demokratik olarak herhangi bir ilerleme sağlayamayacaklarını ve bu suretle esas olarak temsil ettiklerini iddia ettikleri kişilere zarar verecekleri mesajını yaymak.

(c) Bu suretle “bugüne kadar ki kazanımlardan taviz vermeyin, yumuşamayın” diyen Kandil ile “terörden bir fayda gelmez, teröristleri desteklemeyin vazgeçin” diyen başta AB olmak üzere Kandil karşıtı çevrelerin arasında sıkışıp kalmalarına yol açmak,

(ç) Irak’ın kuzeyindeki desteği kesmek için bölge halkını terörle mücadele bağlamında ‘rahatsız etmek’, bu suretle de PKK’ya yardım ettikleri ve destek sağladıkları müddetçe bu rahatsızlığın devam edeceği mesajını vermek,

(d) PKK’nın eylemlerinin, işadamlarının bölgede yatırım yapmamalarına yol açması, iş makinelerini, yolları, köprüleri tahrip ederek bölgeye hizmet götürülmesine mani olması gibi sonuçları ile bölge halkına daha da zarar verdiği gibi söylemlerin yaygınlaştırılarak bölge halkının teröristlere sağladığı desteğin azaltılmasına çalışılabileceği düşünülmektedir.



d. SONUÇ:

(1) 22 Temmuz seçimleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti için devletin temel nitelikleri açısından bir dönüm noktasıdır. Türkiye, demokrasi ile İslam’ın bir arada yaşayabileceğini ispat etmiş bir ‘ılımlı İslam’ devleti olarak tanımlanmaktadır. Hükümet de, iç kamuoyu, AB ve Avrupa’nın da desteği ile elde ettiği kazançlarını pekiştirmeye kararlı görünmektedir. Bu eğilimi ve ‘İslami demokrasi’ bağlamında kazanılmış olan bir ivmeyi, halen gelmiş olduğu noktadan geri çevirmek son derece zordur.

(2) Gelinen noktada, hükümetin tutumundan çok fazla taviz vermeyeceği ve kendi tabanının beklentilerini karşılamak için sınırları zorlayacağı anlaşılmaktadır. TSK’nin bu gelişmeleri etkilemeye ne derece muktedir olduğu ayrıca düşünülmelidir.

(3) TSK’yı destekleyebilecek kesimler son derece azalmıştır. Tam tersine basın, iş dünyası, ticaret odaları, sendikalar, üniversite camiasının bir kısmı TSK’nın karşısındadır. Hatta halkı da TSK’ya karşı çıkarmaya yönelik çabalar artmaktadır. Bütün bunların içinden karakteri sağlam, devletimizin temel niteliklerine bağlı kişi veya kişilerin ve fikirleri paralellik gösteren STÖ’lerin desteklerini sağlamak ve beraber çalışma imkanlarını araştırmak gerekmektedir.

(4) TSK’nın ‘imaj tazelemesine’ büyük kitlelerin ortak meselelerini kullanarak başlamak gerekmektedir. Bu nedenle de, öncelikle PKK ve DTP üzerine alenen ve kamuoyu oluşturacak şekilde ve yukarıda maruz temalar çerçevesinde gidilmelidir. Aynı kapsamda ele alınması gereken bir diğer konu da din ve türbandır. TSK’nın dine karşı olmadığı çeşitli vesilelerle ve şekillerde gündeme getirilmeli, baş örtüsü ile türban farklılığı vurgulanarak bu konudaki yanlış anlamaların ve TSK aleyhinde oluşmaya başlayan kanaatin önü kesilmelidir.

(5) Türkiye’deki güvenlik, siyaset, ekonomi ve sosyal hayatla ilgili gelişmelerde AB ve ABD’nin önemli rol oynadığı şüphesizdir. Her ikisi ile de duygusallıktan uzak, gerçekçi ve birebir bir diyalog kurulmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

Özellikle de seçimlerden sonra AKP’nin gerçek yüzünün görülmeye başlaması ile AB çevrelerinde hükümete karşı oluşmaya başlayan tavır istismar edilmelidir.

(6) Diğer ülkelerle ilgili olarak takip edilecek politikalar ayrı bir çalışma ile sunulacaktır.

Arz/Rica ederim



GENELKURMAY BAŞKANI EMRİYLE Nusret TAŞDELER Korgeneral, Hrk.Bşk. EKLER EK-A (Bilgi Destek Planı) EK-B (Özel Dağıtım Planı) DAĞITIM: Gereği Özel Dağıtım Planı (Radikal)



ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ HALEN FAAL.. BİR AYAĞI SİVİLLERİN İÇİNDE BİR AYAĞI ASKERLERİN.. BAŞBAKANIN RESMİ TELEFON GÖRÜŞMESİNİ GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE KENDİ MEDYA ORGANLARI OLAN AYDINLIK'TA YAYINLAYARAK SAVUNMADAN SALDIRIYA GEÇTİKLERİNİ GÖSTERDİLER..



Ergenekon savcıları örgütün henüz ortaya çıkartılamamış kadrolarının izini sürüyor

2 yıldır sürdürülen soruşturma kapsamında yapılan operasyonlarda Ergenekon Terör Örgütünün birçok elemanı ortaya çıkartılmış ve yakalanmış olsa da çökmediği ve faaliyetlerini sürdürdüğü iddiaları zaten daha önce medyaya da yansımıştı. Ergenekon savcılarının, darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını sürdüren İdhar'ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürdüğü öğrenilmişti. Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ‘’Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org. ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır’’ ifadesi dikkat çekmişti.



Albay Atilla Uğur, 'Herşeyi 2009'a göre ayarladık'

Başbakanın resmi telefon görüşmesini yasadışı şekilde gizlice kaydedip kısa süre önce Aydınlık'ta yayınlayarak varlığını devam ettirdiğini ve atağa bile geçtiğini ortaya koyan Ergenekon örgütünde, gizli dinlemeleri yapanlardan şu an tutuklu yargılanan emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği, iddianamede “2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları” değerlendirmesiyle yer alıyordu.



Alparslan Arslan da darbe bekliyordu

Bir Ergenekon eylemi olan Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında ‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007 yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de ‘’Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest kalmayı düşünüyorlardı’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı.



İlhan Selçuk'tan  Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum

Darbe bekleyen sadece o değildi Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta, İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı.



Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak

Veli Küçük, 2003'te Alman National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.



Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak

Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.



TSK'nın 'Karargah Evleri' sessizliği, son askeri 'Şura'da Ergenekon soruşturmasında sorgulanan ya da adı geçen subayların terfi alması, Ergenekon'un asker ayağının hala faal olduğunu gösteriyor

Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a “Durum ne, soruşturma ne aşamada?” diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve olmaya da devam ediyor.



Ergenekon sanığı subaylar genelkurmayca korunuyor

Askeri soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını savsakladığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani asker oluşuma karşı değil aksine onları koruyup kolluyor. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya devam etmesi de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?..



Terörle mücadele diyerek sivil toplumla mücadele edenlere karşı sessizlik sürüyor

Türkiye'de yaşanmakta olan kanunsuzluklara askeri yetkililerin doğrudan ya da dolaylı destek çıkması olaylarının Batı'da yaşanması durumunda o yetkililerin hemen görevden alınacağından kuşku duyulmuyor. Örneğin İspanya. Bundan daha basit bir skandal da Savunma Bakanı sivil otoriteye başkaldıran Genelkurmay Başkanını derhal görevden almaktan çekinmedi. Türkiye'de bunun ne zaman gerçekleşeceği merak ediliyor. Terörle mücadele ile sivil toplumla mücadeleyi birbirine karıştırdığı açık olan askeri yetkililere sessiz kalınıyor. Kamuoyunda tepkiler giderek artarken, 'Genelkurmay ne yapmaya çalışıyor', 'Hükümet ne zaman bu kanunsuzluklara ses çıkaracak' soruları soruluyor.



Kamuoyunda tepkiler giderek artarken Genelkurmay ne yapmaya çalışıyor?

Ergenekon kapsamında Zir Vadisi'nde bulunan mühimmat nedeniyle hakkında askeri savcılıkça dava açılan Yarbay Mustafa Dönmez, Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkmıştı. Dönmez, hakim Binbaşı Cemil Çelik'in, ajandasında yer alan özel yaşamına ilişkin bilgileri sorması üzerine tepki göstermişti. Dönmez, evlilik dışı ilişki yaşadığını ortaya koyan kadın isimlerinin sorulması üzerine, “Duygu ve düşünceme kalmış şeyleri yargılayamazsınız. Bunlar hayallerimdi. Bu sorunun sorulmasını doğru bulmuyorum” dedi. Hakim Binbaşı Cemil Çelik, ismi geçen kadınların askeri savcılıkta Dönmez'le ilişki yaşadıklarını doğruladığını ifade etmesi üzerine de "Konunun dışındadır." demişti. Mustafa Dönmez, Mühendis Binbaşı Fatma Dönmez ile evli... Gayri meşru ilişki yaşadığı Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde askeri hakim tarafından dile getirilen Mustafa Dönmez hala yarbayken, eşi başörtülü olduğu gerekçesiyle birçok asker Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç ediliyor. (Vakit)



Genelkurmay, terfi ettiremediği 'Komplo Belgesi' yazarı Albay Dursun Çiçek'ten adeta özür dilemişti



Suç işleyenler ya da soruşturulanlar hala görevde tutuluyor hatta terfi bile alıyor

Yarbay Dönmez gibi Albay Temizöz ve Albay Dursun Çiçek de hala görevde tutuluyor, soruşturulan diğer bazı şüpheli subaylar da terfi alıyor

Diyarbakır'da görülen faili meçhuller davasında 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi ile tutuklu yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün bu ağır suçlamalara rağmen 6 aydır açığa alınmadığı ve hala görevde tutulduğu ortaya çıkmıştı. Davanın müdahil avukatlarından Tahir Elçi'nin sözleri oldukça çarpıcıydı. Hakkında ceza soruşturması başlatılan bir şahsın; üstelik tutuklu olarak yargılanırken hala açığa alınmamış olmasının izah edilemeyeceğini kaydeden Elçi şu ifadeleri kullandı: 'Hakkında bu derece ağır bir iddiada bulunularak, böylesine kapsamlı bir iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve hala görevinin başında olan başka bir devlet memuru yok. Düşünün ki bu şahıs hakkında onlarca cinayet iddiası var. 9 kez müebbet hapisle yargılanıyor. Hala görevinin başında olması soruşturmanın selameti açısından son derece sakıncalıdır. Ayrıca birlikte yargılandığı sanıklar açısından da sakıncalıdır. Gizli tanıklar Tükenmezkalem ve Sokaklambası'nın ifadelerini neden geri çektiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Genelkurmay'ın hala bu personeli görevi başında tutması bir mesaj olarak da algılanabilir.' Genelkurmay'ın tavır koyduğu açık ve ilk kez de olmuyor. Ergenekon soruşturmasına karşı da tavır koyan askerlerin bu faydasız direnme çabası kamuoyunun dikkatinden kaçmıyor ve 'Genelkurmay ne yapmak istiyor, sivil yasaları ve mahkemeleri neden ciddiye almıyor, kimin emrinde, sivil otoritenin emri altına girmek istemiyor mu, Ergenekon tipi örgütlenmelerin kanun dışı infazlarını, faili meçhulleri, terörle terör çıkararak mücadele etmeyi, gerillayla kontrgerilla olarak mücadele edenlerin bir taraftan uyuşturucu silah kaçakçılığı ve diğer karanlık ticarete de el atarak kişisel çıkar elde etmeye yönelmelerini de onaylıyor mu, onaylamıyorsa neden sivil yargılamalara doğrudan veya dolaylı müdahale ediyor?..' sorularını sorduruyor.



ŞOK!!! KONTRGERİLLA BELGESİNİ HAZIRLAYAN GENERAL BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN ASKERİ DANIŞMANI ÇIKTI

30 Ekim 2009: 22 Temmuz seçimlerinin hemen ardından dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın emri ile hazırlandığı iddia edilen "Bilgi Destek Planı" dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Orgeneral Nusret Taşdeler'in imzasını taşıyor. Taşdeler'in bu belgeyi hazırladığı dönemde Başbakan Erdoğan'ın askeri danışmanı olması ise olayı bir başka boyuta taşıyor. 2009 Ağustos’unda 8 korgeneral arasından sıyrılarak orgeneralliğe terfi eden ve Harp Akademileri Komutanı olan Taşdeler, Ağustos 2007- Ağustos 2008 döneminde Başbakan Erdoğan'ın askeri danışmanı olarak görev yaptı. Bu dönemde Başbakan Erdoğan'ın askeri konularda Genelkurmay Başkanı'ndan sonra en çok yararlandığı isim olan Taşdeler, 2007'deki tarihi Erdoğan-Bush görüşmesinde dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Ergin Saygun ile birlikte hazır bulundu. Başbakan ABD Dışişleri Bakanı Rice ile görüşürken de Taşdeler oradaydı.



Kritik dönemlerde Erdoğan'ın yanında

Nusret Taşdeler'in askeri danışman olarak görev yaptığı dönemde hükümet, sınır ötesi operasyon için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden yetki aldı. Tezkerenin kabul edilmesinden önce 7 Ekim 2007 tarihinde 13 asker pusuya düşürülerek şehit edildi. Tezkerenin Meclis’ten geçmesinin ardından hükümetin operasyon için kararsız kaldığı günlerde Dağlıca Taburu'na yapılan saldırı ortalığı karıştırmış, 12 asker şehit olmuştu. Şubat 2008'de yıllar sonra ilk kez Kuzey Irak'a sınır ötesi operasyon gerçekleştirildi. Güneş Harekatı olarak adlandırılan sınır ötesi harekatın plan ve koordinasyonundan sorumlu isim de Nusret Taşdeler'den başkası değildi. Skandal Bilgi Destek Planı'nı Ergenekon savcılarına gönderen subay, ordu içindeki cuntanın Dağlıca ve Aktütün saldırılarında da parmağı olduğunu iddia etmişti.



Askeri danışmanı kim belirliyor?

Başbakan'ın askeri danışmanını Başbakanlık değil Genelkurmay Başkanlığı belirliyor. Teamüllere göre korgeneral rütbesindeki Genelkurmay Harekat Başkanı, Başbakan'ın da askeri danışmanı oluyor. Nusret Taşdeler'den önce Erdoğan'ın askeri danışmanlığını yapan Bekir Kalyoncu da Genelkurmay Harekat Başkanı'ydı. Başbakan'ın askeri danışmanı ile rutin bir görüşme trafiği yok ancak Başbakan istediği zaman askeri danışmanından faydalanıyor. Nusret Taşdeler, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök döneminde boş bırakılan orgeneral kadrosuna atama yapılarak terfi ettirilmişti. (Bugün)



'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz



Askerlerin soruşturmalara müdahalesi | Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları



Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması | Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi



(27 Ekim 2009, 14:55), son güncel.: (30 Ekim 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1066    yazdır/print


 

Komplo belgesi bir kez daha Türkiye'yi sarsmaya başladı

Genelkurmay'ın 'kağıt parçası' diyerek reddettiği, 'millete ve hükümete kirli tezgah' belgesinin orijinalinin ortaya çıkması kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan eylem planı konusunda gözler Genelkurmay'a ve yargıya çevrildi. Başta gazeteciler, siyasetçiler ve emekli askeri yargı mensupları olmak üzere bütün toplum kesimleri, şimdi skandal planın sorumlularının ortaya çıkarılmasını bekliyor. Belgenin doğruluğunun netleşmesiyle birlikte içeriğinin tartışılması gerektiği üzerinde duruluyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, kirli eylem planıyla ilgili soruları cevaplandırdı. Erdoğan, 'İmzanın ıslak olduğu ve Adli Tıp raporuna göre elin ürünü olduğu kanaatine varılıyor. Bundan sonraki süreç savcı ile mahkemenin arasında, biz de bu sürecin takipçisi olacağız. Kurumların da lekelenmesine izin vermemeliyiz. Kaldı ki TSK da böyle bir lekeyi kabullenmez' dedi.

Komplo belgesi bir kez daha Türkiye'yi sarsmaya başladı

Genelkurmay'ın 'kağıt parçası' diyerek reddettiği, 'millete ve hükümete kirli tezgah' belgesinin orijinalinin ortaya çıkması kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan eylem planı konusunda gözler Genelkurmay'a ve yargıya çevrildi. Başta gazeteciler, siyasetçiler ve emekli askeri yargı mensupları olmak üzere bütün toplum kesimleri, şimdi skandal planın sorumlularının ortaya çıkarılmasını bekliyor. Belgenin doğruluğunun netleşmesiyle birlikte içeriğinin tartışılması gerektiği üzerinde duruluyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, kirli eylem planıyla ilgili soruları cevaplandırdı. Erdoğan, 'İmzanın ıslak olduğu ve Adli Tıp raporuna göre elin ürünü olduğu kanaatine varılıyor. Bundan sonraki süreç savcı ile mahkemenin arasında, biz de bu sürecin takipçisi olacağız. Kurumların da lekelenmesine izin vermemeliyiz. Kaldı ki TSK da böyle bir lekeyi kabullenmez' dedi.



Gazeteci-yazar Oral Çalışlar, "Genelkurmay'ın siyasete müdahalesi ve demokratikleşmenin önünde engel olması, bir an önce sona ermelidir." diyor. Bu konuda hükümete ve Genelkurmay'a görev düştüğünün altını çiziyor. Belge için savcılığa suç duyurusunda bulunan AK Parti'nin hukukçu kurmaylarından Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ da Org. İlker Başbuğ'un 'Yeni delil ortaya çıkarsa soruşturma tekrar açılır.' sözünü hatırlatıyor. Bozdağ, "Belge doğruysa o sözün gereğinin zarureti doğar." görüşünü ifade ediyor. Agos Yayın Yönetmeni Etyen Mahçupyan ise Genelkurmay'ın artık günü kurtarmaktan vazgeçip, olayın temeline ineceğini söylemesi gerektiğini belirtiyor.



TSK böyle bir lekeyi kabullenemez

Başbakan Tayyip Erdoğan, kirli eylem planıyla ilgili soruları cevaplandırdı. Erdoğan, "İmzanın ıslak olduğu ve Adli Tıp raporuna göre elin ürünü olduğu kanaatine varılıyor. Bundan sonraki süreç savcı ile mahkemenin arasında, biz de bu sürecin takipçisi olacağız. Kurumların da lekelenmesine izin vermemeliyiz. Kaldı ki TSK da böyle bir lekeyi kabullenmez." dedi.



Suç işlendiği belgelendi

Belgenin orijinal olduğu doğruysa Genelkurmay Başkanlığı'ndaki üst düzey kurmayların suç işledikleri ortaya çıkmıştır. (İlker Başbuğ, kamuoyunda büyük tepkiye sebep olan ve altında Kurmay Dursun Çiçek'in imzası bulunduğu tespit edilen 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı 'kağıt parçası' olarak nitelendirmişti. TSK'nın yıpratılmak istendiğini savunmuştu.) İlker Başbuğ, kendisini yanıltan kurmayları hakkında gerekli işlemleri yapmalıdır. Kendisi de ya belgelere 'kağıt parçası' demeye devam edecek ya da bu kadar kolay yanıldığı için 'Allah'a ısmarladık' diyecektir.



Başbuğ, suçluları korumamalı

Belge ilk ortaya çıktığından bu yana Genelkurmay Başkanlığı, kamuoyuna şeffaf, doğruları ortaya çıkaracak nitelikte bir açıklama yapmadı. Aksine imzanın Dursun Çiçek'e ait olmadığı ileri sürüldü. Belgenin orijinalinin ortaya çıkması bu bakımdan değerli ve anlamlıdır. Ordu Türkiye'de siyasete müdahale etmekten ve toplumu dizayn etme anlayışından artık vazgeçmeli. Başbuğ'un belge için 'kağıt parçası' demesi ve belgeyi yazdığı ileri sürülen Dursun Çiçek'i görevden almaması ilginçti. Genelkurmay Başkanı, suçluları koruyan tavrını terk etmeli.



TSK, asli görevine dönmeli

Genelkurmay'ın artık bu huylarından vazgeçip asli görevine geri dönmesi lazım.



Bekir Bozdağ: Genelkurmay Başkanı gereğini yapsın

Albay Dursun Çiçek imzalı 'kaos planı'nın orijinalinin ortaya çıkması kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un 'yeni delil ortaya çıkarsa soruşturma tekrar açılır' sözünü hatırlattı. Bozdağ, "Belge doğruysa o sözün gereğinin zarureti doğar." dedi. AK Parti Ankara Milletvekili Haluk Özdalga Albay Çiçek'in ağır cezada yargılanabileceğini söylerken Türk Silahlı Kuvvetleri'ne çağrı yaptı: "Çok açık ki, bu belge tek başına hazırlanmadı; suç ortakları var. Adli ve idari tahkikat başlatılmalı." CHP'li eski bakanlardan Fikri Sağlar, ortada vahim bir durum olduğunu, belgenin orijinalinin bir an önce kamuoyuna açıklanmasını istedi.



Haziran ayında Taraf'ta yayınlanan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın ıslak imzalı orijinalinin beş aylık bir aradan sonra Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara ulaştırıldığı bilgisi önceki gün büyük yankı uyandırdı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 26 Haziran'da kuvvet ve ordu komutanlarını da arkasına alarak yaptığı basın toplantısında belgeyi 'kağıt parçası' olarak nitelendirmişti. Askeri savcılık ise kovuşturmaya gerek görmeyerek, görevsizlik kararı vermişti. Bunun üzerine AK Parti, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na belgeyle ilgili suç duyurusunda bulundu.



YENİDEN SORUŞTURMA AÇILMALI

AK Parti'nin suç duyurusunu yapan hukukçu kurmaylarından Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ, yaşanan bu yeni gelişmenin çok önemli olduğunu söyledi. Belgenin gerçek olduğunun resmen açıklanmasından sonra kapsamlı değerlendirme yapacaklarını ifade eden Bozdağ, Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un sözlerini hatırlattı. Bozdağ, "Başbuğ, belgeyi 'kağıt parçası' olarak nitelendirdiği basın açıklamasında, 'Savcılık kovuşturmaya yer olmadığı kararını verdi. Bu karar kesin değildir. Hukuk devletiyiz. Önemli olan şudur. Bu belgenin doğru olma ihtimaline ilişkin yeni delil, bilgi, emare çıkarsa, elbette bu kovuşturma tekrar açılabilir.' demişti. Eğer basında yazıldığı gibi ıslak imza doğru ise yeniden soruşturma açılması gerekir. Sayın Genelkurmay Başkanı'mızın söylediği o sözlerin gereğinin yerine getirilmesi zarureti doğar." diye konuştu.



ALBAY'IN SUÇ ORTAKLARI DA BULUNSUN

AK Parti Ankara Milletvekili Haluk Özdalga yaşanan gelişmeye sert tepki gösterdi. Demokrasinin sabote edilmesi planıyla karşı karşıya olunduğunu vurgulayan Özdalga'ya göre, Albay Dursun Çiçek'in fiili ağır cezada yargılanmayı gerektiriyor. Askeri yargının kovuşturmaya gerek olmadığı yönünde kararı verirken sağlıklı ve kapsamlı bir tahkikat yapmadığının ortaya çıktığını, bunun da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin itibarını, güvenilirliğini zedeleyeceğini kaydeden Özdalga, "TSK'nın yapması gereken bir şey daha var. Çok açık ki bu belge tek başına hazırlanmadı. Albay Çiçek'in işlediği fiilin suç ortakları olmalı. Hem adli, hem idari tahkikat ile bu suçu işleyenler ortaya çıkarılmalı, gerekenler yapılmalı. Kamuoyu da şeffaf bir şekilde bilgilendirilmeli." diye konuştu. Özdalga, kendisini 'Ergenekon'un avukatı' olarak lanse eden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve Ergenekon'u savunan kesimlere de mesaj gönderdi: "Ergenekon'un sivil siyasetçilerinde, avukatlarında eğer utanma duyguları kaldıysa herhalde yüzleri kızarmıştır." CHP'li eski bakanlardan, eski TBMM Susurluk Komisyonu üyesi Fikri Sağlar ise belgenin orijinalinin ortaya çıktığına ilişkin tartışmaların bir an önce netlik kazanmasını istedi. Ortada vahim bir durum olduğunu vurgulayan Sağlar, "Kim ıslak imzalı belge gerçek diyorsa bir an önce ortaya çıkarmalı. Konu sulandırılmamalı." dedi.



Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk: Darbe hazırlığı iddiası ciddiye alınarak Genelkurmay Başkanlığı bir araştırma yaptı. Böyle bir belgenin hazırlanmadığını açıkladı. Yeni bir durum var. Bu bulgu değerlendirilmeli. Böyle bir darbe girişimi varsa Türk Ceza Kanunu'nda bunu cezalandıran hükümler var. Ona göre işlem yapılması gerekir. Albay Dursun Çiçek'in yeniden sorgulanması gerekir.



Emekli DGM Savcısı Mete Göktürk: İstanbul Başsavcılığı'nda dava açmak için yeterli kanıtlar var demektir. Daha evvel kuşkulanılan şey gerçekleşmiştir. Bilimsel bir kanıttır. Yasal işlem yapılacaktır. Albay Çiçek tutuklanabilir. Fotokopi kuşkuludur. Fotokopiden her zaman tespit edilemeyebiliyor. Fotokopi ekleme olabilir diye itibar edilmiyordu. Emare olarak başka delillerle değerlendirilebiliyor ama tek başına kanıt olmayabiliyor. Şimdi bu DNA testi gibi bilimsel bir kanıt. Lamı cimi yok. Cezai sorumluluğu ortaya çıkıyor. Savcılığın İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın kimler tarafından hazırlandığı yönünde araştırmaya girmesi gerekir. Bireysel olarak mı, emir-komutayla mı yaptığının araştırılması gerekir. Emir-komuta süsü vermek için yapılmış da olabilir. Çiçek'in bireysel sorumluluğu kesin. Bu, kiminle irtibatlı yapmıştır, emir veren var mıdır bulunmalı.



Eski Başsavcı ve Avukat Reşat Petek: Askeri savcı, daha başta görüşünü açıklayarak ceza soruşturması usulüne uygun davranmadı. Askeri savcılığın, 4 ayrı bilirkişi raporuna göre dava açması için yeterli delil vardı. Ancak iddianame hazırlayarak konuyu mahkeme önüne getirmedi. Askeri savcılığın önceden kovuşturmaya yer olmadığı kararı yeni delille birlikte ortadan kalktı. Askeri savcılık, kendi görev alanıyla ilgili soruşturma açmalı. Genelkurmay talimat verir ve yeni bir soruşturma açılır. 'İhanet belgesi' denilen bu plan darbe teşebbüsünü, hükümeti devirmenin planlandığını gösteren bir belge. Bir tarafta planı hazırlayan, bir yandan da bunu uygulamaya koyanlar var. Plan, Ergenekon soruşturması şüphelisi Serdar Öztürk'ün ofisinde ele geçirildi. Bu kapsamda, bu planı hazırlayanlar ile uygulayanlar arasındaki hukuki olarak suç ilişkisi olduğu görülüyor. Bu kişilerin, hükümeti yıkma teşebbüsü suçundan ağır müebbet hapis istemiyle yargılanması gerekiyor. Şu anda bu belgenin aslı olduğu için bu yeni bir delildir. Genel uygulamada, ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren bir suçtan sorgulanan insan tutuklanıyor. Savcı, yakalama kararı isteyebilir. (Zaman)



Demokrasi için gereğini yapın

Ayrıca şimdiye kadar belgelenmiş her biri suç teşkil eden bütün olaylar hakkında derhal soruşturma açılmalı. Bu gibi olayların uygulayıcısı ordudan atılmalı. Bu olay akıllara Güçlükonak vakasını getiriyor. Başta terör saldırısı denildi ancak sonradan JİTEM'in gerçekleştirdiği bir katliam olduğu anlaşıldı. Ancak katliamı yapanlar soruşturma geçirmedi. Ordu itibarını olayları saklayarak değil içerisindeki çürükleri atarak sağlayabilir.



SORUMLULAR bedelini ödemeli

Belgenin gerçekliği kesinleşirse, Dursun Çiçek'in eylemine sahip çıkıyor konumuna düşenler sorumluluğu paylaşmış olur. Çiçek, Genelkurmay Karargahı'nda çalışıyor. Plan bir dehşet planı. O dönem Genelkurmay'ın ortaya koyduğu tepkiler böyle bir belgenin olmadığı varsayımına dayanıyordu. Belgenin orijinal çıkması Genelkurmay'ı da bağlayacak. Böyle bir durumda, Genelkurmay Başkanlığı'nın da ciddi anlamda suçlanacağı bir durum ortaya çıkar. Hem Genelkurmay, hem siyasi iktidar, hem yargı konuyu yeniden değerlendirir. Genelkurmay en üst düzeyde bedel ödemelidir.



Başbuğ, sorumluları BULMALI

Türkiye bir dizi kırılma yaşıyor. Bunların askerle ilgili kısmı tabulaşmış bir görünüme sahip. Son birkaç yıl içinde ortaya çıkan bilgiler bu tabu niteliğini çok hak etmediğini ortaya koydu. Topluma doğru söylemeyen bir ordu görüntüsü ortaya çıktı. Genelkurmay'ın bu belgeyle ilgili bu aşamadan sonra günü kurtarmaktan vazgeçip, olayın temeline ineceğini açıkça söylemesi gerekiyor. İnandırıcı olması lazım. İnandırıcılığın temeli de Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un istifası ya da sorumluları ortaya çıkararak istifalarını istemektir.



Bu belge Genelkurmay'ı bağlar

Başbuğ yanıltıldı mı? Bilerek mi belgenin yok olduğunu söyledi? Bu iki şık, Başbuğ açısından çok kritiktir. Bilerek bu belgenin olmadığını söylemişse, o zaman Genelkurmay meşru bir iktidara karşı yasadışı yollara başvurmayı içeren bir yöne sapmıştır. Bu, kabul edilemez. Genelkurmay yasalar önünde bunun hesabını vermelidir. Burada iktidara da görev düşüyor. Belge, Genelkurmay Harekat Dairesi adına hazırlanmış. Dolayısıyla, Genelkurmay'ın toptan hesap vermesi gerekir. Genelkurmay'ın siyasete müdahalesi ve demokratikleşmenin önünde engel olması, bir an önce sona ermelidir. (Zaman)



Ergenekon savcıları örgütün henüz ortaya çıkartılamamış kadrolarının izini sürüyor

2 yıldır sürdürülen soruşturma kapsamında yapılan operasyonlarda Ergenekon Terör Örgütünün birçok elemanı ortaya çıkartılmış ve yakalanmış olsa da çökmediği ve faaliyetlerini sürdürdüğü iddiaları zaten daha önce medyaya da yansımıştı. Ergenekon savcılarının, darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını sürdüren İdhar'ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürdüğü öğrenilmişti. Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ‘’Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org. ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır’’ ifadesi dikkat çekmişti.



Albay Atilla Uğur, 'Herşeyi 2009'a göre ayarladık'

Başbakanın resmi telefon görüşmesini yasadışı şekilde gizlice kaydedip kısa süre önce Aydınlık'ta yayınlayarak varlığını devam ettirdiğini ve atağa bile geçtiğini ortaya koyan Ergenekon örgütünde, gizli dinlemeleri yapanlardan şu an tutuklu yargılanan emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği, iddianamede “2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları” değerlendirmesiyle yer alıyordu.



Alparslan Arslan da darbe bekliyordu

Bir Ergenekon eylemi olan Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında ‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007 yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de ‘’Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest kalmayı düşünüyorlardı’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı.



İlhan Selçuk'tan  Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum

Darbe bekleyen sadece o değildi Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta, İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı.



Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak

Veli Küçük, 2003'te Alman National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.



Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak

Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.



TSK'nın 'Karargah Evleri' sessizliği, son askeri 'Şura'da Ergenekon soruşturmasında sorgulanan ya da adı geçen subayların terfi alması, Ergenekon'un asker ayağının hala faal olduğunu gösteriyor

Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a “Durum ne, soruşturma ne aşamada?” diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve olmaya da devam ediyor.



Ergenekon sanığı subaylar genelkurmayca korunuyor

Askeri soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını savsakladığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani asker oluşuma karşı değil aksine onları koruyup kolluyor. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya devam etmesi de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?..



Terörle mücadele diyerek sivil toplumla mücadele edenlere karşı sessizlik sürüyor

Türkiye'de yaşanmakta olan kanunsuzluklara askeri yetkililerin doğrudan ya da dolaylı destek çıkması olaylarının Batı'da yaşanması durumunda o yetkililerin hemen görevden alınacağından kuşku duyulmuyor. Örneğin İspanya. Bundan daha basit bir skandal da Savunma Bakanı sivil otoriteye başkaldıran Genelkurmay Başkanını derhal görevden almaktan çekinmedi. Türkiye'de bunun ne zaman gerçekleşeceği merak ediliyor. Terörle mücadele ile sivil toplumla mücadeleyi birbirine karıştırdığı açık olan askeri yetkililere sessiz kalınıyor. Kamuoyunda tepkiler giderek artarken, 'Genelkurmay ne yapmaya çalışıyor', 'Hükümet ne zaman bu kanunsuzluklara ses çıkaracak' soruları soruluyor.



Kamuoyunda tepkiler giderek artarken Genelkurmay ne yapmaya çalışıyor?

Ergenekon kapsamında Zir Vadisi'nde bulunan mühimmat nedeniyle hakkında askeri savcılıkça dava açılan Yarbay Mustafa Dönmez, Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkmıştı. Dönmez, hakim Binbaşı Cemil Çelik'in, ajandasında yer alan özel yaşamına ilişkin bilgileri sorması üzerine tepki göstermişti. Dönmez, evlilik dışı ilişki yaşadığını ortaya koyan kadın isimlerinin sorulması üzerine, “Duygu ve düşünceme kalmış şeyleri yargılayamazsınız. Bunlar hayallerimdi. Bu sorunun sorulmasını doğru bulmuyorum” dedi. Hakim Binbaşı Cemil Çelik, ismi geçen kadınların askeri savcılıkta Dönmez'le ilişki yaşadıklarını doğruladığını ifade etmesi üzerine de "Konunun dışındadır." demişti. Mustafa Dönmez, Mühendis Binbaşı Fatma Dönmez ile evli... Gayri meşru ilişki yaşadığı Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde askeri hakim tarafından dile getirilen Mustafa Dönmez hala yarbayken, eşi başörtülü olduğu gerekçesiyle birçok asker Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç ediliyor. (Vakit)



Genelkurmay, terfi ettiremediği 'Komplo Belgesi' yazarı Albay Dursun Çiçek'ten adeta özür dilemişti



Suç işleyenler ya da soruşturulanlar hala görevde tutuluyor hatta terfi bile alıyor

Yarbay Dönmez gibi Albay Temizöz ve Albay Dursun Çiçek de hala görevde tutuluyor, soruşturulan diğer bazı şüpheli subaylar da terfi alıyor

Diyarbakır'da görülen faili meçhuller davasında 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi ile tutuklu yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün bu ağır suçlamalara rağmen 6 aydır açığa alınmadığı ve hala görevde tutulduğu ortaya çıkmıştı. Davanın müdahil avukatlarından Tahir Elçi'nin sözleri oldukça çarpıcıydı. Hakkında ceza soruşturması başlatılan bir şahsın; üstelik tutuklu olarak yargılanırken hala açığa alınmamış olmasının izah edilemeyeceğini kaydeden Elçi şu ifadeleri kullandı: 'Hakkında bu derece ağır bir iddiada bulunularak, böylesine kapsamlı bir iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve hala görevinin başında olan başka bir devlet memuru yok. Düşünün ki bu şahıs hakkında onlarca cinayet iddiası var. 9 kez müebbet hapisle yargılanıyor. Hala görevinin başında olması soruşturmanın selameti açısından son derece sakıncalıdır. Ayrıca birlikte yargılandığı sanıklar açısından da sakıncalıdır. Gizli tanıklar Tükenmezkalem ve Sokaklambası'nın ifadelerini neden geri çektiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Genelkurmay'ın hala bu personeli görevi başında tutması bir mesaj olarak da algılanabilir.' Genelkurmay'ın tavır koyduğu açık ve ilk kez de olmuyor. Ergenekon soruşturmasına karşı da tavır koyan askerlerin bu faydasız direnme çabası kamuoyunun dikkatinden kaçmıyor ve 'Genelkurmay ne yapmak istiyor, sivil yasaları ve mahkemeleri neden ciddiye almıyor, kimin emrinde, sivil otoritenin emri altına girmek istemiyor mu, Ergenekon tipi örgütlenmelerin kanun dışı infazlarını, faili meçhulleri, terörle terör çıkararak mücadele etmeyi, gerillayla kontrgerilla olarak mücadele edenlerin bir taraftan uyuşturucu silah kaçakçılığı ve diğer karanlık ticarete de el atarak kişisel çıkar elde etmeye yönelmelerini de onaylıyor mu, onaylamıyorsa neden sivil yargılamalara doğrudan veya dolaylı müdahale ediyor?..' sorularını sorduruyor.



‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın orijinali savcılıkta. Bundan sonra nasıl bir süreç işleyecek?

Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, hukuki anlamda yeni bir boyut kazanan soruşturmanın seyrini Taraf‘a yorumladı: "Askeri savcılığın kovuşturmaya yer olmadığı kararını hukuka ve usule aykırı olduğunu daha önce de ifade etmiştim. Şimdi orijinalinin ortaya çıkması olaya yeni bir hukuki boyut kazandırdı. Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre yeni delillerin ortaya çıkması, savcılığa yeniden bu konuyu soruşturma imkanı verir. Hukuken iki soruşturmanın yürütülmesini bekliyorum. Birincisi, Genelkurmay Başkanı ‘kağıt parçası’ ama ‘aslı çıkarsa da peşini bırakmam’ dedi. Şimdi askeri yönden idari bir soruşturma gerekiyor. İkincisi ise zaten belgenin içeriği TCK’nın 49 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan ‘cebir ve şiddetle hükümeti kaldırmaya’ yönelik bir plandır. O nedenle darbeye teşebbüs niteliğinde bir suçtur. Belge zaten Ergenekon sanığının ofisinde yakalandığı için de hukuki ve fiili irtibatı olduğu daha önce de ortaya çıkmıştı. Bu nedenle Cumhuriyet savcılığının darbeye teşebbüs suçlamasıyla altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek ve hazırlanmasında ve uygulanmasında kim varsa ortaya çıkarılıp yeniden haklarında dava açılmasını bekliyorum.



Albay Çiçek tekrar tutuklanır mı?

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre böyle bir durumda yeni bir delil ortaya çıktığında, Çiçek’in daha önce tutuklanıp serbest bırakılması ‘yok’ kabul edilir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isnadıyla dava açılması gerekir. Tutuksuz yargılandığında delil karartılması ve yok edilmesi ihtimalleri bulunduğundan savcılık tutuklu yargılamalıdır.

Şimdi gelişmeler onu gösteriyor ki, hakikaten Ergenekon terör örgütü TSK’ya önemli bir şekilde sızmış. En azından kamu davası açmaya yeterli nitelikte deliller elde ediliyor. Henüz bir mahkumiyet yok ama böyle olunca Silahlı Kuvvetler içine sızma, orada Karargah Evleri çalışması kapsamında faaliyetlerin sürdüğü anlaşılıyor.



Belge, Ergenekon soruşturmasını nasıl etkileyecektir?

Ergenekon’da dördüncü iddianame bekleniyor. Hukuki, fiili irtibat kurulan bir olay sonradan bu dava kapsamında birleştirilerek görülmesi hala mümkündür. Çünkü, ceza yargılaması maddi gerçeği bulmaya çalışır. Bu açıdan demokrasiye karşı bir planın, siyasi otoriteyi yıkmayı öngören bir belgenin orijinalinin ortaya çıkması hukuk açısından çok önemli bir delildir. Savcılık da, daha sonra görülecek dava ile kovuşturma yönünden Anayasa Mahkemesi de bu delili değerlendirecektir. Cumhuriyet savcılarının eli deliller bakımından daha da güçlenmiştir. Karar verme sürecinde maddi gerçeği aydınlatacak kuvvetli bir delil daha dosyanın içinde vardır. Bundan ötesini mahkeme takdir edecektir."



Kontrgerilla medyası fotokopi belgeyle dalga geçmişti



‘Belge çiçek açmış yaz mı gelecek’

Taraf’ın ortaya çıkardığı darbe belgesinin ardından köşe yazarları birbirinden ilginç yazılara imza atmıştı. İşte o yazılardan bir demet:



Bekir Coşkun (Hürriyet-17 haziran): Demek ki Genelkurmay’daki subay, yazıcıya “Darbe planı yapalım” dedi. Yazıcı “Kaç kopya olsun komutanım?” diye sordu. Komutan “Üç...” dedi: “Biri avukat arkadaşa gidecek, birisi Taraf Gazetesi’ne, biri de zaten gizli...” Yazıcı selam çaktı, oturup yazdılar. Bitince subay komutana koştu: “Komutanım adı ne olsun?..” “Neyin?..” “Darbenin... Yapmıyacak mıyız?..” “Yapacaz...” “Darbenin adı olsun ki, ne yaptığımızı bilelim...” Sonunda gizli şifreli, kimsenin anlayamayacağı bir isim buldular: “AKP ve Fethullah Gülen’i bitirme planı...” Komutan sordu: “Ne olduğu anlaşılıyor mu?..” Öbürü yanıtladı: “Hayır komutanım, hiç anlaşılmıyor... Sanki başka bir şeyin şeyiymiş gibi belli bile değil...” Komutan sevindi: “Şifreli ya...” İki gündür onu düşünüyorum; Genelkurmay’ın darbe planı herhangi bir avukatın bürosunda ne arıyor?.. Doğrusu belgenin başlığı da ilgimi çekiyor: “AKP ve Fethullah Gülen’i bitirme planı...” Levazıma bulgur alımı emrini gördüğümüzde, iki gün “LK-BAT”ın bizim akşam yiyeceğimiz bulgur pilavı ile ne ilgisi olduğunu düşünmüştük. Sonra anlamıştık ki “Levazım Komutanlığına-Bulgur Alma Talimatı” yani; LK-BAT... Ama darbe planı bu kadar açık ve net:

“AKP ve Fethullah Gülen’i bitirme planı...” Neler oluyor sizce?.. Ergenekon davası, emekli paşalara ve sıradan insanlara gerekeni yaptı. Ama TSK içindeki rütbelilere uzanamadı... Bunun ön hazırlığı mıdır bu?.. Dilini tutamayan Bülent Arınç’ın halkın önünde daha geçen gün “Sıra büyüklerinde...” demesinden tam on gün sonraya denk geliyor bu olanlar... Sıra büyüklerde mi?..



Yılmaz Özdil (Hürriyet- 26 haziran):

12 Haziran: Taraf, “İrticayla Mücadele Eylem Planı” belgesini, “AKP ve Gülen’i bitirme planı” başlığıyla manşetten yayımladı.  Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, “İddianın tüm yönleriyle incelenmesi için Askeri Savcılığa derhal bir soruşturma emri verildi” dedi.

14 Haziran: Başbakan Erdoğan, “Demokratik bir ortamda AKP’ye karşı yapılan bu gayri hukuki sürece seyirci kalamayız. Gereken ne ise bunların hepsi yapılacaktır” sözleriyle hükümeti hedef alan eylem planına tepki gösterdi.

15 Haziran: Ergenekon davasını yürüten savcılar, “İrticayla Mücadele Eylem Planı” altında imzası bulunan Deniz Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek’i ifadeye çağırdı.  Askeri Savcılık belgeyi görmeden “Belgenin, Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir biriminde hazırlanmadığına ilişkin kanaate varılmıştır” açıklaması yaptı.  Aynı gün ikinci bir açıklama yapan Genelkurmay Başkanlığı, “Türk Silahlı Kuvvetleri, daha önce de ifade edildiği üzere, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayan davranış ve düşüncelere sahip bulunan personelini bünyesinde barındıramaz” dedi.

16 Haziran: AKP, eylem planıyla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Başbakan Erdoğan olayın peşini bırakmayacaklarını söyledi.  Ankara’dan gelen askeri savcılar, İstanbul’da Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılarla görüştü.

18 Haziran: Habertürk Televizyonu’nda Fatih Altaylı’ya konuşan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Belge doğruysa Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ emekli mi edilmeli?” sorusunu “Evet” yanıtını verdi.

19 Haziran: Belgeyle ilgili Jandarma’nın yaptığı kriminal incelemenin sonuçları açıklandı. Jandarma, metindeki imza ile Albay Dursun Çiçek’in orijinal imzası arasında “Benzerlik var” dedi.

22 Haziran: Taraf, Albay Dursun Çiçek’in, askeri savcılıkta verdiği ifadede farklı bir imza örneği verdiğini belgeledi. Jandarma’dan sonra Emniyet de belgenin üzerindeki imzanın Albay Çiçek’in “elinin mahsulü” olduğu sonucuna vardı.

24 Haziran: Askeri savcılık, Albay Dursun Çiçek hakkında “Belgenin hazırlanması ve herhangi bir kişiye verildiğine ilişkin şüpheli (Albay Çiçek) hakkında delil bulunmadığından, soruşturma konusu olay ve Çiçek ile ilgili itiraz yolu açık olmak üzere kovuşturmaya yer olmadığı” kararını verdi.

26 Haziran: Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, kuvvet komutanlarıyla birlikte düzenlediği basın toplantısında eylem planı için “kağıt parçası” dedi. Başbuğ, “Eğer yeniden yargılama yapılacaksa bunu yine biz yaparız” ifadelerini kullandı.

1 Temmuz: Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar tarafından ifadesi alındıktan sonra mahkemeye sevk edilen Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek tutuklandı.

2 Temmuz: Kurmay Albay Dursun Çiçek, tutuklanmasının üzerinden 24 saat geçmeden tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Hikmet Bila (Vatan-24 haziran): Komik bir manzara... Bir o kadar da içler acısı... Biri havaya bir fotokopi attı, bütün Türkiye, rüzgarda uçuşan kağıt parçasının peşinde koşuyor. Yakalamak için bir sürü insan kan ter içinde zıplayıp duruyor. Kiminin gömleği pantolonundan çıkmış, kiminin yakası açılmış, kiminin yanakları kızarmış... Birisi tam tuttum derken, rüzgar bir başka tarafa savuruyor. Hemen bir başkası başlıyor zıplamaya... İki ayağının üzerinde yaylanıp yukarı fırlayan, iki elini çırpıp yere düşenler mi istersiniz... Uçan kağıdın peşinden, iki kolunu iki yanında kanat gibi çırpıp havalanmaya çalışanlar mı dersiniz... Koskoca Türkiye’nin hali son günlerde bu... (5 temmuz 2009 tarihli yazısı): Bir “kağıt parçası” etrafında çıkarılan yangını körükledikten sonra, “Bu iş sıktı artık” diye kayıplara karışmak hangi sıkıntının yansımasıdır. Türk ordusunun, düşmanla savaştığı günlerde içerden de saldırıya uğraması ilk kez olmuyor. Kurtuluş Savaşı’nda bile yaşadı bu çifte saldırıyı... Yeterli deneyimi var. Zaten İlker Başbuğ da uğradıkları tüm haksız saldırılara rağmen, TSK’nın görevlerini aksatmadan yapacağını söylüyor. Yapacaktır da... Ama siz... Bayanlar, baylar... Siz bir yere gitmeseniz iyi olur. Bilerek ya da bilmeyerek, “asimetrik harekat” a “lojistik destek” sağladıktan sonra “asimetrik” olarak sıvışmak hiç de “etik” görünmüyor. “Sıkıldık, bunaldık” demeye hakkınız olduğunu da sanmıyorum. “Nasıl oyuna geldik?” sorusuna kafa yorup cevap aramak, yeniden kolları sıvamanın ilk adımı olabilir. Var mısınız?

Necati Doğru (Vatan-26 haziran): Bu da böyle bir dönemdi; yenildi, içildi, konuşuldu, kerevetine çıkıldı. Hani Toros Dağları’nın yaylalarında göçerlik eden yörüklerin türküsü vardır; “Herkes yesin içsin... Aslı yok yaylasında davetimiz var bizim...” diye gider ve tatlı tatlı dalgasını geçer... Yüreği hep coşkulu Toros yörüğünün türküsündeki benzetme gibi Fethullah demokratları da “aslı yok belgesinden” yediler içtiler. Aslı yok belge sızdırıldı. Palavra meyvesini verdi. Gökten elmalar düştü. Belgenin aslı nerede? Koca Türk Ordusu, askeri savcısıyla 12 gündür aradı, araştırdı; bulamadı... (22 haziran tarihli yazısı): Sonuca yaklaştık. Kim yazdı bu öcü belgeyi! TSK’nin köstebeği mi! Fethullahçı köstebek mi! Gerçek darbeci albay mı! Yazdıranı yanı rejisörü kim? Birinci adamı yok mu? Yerli mi, yabancı mı? Türk mü, ABD’li mi? MİT’ten mi CIA’dan mı? .... Özüne inerseniz; bir haftadır “hangi elin kaleminden, ne amaçla çıktığı, ne amaçla Ergenekon sanığı avukatın yazıhanesine konulduğu, yazıhaneye konulduktan sonra da 80 yıllık süzme sızdırma devlet gazeteciliğinin yeni ve taze bir türüne al yayınla...” diye gönderilen belgenin aslında 24 saat içinde netleşmesi gerekirdi. Evhamsız bir iktidar olsaydı, 24 saat yeterdi. Geç olsun! Güç olmasın! Öcü belgenin encamı bu hafta belli oluyor. Demokratlığımız tarih yazıyor! Hayat bizi utandırmasın! (Taraf)

Çiçek: İftira ve komplolarına devam ediyorlar. Gerçek ortaya çıkacak

Habertürk'ün ulaştığı Albay Çiçek, “Mahkeme süreci devam ediyor. İftira ve komplolarına devam ediyorlar. İlgi ile izliyorum” açıklamasını yaptı. Albay Çiçek’in ıslak imzasının aslının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na mektupla gönderildiği ve Adli Tıp Kurumu incelemesinin ardından ‘Belgedeki ıslak imza Albay Dursun Çiçek’in el ürünüdür’ kararının çıktığı iddia edildi. Kendisine telefonla ulaştığımız Albay Çiçek ise son gelişmeyle ilgili olarak sorularımızı yanıtlarken, “Bu aşamada bir şey söylemem doğru olmaz. Mahkeme süreci ve soruşturma devam ediyor. Ama İftira ve komplolarına devam ediyorlar. İlgi ile izliyorum. Gerçek ortaya çıkacak” diye konuştu.

Çiçek'in avukatı Çevik: İfade veririz

Diğer taraftan Albay Dursun Çiçek’in avukatı Mustafa Çevik de dün bir açıklama yaptı. Son gelişmelerle ilgili olarak kendilerine herhangi bir bilginin ve tebligatın gelmediğini kaydeden Avukat Çevik, belge ile ilgili konuyu basından öğrendiklerini de söyleyerek “Eğer savcılıktan çağrılırsak müvekkilimle ifade vermeye gideriz” dedi. (Habertürk)

Taraf da Albay'la konuştu: Gelişmeleri ilgiyle izliyorum

Planın altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek, belgeyi ortaya çıkaran Taraf’a konuştu. “Siz yalanladınız ama belgenin gerçek olduğu ortaya çıktı” sözüne Çiçek, “Gelişmeleri ilgiyle takip ediyorum. İyi görevler” yanıtını verdi. Ergenekon savcıları, tutuklandıktan 18 saat sonra serbest bırakılan Dursun Çiçek’in önümüzdeki hafta tekrar ifadesini alacak. Genelkurmay Askeri Müşavirliği’ne bağlı bir savcı da İstanbul’a gelerek olayla ilgili bilgi aldı. Taraf’ın ortaya çıkardığı, Genelkurmay Karargahı’nda hazırlandığı öne sürülen Kurmay Albay Dursun Çiçek imzalı “İrticayla Mücadele Eylem Planı”nın aslının ortaya çıkmasından sonra, Ergenekon savcılarının yeni bir soruşturma başlattıkları öğrenildi. Dört sayfalık planda imzası bulunan Dursun Çiçek, Taraf’a “Gelişmeleri ilgiyle takip ediyoruz” dedi. Taraf’a konuşan Çiçek, “Daha önce böyle bir belge hazırlamadığınızı söylediniz. Belgenin aslı ortaya çıktı ve Adli Tıp Kurumu kriminal raporuna göre ıslak imza, sizin imzanızla yüzde doksan dokuz benzerlik gösteriyor. Bu konuda ne diyorsunuz” sorusuna kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra “Gelişmeleri ilgiyle takip ediyoruz” cevabını verdi. Çiçek “Belgedeki imza sizin mi” sorusuna ise “Size iyi görevler diliyorum. Teşekkür ediyorum” diye yanıt vererek telefonu kapattı.

Çiçek’in yeniden ifadesi alınacak

Belgenin orjinalinin ortaya çıkmasından sonra soruşturmayı yürüten Ergenekon savcılarının, daha önce askeri savcılık tarafından belgeyle ilgili sorgulananların yeniden ifadelerini alacağı öğrenildi. Savcılar, Genelkurmay Karargahı’nda bulunan bazı subaylarla birlikte yedi sivil memurun da belgeyle ilgili ifadesini alacak. Savcılar ayrıca belge soruşturması kapsamında daha önce tutuklanıp bir gün sonra itiraz üzerine 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakılan Dursun Çiçek’in de yeniden ifadesini alacak. Çiçek’in önümüzdeki hafta çağrılıp, Ergenekon savcılarına ifade vermesi bekleniyor. Belgenin ıslak imzalı orjinalinin bulunmasından sonra Genelkurmay Askeri Müşavirliği’ne bağlı bir savcının geçen hafta İstanbul Başsavcılığı’na gelerek olayla ilgili bilgi aldığı da ortaya çıktı. Taraf’ta yayımlanmasından sonra birden fazla ıslak imzalı nüshası bulunan belgenin imha edildiği de öğrenildi. Belgenin iki yerden çıkmış olabileceği tahmin edilirken, Dursun Çiçek’in başında bulunduğu grup, bu nedenle lağvedildi. Soruşturmayı yürüten Ergenekon savcıları, soruşturmayı yürüten askeri savcılıktan dosyayı isteyecek. Askeri Savcılık, Taraf’ın haberinin ardından başlattığı soruşturmada, takipsizlik kararı vererek dosyayı kapatmıştı. (Taraf, Mehmet Baransu)

Orijinal çıkarsa Ankara’daki soruşturma bitebilir

“İrtica ile Mücadele Eylem Planı” başlıklı belgenin orijinalinin bulunduğu ve altındaki imzanın Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu iddiaları kamuoyuna yansımasının ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca belgeye ilişkin yürütülen soruşturma da gündeme geldi. Genelkurmay Askeri Başsavcılığı, belgenin Genelkurmay karargahında düzenlenmiş, resmi bir evrak olmadığının saptandığını açıkladıktan sonra belgenin TSK’yı hedef alıp almadığı ve kimler tarafından, ne amaçla üretildiğinin tespit edilmesi için soruşturma dosyasının bir suretini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. İstanbul Başsavcılığı da, belgenin Ankara’da bulunduğunu gözönüne alarak, “yetkisizlik” kararıyla dosyayı Ankara’ya göndermişti. Savcılığın, belgenin orijinal olduğu iddialarının doğrulanmasının ardından soruşturmayı takipsizlikle sonuçlanması olasılığı da artmış oldu. (Vatan)

Mehmet Altan: Herhangi bir AB üyesi ülkede asla yaşamayacağımız ama Türkiye’de ömrümüzü heba ettiğimiz bu saçma sapan geriliğe lanet okuyorum

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un (Komplo Belgesi'ne kağıt parçası dediği) 26 Haziran tarihli basın toplantısının videosunu izledim. 62 dakika 45 saniyeme maloldu ama pişman olmadım. Hatta çok eğlendim. Ankara’yı, rejimi, devleti ve yönetim zihniyetini tanımak isteyen herkese de tavsiye ederim. Orgeneral Başbuğ gereksiz ve abartılı bir biçimde Genelkurmay Savcılığı’nın “takipsizlik” kararı ardında duruyor, ara sıra da “belgenin orijinalinin” ortaya çıkması halinde TSK Komutanı olarak buna karşı neler yapacağını belirtiyordu. “Hukuk devleti ilkelerine saygılı”, “demokrasiden yana”, bu ilkelere karşı faaliyetlere “müsamaha etmeyen” ve bu meşrepteki “personeli kurumda barındırmayacak” bir portreden söz ediyordu. Ancak, “İrtica Eylem Planı”nın bir “kağıt parçası” olduğu iddiası, bunun peşine gidenlere yönelik “orduya karşı asimetrik psikolojik harekatı” türü ağır ve haksız ithamlarla, “hukuk ve demokrasi” vurgusu arasında “asimetrik” bir dengesizlik vardı. Çünkü Genelkurmay Başkanı, kendi askeri savcısının kanaatine dayanarak, bu “kağıt parçasını” uyduranların bulunması çağrısında da bulunuyordu. 

Orijinal belgenin ortaya çıkması ertesinde, Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklaması, böyle bir durumda “TSK Komutanı” olarak “kendisine” güvenilmesini isteyen Başbuğ’un verdiği sözlerle hiç mi hiç bağdaşmadı. Video bu açıdan da eğlenceli ve öğretici oluyor. Genelkurmay açıklaması “darbe girişiminin” üzerine gitmek yerine, bu skandalın altını çizenleri korkutmaya yönelikti. Videoda da görüldüğü üzere askeri yaklaşıma katkılarını esirgemeyen TSK gazetecileri suskundu, diğerleri de ürkütülürse, tüm vahametine rağmen olayın gümbürtüye gidebileceği hesaplanıyordu herhalde... Elbette, rejimin AB standartlarında demokratikleşmesini istiyoruz. Ama bazen bu gelişmelere, insani bir boyutta içim burularak, farklı bir açıdan baktığım da oluyor. Gelecek yıl emekli olacak altmış küsur yaşında birisi, dört ay önce söyledikleriyle, belgenin gerçek olmasının anlaşılması sonrasında Genelkurmay’ın yayınladığı garip açıklama arasındaki sarsıcı çelişkiyi içine nasıl sindirir, onu da anlamakta zorlanıp, daha çok üzülüyorum. Herhangi bir AB üyesi ülkede asla yaşamayacağımız ama Türkiye’de ömrümüzü heba ettiğimiz bu saçma sapan geriliğe ise lanet okuyorum. (Mehmet Altan, Star)

MHP'den 'kirli tezgah' belgesine sert tepki

Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı Adli Tıp'ın raporuyla kesinleşen 'kirli eylem planı'na yönelik tepkiler dinmek bilmiyor. MHP Genel Başkan Vekili Oktay Vural, belgeye sert tepki gösterirken, bunu millete ve siyasete karşı hazırlanan tezgah olarak nitelendirdi. Vural, "Bu belgeyi kim hangi amaçla hazırladı? Hukuki süreçte bir an önce bu işin arkasında ne var ne yok hepsi açığa çıkarılmalı." dedi. Taraf gazetesinin 12 Haziran'da 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' başlığıyla gündeme getirdiği belgenin orijinalinin ortaya çıkmasını değerlendiren MHP'li Vural, hukuk devletinde millete ve siyasete müdahalenin kabul edilemeyeceğini söyledi. Bu işin bir an önce bütün yönleri ile ortaya çıkarılması gerektiğini vurgulayan Vural, "Öncelikle AKP'yi bitireceksek biz bitiririz. Geçmişte onu bitireceğiz diye değirmenine su taşıyanları gördük. 27 Nisan bildirisini yayınlayıp da trilyonluk zırhlı araçlarda gezenleri gördük. Mezara kadar gidecek sırları da gördük. O değirmene su taşıyarak nasıl yüzde 47'lik bir oy toplayanları da gördük. Dolayısıyla AKP'yi biz bitireceğiz. Bu işin arkasında ne var ne yok hepsi açığa çıkarılmalı. Kimseye siyasete müdahale edip mağduriyet oluşturma fırsatı tanınmamalı." şeklinde konuştu.

Vural, böyle bir belgeyi kabul etmelerinin mümkün olmadığını ifade etti. Bu konudaki hukuki sürecin süratle yapılmasını isteyen Vural, tepkisini şu sözlerle dile getirdi: "Bu belgeyi kim hazırladı, hangi amaçla hazırladı? Kime yarıyor? Bu soruları hep birlikte soralım. Dün niye yoktu bugün niye çıktı? Yine hep beraber 'hangi siyasi manipülasyonları kim neden yapıyor?' sorularını soralım. Bu siyasi tezgahların hepsini açığa çıkarmamız lazım. Hukuk sürecinin bu konuda çok daha çabuk olması gerekiyor. Gerçekten bu kadar süre geçmiştir ondan sonra neden ortaya çıkmıştır? Gerçeklerin gün yüzüne çıkartılmasını biz gerçekten istiyoruz. Ne demek? Böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün müdür? Bir siyasi parti isek, iktidar ile mücadele edecek olan biziz. Ve bununla ilgili kararı verecek olan elbette millet olacaktır." (Zaman)

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz

Askerlerin soruşturmalara müdahalesi | Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları

Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması | Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi | Kontrgerilla Medyası

(25 Ekim 2009, 10:45), son güncel.: (26 Ekim 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1055    yazdır/print


 

FLAŞ!!! Ergenekon faaliyette: Erdoğan'ın ses kaydını yayınladı

Doğu Perinçek'in İşçi Partisi'ne bağlı yayın organları Aydınlık Dergisi ve Ulusal Kanal televizyonunda dün yapılan aramaların Ergenekon kapsamında olduğu ve 2004 yılında Başbakan Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında yapılan telefon görüşmesinin Ergenekon üyesi Albay Atilla Uğur tarafından yasadışı olarak gizlice kaydedilip Aydınlık'ta yayınlanması sebebiyle gerçekleştirildiği öğrenildi. İçerideki çeşitli belge ve CD’lere incelemek üzere el koyan Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, aramaların ardından Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya'yı gözaltına almıştı. Ele geçen CD'lerde ilk bilgilere göre BM temsilcisi Alvero De Soto'yla yapılmış bir görüşmenin de bulunduğu öğrenildi. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz tarafından Dost Tarikatı davası ile ilgili hazırlanan raporda Ergenekon sanıklarından Atilla Uğur'un Başbakan Erdoğan'ı 2004 yılında dinlettirdiği iddiaları yer almıştı. Ergenekon tarafından 2004'te yapılan gizli dinlemenin örgüt üyeliğiyle yargılanan Perinçek'in Aydınlık dergisinde bugünlerde yayınlanması örgütün halen faal olduğunu, üzerindeki şaşkınlığı attığını, savunma konumundan saldırı konumuna geçtiğini ve elde ettiği gizli bilgileri servis etmeye başladığını gösteriyor. Bu çarpıcı gerçeğin ortaya çıkmasıyla, yetkililerin Ergenekon örgütünün ve '1' numarasının üzerine daha fazla gitmemek için örgütle anlaştığı ve Ergenekon operasyonlarının artık yapılmayacağı iddiaları da çürümüş oluyor.

FLAŞ!!! Ergenekon faaliyette: Erdoğan'ın ses kaydını yayınladı

Doğu Perinçek'in İşçi Partisi'ne bağlı yayın organları Aydınlık Dergisi ve Ulusal Kanal televizyonunda dün yapılan aramaların Ergenekon kapsamında olduğu ve 2004 yılında Başbakan Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında yapılan telefon görüşmesinin Ergenekon üyesi Albay Atilla Uğur tarafından yasadışı olarak gizlice kaydedilip Aydınlık'ta yayınlanması sebebiyle gerçekleştirildiği öğrenildi. İçerideki çeşitli belge ve CD’lere incelemek üzere el koyan Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, aramaların ardından Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya'yı gözaltına almıştı. Ele geçen CD'lerde ilk bilgilere göre BM temsilcisi Alvero De Soto'yla yapılmış bir görüşmenin de bulunduğu öğrenildi. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz tarafından Dost Tarikatı davası ile ilgili hazırlanan raporda Ergenekon sanıklarından Atilla Uğur'un Başbakan Erdoğan'ı 2004 yılında dinlettirdiği iddiaları yer almıştı. Ergenekon tarafından 2004'te yapılan gizli dinlemenin örgüt üyeliğiyle yargılanan Perinçek'in Aydınlık dergisinde bugünlerde yayınlanması örgütün halen faal olduğunu, üzerindeki şaşkınlığı attığını, savunma konumundan saldırı konumuna geçtiğini ve elde ettiği gizli bilgileri servis etmeye başladığını gösteriyor. Bu çarpıcı gerçeğin ortaya çıkmasıyla, yetkililerin Ergenekon örgütünün ve '1' numarasının üzerine daha fazla gitmemek için örgütle anlaştığı ve Ergenekon operasyonlarının artık yapılmayacağı iddiaları da çürümüş oluyor.



Ergenekon savcısı Zekeriya Öz tarafından Dost Tarikatı davası ile ilgili hazırlanan raporda Ergenekon sanıklarından Atilla Uğur'un Başbakan Erdoğan'ı 2004 yılında dinlettirdiği iddiaları yer almıştı

Ergenekon soruşturması kapsamında dün Aydınlık Dergisi ve Ulusal Kanal'da arama yapıldı. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, aramaların ardından Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya'yı gözaltına aldı. Ulusal Kanal ve Aydınlık Dergisi'nin yanı sıra gözaltına alınan şahısların evlerinde de arama yapıldı. Arama, 'Başbakan Tayyip Erdoğan'la KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasındaki görüşmelerin Ergenekon terör örgütü tarafından tespit edilerek servis yapıldığı' gerekçesine dayandırıldı. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz tarafından Dost Tarikatı davası ile ilgili hazırlanan raporda Ergenekon sanıklarından Atilla Uğur'un Başbakan Erdoğan'ı 2004 yılında dinlettirdiği iddiaları yer almıştı.



Ergenekon Terör Örgütü halen faal. Deposundaki gizli bilgileri servis etmeye başladı

Aydınlık Dergisi, 13 Ekim tarihinde yayınlanan son sayısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında 2004 yılında yapılan bir telefon görüşmesinin dökümlerini yayınladı. Derginin kapak dosyasında Başbakan Erdoğan'ın KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş için "O artık bitmiştir", "Muhatap olmaktan bile çıkmıştır" dediği iddia ediliyor. Konuşma kayıtlarının İşçi Partisi'ne ulaştırıldığı ve montaj olma ihtimaline karşı uzmanlar tarafından incelendiği belirtildi. Dergide yer alan konuşmanın doğru olup olmadığı kesinlik kazanmadı; ancak bir başbakanın telefon görüşmesinin yayınlanması Ergenekon'un 'dinleme cihazları' iddiasını yeniden gündeme getirdi. Ergenekon yapılanmasının, güvenlik birimlerinin kullandığı teknolojiden daha gelişmiş dinleme cihazlarını edinmek için harekete geçtiği dile getirilmişti.



Ergenekon'un Başbakanı dahi dinlettiği iddiaları doğrulanmış oldu

Ergenekon savcısı Zekeriya Öz tarafından hazırlanan Dost Tarikatı lideri İhsan Güven'in öldürülmesi ile ilgili rapor Ergenekon soruşturmasının tutuklu sanıklarından Atilla Uğur'un, Levent Ersöz'ün bilgisi dahilinde Başbakan Erdoğan'ı dinlediğini ortaya çıkarmıştı. Raporda yer alan iddialara göre Atilla Uğur, hükümet üyelerinin telefonlarını yasadışı dinleterek, elde edilen bilgileri Şener Eruygur ve Levent Ersöz'e aktarmış. Başbakan Erdoğan'ın Talat'la yaptığı telefon görüşmesinin, Atilla Uğur ve Levent Ersöz'ün görev yaptıkları ve hükümet üyelerini dinlettikleri 2004 yılında gerçekleşmesi dikkat çekiyor. (Zaman)



BM Temsilcisi De Soto'yu da dinlemişler

Aramalarda ayrıca, çok sayıda ses kaydını içeren CD’lere ulaşıldı. Bu CD’lerin bazılarında işadamı Cüneyt Zapsu ile BM’nin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvero De Soto arasında yapılan görüşmelerin kayıtlarının bulunduğu da öğrenildi.

Ergenekon savcıları örgütün henüz ortaya çıkartılamamış kadrolarının izini sürüyor

2 yıldır sürdürülen soruşturma kapsamında yapılan operasyonlarda Ergenekon Terör Örgütünün birçok elemanı ortaya çıkartılmış ve yakalanmış olsa da çökmediği ve faaliyetlerini sürdürdüğü iddiaları zaten daha önce medyaya da yansımıştı. Ergenekon savcılarının, darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını sürdüren İdhar'ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürdüğü öğrenilmişti. Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ‘’Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org. ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır’’ ifadesi dikkat çekmişti.



Başbakanın telefon görüşmesini kaydeden Atilla Uğur: 'Herşeyi 2009'a göre ayarladık'

Tutuklu sanık emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği, iddianamede “2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları” değerlendirmesiyle yer alıyordu.



Alparslan Arslan da darbe bekliyordu

Bir Ergenekon eylemi olan Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında ‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007 yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de ‘’Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest kalmayı düşünüyorlardı’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı.



İlhan Selçuk'tan  Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum

Darbe bekleyen sadece o değildi Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta, İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı.



Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak

Veli Küçük, 2003'te Alman National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.



Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak

Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.



TSK'nın 'Karargah Evleri' sessizliği, son askeri 'Şura'da Ergenekon soruşturmasında sorgulanan ya da adı geçen subayların terfi alması, Ergenekon'un asker ayağının hala faal olduğunu gösteriyor

Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a “Durum ne, soruşturma ne aşamada?” diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve olmaya da devam ediyor.



Ergenekon sanığı subaylar genelkurmayca korunuyor

Askeri soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını savsakladığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani asker oluşuma karşı değil aksine onları koruyup kolluyor. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya devam etmesi de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?..



Aydınlık'taki CD'lerde tespit edilen telefon dinleme kayıtları

22 Ekim 2009: Aydınlık dergisinde ele geçen CD’lerde, Başbakan Erdoğan’dan KKTC Cumhurbaşkanı Talat’a, bakanlar ve belediye başkanlarından ABD’li yetkililere kadar onlarca kişiye ait konuşma kaydı var. 1999-2004 dönemine ait konuşmaları kimin kaydettiği ise henüz netleşmedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, dönemin KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’la yaptığı telefon görüşmesinin kayıtlarının Aydınlık dergisinde yayımlanmasının ardından başlatılan adli soruşturma sürüyor. Soruşturma kapsamında, dergide yapılan aramada ele geçirilen ses kayıtlarının tasnifi büyük ölçüde tamamlandı. İncelemeler sonunda, Erdoğan’ın Talat’ın yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, yakın dostu işadamı Remzi Gür ve avukat Münci İnci ile yaptığı görüşmelerin de kayda alınarak saklandığı ortaya çıktı.



İşte CD’lerde yer alan kayıtların sahipleri

Tayyip Erdoğan, Cemil Çiçek, Ali Babacan, Hilmi Güler, Egemen Bağış, - Mehmet Ali Talat, Kadir Topbaş, Melih Gökçek, Remzi Gür (İşadamı), Münci İnci (Avukat), Cüneyd Zapsu, Alvaro De Soto (BM Kıbrıs Özel Temsilcisi), John Hanford (ABD Dışişleri yetkilisi), Bülent Alirıza (CSIS Türkiye Temsilcisi), Yalçın Balcı, Murat Yetkin (Gazeteci), Serdar Denktaş, Hakan Aygün (Gazeteci) (Milliyet)



Askerlerin soruşturmalara müdahalesi | Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları



Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması | Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi



Abdullah Harun

(20 Ekim 2009, 11:20), son güncel.: (22 Ekim 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1039    yazdır/print


 

Ergenekon Barosu suç işliyor: Sivile avukat yok, askere var

Ergenekon davasına karşı çıkışlarıyla bilinen İstanbul Barosu, son icraatıyla kimin barosu olduğu şüphelerini ortadan kaldırıyor. Baro Başkanı Muammer Aydın, zorunlu müdafilik uygulamasında 'avukatların boykot kararı olduğu için görevlendirme yapamadıklarını' savunuyordu. Ergenekon davasında Danıştay sanıklarına da bu gerekçeyle avukat atanmadı. Ancak askeri ve sivil yargı için çifte standart uygulandığı ortaya çıktı. 26 Haziran 2009'dan beri İstanbul'daki emniyet, savcılık ve mahkemelerden gelen 10 bin avukat talebini reddeden baronun, askeri mahkemeye olumlu cevap verdiği tespit edildi. 29 Eylül 2009'da 1. Ordu Komutanlığı askeri Savcılığı'nın talebi üzerine atama yapıldığı öğrenildi. Baro Başkanı Muammer Aydın ise iddiaları reddetti: "Bildiğim kadarıyla askeri savcılığa atama yapmadık. Hiçbir avukat görev kabul etmiyor." Ancak Avukat Arda Alan, askeri mahkemedeki davalarda CMK avukatı olarak görevlendirildiğini doğruladı. Diğer bir Avukat Fazıl Ahmet Tamer de, boykotun başladığı günlerde baro tarafından aranarak askeri mahkemedeki bir dava için görev alıp alamayacağının kendisine sorulduğunu belirtti. Çok sayıdaki avukat da bu konuda görüşlerini açıklayarak boykota katılmadıklarını, Ergenekon davasında görev alabileceklerini, baronun kamuoyunu yanılttığını, tek taraflı bir dayatma yaparak, ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle tüm avukatların boykota katıldığı yalanını söylediğini ifade ettiler.

Ergenekon Barosu suç işliyor: Sivile avukat yok, askere var

Ergenekon davasına karşı çıkışlarıyla bilinen İstanbul Barosu, son icraatıyla kimin barosu olduğu şüphelerini ortadan kaldırıyor. Baro Başkanı Muammer Aydın, zorunlu müdafilik uygulamasında 'avukatların boykot kararı olduğu için görevlendirme yapamadıklarını' savunuyordu. Ergenekon davasında Danıştay sanıklarına da bu gerekçeyle avukat atanmadı. Ancak askeri ve sivil yargı için çifte standart uygulandığı ortaya çıktı. 26 Haziran 2009'dan beri İstanbul'daki emniyet, savcılık ve mahkemelerden gelen 10 bin avukat talebini reddeden baronun, askeri mahkemeye olumlu cevap verdiği tespit edildi. 29 Eylül 2009'da 1. Ordu Komutanlığı askeri Savcılığı'nın talebi üzerine atama yapıldığı öğrenildi. Baro Başkanı Muammer Aydın ise iddiaları reddetti: "Bildiğim kadarıyla askeri savcılığa atama yapmadık. Hiçbir avukat görev kabul etmiyor." Ancak Avukat Arda Alan, askeri mahkemedeki davalarda CMK avukatı olarak görevlendirildiğini doğruladı. Diğer bir Avukat Fazıl Ahmet Tamer de, boykotun başladığı günlerde baro tarafından aranarak askeri mahkemedeki bir dava için görev alıp alamayacağının kendisine sorulduğunu belirtti. Çok sayıdaki avukat da bu konuda görüşlerini açıklayarak boykota katılmadıklarını, Ergenekon davasında görev alabileceklerini, baronun kamuoyunu yanılttığını, tek taraflı bir dayatma yaparak, ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle tüm avukatların boykota katıldığı yalanını söylediğini ifade ettiler.



Dünyanın sayılı baroları arasında yer alan İstanbul Barosu'nun CMK servisinde görev alan 4 bin avukatın 26 Haziran 2009'da zorunlu müdafilik uygulaması kapsamında aldığı boykot kararı tartışma konusu oldu. Baro Başkanı Muammer Aydın'ın verdiği bilgiye göre, 3 ayda, karakollardan, emniyet müdürlüklerinden, savcılıklardan ve mahkemelerden 10 bine yakın avukat talebi oldu. Bu taleplerin tamamı 'avukatların boykot kararı' olduğu gerekçesiyle dikkate alınmadı. Ancak, sivil yargıya atama yapmayan baronun 'boykot' kararını askeri mahkemeye uygulamadığı ortaya çıktı. Baronun, 1. Ordu Komutanlığı askeri savcılığı ve mahkemesine avukat görevlendirdiği öğrenildi.



BOYKOT KARARI ASKERİ YARGIYI KAPSAMIYORMUŞ

29 Eylül'de askeri savcılığın talebi üzerine görevlendirilen avukat Arda Alan, boykot süresince hem ofis arkadaşı hem de başka avukat arkadaşların askeri mahkemedeki davalarda CMK avukatı olarak görevlendirildiğini doğruladı. Bu konuda baronun bilgisi olmadan görev almalarının mümkün olmadığına dikkat çeken Alan, kendisinin askeri savcılık ve mahkemelere atama yapıldığını bildiğini anlattı. İstanbul Barosu'na bağlı olarak CMK avukatlığı yapan Fazıl Ahmet Tamer, boykotun başladığı ilk günlerde baro tarafından aranarak askeri mahkemedeki bir dava için görev alıp alamayacağının kendisine sorulduğunu belirtti. Şehir dışında olduğu için davayı almadığını anlatan Tamer, baro görevlisine boykot olduğu halde nasıl atama yaptıklarını sorduğunda, 'askeri savcılıklardan gelen taleplerin kabul edildiği, boykotun askeri mahkemeleri ve savcılıkları kapsamadığı, ödemelerin bu alandaki soruşturma ve kovuşturmalarda eksiksiz yapıldığı'nın kendisine söylendiğini anlattı.



MUAMMER AYDIN: BOYKOT DEVAM EDİYOR

İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın ise hem askeri hem de sivil yargıya boykot uygulandığını ileri sürdü. Aydın, boykotun baronun değil, avukatların kararı olduğunu savundu. Devlet tarafından 12 milyon liranın İstanbul Barosu'nun zorunlu müdafilik ödemeleri için ayrıldığını ve 1 Ekim itibarıyla avukatlık ücretlerinin ödemelerinin başlayacağını belirten Aydın, "Bildiğim kadarıyla askeri savcılığa atama yapmadık. Atamayla ilgili hiçbir avukat görev kabul etmiyor. Avukat kabul ettiği takdirde atıyoruz. Benim bilgim dahilinde böyle bir bilgi yok. CMK servisi benim bilgim olmadan ya da sorumlu yönetim kurulu üyesinin bilgisi olmadan atama yapılamaz." dedi.



AVUKATLAR BAROYU YALANLADI

Aydın'ın bu sözlerine karşılık CMK avukatlarının üye olduğu Savunma Avukatları Derneği üyesi Hayel Özenç ve Muhittin Köylüoğlu, boykot kararına şerh koyduklarını ve atanmak istediklerini bildirdiklerini kaydetti. Hayel Özenç, atama yapılmasını istedikleri için baroyu aradıklarında, "Sizin bölgenizde boykot kararı alındı." denilerek atama yapılmayacağının kendisine açıklandığını söyledi. Muhittin Köylüoğlu da boykota karşı olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "CMK avukatlığı, 'kamu hizmeti' değil, 'kamu görevi'dir. Kamu görevini yerine getirmemek de suç. TCK'da suç. Bizim 'bunu yapmıyoruz' deme hakkımız yok. Benim muhalefet şerhim var ancak görevlendirme yapılmıyor. Boykot kararı çıkması için Muammer Aydın çok uğraştı, herkesi yönlendirdi, toplantılara katıldı. Yargılanmaktan korktuğu için baro olarak karar almadı. Bize, boykota ilişkin 'demirden korkan trene binmez' dedi. Ama şimdi, boykot kararını avukatların aldığını söylüyor."



Hukukçulara göre, İstanbul Barosu Ergenekon davasında suç işliyor

İstanbul Barosu, Ergenekon soruşturmasıyla birlikte sık sık gündeme geldi. Baro Başkanı Muammer Aydın, her fırsatta soruşturmayı eleştirdi. Sanıklardan bazılarının GATA'ya sevk edilmesini istedi. Hatta Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerinin 'gazetecilik faaliyeti' olarak değerlendirilmesi gerektiğini iddia etti. Silivri'deki davayı izlemek için 'komisyon' kurduğu ileri sürülen Baro, son olarak Danıştay sanıklarına avukat atamama kararıyla gündemde. Hukukçular Baro'nun bu tavrıyla suç işlediğini belirtiyor.



Ergenekon barosu Ergenekon davasına nüfuz etmeyi başardı

Alparslan Arslan ve Osman Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu Danıştay davası sanıklarına baro tarafından atanan avukatların aynı zamanda Ergenekon davası sanıklarını savunması, yeni avukat tayinini gündeme getirmişti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, önceki duruşmalarda Danıştay davası sanıkları ile Ergenekon davası sanıklarını aynı avukatların savunmasının "menfaat çatışmasına" neden olacağını belirterek, barodan yeni müdafi atanmasını istedi. Baro yönetimi ise bu kez CMK avukatlarının boykot yaptığı gerekçesiyle atama yapamayacağını mahkemeye bildirdi. Bunun üzerine Danıştay sanıklarının savunmasına geçemeyen mahkeme, 111. duruşmanın ara kararında, eski kararından dönerek baro tarafından geçmişte atanan avukatların "menfaat çatışması" olsa bile savunma yapmasına karar verdi. Mahkemenin zorunlu olarak verdiği bu karar hukukçuları şaşırttı. Uzmanlar, baronun suç işlediğini ve baro hakkında işlem yapılması gerektiğini ifade ediyor. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun da bu yönde bir kararı var. Ceza Genel Kurulu 2004 yılında Diyarbakır Barosu'yla ilgili verdiği kararda baroyu haksız bulmuştu. Diyarbakır Barosu, avukatın can güvenliği olmadığı gerekçesiyle atama yapmamıştı. Ceza Genel Kurulu bunun görevi ihmal suretiyle kötüye kullanma olduğuna hükmetmişti. Hukukçuların konuyla ilgili görüşleri şöyle:



Baro hakkında soruşturma açılmalı



Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahri Öztürk: Usul kanunu zorunlu müdafiliği düzenliyor ama baro avukat görevlendirmiyor. Suç işliyor. Zorunlu avukatlık bir kamu görevidir. Avukat bunu reddedemeyeceği gibi baro da atama yapmaktan kaçınamaz. Bu, görevi kötüye kullanma suçudur. Yargıtay bunun görevi kötüye kullanma olduğu görüşünde. 'Sorgusu sırasında avukat bulundurulmadığı gerekçesiyle' AİHM, Türkiye aleyhine daha yeni 17 tane mahkumiyet kararı verdi.



Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Turhan: Zorunlu müdafilik bir kamu görevidir. Avukat atama da bir kamu görevidir. Baro çeşitli gerekçelerle bu atamayı yapmıyorsa, görevi kötüye kullanma söz konusudur. Cumhuriyet savcısı TCK 257 uyarınca soruşturma açmalıdır.



Uluslararası Hukukçular Birliği Başkanı Avukat Necati Ceylan: Zorunlu müdafilik Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenmiştir ve barolar atama yapmakla görevlidir. Bu görevin yerine getirilmemesi Ceza Kanunu'na aykırıdır. Yetkili makamların gerekli işlemi yapmaları lazım. Baro yasaya aykırı davranıyor. (Zaman)



Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi | İstanbul Barosu ve Başkanı Muammer Aydın'la ilgili manşetlerimiz | Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

(05 Ekim 2009, 10:45)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=983    yazdır/print


 

Savcılar Ergenekon 'İdharı'nın izini sürüyor

Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, 'Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İdharın (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. Özkök tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org. Özkök herhangi bir tasfiye yapmamıştır' ifadesi dikkat çekmişti. Son zamanlarda Ergenekon soruşturmasının asker şahıslar üzerinde yoğunlaştığına dikkat çeken uzmanlar, askeri darbe tehlikesinin hala devam ettiğini, emir-komuta zinciri içinde yapılmasa bile giderek güç kaybeden ve köşeye sıkışan örgütün vurucu gücü cuntanın, soruşturmanın kesintisiz devam edeceğinin anlaşılması üzerine bir askeri kalkışmaya girişebileceğini iddia ediyorlar. Genelkurmay'ın, Ergenekon örgütünün asker yapılanması olan 'Karargah Evleri' soruşturmasında iki yıldır yaşanan çok tuhaf gelişmelere karşı sessizliğini sürdürmesi, Ergenekon ve Temizöz davalarındaki asker sanıklara sahip çıkması ve hatta terfi ettirmesi, kadrosuzluk sebebiyle terfi ettiremediği Albay Dursun Çiçek gibilerinden ise adeta özür dilemesi, TSK içindeki Ergenekon 'idharı'nın varlığını doğrulayan belirtiler.. Örgütün askeri gücüne doğru ilerleyen soruşturmada savcılar henüz ortaya çıkartılamamış cunta kadrolarının izini sürüyor.

Savcılar Ergenekon 'İdharı'nın izini sürüyor

Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, 'Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İdharın (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. Özkök tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org. Özkök herhangi bir tasfiye yapmamıştır' ifadesi dikkat çekmişti. Son zamanlarda Ergenekon soruşturmasının asker şahıslar üzerinde yoğunlaştığına dikkat çeken uzmanlar, askeri darbe tehlikesinin hala devam ettiğini, emir-komuta zinciri içinde yapılmasa bile giderek güç kaybeden ve köşeye sıkışan örgütün vurucu gücü cuntanın, soruşturmanın kesintisiz devam edeceğinin anlaşılması üzerine bir askeri kalkışmaya girişebileceğini iddia ediyorlar. Genelkurmay'ın, Ergenekon örgütünün asker yapılanması olan 'Karargah Evleri' soruşturmasında iki yıldır yaşanan çok tuhaf gelişmelere karşı sessizliğini sürdürmesi, Ergenekon ve Temizöz davalarındaki asker sanıklara sahip çıkması ve hatta terfi ettirmesi, kadrosuzluk sebebiyle terfi ettiremediği Albay Dursun Çiçek gibilerinden ise adeta özür dilemesi, TSK içindeki Ergenekon 'idharı'nın varlığını doğrulayan belirtiler.. Örgütün askeri gücüne doğru ilerleyen soruşturmada savcılar henüz ortaya çıkartılamamış cunta kadrolarının izini sürüyor.



Karargah Evleri cuntasal yapılanmasının askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?

Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, “Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org.ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır” ifadesi dikkat çekmişti.



Herşeyi 2009'a göre ayarladık

Tutuklu sanık emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği, iddianamede “2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları” değerlendirmesiyle yer aldı.



Alparslan Arslan da darbe bekliyordu

Bir Ergenekon eylemi olan Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında ‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007 yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de “Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest kalmayı düşünüyorlardı” şeklinde bir açıklama yapmıştı.



İlhan Selçuk'tan Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum

Darbe bekleyen sadece o değildi Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta, İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı.



Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak

Veli Küçük, 2003'te Alman National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.



Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak

Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.



TSK'nın 'Karargah Evleri' sessizliği, son askeri 'Şura'da Ergenekon soruşturmasında sorgulanan ya da adı geçen subayların terfi alması, Ergenekon'un asker ayağının hala faal olduğunu gösteriyor

Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a “Durum ne, soruşturma ne aşamada?” diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve olmaya da devam ediyor.



Ergenekon sanığı subaylar genelkurmayca korunuyor

Askeri soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını savsakladığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani asker oluşuma karşı değil aksine onları koruyup kolluyor. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya devam etmesi de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?..



Askerlerin soruşturmalara müdahalesi | Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları



Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması | Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi



Abdullah Harun

(27 Eylül 2009, 18:00)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=975    yazdır/print


 

TSK'da Karargah Evleri sessizliği

Ergenekon savcılarınca ortaya çıkarılan TSK içindeki Karargah Evleri yapılanmasıyla ilgili çarpıcı bilgiler peşpeşe geliyor. Ancak Genelkurmay sessizliğini koruyor. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır çok tuhaf gelişmelere sahne oldu. Olmaya da devam ediyor.

27.09.2009 12:50 TSK'nın 'Karargah Evleri' iddiaları karşındaki sessizliği düşündürüyor.. Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan sivillerin de katıldığı TSK içindeki 'Karargah Evleri' oluşumunun aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay'a bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a 'Durum ne, soruşturma ne aşamada?' diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve olmaya da devam ediyor.

Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı?

Askeri soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını savsaklandığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani asker oluşuma karşı değil. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya devam etmesi de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?..

Ergenekon savcıları, darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını sürdüren İdhar'ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürüyor..

Karargah Evleri cuntasal yapılanmasının askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?

Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ‘’Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org.ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır’’ ifadesi dikkat çekmişti.

Herşeyi 2009'a göre ayarladık

Tutuklu sanık emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 9 Ocak 2008’de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.’nın “Her şey 2009’a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur’un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği, iddianamede ‘’2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları’’ değerlendirmesiyle yer aldı.

Alparslan Arslan da darbe bekliyordu

Bir Ergenekon eylemi olan Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da yakalandığında ‘Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar’ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan'ın Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise "Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım." dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bir duruşmada da ''Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım.'' diye bağırmıştı. 2007 yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin de ‘’Hrant’ı öldürenler 2009’da yapılması planlanan darbeyle serbest kalmayı düşünüyorlardı’’ şeklinde bir açıklama yapmıştı.

İlhan Selçuk'tan  Eruygur'a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum

Darbe bekleyen sadece o değildi Ergenekon'un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerindeki "16 Ocak 2004" tarihli notta, İlhan Selçuk'un, Şener Eruygur'a "Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum" dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı.

Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak

Veli Küçük, 2003'te Alman National Zeitung gazetesine "Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak" demişti.

Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak

Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın'ın konuşmalarında, TSK'da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart'ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.

Belge İşçi Partisi'nde bulundu

Kamuoyunun gündemine İsmail Küçükkaya'nın Akşam'daki haberiyle gelen "Karargah Evleri", Ergenekon Soruşturması'na Doğu Perinçek ile girdi. 23 Mart'ta gözaltında ifadesine başvurulan Perinçek'e yöneltilen sorulardan bir tanesi de Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile buluşmasıydı. İşçi Partisi (İP) yeni bir oluşum içine girmiş, buna göre evler kurulmuştu. Bu oluşuma "Karargah Evleri" adı verilmişti. Bu evlere zaman zaman Alevi kökenli subaylar ve askeri öğrenciler geliyordu. Bir de Erzincanlı Balaban aşireti mensupları ile buluşmalar sağlanıyordu. Bu oluşumun Doğu Perinçek'e sorulmasının nedeni ise İP genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir CD'ydi. İP'in dördüncü katında bulunan CD açıldığında içinden "Çok Gizli" damgalı, beş sayfalık bir belge çıkmıştı. Bu MİT'in Genelkurmay Başkanlığı'na gönderdiği, "Konu: İP/Karargah Evleri" başlıklı belgeydi.

"İşçi Partisi ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve memurların da katılımıyla, emperyalistlerle Cumhuriyet karşıtları, yıkıcıları ile mücadele amacıyla bir harekat başlatıldığı yönünde hassas kaynaktan bilgiler intikal etmiştir. Yürütülecek bu çalışmalarda hiçbir kurum ve oluşumun zarar görmemesi için 'Karargah Evleri' adı altında çekirdek kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir." Bilgisiyle başlayan beş sayfalık yazı, oluşumun tüm şemasını ortaya koyuyor.

Oluşumun en tepe noktasında İbrahim Aslan yazılı. Aslan'a bağlı olarak, "İ. Yaşar Salihoğlu-Türkiyem Topluluğu" ve "Askeri Kesim-Albay Cengiz Köylü" isimleri var. Askeri kesim de iki gruba ayrılmış: Birinci grup, Harp Akademisi başlığını taşıyor. Burada yine Albay Cengiz Köylü ismi ile karşılaşıyoruz. Alb. Köylü'nün dışında Alb. Yavuz Göker, Alb. Turan Toker, Fırat Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut Melih Başdemir, Y. Selim Özmen, Rıza Okur ile ismi tespit edilemeyen Turan soyadlı bir kişi ile soyadı bilinmeyen Kemal adında birisinin isimleri geçiyor. "Askeri Kesim" başlığının altındaki ikinci bölüm ise Hava Harp Okulu'na ayrılmış. Burada da yine soyadı tespit edilemeyen Binbaşı Bülent var. Bnb. Bülent isminin altında oluşumla ilişkileri bulunan öğrenciler sıralanıyor: Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol, Alper Özkan, Emre Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat. Hava Harp Okulu'ndaki örgütlenme sırf bu isimlerle sınırlı değil. Destek sağlayanlar bölümünde ise; Alb. Sinan Kesici, Dr. Rıza Kurna var. Hemen altında ise TSK'da görev yapan sivil memurlara sıra gelmiş; Gönül Temiz, Nesime Akbulut tespit edilen iki isim.

Ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı var?

Karargah Evleri soruşturmasını inanılmaz şekilde birbirlerini aklamak amacıyla evrak sahteciliği yaptıkları ortaya çıkan ve bu sebeple haklarında Yunak Cumhuriyet Başsavcılığı'nca suç duyurusu yapılan, bu suç duyurusu dikkate alınmazsa resen soruşturma başlatılacağı belirtilen askeri savcılar yürütüyor. Bu sahteciliği yapan savcılardan Mehmet Çelik ise kısa süre önce görevden alınmıştı. Soruşturmayı yürütmesine göz yumulan askeri Savcı Üçok'un son marifeti ise tutuklanmasına yol açan adi bir çete suçuna katılması oldu. Askeri savcıların yürüttüğü Karargah Evleri operasyonundaki tuhaflıklar “Aynı suçtan muvazzaf subayları tutuklayan Ergenekon savcılarının önü mü kesilmek isteniyor” sorusunu gündeme getirmişti. İşçi Partisi'nin TSK'ya sızma projesi olarak bilinen 'Karargah Evleri' ile ilgili soruşturmanın TSK ayağında başlangıcından beri tuhaf gelişmeler yaşanıyor. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay'a 'Durum ne, soruşturma ne aşamada?' diye sorması üzerine soruşturma başlatmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri savcılığın soruşturmanın başlangıcından beri gösterdiği tuhaflıklar giderek artmış, adeta canlı yayında takip ettiğimiz ve soruşturmanın üstünün örtülmek istendiği izlenimini giderek netleştiren ayrıntıların sayısı 10'a ulaşmıştı.

İşte sayıları 10'a ulaşan ve artması beklenen tuhaflıklar:

1) 2005 yılında MİT Trakya Bölge Müdürlüğü tarafından tespit edilerek soruşturulmak üzere Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na gönderilen Karargah Evleri yapılanması dosyasının üç yıl soruşturulmadan bekletilmesi ve Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün Genelkurmay'a soruşturmanın ne durumda olduğunu sorması üzerine Genelkurmay'ın soruşturmayı yeni başlattığını bildirmesi.

2) Soruşturmayı inanılmaz şekilde birbirlerini aklamak amacıyla evrak sahteciliği yaptıkları ortaya çıkan ve bu sebeple haklarında Yunak Cumhuriyet Başsavcılığı'nca suç duyurusu yapılan, bu suç duyurusu dikkate alınmazsa resen soruşturma başlatılacağı belirtilen askeri savcıların yürütüyor olması. Savcılardan birinin son üç yıldaki mal varlığının dikkat çekici artışı diğerinin de Çankaya belediyesi imar işlerinden çıkar sağladığı iddiası ve MSB'den kınama cezası alması. Aylarca süren bu suçlamalara karşı Genelkurmayın sessizliği. Savcılardan Üçok'un adi bir çete suçuna karışması ve tutuklanması.

3) İşçi Partisi'nce örgütlendiği iddia edilen Karargah Evleri yapılanmasıyla ilgili soruşturmaya İşçi partili bilirkişinin atanması.

4) 11 Şubat 2009'da düzenlenen Karargah Evleri gözaltı operasyonunun, Ergenekon operasyonu ve benzeri operasyonların aksine eş zamanlı ve şahısların bütün ev, işyeri, yazlık gibi adreslerinde zincirleme aramalarla yapılmayıp, kilit isimlerin “davetiye” yöntemiyle gözaltına alınmış olması.

5) Operasyonun, İşçi Partisi'nin askeri savcılığa başvurarak soruşturma talep etmesi sonrası yapılması ve gözaltılar devam ederken İşçi Partisi'nin 'bakın biz aklanacağız suç duyurusunu zaten biz yaptık ve peşinden operasyon yapıldı' diye açıklama yapmaları.

6) Operasyondan birkaç gün sonra gözaltındaki 6 sanığın da serbest bırakılması.

7) Kayseri 2. Hava İkmal Komutanlığı'nda, Karargah Evleri soruşturması kapsamında tutuklanan Albay Cengiz Köylü'ye para yardımı toplanması için düzenlenen ve jandarmanın kurumsal ağına (intranetine) konulan yazılı emrin basına sızması ve daha sonra bu sızdırmayla suçlanan üç astsubayın gözaltına alınması.

8) Gözaltı sürecinde astsubayların avukatları ve ailesiyle çok kısa süreler hariç görüştürülmemesi ve bu kısa görüşmelerde de sanıkların dikkat çeken davranış bozuklukları.

9) Askeri savcılık avukatlarının, tarih ve diğer bazı ayrıntılardaki dikkat çekici yanlışlıklar içeren yazılı savunmayla askeri savcıları ve gözaltıları savunmaya çalışması.

10) Ve şimdilik son örnek olarak, soruşturmanın çok gizli olduğu belirtilerek avukat ve yakınlarıyla bile görüştürülmekten kaçınılan sanık astsubaylara ait ifadelerin basına sızdırılması.

Karargah Evleri, orduda 1980'li yıllardan beri örgütlenen alevi mezhebine dayalı Baas cunta yapılanması mı?

Ergenekon terör örgütü soruşturmasının savcıları, 1997 yılında Kıbrıs'ta Toros-2/97 tatbikatında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun kulağını yalayıp geçen keskin nişancı kurşunuyla, Kıvrıkoğlu'nun hemen arkasında duran Albay Vural Berkay’ın şehit olması olayının dosyasını kısa süre önce incelemeye almıştı. 1997’de Kıbrıs’ta dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun da bulunduğu komuta çadırına yönelen kurşun, ayakta dürbünle tatbikatı izleyen Kıvrıkoğlu’nun kulağını yalayıp geçmiş ve tam arkasında oturan Albay Berkay’ın göğsüne saplanarak şehit etmişti. Olay kayıtlara ‘bir askerin ayağı kayınca kurşun sekti’ şeklinde girdi. Ancak ne balistik incelemesinden bir sonuç çıktı ne de kurşunun çıktığı silahın sahibi bulunabildi. Kaza süsü verilen bu suikastle Kıvrıkoğlu’nun, 80'li yıllardan beri sistemli şekilde ordu içinde alevi mezhebine dayanan ve başını Doğu Aktulga'nın çektiği Baas türü bir cunta örgütlenmesi yürüten Ergenekon'un sol kanadınca bertaraf edilmek istendiği iddia edilmişti. Çevik Bir’e de böylelikle Genelkurmay Başkanlığı yolunun açılacağı hesaplanmıştı. Çevik Bir ve ekibinin, Kıvrıkoğlu Genelkurmay Başkanı olunca emekliye sevkedilmesi de bu olayla bağdaştırılıyordu. Yazının devamı için tıklayınız

Ordu içinde mezhepçilerin baas türü yapılanmasını ve Kıvrıkoğlu suikast girişimini konu alan 15 Mart 1998 tarihli 'Bu aciliyet niye?' başlıklı Vakit'teki yazımız

15 Mart 1998, Vakit: Gerek ilk duyduğumuzda gerek daha sonra başkalarından duyduğumuzda da ilginç bir iddiadan öteye geçememişti bizim için. Üzerinde durmamıştık o zamanlar. Son günlerde peşpeşe yaşanan gelişmeleri daha öncekilerle birarada düşünürken birden akla bu iddia geldi ve dağınık gibi görünen bir çok olayı anlamlı bir bütün içinde yerleştiriverdi, herşey yerine oturdu. Ordunun içinde alevi-sol kökenli ve şiddetli İslam karşıtı bir cuntasal faaliyet var mıydı?.. İddiaya göre, 80'li yıllardan beri devam eden ve ordu içinde stratejik konumları ele geçirerek örgütlenmeye çalışan ve bir darbe ile Suriye tipi bir azınlık iktidarını hedefleyen Atatürkçü maskeli alevi mezhepçi bir cuntasal yapılanma vardı. Bu iddia çeşitli kaynaklarca dile getirilmişti. Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var: .. Yazının devamı için tıklayınız

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

Karargah Evleri ile ilgili tüm manşetlerimiz

Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması

Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları

Askerlerin soruşturmalara müdahalesi

Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi

(27 Eylül 2009, 12:50)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=974    yazdır/print


 

Günaydın! Balbay aylar sonra ifade değiştirdi: Notlar benim değil

İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, 'İddianamede yer alan ve bana atfedilen günlük adındaki notlar bana ait değildir.' dedi. Balbay daha önce notların kendisine ait olduğunu ancak montajlanmış olabileceğini ileri sürmüştü. Mustafa Balbay ayrıca 'kendisine ait olmadığını iddia ettiği notlardan faydalanarak Cumhuriyet gazetesine yazı dizisi hazırlamıştı. Gazete, söz konusu yazı dizisini günlerce yayınlamıştı. Gözaltına alındığında el konulan bilgisayarında polis kriminal dairesince aylar süren çabalarla kurtarılan silinmiş günlükleri önüne serilip sorgulandığında ama ben bunları silmiştim diye şaşkınlığını ifade eden Balbay günlükleri kabul etmiş ancak bunların örgüt üyeliği amaçlı değil gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğunu iddia etmişti. Özden Örnek'in de kendisine atfedilen günlükleri önce inkar edip günlüklerin kendi bilgisayarından çıktığının kriminal dairesince kesin olarak tespit edilip mahkemeye sunulması üzerine inkarından vazgeçmesini hatırlatan kriminoloji uzmanları Balbay'ın günlüklerin kendi bilgisayarından çıktığını inkarının mahkemece geçersiz kabul edileceğini, ayrıca günlükleri başta kabul edip gazetecilik faaliyeti olarak gösterme çabası gibi ve benzeri diğer emarelerin de inkarının art niyetli olduğunu gösterdiğinin mahkeme heyetince dikkate alınacağını belirtiyorlar.

Günaydın! Balbay aylar sonra ifade değiştirdi: Notlar benim değil

İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, 'İddianamede yer alan ve bana atfedilen günlük adındaki notlar bana ait değildir.' dedi. Balbay daha önce notların kendisine ait olduğunu ancak montajlanmış olabileceğini ileri sürmüştü. Mustafa Balbay ayrıca 'kendisine ait olmadığını iddia ettiği notlardan faydalanarak Cumhuriyet gazetesine yazı dizisi hazırlamıştı. Gazete, söz konusu yazı dizisini günlerce yayınlamıştı. Gözaltına alındığında el konulan bilgisayarında polis kriminal dairesince aylar süren çabalarla kurtarılan silinmiş günlükleri önüne serilip sorgulandığında ama ben bunları silmiştim diye şaşkınlığını ifade eden Balbay günlükleri kabul etmiş ancak bunların örgüt üyeliği amaçlı değil gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğunu iddia etmişti. Özden Örnek'in de kendisine atfedilen günlükleri önce inkar edip günlüklerin kendi bilgisayarından çıktığının kriminal dairesince kesin olarak tespit edilip mahkemeye sunulması üzerine inkarından vazgeçmesini hatırlatan kriminoloji uzmanları Balbay'ın günlüklerin kendi bilgisayarından çıktığını inkarının mahkemece geçersiz kabul edileceğini, ayrıca günlükleri başta kabul edip gazetecilik faaliyeti olarak gösterme çabası gibi ve benzeri diğer emarelerin de inkarının art niyetli olduğunu gösterdiğinin mahkeme heyetince dikkate alınacağını belirtiyorlar.



Usain Bolt gibi hızlı olmadığı doğru, yoksa günlükleri aylar sonra inkar etmezdi

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dün yapılan İkinci Ergenekon davasının 5.duruşmasında mahkeme başkanı sanıklara söz verdi. Ergenekon'da yönetici olmakla suçlanan sanıklardan Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay "İddianamede yer alan ve bana atfedilen günlük adındaki notlar bana ait değildir. Yaz boyunca bu iddiaları araştırdım. İlk gördüğümde 'bu montaj olabilir' demiştim. 10 yıllık notlar 2 dakika 33 saniyede oluşturulmuş görünüyor. Ben eskiden atletizmle uğraştım. Usain Bolt olsam bu kadar sürede günlük oluşturamam. Bunun kopya olduğu açıktır. Bunun delil olup olamayacağını mahkemenize bırakıyorum. Bana atfedilen notlar üzerinden başkaları da suçlandığı için bunların delil değeri taşıyıp taşımadıklarına ilişkin karar çıkartılması çok önemli.'' diye konuştu. Balbay, kendisine 'yargısız infaz' yapıldığını savundu. Şöyle konuştu: "Gazeteciliğimden hiçbir endişem yok. Yanıt veremeyeceğim hiçbir soru yok." (Zaman)



Günlükleri nasıl sildiğini anlatmıştı

Mustafa Balbay'ın “İddianamede yer alan ve bana atfedilen günlük adındaki notlar bana ait değildir” sözleri şaşırtıcı bulundu. Balbay kendisine ait olmadığını söylediği notlarla ilgili olarak köşesinde bunları kendi eliyle sildiğini şöyle ifade etmişti: “2000'li yılları ileride yazacak olursam, güncel yazdığım haberlerin yeterince ışık tutacağını düşündüm. Bu notları bulundurmak artık anlamsızdı. Gazetenin bilgisayar sistemi yenilenirken arkadaşlar saklayacağım dosya olup olmadığını sordu. Bir an düşündüm ve “yok” dedim. Notları yok hükmünde saydım. Bu anlamda başka notlarım yok.” (Yenişafak)



'Gerilimli Yıllar' yazı dizisine başlarken günlüklerini savunmuş ancak bazı bölümlerin sonradan eklendiğini iddia etmişti

Kimi görüşmelerim “off the record” idi. Yani yazılmamak üzere. Darbe günlüğü tanımını reddediyorum. O günlere bir bütün olarak bakıldığında diziye “Gerilimli Yıllar” başlığını koymak uygun düşecekti. Bu diziyle ilgili elbette kimi tarafların açıklamaları olacaktır. Öyle sanıyorum ki, gazetemiz yönetimi bunlara da yer verecektir. Medyada “darbe günlüğü” gibi sunulan kimi notlarıma ilişkin iddialara gelince... Her şeyden önce darbe günlüğü tanımını reddediyorum. Bu notlar sorguda bana gösterilmedi. O nedenle aynen kabul etmek ya da tümünü reddetmek gibi bir yöntemi benimsemedim. Evet, ben kimi notlar tuttum. Bunlar ham halde, ileride sadece benim gözden geçireceğim şeyler olduğu için içeriği hakkında da özenli olmadığım notlardı. O nedenle benim için ve muhatapları için hukuken bağlayıcı olduğunu düşünmüyorum. Neden sildim? İleride bu dönemi bir araştırma olarak, bir kitap olarak yazabilirim düşüncesiyle aldığım bu notları neden sildim? 1- İleride 2000’li yılları yazacak olursam, güncel olarak yazdığım haberlerin bana yeterince ışık tutabileceğini düşündüm. 2- Olaylar öylesi bir hale geldi ki, bu notları bulundurmak artık anlamsız diye düşündüm. Gazetemizin bilgisayar sistemi yenilenirken arkadaşlar “önceki dosyaların tümü siliniyor, saklayacaklarınız varsa ayıralım” dediklerinde bir an düşündüm, “yok” dedim. Bu notların tümünü artık yok hükmünde saydım. Bu anlamda başka notlarım da yok. 3- 2007’den itibaren kendim için yeni kitap ve araştırma konuları seçtim. Son iki yılda yazdığım kitaplar (Heyecan Yaşlanmaz, 78’liler) bunun göstergesidir. Teknolojik takip artık o kadar ileri ki, yukarıda aktardığım bilgilerin ilgili merciler tarafından da hemen doğrulanabileceğini söyleyebilirim. Farklı notlar birleştirilmiş, montajlanmış, yorumlar eklenmiş... Ben bu şekilde, özel bir dosya halinde günlük tutmadım. Benim farklı zamanlarda, farklı dosyalarda yer alan kimi notlarım bir araya getirilmiş, montajlanmış, yorumlar-açıklamalar eklenmiş ve ortaya böyle bir “günlük” çıkarılmış. Şunu da vurgulamadan geçemeyeceğim; bilgisayarıma son 10 yılda giren-çıkan yazı ve belgenin tümü yüz binlerce sayfayı bulur. Bunlardan sadece bir bölümünün çıkarılıp, özel olarak montajlanıp salt bir kesimle diyaloğumun olduğunun ortaya çıkarılmak istenmesini kabul edemem.



Özden Örnek de kendisine atfedilen günlüklerini yalanlayıp Nokta dergisini mahkemeye vermişti ama..

Nokta Dergisince yayınlanan darbe günlükleri Türkiye'de gündemi sarsmıştı. Günlükleri yazdığı iddia edilen emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek önce bu iddiayı yalanlamış ve Nokta Dergisini de mahkemeye vermişti. Ancak günlüklerin Örnek'in Deniz Kuvvetlerindeki bilgisayarından çıktığı Emniyet Kriminal dairesince kesin olarak tespit edilip sonuç mahkemeye sunulunca, Örnek, Nokta Dergisini yargılattığı davanın duruşmalarına katılmaktan vazgeçmiş ve dava zaman içinde düşmüştü.



Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt, mahkeme ifadeye çağırırsa gideriz demişlerdi

Özkök, Milliyet'e 9 Temmuz 2008'de yaptığı açıklamada da, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı, emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen darbe günlükleri konusunda, "Darbe girişimi var da demem, yok da demem" diye konuşmuştu. Balbay'a ait olduğu öne sürülen günlüklerde adı geçenlerden biri olan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt da Milliyet'e; "Mahkeme çağırırsa 'gitmem' deme lüksü yok. Hukuk çağırırsa giderim, doğru neyse onu söylerim" demişti.



Hülmi Özkök'ün ifadesi de Özden Örnek ve Mustafa Balbay günlüklerini doğrulamıştı

İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde belirttiği bazı konuların, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e atfedilen günlük ile gazeteci Mustafa Balbay'dan ele geçirilen günlükte yer alan bazı hususları doğrular nitelikte olduğu kaydediliyordu. İddianameye göre, Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesinin alınması sırasında Özkök'e, ''3 Mart 2004 tarihinde Ankara'da ATO tesislerinde düzenlenen 'Hilafetin İlgası' isimli panel hakkında bilginiz var mı? Bu panelin Cumhuriyet Çalışma Grubu tarafından düzenlendiğini biliyor musunuz? Özden Örnek'in günlüklerinde belirttiği gibi Kuvvet Komutanlarının bahse konu panele size sormadan gitmelerine tepki gösterdiniz mi? Panelin düzenlenmesi, desteklemesi ve katılım sağlanmasının amacı nedir? Sizin bu konuda tepkiniz ne oldu?'' soruları soruldu. Hilmi Özkök de ''toplantının yapıldığı tarihte İsveç'te resmi bir ziyarette olduğunu, döndüğünde böyle bir toplantının yapıldığını ve bu toplantıda AB aleyhine bazı konuşmaların olduğunu öğrendiğini, ancak böyle bir konuşmanın gerçekleştiği yerde Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının bulunmasından üzüntü duyduğunu, ancak bu durumu onlara ifade edip etmediğini hatırlamadığını, ayrıca kendisi yokken yerine Kara Kuvvetleri Komutanı vekalet ettiği için bu tür faaliyetler kendisinin takdiri olduğunu'' söyledi.



Hilmi Özkök: Balbay ile herhangi bir irtibatım yok, gazeteciler vasıtasıyla hükümet görevlilerine haber iletmeyi hoş karşılamam

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e, Mustafa Balbay'ın günlüklerine ilişkin olarak ele geçirilen dijital verilere de işaret edilerek, ''Mustafa Balbay ile irtibatınız var mı? Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde irticai faaliyetlerle mücadele eden bir birim var mıdır? Var ise bu birimin görev ve sorumlulukları nelerdir?'' soruları da yöneltildi. Özkök ''Balbay ile herhangi bir irtibatının bulunmadığını, gazeteciler vasıtasıyla hükümet görevlilerine haber iletmeyi hoş karşılamadığını, yüz yüze görüşmeyi tercih ettiğini, bilindiği gibi Batı Çalışma grubu gibi bazı uygulamaların yapıldığı iddialarının bulunduğunu, Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu zamanında 2. Başkan olduğunu ve bu uygulamaların bazılarına gerek kalmadığı gerekçesi ile terk edildiğini ve kendi zamanında da aynı düşünce ile bu tür uygulamaların sonlandırılması gerektiğini düşündüğünü ve uygulamadan kaldırttığını, bu konuda yapılan hususları not almış olabileceklerini'' ifade etti.



3. İddianame: 'Hilmi Özkök'ün ifadeleri Özden Örnek ve Mustafa Balbay günlüklerini teyit etmektedir'

Üçüncü Ergenekon iddianamesinde, ''tanık Hilmi Özkök'ün ifadesinde belirttiği bazı konuların, Özden Örnek'e atfedilen ve Mustafa Balbay'dan ele geçirilen günlüklerde yer alan bir kısım hususları doğrular nitelikte olduğunun görüldüğü'' değerlendirmesine de yer veriliyordu.



KONTRGERİLLA BAROSU: 'BALBAY'IN GÜNLÜKLERİ GAZETECİLİK FAALİYETİ, ERGENEKON SAVCISININ SORUŞTURMASI HUKUK DIŞI'



Kontrgerillanın yargı uzantıları da Balbay'a sahip çıkıp günlükleri savunmuştu: Balbay haber verme özgürlüğü adına darbecilerden gizli bilgileri elde etmiştir!

İstanbul Barosu, 23 Mart 2009 tarihli basın açıklamasında Ergenekon soruşturmasını adeta yerden yere vurmuş ve o günlerde absında birinci gündem olan Balbay'ın günlüklerini savunmuştu: gazetecilik faaliyeti! Baro Başkanı Muammer Aydın, "Demokrasiler için bir milletvekilinin kürsü dokunulmazlığı ne denli önemli ise bir gazetecinin bilgi toplama ve bu bilgiler yayımlanıncaya değin gizli tutma hakkı ve bu konudaki özgürlüklerinin korunması da o denli önemlidir." dedi. İstanbul Barosu yönetimi gündemdeki Ergenekon soruşturması, yerel seçimler, TÜBİTAK'ın dergisinde Darwin'e sansür iddiası, ekonomik kriz ve Anayasa Mahkemesi'nde bekleyen davalara ilişkin basın açıklaması yaptı. Baro Başkanı Muammer Aydın, gazeteci Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerini haber verme özgürlüğü içinde değerlendirdi. Ergenekon soruşturmasına yönelik açıklamaları ve asker şüpheliler için yaptığı başvurular nedeniyle 'Ergenekon sanıklarının hukuk bürosu' olmakla eleştirildiği hatırlatılan Aydın, "İstanbul Barosu hiçbir grubun, siyasi görüşün, ekibin özel avukatı ve savunucusu değildir ve olmayacaktır. İstanbul Barosu hiçbir davada taraf değildir." dedi. Mustafa Balbay'ın yayımlanan darbe günlüklerindeki notların 'gazetecilik faaliyeti' olduğu savunuldu. Muammer Aydın, Balbay'ı kastederek, "En son yaşanan ve tutuklanan bir gazetecinin gözaltı süreci, yasak sorgu yöntemleri ile sorgulanması ve ardından tutuklanması bu endişelerimizin bir parçasıdır." ifadelerini kullanmış, gazetecilerin "Mustafa Balbay'ın günlükleri hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna da ilginç bir cevap vermişti: "Mağdur edilen kişiler, gazeteciye her türlü bilgi ve belgeyi servis edebilir. Haber verme özgürlüğü adına bunları elde etmesi suç değildir." İstanbul Barosu, 4 Nisan 2009 tarihli bir açık oturumda Balbay'a ve günlüklerine sahip çıkmaya, Ergenekon soruşturmasını da ağır ifadelerle eleştirmeye devam etmişti. Baro başkanı Ergenekon sanıklarına sürekli sahip çıkan ve soruşturmayı açıkça eleştirmekten kaçınmayan Başkanı Muammer Aydın, eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ve çürük raporu ile gündeme gelen YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nu da yanına alarak, Adalet Bakanlığı ve Türk yargı sistemine yine ağır eleştirilerde bulunmuş ve Balbay'a sahip çıkmıştı: "Haber verme özgürlüğü adına bunları elde etmesi suç değildir."



Mustafa Balbay günlükleriyle ilgili tüm manşetlerimiz | Mustafa Balbay'ın günlüklerinin tam metni | Özden Örnek'in günlükleri

Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi | Kontrgerilla Medyası

(15 Eylül 2009, 11:10)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=950    yazdır/print


 

FLAŞ FLAŞ!!! Kritik haftada 2. karar: 3. İddianame kabul edildi

52 şüpheli hakkında hazırlanan 1454 sayfalık Ergenekon soruşturmasının 3'üncü iddianamesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildi. Yalçın Küçük 1, Mehmet Haberal 2 numaralı sanık konumunda. İddianame şu anda sanık avukatlarına veriliyor. İstanbul Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen 27 el bombasıyla başlayan Ergenekon soruşturmasının üçüncü iddianamesinin gönderildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 37'si tutuklu 52 şüphelinin yer aldığı iddianame için kararını açıkladı. Mahkeme iddianameyi kabul etti ve böylece 3. dava da açılmış oldu. 3. iddianameyle ilgili sürpriz bir gelişme de mahkeme heyetinin tutuklu sanıklardan Ferit Bernay ile Muhterem Bağcı'nın tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar vermesi oldu. Üçüncü iddianameyle açılan dava için ilk duruşma tarihi 7 Eylül 2009. Hatırlanacağı gibi 4 gün sonra, 11 Eylül 2009 tarihinde ise Diyarbakır'da Cemal Temizöz davası başlayacak.

FLAŞ FLAŞ!!! Kritik haftada 2. karar: 3. İddianame kabul edildi

52 şüpheli hakkında hazırlanan 1454 sayfalık Ergenekon soruşturmasının 3'üncü iddianamesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildi. Yalçın Küçük 1, Mehmet Haberal 2 numaralı sanık konumunda. İddianame şu anda sanık avukatlarına veriliyor. İstanbul Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen 27 el bombasıyla başlayan Ergenekon soruşturmasının üçüncü iddianamesinin gönderildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 37'si tutuklu 52 şüphelinin yer aldığı iddianame için kararını açıkladı. Mahkeme iddianameyi kabul etti ve böylece 3. dava da açılmış oldu. 3. iddianameyle ilgili sürpriz bir gelişme de mahkeme heyetinin tutuklu sanıklardan Ferit Bernay ile Muhterem Bağcı'nın tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar vermesi oldu. Üçüncü iddianameyle açılan dava için ilk duruşma tarihi 7 Eylül 2009. Hatırlanacağı gibi 4 gün sonra, 11 Eylül 2009 tarihinde ise Diyarbakır'da Cemal Temizöz davası başlayacak.



Bernay ve Bağcı, tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. 3. iddianamedeki tutuklu sayısı 35'e düştü.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde tutuklu sanık olarak yer alan eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ferit Bernay ile Muhterem Bağcı'nın tahliyelerini kararlaştırdı. Bernay ve Bağcı tutuksuz yargılanacaklar.



İlk duruşma tarihi: 7 Eylül 2009

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 37'si tutuklu 52 sanık hakkında açılan üçüncü ''Ergenekon'' davasının ilk duruşmasının 7 Eylül 2009 tarihinde yapılmasını kararlaştırdı.



İddianame şu anda sanık avukatlarına veriliyor ve dijital ortamda elde edilir edilmez nereden indirebileceğinizi buradan takip edebilirsiniz.



İŞTE LİNKLER:  SAYFA 1-200  |  201-400  |  401-600  |  601-800  |  801-1000  |  1001-1200  |  1201-1457  |  İNDEX



ÜÇÜNCÜ İDDİANAME DE TAMAM SIRADA DÖRDÜNCÜSÜ VAR

Albay Dursun Çiçek ve Çevik Bir dördüncü iddianamede. Kamuoyunda kaos planı olarak bilinen İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nı hazırladığı iddia edilen Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek ile 28 Şubat sürecinin önde gelen ismi emekli Orgeneral Çevik Bir'in, dördüncü iddianamede yer alacağı anlaşıldı. Dün kabul edilen üçüncü iddianamenin son bölümünde haklarında soruşturmanın devam ettiği sanıkların isimleri sıralandı. Buna göre Ergenekon davası kapsamında haklarında soruşturma süren ve dördüncü iddianameye girmesi beklenen isimler şöyle: Malatya Zirve Yayınevi misyoner cinayetlerinde ismi geçen eski Malatya İl Jandarma Komutanı emekli Albay Mehmet Ülger, emekli Astsubay Mehmet Çolak, kaos planında imzası bulunduğu iddiasıyla önce tutuklanan sonra serbest bırakılan Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek, 28 Şubat sürecinin önde gelen ismi emekli Orgeneral Çevik Bir, sahte şeyh Ali Kalkancı, eski MİT İstanbul Daire Başkanı Nuri Gündeş, İstek Vakfı'nın kurucusu Bedrettin Dalan Yaşar Öz, Kürşat Yılmaz, Tuncay Güney, Serdar Öztürk.



İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye ilçesinde patlayıcı maddelerin ele geçirilmesiyle ilgili başlatılan soruşturma sonucu ortaya çıkarılan ''Ergenekon'' isimli organizasyonla ilgili hazırlanan üçüncü iddianameyi incelemeyi tamamladı. Mahkemenin, 1454 sayfadan oluşan üçüncü iddianameyi kabul etmesinin ardından 37'si tutuklu 52 sanık hakkında dava açılmış oldu. İddianamenin tamamlanmasının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan yazılı açıklamada, iddianamede operasyon kapsamında 10 Ocak ile 17 Nisan 2009 tarihleri arasında gözaltına alınan ve tutuklanan sanıkların yer aldığı ifade edilmişti. İddianamenin giriş bölümünde örgüt çerçevesinde daha önce yapılan soruşturmalar ve açılan davaların özetlendiği, örgütün gerçekleştirmeyi planladığı ve gerçekleştirdiği eylemler, suikast planları ve el konulan silahların anlatıldığı belirtilen açıklamada, iddianamenin ikinci bölümünde ise şüphelilerin bireysel durumlarının ele alındığı, isnat edilen suçlar ve uygulanması talep edilen yasa maddelerine yer verildiği bildirilmişti. Açıklamada, her şüpheli için arama ve el koyma işlemlerinde bulunan delillerin anlatımı, el konulan delillerin incelenmesi, tanık ifadeleri, şüphelilerin emniyet ve savcılık ifadeleri ile hakimlik sorgusu, hukuki durumun anlatımı, netice ve talep konularının ele alındığı vurgulanmıştı. Operasyon kapsamında 12 Haziran 2007 tarihinden itibaren el konulan, bulunan silah ve mühimmatın dökümünün de yapıldığı açıklamada, sanıklar hakkında da ''silahlı terör örgütü kurma veya yönetme'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs etme', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme'', ''Açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme'', ''sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin satın alınması, taşınması, bulundurulması'', ''tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma'', ''özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, amacı dışında kullanma, hile ile çalma'' suçlamalarının yer aldığı kaydedilmişti.



DALAN VE KANADOĞLU ŞÜPHELİ VEYA SANIK OLARAK İDDİANAMEDE YOK ANCAK ADI GEÇİYOR

1454 sayfadan oluşan iddianamede eski Özel Harekat Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin, Türk Metal Sendikası eski Başkanı Mustafa Özbek, rektörler, muvazzaf subaylar ve polisler sanık olarak yargılanacak. Ancak aralarında firari Bedrettin Dalan'ın ile Sabih Kanadoğlu'nun da da aralarında bulunduğu bazı sanık ve evi arananların ismi geçmiyor. Bedrettin Dalan'ın isminin yer almamasının nedeni iddianamede şöyle belirtiliyor: "Poyrazköy'deki kazıların ve bulunan silahların 3. iddianemenin konuları arasında yer almaması"



Ruhsatsız silahlardan biri Kanadoğlu'nun

Soruşturma kapsamında şüpheli ve sanıklarda 57 ruhsatsız tabanca ele geçirildi. Bu silahlardan biri 7 Ocak 2009'da evi aranan ancak 3. iddianamede sanık olarak yer almayan eski Yargıtay Savcısı Sabih Kanadoğlu'na ait. Kanadoğlu'nun soruşturma kapsamındaki hukuki durumu bilinmiyor; ancak üçüncü iddianamede örgüte ait olduğu iddia edilen silahların sahipleri arasında ismi geçiyor.



Suçlamalar

Sanıklara terör örgütü kurmak ve yönetmek, terör örgütüne üyelik ve cebir ile şiddet kullanarak hükümetin kısmen veya tamamen görevlerini yapmasına engel olmak gibi suçlar yöneltiliyor.



SUİKAST PLANLARI

İddianame'nin giriş bölümü, Ergenekon terör örgütü olarak adlandırılan oluşumun eylemleri ve suikast planlarıyla ilgili. Ele geçirilen tüm silah ve mühimmat da bu kısımda yer alıyor. 2. bölümde ise, şüphelilerin bireysel ve hukuki durumlarıyla, suçlamalara yer verilmiş. Diğer Ergenekon davalarında yöneltilen suçlamalar da yineleniyor. Bu iddianamede özellikle, ele geçirilen silah ve mühimmatlar var. Bunlar arasında, 14'ü boş 57 lav silahı, 84 top mermisi, 424 el bombası, 175 tabanca 22 uzun namlulu silah, 3 kiloya yakın patlayıcı ve 53 dinamit lokumu bulunuyor.



İbrahim Şahin'in 12 suikast timi var

13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 3. Ergenekon iddianamesinde şok iddialar yer alıyor. Bunlardan biri de yeni iddianamenin kilit ismi İbrahim Şahin ile ilgili: Şahin'e bağlı 12 suikast timi var. İddianameye göre eski Özel Harekatçı İbrahim Şahin'in evinde suikast planları ele geçirilmişti. Şahin'e bağlı 12 suikast timinin olduğu iddianamede yer alırken bu timlerin içinde muvazzaf subayların bulunduğu belirtiliyor. İbrahim Şahin'le bir muvazzaf subay arasındaki diyaloglar şu şekilde iddianamede yer aldı: Şahin bir muvazzaf subaya telefon açıyor: "Yeraltına çekilmeye hazır mısın?" diye soruyor. Muvazzaf subay: "Emredersiniz komutanım".



SİVAS KATLİAMI VE ERGENEKON

Sivas katliamının Ergenekon örgütü tarafından gerçekleştirildiği iddialar arasında. Katliamla ilgili yeni görüntülerin de olduğu 3. iddianamede yer alan konular arasında.



Birinci iddianame ise 2 bin 455 sayfadan oluşuyor; emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu'nun da aralarında bulunuğu 86 sanığı kapsıyordu. İkinci iddianame ise, 1909 sayfadan oluşuyor ve 56 sanığı içeriyordu. İddianamenin omurgasını ise, darbe girişimi ve günlükler oluşturuyordu.



YALÇIN KÜÇÜK 1, MEHMET HABERAL 2 NUMARALI SANIK!



Üçüncü iddianamede adı geçen isimler:Soruşturmanın 10, 11 ve 12'nci operasyonlarında gözaltına alınan yazar Yalçın Küçük, MGK Eski Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, Özel Harekat Eski Daire Başkan Vekili ve Susurluk hükümlüsü İbrahim Şahin, Türk Metal İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek, üniversite rektörleri Prof. Dr. Mehmet Haberal, Fatih Hilmioğlu, Ferit Bernay, Mustafa Yurtkuran ve Osman Metin Öztürk'ün üçüncü iddianamede 'şüpheli' olarak yer alıyor.



Sanıklar:

1) YALÇIN KÜÇÜK Sanık ... 2) MEHMET HABERAL Sanık ... 3) HALİL KEMAL GÜRÜZ Sanık ... 4) MUSTAFA KOÇ Sanık ... 5) ERSİN GÖNENCİ Sanık ... 6) OĞUZ BULUT Sanık ... 7) İBRAHİM ŞAHİN Sanık ... 8) MUSTAFA ÖZBEK Sanık ... 9) MUSTAFA LEVENT GÖKTAŞ Sanık ... 10) RIZA FERİT BERNAY Sanık ... 11) TAYLAN ÖZGÜR KIRMIZI Sanık ... 12) MUSTAFA ABBAS YURTKURAN Sanık ... 13) ÜNAL İNANÇ Sanık ... 14) MUHTEREM BAĞCI Sanık ... 15) HÜDAYİ ÜNLÜER Sanık ... 16) FATİH HİLMİOĞLU Sanık ... 17) İLHAN BULAYIR Sanık ... 18) ZERRAR ATİK Sanık ... 19) FAHRİ KEPEK Sanık ... 20) İLYAS ÇINAR Sanık ... 21) OĞUZHAN SAĞIROĞLU Sanık ... 22) ERDAL ŞAHİN Sanık ... 23) ENGİN AYDIN Sanık ... 24) ERBAY ÇOLAKOĞLU Sanık ... 25) CENGİZ KÖYLÜ Sanık ... 26) CİHANDAR HASANHANOĞLU Sanık ... 27) MUHAMMED SARIKAYA Sanık ... 28) FATMA CENGİZ Sanık ... 29) YAŞAR OĞUZ ŞAHİN Sanık ... 30) MUHİTTİN ERDAL ŞENEL Sanık ... 31) MEHMET KORAL Sanık ... 32) TUNCER KILINÇ Sanık ... 33) MÜNÜR KEMAL YAVUZ Sanık ... 34) HASAN ATAMAN YILDIRIM Sanık ... 35) HÜSEYİN VURAL VURAL Sanık ... 36) MUSTAFA DÖNMEZ Sanık ... 37) MURAT EKE Sanık ... 38) CİHAN ARIK Sanık ... 39) ALİ OKTAY ŞAHBAZ Sanık ... 40) ONUR ÖZDEMİR Sanık ... 41) EMRE BALTACI Sanık ... 42) MELİH YÜKSEL Sanık ... 43) SERVET KAYNAK Sanık ... 44) FAHRİ SÜSLÜ Sanık ... 45) KEMALETTİN BALCI Sanık ... 46) BÜLENT GÜNGÖRDÜ Sanık ... 47) MURAT ÇAVDAR Sanık ... 48) MEHMET DALAGAN Sanık ... 49) AYHAN ATABEK Sanık ... 50) KENAN TEMUR Sanık ... 51) EROL MANİSALI Sanık ... 52) MUSTAFA HÜSEYİN BUZOĞLU Sanık ...



Müşteki ve mağdurlar:

ALİ BALKIZ Müşteki ... KAZIM GENÇ Müşteki ... MİNAS DURMAZGÜLER Mağdur ... MESROB MUTAFYAN Mağdur ...



Önemli 20 sanığa yönelik suçlamalar ve istenen cezalar

Ergenekon 3’üncü iddianamede Yalçın Küçük, Mehmet Haberal, Kemal Gürüz, Levent Göktaş, Erdal Şenel, Cengiz Köylü ve İbrahim Şahin’in örgütün kurucusu ve yönetcisi olduğu öne sürüldü.



Yalçın Küçük (Prof. Dr.-Sosyolog): Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 15,5 yıldan 24 yıla kadar hapis cezası



Mehmet Haberal (Prof. Dr.- Başkent Üniversitesi Rektörü): Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası



Erol Manisalı (Prof. Dr. Cumhuriyet yazarı): Silahlı terör örgütüne üye olmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 8 yıldan 19,5 yıla kadar hapis cezası



Fatih Hilmioğlu (Prof. Dr.- Eski İnönü Üniversitesi Rektörü): Silahlı terör örgütüne üye olmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 8 yıldan 19,5 yıla kadar hapis cezası



Rıza Ferit Bernay (Prof. Dr.-Eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü): Silahlı terör örgütüne üye olmak, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası.



Mustafa Abbas Yurtkuran (Prof. Dr.-Eski Uludağ Üniversitesi Rektörü): Silahlı terör örgütüne üye olmak, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası



Halil Kemal Gürüz (Prof. Dr.- Eski YÖK Başkanı): Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek, Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek suçundan 19,5 yıldan 34,5 yıla kadar hapis cezası



Muhittin Erdal Şenel (Emekli Tümgeneral-Genelkurmay eski Hukuk Müşaviri): Silah terör kurmak ve yönetmek, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası



Mustafa Levent Göktaş (Emekli Albay): Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek, yasaklanan gizli belgeleri temin etmek, Özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme amacı dışında kullanma hile ile çalma, Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek gerekçesi ile 36 yıldan 67 yıla kadar hapis cezası



Münür Kemal Yavuz (Emekli Orgeneral): Silahlı terör örgütüne üye olmak, devletin güvenliğne ilişkin gizli belgeleri temin etmek gerekçesi ile 12 yıldan 27 yıla kadar hapis cezası



Tuncer Kılınç (Emekli Orgeneral Eski MGK Genel Sekreteri): Silah örgütüne üye olmak, Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, devletin güvenliğine ilişkin tahrip etme, amacı dışında kullanma hile ile almak, çalmak gerekçesi ile 12 yıldan 49 yıla kadar hapis cezası



Hüseyin Vural Vural (Emekli Albay): Silah terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, açıklaması yasaklanan gizli belgeleri temin etmek, Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek gerekçesi ile 14 yıldan 36 yıla kadar hapis cezası



İlyas Çınar (Emekli Kurmay Albay): Silah terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, açıklaması yasaklanan gizli belgeleri temin etmek gerekçesi ile 13 yıldan 31 yıla kadar hapis cezası



Mustafa Dönmez (Yarbay): Silahlı terör örgütüne üye olmak, Sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin satın alınması, taşınması bulundurulması, Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak veya el değiştirme, Açıklanması yasaklanan gizli belgeleri temin etme, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten , Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek gerekçesi ile 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 15 yıldan 40 yıla kadar hapis cezası



Erbay Çolakoğlu (Binbaşı): Silahlı terör örgütüne üye olmak, yasaklanan gizli bilgileri temin etmek gerekçesi ile 9 yıldan 19 yıla kadar hapis cezası.



Cihandar Hasanhanoğlu (Kıdemli Kurmay Albay): Silahlı terör örgütüne üye olmak, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası.



Mustafa Koç (Kurmay Albay): Silahlı terör örgütüne üye olmak, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası



Cengiz Köylü (Kurmay Albay): Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmekten 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası.



Mustafa Özbek (Türk Metal Sendikası Genel Başkanı): Silahlı terör örgütüne üye olmak, yasaklanan gizli belgeleri temin etmek, Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek gerekçeasi ile 9 yıldan 24 yıla kadar hapis cezası



İbrahim Şahin (Eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili): Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek, Sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin satın alınması, taşınması, bulundurulması, Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurmak veya el değiştirmek, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgelri temin etmek, Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 30 yıldan 66 yıla kadar hapis cezası.



HİLMİ ÖZKÖK'ÜN İFADESİ  İDDİANAMEDE ÇOK GENİŞ YER ALDI

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün ''tanık'' sıfatıyla verdiği ifade de yer aldı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca hazırlanan iddianamenin giriş bölümünde, Özkök'ün ''tanık'' sıfatıyla alınan ifadesinde, Genelkurmay Başkanlığı yaptığı dönemde kuvvet komutanlarının bir araya geldikleri ve toplantı yaptıkları yönünde kendisine bilgiler geldiğini belirttiği, ancak doğrudan soruşturma yapılmasını gerektirecek mahiyette bilgilerin elinde bulunmaması nedeniyle bu konuda herhangi bir yasal işlem başlatmadığını kaydettiği belirtildi. Özkök'ün ifadesinde, kuvvet komutanlarının her zaman toplanabileceğini, bunda bir sıkıntının olmadığını, idareci olarak komutanları ve ordunun sürekli güçlü ve koordinasyon içinde bulunmaları konusunda elinden gelen gayreti göstermeye çalıştığını dile getirdiği kaydedilen iddianamede, Özkök'ün birçok kez ihbar, mektup, CD ve benzeri bilgilerin kendisine ulaştığını belirttiği anlatıldı.



İddianamede, Özkök'ün, zaman zaman da toplantılarda açıkça gündeme getirmeksizin üstü kapalı mesajlarla bu hususları dile getirdiğini söylediği de belirtilerek, o günlerde, özellikle kamuoyunda jandarma istihbaratın yasal olmayan dinlemeler yaptığına ilişkin değerlendirmelerin olması ve bu yönde gelen duyumlar üzerine Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Mehmet Şener Eruygur'a İstihbarat Daire Başkanı ile Teknik Daire Başkanını yanına göndermesini söylediğini, İstihbarat Daire Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz ile Teknik Daire Başkanı Albay Hasan Atilla Uğur'a makamında jandarma teşkilatının teknik takip ve dinlemeler konusunda ciddi imkan ve kabiliyetlere sahip olduklarını, bu işlemlerin yasal çerçevede yapılması gerektiğini söyleyerek bu konuda uyarıda bulunduğunu kaydettiği vurgulandı. İddianamede, Özkök'ün ayrıca bu işlemlerin nasıl yapıldığı ile ilgili kendilerinden bilgi aldığını, buradaki temel amacının şayet yasal olmayan dinlemeler yapılmakta ise kendilerini bu konuda uyarmak olduğunu kaydettiği de belirtildi.



ÖZKÖK'E MUHTIRA SORUSU

Özkök'e ''Genelkurmay Başkanlığı yaptığınız dönem içerisinde görev yapan kuvvet komutanlarından dönemin yürütme organına yönelik muhtıra verilmesi yönünde telkin ya da teklifte bulunan oldu mu? Oldu ise kimler tarafından, ne amaçla ve nasıl oldu?'' şeklinde bir soru sorulduğu ifade edilen iddianamede Özkök'ün bu soruya verdiği yanıt şöyle aktarıldı:



''2002 yılının Ağustos ayında Genelkurmay Başkanlığı görevine getirildiğini, kısa bir süre sonra iktidar partisinin değiştiğini, Şura toplantıları öncesinde adet gereği orgenerallerin Ankara'ya geldiklerini ve orada çeşitli toplantılar yapıldığını, bu toplantılarda Şura'da görüşülecek konular ile TSK ile ilgili çeşitli konularda görüş alışverişi yapıldığını ve aralarında müzakere ettiklerini, iktidara gelen parti ile ilgili olarak geçmişteki bazı söylemleri sebebiyle çekincesi olanların açık açık fikirlerini beyan ettiklerini, usul olarak en kıdemsizden başladığı için herkesin görüşlerini aldıktan sonra kendisinin de görüşlerini belirttiğini, herkesin şahsi görüşünün yanında kimsenin, kendi yanında muhtıra verme şeklinde bir teklifte bulunamayacağını, kendisinin de böyle bir şeye fırsat vermeyeceğini, görevde bulunduğu dönem ve daha sonraki dönemlerde de bu şekilde bir teklif gelmediğini, Kıbrıs konusunda çalışma yapmaları hususunda tüm kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanı'na birlikte bir çalışma yapmaları talimatı verdiğini, normal usulde bu tür çalışmalarda herkesin görüşünü beyan ettiğini ve bu görevi kıdemli olana verdiğini, kıdemli olanın da bu tür çalışmaları elden arz ettiğini veya bir kapak yazısı ile gönderdiğini, daha sonra da Genelkurmay Karargahı'nda değerlendirildiğini ve Genelkurmay Başkanı'nın görüşünü alarak ilgili makama verildiğini, kendisinin böyle bir çalışma beklerken birden 4 imzalı alışılmış usullerinin dışında yazılı bir belge önüne gelince usul olarak rahatsız olduğunu, ayrıca daha sonraki dönemde Kıbrıs Büyükelçisi'nin kendisinden habersiz bazı bilgileri Jandarma Genel Komutanı'na ilettiğini duyması üzerine bu konuyu ilgilisine usulüne uygun bir şekilde söyleyerek, bu yapılanın uygun bir davranış olmadığını, bundan sonra tüm bilgileri kendisine getirmesini ilettiğini anlattı.''



ÖZKÖK'E YÖNELTİLEN DARBE PLANLARI SORUSU

İddianamede, Özkök'e ''Sarıkız'', ''Ayışığı'', ''Yakamoz'' ve ''Eldiven'' isimli darbe planlarından bilgisinin olup olmadığı, oldu ise bu darbe planlarını kim ya da kimlerin hangi maksatla hazırladığını öğrenip öğrenmediğinin sorulduğu da belirtilerek, Özkök'ün darbe planlarından sadece ''Ayışığı'' ve ''Yakamoz'' kod isimli darbe planlarından 2004 yılı bahar ayları içerisinde haberinin olduğunu ifade ettiği yer aldı. Özkök'ün bu bilgilerin kendisine bir slayt sunumu şeklinde geldiğini, geldiği zamanın da söylentilerin azaldığı zamanlar olduğunu, ''Eldiven'' kod isimli darbe planını ve ''Cumhuriyet Çalışma Grubunu'' duymadığını ifade ettiği kaydedilen iddianamede, Özkök'ün bu slaytlar kendisine geldiğinde isimleri geçen kişilerden bazılarının emekli olacaklarını, bu bilgilerin kendisine ilk geldiğinde karargahtaki arkadaşlarıyla dahi paylaşmadığını, çünkü bazı şeylerin şüyu vukuundan beter olduğunu söylediği belirtildi. Özkök'ün ifadesinde, 19 Ekim 2003 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı'nda rektörlere yönelik bir brifing verildiğinden haberdar olmadığını, ancak Jandarma Dinlenme Tesisleri'nde sivillerle zaman zaman yemek yendiğini duyduğunu, bunların da olağan şeyler olduğunu söylediği yer alan iddianamede, Özkök'ün kendisine ''Genç Subaylar'' başlığı altında herhangi bir mektup gelmediğini, ancak o dönemde basın ve yayın organlarında bu tür mektupların gönderildiği yönünde duyumlar aldığını, emekli generallere Jandarma Genel Komutanlığı'ndan gönderilen mektuplardan haberi olmadığını belirttiği kaydedildi.



ERUYGUR'A UYARI

İddianamede, Özkök'ün kuvvet komutanlarının harp okullarının açılış ve diploma törenlerinde yapacakları konuşmalara ilişkin hazırladıkları yazılı metinleri Genelkurmay Başkanının görmediğini ve bu metinleri bu amaçla da istemediğini, ancak o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın konuşma yaptıktan sonra veya önce bu metni görmüş olabileceğini, ancak hatırlamadığını ifade ettiği belirtilerek, Özkök'ün ''Özellikle 'Ayışığı' ve 'Yakamoz' olarak isimlendirilen darbe planları yapıldığı yönünde 2004 yılının bahar aylarında gelen duyum üzerine Şener Eruygur'a Genelkurmay makamında olduğu bir sırada böyle bir plan ve çalışma olup olmadığını sorduğunu, Eruygur'un da böyle bir çalışma olmadığını söylediğini, ancak bunlara rağmen özellikle sık sık gazetecilerin, rektörlerin Jandarma Genel Komutanlığı'na çağrılarak görüşülmesinin yanlış anlaşılmalara neden olacağını söylediğini ve kendisini uyardığını, görevli olduğu dönemde MİT Müsteşarı'nın zaman zaman tarafına bazı bilgiler ve kayıtsız belgeler verdiğini, ancak hatırladığı kadarıyla kendisine 'Ergenekon' olarak sözü edilen örgütle ilgili arşivlere geçecek mahiyette kayıtlı bir evrak verilmediğini'' söylediği yer aldı.



Üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde ''tanık'' sıfatıyla ifadesine yer verilen dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün, ''zaman zaman görüş alışverişinde bulundukları komutanlara o dönemdeki hükümetin şeriatı getireceğine inanmadığını açıkça söylediği'' yer aldı. İddianamede, ''tanık'' sıfatıyla ifadesine başvurulan Özkök'e şu sorunun yöneltildiği belirtildi:



''Mehmet Şener Eruygur'dan ele geçirilen dijital verilerin incelemesinde, emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'in olduğu değerlendirilen günlüklerin olduğu görülmüştür. Bu günlüklere, '22 Eylül 2003 başlığı altında komutanların Jandarma Genel Komutanlığı'na giderek çok özel olarak konuştukları ve bazı kararlar aldıklarını, bu kararlara göre 'AKP Hükümetini vazgeçirmek için neler yapılması konusunda yapılan hazırlıklar bu hafta Genelkurmay Başkanı'na takdim edilecek, incelemesi için kendisine fırsat verilecek ve sonra onun niyetleri ve görüşü sorulacak, eğer bizle aynı fikirde veya yakın ise yolumuza devam edeceğiz, eğer bir işlem yapılmasını kabul etmezse kendisine 'Ya sen çekil yahut da biz çekiliyoruz diyeceğiz' şeklinde yazdığı görülmüştür. Komutanlar olarak, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Mehmet Şener Eruygur, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına'dan söz edildiği anlaşılmaktadır. Görevli olduğunuz dönemde, adı geçen kuvvet komutanları, belirtilen konularla ilgili sizden herhangi bir talepte bulundular mı? Şayet böyle bir talepte bulunulduysa ayrıntıları ile anlatınız.''



İddianamede, Özkök'ün Türk Silahlı Kuvvetleri'nin temsilcisi olduğundan zaman zaman birçok konuda kendisine teklifler, endişeler, arzların geldiğini, bunları zaman zaman da müzakere ettiklerini, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hassasiyeti olan konular iletildiği zaman doğrudan kamuoyu ile paylaşmak yerine bizzat Başbakan'a gidip ''Böyle böyle endişeler var kaygılar var'' şeklinde ilettiğini, her zaman kurumlar arasında düşmanlığın değil, birlik ve beraberliğin ön plana çıkması için çalıştığını, bu manada çekilmesi veya kendilerinin çekileceği yönünde herhangi bir bilgi gelmediğini söylediği kaydedildi.



BÜYÜKANIT'A YÖNELİK EYLEM PLANI İDDİASI

İddianameye göre, Özkök'e yöneltilen diğer bir soru şöyle:



''Ayışığı kod adlı darbe planında, 'l.Ordu Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve 2. Ordu Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri'nin altında sağlam adamlar bulunması ya da oldu bitti ile bunların hareketsiz ve yetkisiz bırakılması' gerektiği belirtilmiştir. Şüpheliler Mehmet Şener Eruygur ve Ahmet Hurşit Tolon'dan ele geçirilen dijital verilerde de Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a ait sağlık raporları, kullandığı ilaçlar, ailevi bilgiler, dostlarıyla ilgili kişisel bilgiler, kardeşi Mednan Büyükanıt'ın öldürülmesi ile ilgili soruşturma ve kovuşturma evrakları, kooperatif bilgileri ve bazı kişisel bilgiler olduğu görülmüştür. Ayrıca Özden Örnek'e ait olduğu anlaşılan günlüklerde '10 Ekim 2004' başlıklı not içerisinde 'Öğleden sonra Kara Kuvvetleri Komutanı geldi. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un bir şeyler karıştırıp durduğunu anlatan Aytaç Paşa'nın neler söylemek istediğini şimdi daha iyi anladım. Yaşar'ı zehirlemeye kadar varan planlar hazırlanmış' ifadesinin yer aldığı belirlenmiştir. Sizin dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a yönelik yapılan çalışmalardan ve hazırlanan eylem planlarından haberiniz oldu mu? Bu planları kimlerin nasıl yaptığını biliyor musunuz?''



İddianamede, Özkök'ün bu soruya karşılık, ''2004 yılı bahar aylarında gelen ve 'Ayışığı' ve 'Yakamoz' olarak isimlendirilen planlarda Yaşar Büyükanıt'la ilgili değerlendirmeleri gördüğünü, günlüklerdeki konu ile ilgili bilgisinin olmadığını, herhangi bir değerlendirme de yapamayacağını'' ifade ettiği kaydedildi.



Özkök'e ''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen günlüklerin '30 Eylül 2003' başlığı altında 'Kara Kuvvetleri Komutanı ile yaptığı görüşmede 'özel çalışma'nın Genelkurmay Başkanı'na verildiğini ve 4 noktada itiraz olduğunu söyleyerek, 'Adamların şeriat devletini kurmak istediğine inanmıyormuş, diğer gerekçeleri de önemli ama en önemlisi budur. Yani esastan aramızda fark var. Tedbirler ile genelde hemfikir olmuş' diyerek Kara Kuvvetleri Komutanının anlattıklarını aktardığı, bu konuyla ilgili Kara Kuvvetleri Komutanına 'bu çalışmayı kendisine vermek dahi önemliydi' şeklinde yazdığı görülmüştür. Kara Kuvvetleri Komutanı bahsedilen çalışmayı size verdi mi? Verdiyse bahsedilen çalışmanın içeriği neydi?'' şeklindeki soru sorulduğu da anlatılan iddianamede, Özkök'ün de ''Kuvvet komutanları ile zaman zaman görüş alışverişinde bulunduklarını, spesifik olarak bu olayı hatırlamamakla birlikte birçok yerde o dönemdeki hükümetin şeriatı getireceğine inanmadığını açıkça söylediğini, bu konuda daha önce görüşlerini belirttiğini'' ifade ettiği yer aldı.



İMAM HATİP LİSELERİ KONUSU

İddianameye göre, Özkök'e ifadesi sırasında şöyle bir soru yöneltildi:



''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen günlüklerin '7 Ekim 2003' başlığı altında, Genelkurmay Başkanı ve diğerleriyle Ege Ordu Komutanlığına giderek, Orgeneral Hurşit Tolon'u ziyaret ettiklerini yazdığı, '8 Ekim 2003' başlığı altında, imam hatip liseleriyle ilgili çıkan yasayla ilgili konuştuklarını, karargahlarına bu konuyla ilgili ayrı ayrı çalışma yapmaları talimatı verilmesi için karar aldıklarını, kahvaltı sırasında Hurşit Paşa'nın İHL'lerle ilgili gazetelerde çıkan haberleri bilerek ve planlı bir şekilde Genelkurmay Başkanı'na açtığını anlatarak, 'Genelkurmay Başkanı'nı konuşturmaya başladık. Her taraftan sıkıştırmaya başladık. Kahvaltıdan sonra hemen karargahı aradım ve talimat verdim. Diğer taraftan da Kocaeli Üniversitesi Rektörünü aradım ve ona da rektörler olarak bu işi hemen ve sert bir şekilde protesto etmelerini, arkalarında olduğumuzu söyledim' şeklinde yazdığı ve Genelkurmay Başkanı'nın cesur bir kişi olmadığını, AKP Hükümeti'ne karşı zaman kazanmak için kendilerini oyaladığını, hükümet ile gizli bir anlaşması varmış gibi davrandığını anlatarak' ... Kara Kuvvetleri komutanı sonunda işin başına kalacağını biliyor. Bu nedenle çok dikkatli ve her olayı takip ediyor. Yaptığı her hareketin duyulmasını ve anayasal kurumların yalnız olmadığı intibasını vermek istiyor. Çok dürüst ve güvenilir insan. JANGKK tam bir şahin, Genelkurmay hakkında bir kanaate sahip olmuş ve o kanaat kendisinde bir saplantı haline gelmiş. Genelkurmay ne yaparsa yapsın şüphe ile karşılıyor' diyerek konuştuklarını aktardığı tespit edilmiştir. Ahmet Hurşit Tolon ve diğerleriyle bahsedildiği şekilde kahvaltı yapıldı mı? Bu kahvaltıda ne konuşuldu? Sizi sıkıştırmalarının sebebi nedir ve talepleri ne oldu?''

İddianamede, Özkök'ün ''Ordu komutanlıklarında denetlemelerde zaman zaman kahvaltı yaptıklarını, bu kahvaltılarda çok değişik konuların konuşulduğunu, ancak böyle bir konunun konuşulduğunu hatırlamadığını, fakat imam hatipler konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hassasiyeti bulunduğu için böyle bir konunun konuşulmuş olabileceğini'' dile getirdiği kaydedildi.

İddianameye göre, Özkök'e yöneltilen diğer bir soru şöyle:

''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen günlüklerin '15 Kasım 2003' başlığı altında, Kara Kuvvetleri Komutanı ile Harbiye Orduevine gittiklerini, Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmeyi aktardığı, aralarındaki anlaşmazlıktan bahsederek' ...Konuşmamız bundan sonra tatsız bir şekilde sona erdi. 11 Kasım günü kendisi yurt dışına gitti. Ben de İlker'e gittim (II. Başkan). Yaptığımız özel çalışmanın ne olduğunu sordum. Bana, 'Biz de bir gurup kurduk. Komutan sizinkileri okudu. Grup bizim ve sizin önerilerinizi birleştirerek bir öneri hazırlayacak ve bunu sizlere göndereceğiz. Sonra bu konuyu Askeri Şura'ya getirerek tartışıp herkesin fikrini alacağız. Bilahare de sonucu Cumhurbaşkanı'na götüreceğiz sonra da Başbakanı buraya davet ederek kendisi ile bu konuyu görüşeceğiz. Bizim planımız bu şekilde' dediğini anlatarak, bu şekilde Genelkurmay'ın planını ilk defa öğrenmiş olduklarını, bu plan üzerinde Kara Kuvvetleri Komutanı ile tartıştıklarını, konun hafifletilmemesini sağlamak gerektiğini düşündüklerini, bu konular konuşulurken Şura'da Başbakan olmaması gerektiğini, her kafadan bir ses çıkmasını önlemek için de Şura öncesi toplantı yapılarak herkesin aynı hizaya getirilmesi gerektiğini anlattığı ve 'Bu arada Kara Kuvvetleri Komutanı bana, Şener'in bazı sivri fikirleri var. O bizden biraz farklı bu konulara yaklaşıyor. Ama onun fikirlerini benimsemek şimdilik mümkün değil. Çok dikkatli olmalıyız gereksiz yere tırmandıracak hareketlerden kaçınmalı' diyerek, Jandarma Genel Komutanı'nın fikirlerinden haberdar olduklarını, amaçlarının mümkün olduğunda beraber hareket etmek olduğunu söyleyerek' bu nedenle ne yapıp edip Genelkurmay Başkanı'nı kendi yanımıza çekmeliyiz' diyerek toplu olarak Genelkurmay Başkanının yanına gidip konuşmayı düşündüklerini söylediği görülmüştür. Kuvvet Komutanlarınca bahsedildiği şekilde bir girişimde bulunuldu mu? Bu ne amaçla yapıldı? Bu konuda nasıl bir çalışma yapıldı? Sizin tavrınız ne oldu?''

İddianamede, Özkök'ün bu soru üzerine ''Bu konunun kendisi dışındaki bir konu olduğunu'' ifade ettiği belirtildi.

ÖZKÖK'ÜN GÖSTERDİĞİ TEPKİ
İddianameye göre, Özkök'e ifadesi sırasında şöyle bir soru yöneltildi:

''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen 'günlükler'in '1 Aralık 2003' başlığı altında, Genelkurmay Başkanlığına gittiklerini, AKP Hükümeti, laiklik konularından bahsederek, herkese söz verildiğini, Kara Kuvvetleri Komutanının 'Ben çok rahatsızım ve devlet elden gidiyor. Biran önce bir sıkıyönetim içerisine girilmeli' dediğini, kendisinin ise 'Madem ki hepimiz bu hükümetin Anayasaya aykırı hareket ettiğine eminiz o halde 35. madde gereğinde Anayasayı da korumak bizim görevimizdir. Eğer bir eylem planı yapılacaksa bu planın ne maksatla yapıldığının bilinmesi lazım bu nedenle burada bir karar vermemiz gerekiyor' dediğini, bu söz üzerine Genelkurmay Başkanının 'Her ikiniz de açıkça konuşmadınız ama söylemek istediğiniz şey olamaz ve bize çok zemin kaybettirir. Yapacağımız başka şeyler var' dediğini, kendisinin de 'Doğru söylüyorsunuz o telaffuz etmek istediğimiz şeyden başka da şeyler olabilir mesela bu hükümete bir alternatif yaratmak gibi...' dediğini, ancak Genelkurmay Başkanı'nın bunu kabul etmediğini, Genelkurmay Başkanı'nın niyetinin bir şey yapıyor görünüp, kendilerini oyalamak olduğunu anladığını, kendisinden sonra Şener Eruygur ve Fırtına'nın konuşarak aynı ifadeleri kullandıklarını, bu şekilde kararlılık gösterdiklerini, 'bu duruma Genelkurmay Başkanı'nın rahatsız olduğunu' yazdığı görülmüştür. Bahsedildiği şekilde bir toplantı yaptınız mı? Kimler katıldı? Sizden istekleri ne oldu? Sizin buna tepkiniz ne oldu?''

Özkök'ün bu soruya karşılık, ''Kuvvet komutanları ile sık sık toplantı yaptıklarını, fakat burada geçen hususları hatırlamadığını, fakat kendi aralarında bu tür görüşmeleri yapmışlarsa bu konudan bilgisinin olmadığını'' dile getirdiği belirtildi.

ERUYGUR'UN ''İHTİLAL ÖZLEMİ''
İddianamede, ''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen günlüklerin '20 Ocak 2004' başlığı altında, Hava Kuvvetleri Komutanlığında yapılacak kuvvet komutanları toplantısına katıldığını, irtica ve Kıbrıs olarak iki ana konularının olduğunu, Kara Kuvvetleri Komutanının, Hurşit Tolon'u desteklediği için Genelkurmay Başkanı ile oldukça sert bir şekilde kavga ettiğini anlattığını, Genelkurmay Başkanı ve II. Başkanın Tolon'a destek vermediğini anlatarak, 'Kıbrıs konusunda ise GK (Genelkurmay) DİB ile beraber bir hazırlık yapıyorlardı ama bizim hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Konuşmalar sırasında Jandarma Genel Komutanı daima bir ihtilal özlemi içerisinde bir an önce bu işi yapalım şeklinde konuşuyordu. Bugün de defalarca tekrar etti' şeklinde yazdığı görülmüştür. Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur'un 'ihtilal özlemi' ve bu konuda yaptığı çalışmalardan bilginiz oldu mu? Oldu ise tepkiniz ne oldu? Bu konuda herhangi bir çalışma yaptınız mı?'' şeklindeki soruya da Özkök'ün ''bu hususu yukarıda açıkladığı'' şeklinde cevap verdiği yer aldı.

İddianamede, ''Özden Örnek'e ait olduğu değerlendirilen günlüklerin '16 Mart 2004' başlığı altında, Genelkurmay Başkanını görmeye gittiğini anlatarak 'Bizim yaptığımız bazı girişimler ve bilhassa Jandarma Genel Komutanı'nın girişimlerinin hemen hepsinden haberi vardı. Jandarma Genel Komutanı'nı nedense hedef olarak almıştı ve bütün belgeler elimde, bunları devletin arşivlerine geçireceğim, bu tarihi bir görevdir. Şener'in yaptıkları yetkisini aşmaktır. Kendi tesislerinde eski Meclis Başkanı ve rektörler ile görüşme yapmış bunları nasıl yapar' diyerek Şener Eruygur'un yaptıklarını kendisine anlattığını, daha sonra fişleme olaylarından bahsettiğini, bu tür olayların TSK'yı küçük düşürmekten başka bir işe yaramadığını anlattığı tespit edilmiştir. Özden Örnek ile bu şekilde bir toplantı yaptınız mı? Bahsedildiği gibi Mehmet Şener Eruygur'un 'Darbe' faaliyetleriyle ilgili herhangi bir girişimde bulundunuz mu? Arşivlerde bu konuyla ilgili belge var mı?'' şeklindeki soru üzerine Özkök'ün, ''Yukarıda belirttiğim gibi eski Meclis Başkanı ile ordu karargahında bir toplantı yaptıklarından bilgisinin olmadığını, yukarıda da belirttiği gibi bilahare Şener Eruygur'un bizzat kendisine bazı duyumlarının olduğunu söyleyerek uyarıda bulunduğunu, zira kendisinin o dönem en önemli prensip ve görevlerinden birinin de muhtemel olayları vuku bulmadan önlemek olduğunu, yukarıda belirtilen Cumhuriyet Çalışma Gurubunun eylem ve faaliyetlerinden haberdar olmadığını, fakat bazı basın yayın organlarında bu konularla ilgili haberler çıktığını, kendisinin de basın vasıtasıyla haberdar olduğunu'' söylediği belirtildi.

ERUYGUR'UN ÖDENEKLERİ KULLANMA YETKİSİ
İddianamede, ''Söz konusu sunumlarda, Cumhuriyet Çalışma Grubunun bu faaliyetleri gerçekleştirebilmesi için başlangıç olarak asgari 200 bin ABD doları kaynak ayrılması gerektiği belirtilmiştir. Cumhuriyet Çalışma Grubunun 19 Ocak 2004 tarihli devre raporunda ise Cumhuriyet Platformu çalışmaları başlığı altında, Ulusal Birlik Hareketi STK Platformundan bahsedildiği, bu kapsamda Ulusal Birlik Hareketinin yaygınlaşması için işbirliğinin sürdürülmesi gerektiği ve bunun için hazırlanacak basın bildirisinin, bedeli 830 kaleminden ödenmek suretiyle Ulusal Birlik Hareketi ve Cumhuriyet Platformu imzası ile yüksek tirajlı gazetelerde yayımlanması gerektiği belirtilmiştir. Cumhuriyet Çalışma Grubunun 28 Ocak 2004 tarihli devre raporunda ise yine yapılan bir harcamanın haber alma ödeneğinden karşılanması gerektiği belirtilmiştir. 830 kalemi ve haber alma ödeneği olarak belirtilen ödenekler nelerdir? Hangi amaçla kullanılır? Bu ödenekleri kullanma yetkisi kimlerindir? Bu ödenekler Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde ise Şener Eruygur'un bu ödenekleri belirtildiği şekilde kullanma yetkisi var mıdır? Şayet bu ödenekler Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde ise ve usulsüz olarak kullanılmışsa bu usulsüzlük ve kullanılan paranın miktarı nasıl tespit edilebilir?'' sorusunun da Özkök'e yöneltildiği belirtilerek, Özkök'ün de ''Jandarma Genel Komutanlığının ödeneği ve bütçesinin ayrı olduğunu, harcamaları nasıl yaptıklarını ayrıntılı olarak bilemeyeceğini'' ifade ettiği kaydedildi.

MUSTAFA BALBAY GÜNLÜKLERİ
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde belirttiği bazı konuların, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e atfedilen günlük ile gazeteci Mustafa Balbay'dan ele geçirilen günlükte yer alan bazı hususları doğrular nitelikte olduğu kaydedildi. İddianameye göre, Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesinin alınması sırasında Özkök'e, ''3 Mart 2004 tarihinde Ankara'da ATO tesislerinde düzenlenen 'Hilafetin İlgası' isimli panel hakkında bilginiz var mı? Bu panelin Cumhuriyet Çalışma Grubu tarafından düzenlendiğini biliyor musunuz? Özden Örnek'in günlüklerinde belirttiği gibi Kuvvet Komutanlarının bahse konu panele size sormadan gitmelerine tepki gösterdiniz mi? Panelin düzenlenmesi, desteklemesi ve katılım sağlanmasının amacı nedir? Sizin bu konuda tepkiniz ne oldu?'' soruları soruldu. Hilmi Özkök de ''toplantının yapıldığı tarihte İsveç'te resmi bir ziyarette olduğunu, döndüğünde böyle bir toplantının yapıldığını ve bu toplantıda AB aleyhine bazı konuşmaların olduğunu öğrendiğini, ancak böyle bir konuşmanın gerçekleştiği yerde Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının bulunmasından üzüntü duyduğunu, ancak bu durumu onlara ifade edip etmediğini hatırlamadığını, ayrıca kendisi yokken yerine Kara Kuvvetleri Komutanı vekalet ettiği için bu tür faaliyetler kendisinin takdiri olduğunu'' söyledi.

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e, Mustafa Balbay'ın günlüklerine ilişkin olarak ele geçirilen dijital verilere de işaret edilerek, ''Mustafa Balbay ile irtibatınız var mı? Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde irticai faaliyetlerle mücadele eden bir birim var mıdır? Var ise bu birimin görev ve sorumlulukları nelerdir?'' soruları da yöneltildi. Özkök ''Balbay ile herhangi bir irtibatının bulunmadığını, gazeteciler vasıtasıyla hükümet görevlilerine haber iletmeyi hoş karşılamadığını, yüz yüze görüşmeyi tercih ettiğini, bilindiği gibi Batı Çalışma grubu gibi bazı uygulamaların yapıldığı iddialarının bulunduğunu, Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu zamanında 2. Başkan olduğunu ve bu uygulamaların bazılarına gerek kalmadığı gerekçesi ile terk edildiğini ve kendi zamanında da aynı düşünce ile bu tür uygulamaların sonlandırılması gerektiğini düşündüğünü ve uygulamadan kaldırttığını, bu konuda yapılan hususları not almış olabileceklerini'' ifade etti.

İddianamede ayrıca, Ahmet Hurşit Tolon'dan ele geçirilen dijital veriler içerisinde yer alan ''opera-son'' isimli word belgesi içeriğinden ''aralarında Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, Hurşit Tolon, Fevzi Türkeri, Oktar Ataman ile emekli Orgeneral Çetin Doğan ve bazı korgeneral, tümgeneral ve tuğgenerallerin bulunduğu çok sayıda generalin, önce Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü istifa ettirmek, daha sonra da AKP İktidarını düşürmek amacıyla uygulanacak bir strateji belirlediği ve uygulamaya koyduğunun tespit edildiği'' kaydedilerek, ''Herhangi bir kimse sizi istifaya zorladı mı? Sizin tepkiniz ne oldu?'' şeklinde soru yöneltilen Hilmi Özkök'ün de ''bu konudan bilgisinin olmadığını'' söylediği belirtildi.

İddianamede, Ahmet Hurşit Tolon'dan ele geçirilen dijital verilerde yer alan ''Demokrat Generaller'' adı altında yazılan ve ''Sayın Generalim'' diye başlayan mektup ile 24 Mayıs 2003 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan ''Dört Yıldızlı Tepki'' başlıklı habere de işaret edildi. Özkök'e bunlara yönelik olarak ''Görevli olduğunuz dönemde darbeciler ve faaliyetleri ile ilgili size herhangi bir bilgi geldi mi? Geldiyse sizin tavrınız ne oldu?'' şeklindeki sorunun da yöneltildiği belirtilen iddianamede, Özkök'ün ''Görevli olduğu dönemde çok çeşitli bilgi, belge ve duyumların geldiğini, fakat bunların resmi delil mahiyetinde olmadıklarını, bu nedenle sadece bilgi mahiyetinde okuyup değerlendirdiğini, bu nedenle resmi bir işleme koymadığını, bu bilgileri bir süre muhafaza ettirip sonra imha ettirdiğini, o dönemde medyada, kendisi hakkında yıpratmak amaçlı birçok haksız yazı yazıldığını, kendisi ve ailesinin o dönem itibariyle bu tür haksız yazılar sebebiyle ciddi üzüntüler duyduklarını ve bu konuda o dönemde açıklama yaptığını'' beyan ettiği yer aldı.

İDDİANAME: 'HİLMİ ÖZKÖK'ÜN İFADELERİ ÖZDEN ÖRNEK VE MUSTAFA BALBAY GÜNLÜKLERİNİ TEYİT ETMEKTEDİR'
İddianamede, ''tanık Hilmi Özkök'ün ifadesinde belirttiği bazı konuların, Özden Örnek'e atfedilen ve Mustafa Balbay'dan ele geçirilen günlüklerde yer alan bir kısım hususları doğrular nitelikte olduğunun görüldüğü'' değerlendirmesine de yer verildi.

(05 Ağustos 2009, 16:50)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=864    yazdır/print


 

Üçüncü iddianamenin en önemli tanığı Özkök'ten savcılara destek

Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök’ün Ergenekon savcılarına 8 saat ‘tanık’ olarak verdiği ifadesinin 3. Ergenekon iddianamesine girdiği öğrenildi. Özkök’ün Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde Ergenekon sanığı emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon tarafından planlanan darbe girişimleriyle ilgili süreç hakkında bugüne kadar gündeme gelmeyen birçok konuda önemli bilgiler verdiği öğrenildi. Özkök, savcıları da kutlamış. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 3. Ergenekon iddianamesi üzerindeki incelemesi sürüyor. Mahkemenin, incelemesini tamamlamasının ardından iddianamenin 31 Temmuz’da açıklanacağı belirtiliyor. İddianamede yer alan en önemli ‘tanık’ ise Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök. Nisan ayında İzmir Adliyesi’nde özel bir odada Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara ‘tanık’ sıfatıyla 8 saat ifade veren Özkök’ün, 2. iddianamede yer alan ‘darbe’ girişimleriyle ilgili önemli bilgiler verdiği kaydedildi.

Üçüncü iddianamenin en önemli tanığı Özkök'ten savcılara destek

Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök’ün Ergenekon savcılarına 8 saat ‘tanık’ olarak verdiği ifadesinin 3. Ergenekon iddianamesine girdiği öğrenildi. Özkök’ün Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde Ergenekon sanığı emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon tarafından planlanan darbe girişimleriyle ilgili süreç hakkında bugüne kadar gündeme gelmeyen birçok konuda önemli bilgiler verdiği öğrenildi. Özkök, savcıları da kutlamış. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 3. Ergenekon iddianamesi üzerindeki incelemesi sürüyor. Mahkemenin, incelemesini tamamlamasının ardından iddianamenin 31 Temmuz’da açıklanacağı belirtiliyor. İddianamede yer alan en önemli ‘tanık’ ise Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök. Nisan ayında İzmir Adliyesi’nde özel bir odada Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara ‘tanık’ sıfatıyla 8 saat ifade veren Özkök’ün, 2. iddianamede yer alan ‘darbe’ girişimleriyle ilgili önemli bilgiler verdiği kaydedildi.



‘BİR DÖNEMİ AYDINLATACAKSINIZ’

Emekli Orgeneral Özkök’ün ifadesine başlarken Ergenekon savcılarına, ‘’Türkiye tarihinde kimsenin cesaret edemediği bir soruşturma başlattınız’’ dediği kaydedildi. Savcıların da Özkök’e ‘’Siz de burada bir tarih yazacaksınız. Anlatacaklarınız Türkiye için çok önemli’’ karşılığını verdiği öğrenildi. Özkök’ün, Mustafa Balbay ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’e ait günlüklerdeki darbe girişimiyle ilgili tanıklık yaptığı ifade edildi.



SAVCILARA BİLİNMEYENLERİ DE ANLATTI

Günlüklerdeki darbe planlarını tüm ayrıntılarıyla anlattığı belirtilen Orgeneral Özkök’ün, o dönem ordu içinde yaşanan sürecin aktörlerini de tek tek sıraladığı belirtildi. Özkök’ün, darbe girişimi konusunda bugüne kadar bilinmeyen ya da gündeme gelmeyen pek çok konu hakkında savcılara detaylı bilgi verdiği ifade edildi.



İDHAR EKİBİNİN ŞİFRELERİNİ VERDİ

Hilmi Özkök’ün verdiği ifadeler ışığında ordu içindeki ‘idhar’ (yedek) kadrosunun da soruşturma kapsamında mercek altına alındığı bildirildi. 2. iddianamede Eruygur’da ele geçen belgede, ‘’Darbe ekibi dağıtılsa bile hareketi sürdürecek idharın yapılması öngörülmüştür. Orgeneral Özkök tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Orgeneral Özkök herhangi bir tasfiye yapmamıştır’’ deniliyordu.



Adım adım Özkök’ü emekli etme planı

2. iddianamede ‘Ayşığı’ darbe planı çerçevesinde darbe planlarını hazırlayan ekibin, Hilmi Özkök’ü istifaya götürmek için yaptıkları plan da aşama aşama verilmişti. İşte o plan:





Doğrudan girişim: Üç Kuvvet Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı’nın ziyaret ederek doğrudan istifaya zorlamaları.



Dolaylı girişim: Orgeneral seviyesindeki General ve Amirallerin topluca imzalı açık mektuplarının Genelkurmay Başkanına verilmesi.



Gri girişim: TSK mensuplarının yazılı ve imzalı açık mektuplarının kuvvet komutanları tarafından Genelkurmay Başkanına verilmesi.



Siyah girişim: Kuvvet komutanları, TSK mensupları ve sivillerin açıktan çekil baskısı yapması. Aydınların, ve sendikalarının ‘çekil’ demeleri.



Darbe için yoksan ya çekil ya da çekil

Ergenekon soruşturmasının 2. iddianamesinde yer alan darbe planlarında, Özkök’ün istifaya zorlanması yönündeki girişimler anlatılmıştı. ‘Ayışığı’ adlı darbe planında, Özkök’ün emekliye ayrılması ya da etkisiz hale getirilmesi, azami sayıda milletvekilinin Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ı terk etmesinin sağlanması, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görevini sürdürmesi için yapılması gerekenler detaylarıyla yer almıştı.



ÖZKÖK’Ü MEDYA ARACILIĞIYLA SIKIŞTIRALIM

Darbe planında ‘’TSK’nın birlik içinde olduğu, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün bu birliği bozduğu ve bu nedenle emekliye ayrılması gerektiğinin, basın yayın organları aracılığı ile halka taşınması. Özkök’e yönelik ‘ya çekil, ya çekil’ baskısının çok boyutlu ve çok sesli olarak arttırılması. Darbe planının geniş tabanlı olduğu izlenimiyle göz dağı verilmesi’’ ifadeleri dikkat çekmişti.



Ne teyid ederim ne tekzip ederim

Darbe günlüklerinin gündeme gelmesinin ardından Milliyet yazarı Fikret Bila’ya konuşan Özkök, darbe günlükleriyle ilgili ‘’Anılarda geçtiği öne sürülerek gündeme getirilen bu olaylarla ilgili olarak, ne vardır, ne yoktur derim. Başka bir ifadeyle ne teyit ederim, ne tekzip ederim. Benim söyleyebileceğim budur’’ demişti. (Star)



(27 Temmuz 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=840    yazdır/print


 

Gizli tanıktan şok iddia: 'Silahları göm' emrini Çevik Bir'den aldım

Ergenekon soruşturması kapsamında önceki gün sürpriz bir şekilde sorgulanan emekli Orgeneral Çevik Bir ile eski İstanbul MİT Bölge Başkanı Nuri Gündeş'in isimlerinin eski bir JİTEM'ci olan gizli tanığın ifadelerinde geçtiği öğrenildi. Gizli tanığın, Bursa'nın Gemlik ilçesinde bulunan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişiminde kullanılacağı ileri sürülen 'silahları gömme' emrini bizzat Çevik Bir'den aldığını iddia ettiği bildirildi. Nisan ayında büyük gizlilikle yürütülen soruşturma kapsamında gizli tanık ifadesiyle ulaşılan tanksavar roketinin arkasından baş zanlı olarak Çevik Bir'in adının çıkması Ergenekon soruşturmasında çok önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Suç isnadının çok ağır olmasına karşın, zanlıların sorgularının gözaltıya gerek görülmeden 'şüpheli' sıfatıyla yapılmış olması ya tanık iddiasının henüz başka delillerle desteklenmiyor olmasına bağlanıyor ya da Ergenekon soruşturmasında hassas dengelerin korunmaya çalışıldığı değerlendirmesine yol açıyor.

Gizli tanıktan şok iddia: 'Silahları göm' emrini Çevik Bir'den aldım

Ergenekon soruşturması kapsamında önceki gün sürpriz bir şekilde sorgulanan emekli Orgeneral Çevik Bir ile eski İstanbul MİT Bölge Başkanı Nuri Gündeş'in isimlerinin eski bir JİTEM'ci olan gizli tanığın ifadelerinde geçtiği öğrenildi. Gizli tanığın, Bursa'nın Gemlik ilçesinde bulunan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişiminde kullanılacağı ileri sürülen 'silahları gömme' emrini bizzat Çevik Bir'den aldığını iddia ettiği bildirildi. Nisan ayında büyük gizlilikle yürütülen soruşturma kapsamında gizli tanık ifadesiyle ulaşılan tanksavar roketinin arkasından baş zanlı olarak Çevik Bir'in adının çıkması Ergenekon soruşturmasında çok önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Suç isnadının çok ağır olmasına karşın, zanlıların sorgularının gözaltıya gerek görülmeden 'şüpheli' sıfatıyla yapılmış olması ya tanık iddiasının henüz başka delillerle desteklenmiyor olmasına bağlanıyor ya da Ergenekon soruşturmasında hassas dengelerin korunmaya çalışıldığı değerlendirmesine yol açıyor.



Ergenekon soruşturması kapsamında 6 Nisan 2009'da Bursa'nın Gemlik ilçesine bağlı Engürücük köyünde bir evde yapılan aramada, 1 roketatar mermisi, 1 tabanca ve bu tabancaya ait 50 mermi ele geçirilmişti. Söz konusu silah ve mühimmatla Başbakan'a suikast planlandığı açıklanmıştı. Gizli tanığın ifadesine göre Erdoğan'ın uçağının, inişe geçtiği sırada füze ya da uçaksavarla düşürülmesi hedefleniyordu. Edinilen bilgilere göre, eski JİTEM'ci bir gizli tanık soruşturma kapsamında Bursa'da bulunan mühimmatla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Gizli tanığın verdiği bilgiler 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 12. dalga operasyonları için verdiği arama kararında da yer almıştı. Şöyle deniliyordu: "Gizli bir tanığın beyanlarında, Gemlik'te yapılan aramada Başbakan Erdoğan'a yönelik, 'uçağının inişe geçtiği sırada' yapılacak saldırıda kullanılmak üzere saklanan bir ABD menşeli uçaksavar mermisinin ele geçirilmesi..." Tanığın, 'silahları göm' emrini 28 Şubat döneminin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'den aldığını söylediği öğrenildi. Eski JİTEM'cinin ifadelerinin bazı yerinde Nuri Gündeş'ten de bahsettiği aktarıldı. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar söz konusu gelişmeler üzerine Çevik Bir ve Nuri Gündeş'i 'şüpheli' sıfatıyla sorguladı. Yaklaşık 5 saat süren sorguda Çevik Bir'e, 28 Şubat sürecinde yaşanan bazı olaylarla ilgili sorular da sorulduğu iddia edildi. (Zaman)



Öcalan'a yönelik MİT suikastinin akamete uğratılması da soruldu

MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür 17 Haziran 2008 günü Ergenekon Savcılarına 'tanık' sıfatıyla verdiği ifadede, Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde MİT'in kontrolünde asker ve polisin katılımıyla terörist başı Abdullah Öcalan'a yönelik büyük bir operasyon başlatıldığını söylemişti. 'PKK'yı Ergenekon kurdu ve yönetiyor' iddialarını örtülü olarak yanıtlayan MİT Kontrterör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür, Abdullah Öcalan'a karşı hazırlanan suikastin gazeteye sızdırılarak engellendiğini bildirmişti. Savcı Öz'ün, Çevik Bir'e bu suçlamanın doğru olup olmadığını da sorduğu, Bir'in de “Bizimle bir alakası yok” cevabını verdiği ileri sürüldü. Çevik Bir'in sorgudan ayrılırken oldukça sakin bir görüntü vermeye çalışmasına karşın öğleden sonra ayrıldığı Adliye çıkışında gazetecilerin sorularına “İyi akşamlar” şeklinde karşılık vermesi sorgunun zorlu geçtiği yorumlarına neden oldu.



Başsavcıvekili Çolakkadı'ya yönelik suikast planı da soruldu

Ergenekon soruşturması kapsamında 'şüpheli' sıfatıyla ifadesi alınan Çevik Bir'e İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Turan Çolakkadı'ya yönelik suikast girişimi planı da soruldu. Post modern darbenin yapıldığı 28 Şubat Süreci'nin en önemli aktörü dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, önceki gün Ergenekon soruşturması Savcısı Zekeriya Öz tarafından 5,5 saat sorgulandı. Bir'e İşçi Partili sanık Adnan Akfırat'ta ele geçen ancak uzun süredir araştırılan suikast planı soruldu. Suikast planının hedefinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Turan Çolakkadı olduğu öğrenildi.



Çevik Bir'e 'Kıvrıkoğlu'na suikast girişimi ve bu olayda Albay Vural Berkay'ın öldürülmesi' de soruldu

Ergenekon soruşturmasıyla ilgili ifadesi alınan emekli Org. Bir'e, 1997'de KKTC'deki tatbikatta Org. Kıvrıkoğlu'nu sıyırıp albay Berkay'ı öldüren kurşunun da sorulduğu öğrenildi. Ergenekon savcıları, Bir'e 5 Kasım 1997'de KKTC'de yapılan Toros-2 tatbikatında albay Vural Berkay'ın seken bir mermiyle vurulması olayı hakkında bilgisinin olup olmadığını sordu. Bir istihbaratçının, "Asıl hedef, tatbikatı izleyen dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu idi. Kıvrıkoğlu'nun kulağının yanından geçen mermi albay Vural Berkay'ı vurdu. Eğer Kıvrıkoğlu öldürülseydi Çevik Bir'in önü açılacaktı" yönündeki ihbarı üzerine sorulan bu soruyu Bir'in yalanladığı öğrenildi. Tatbikatta albay Berkay'ın Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait uzun namlulu bir silahla vurulması olayıyla ilgili muamma bugüne kadar çözülemedi. Tatbikat esnasında yakın gelecekte komuta kademesini değiştirecek bir suikastın planlandığı ve asıl hedefin dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğu öne sürülmüştü. İddialara göre bir yıl sonra Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilecek olan Kıvrıkoğlu'nun bir suikasta kurban gitmesi halinde Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'in önü açılacak, hatta Bir, Genelkurmay Başkanlığı'na kadar yükselebilecekti. Albayı şehit eden merminin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'e bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait bir silahtan çıkmış olması, bu iddiayı güçlendiren bir emare olarak gösterilmişti. Dönemin Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Engin Alan'ın 'Çevik Bir'in ekibi'nden olduğu da öne sürülmüştü. Toros-2/1997 tatbikatından bu yana çeşitli spekülasyonlara konu olan bu önemli olay ne Genelkurmay bünyesindeki askeri savcılıklar ne de diğer savcılıklarca kapsamlı bir şekilde araştırılmadı. Ancak on yıl sonra -Haziran 2007'de- başlayan Ergenekon soruşturması esnasında savcılara ulaşan bir ihbar tatbikatla ilgili dosyanın yeniden incelenmesine neden oldu.



Kıvrıkoğlu'na suikast girişimi ve Albay Vural Berkay'ın bu olayda öldürülmesi manşetlerimiz



Gizli Tanık ihbarı

Bir istihbaratçı, Ergenekon savcılarına ihbarda bulunarak, Berkay'ı öldüren kurşunun aslında Kıvrıkoğlu'nu hedef aldığını, bu gerçeğin bazı yetkililerce örtbas edildiğini iddia etti. İstihbaratçı, Kıvrıkoğlu'nu hedefleyen mermiyi ateşleyen asker ile ona yardım eden askerin 16 Mayıs 2001'de Malatya'nın Akçadağ ilçesindeki uçak kazasında öldüğünü de öne sürdü. O tarihte Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı Hava Grubu'na ait Casa tipi askeri uçak Malatya Akçadağ Güzyurdu köyü civarında düşmüştü. İstihbaratçı, 1998'de göreve geldikten sonra Amerika Birleşik Devletleri'yle askeri ilişkileri askıya alan ve dört yıllık görev süresi boyunca hiç ABD'ye gitmeyen Hüseyin Kıvrıkoğlu'na yönelik başarısız suikast girişiminin ABD-İsrail bağlantılı unsurlar tarafından tertiplendiği iddiasını da ortaya attı. Ergenekon savcıları ise uçak kazasında ölen askerlerin isimlerini tespit etti ve 1997'deki tatbikat ile Casa uçağının düşmesi arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaya başladı. Savcılar, istihbaratçının bu vahim iddiasını önceki gün emekli Orgeneral Çevik Bir'e sordu. Çevik Bir'in iddiayı yalanladığı öğrenildi. (Sabah)



Tüm suçlamaları reddetti

Beş saati aşkın bir süre boyunca savcı Zekeriya Öz'e yaklaşık 50 sayfalık ifade veren Bir'in suikast planını ve hakkındaki diğer tüm iddiaları reddettiği kaydedildi. Ergenekon sanıklarıyla bağlantısı hakkında delillerin de kendisine gösterildiği Çevik Bir'in bunlara rağmen her şeyi inkar etmesi dikkat çekti. Bir'in ayrıca ifade sırasında çok rahat bir görüntü vermeye çalıştığı da gelen bilgiler arasında. Ergenekon davasının birinci iddianamesinin sanığı İP'li Adnan Akfırat'ta ele geçen suikast planı araştırılmak üzere ayrıldığı için birinci iddianamenin eklerine konulmadı. Uzun süre planı ve perde arkasını araştıran savcılar tüm detayları elde ettikten sonra Bir'in ifadesine başvurdu. Birinci iddianamede yer alan ve Adnan Akfırat'ta ele geçen belgelerde, Çevik Bir ile Abdullah Öcalan'ın Osman Albay aracılığıyla görüştüğüne dair bilgiler de vardı. 



6 Nisan 2009'da Bursa'da anti tank roketi mühimmatı ele geçirilmişti

Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla Gemlik Sanayi Bölgesi'ndeki bir villada yapılan baskında 'anti tank roketi' mühimmatı ele geçirilmişti. Cephaneliğe gizli tanığın ifadesi doğrultusunda ulaşıldığı öğrenilmişti. Operasyonda, savaşlarda tankları durdurmaya yaradığı öğrenilen anti tank roketinin mühimmatı yanı sıra bir adet ruhsatsız tabanca ile 50 adet mermi de elde edilmişti. Jandarma ekiplerinin çevrede geniş güvenlik önlemi alarak gerçekleştirdiği operasyon kapsamında, evin bahçesindeki masanın altında ele geçirilen roketin sadece tetikleyici bölümünün olmadığı öğrenilmişti. Yetkililer, ele geçirilen silahın 'anti tank roketi mühimmatı' olarak adlandırıldığını kaydetti. Operasyonda gözaltı olmazken, baskının ifadeler doğrultusunda yapıldığı ve ele geçirilen mühimmatlar İstanbul'a götürüldüğü bildirilmişti.



12. dalganın gerekçelerinden biri Erdoğan’a uçaksavarlı saldırı idi

Ergenekon operasyonunun 12. dalgası kapsamında gerçekleştirilecek gözaltı işlemleri ve aramalar için çıkarılan mahkeme kararında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan bir eylem planı da yer almıştı. Arama kararında, bir süre önce, bir gizli tanığın anlatımları doğrultusunda, Bursa Gemlik’teki bir çiftlikte yapılan aramada, ABD malı uçaksavar mermisine ulaşıldığı belirtiliyordu. Gizli tanığın, Ergenekon örgütünün uçaksavar mermisini, Erdoğan’ın uçağına yönelik eylemde kullanmayı amaçladığı bilgisini verdiği anlaşılmıştı. İstanbul’daki nöbetçi mahkemenin gözaltı ve arama kararında zanlıların işlediği iddia edilen suçlar, “Ergenekon silahlı terör örgütü içinde faaliyet göstermek, örgüte üye olmak ve örgüte yardım etmek şüphesi” şeklinde sıralanmıştı.



12. dalgayı başlatan arama kararlarına gerekçe olarak Ergenekon Terör Örgütü'nün eylemleri gösterildi

Emniyet’in Ergenekon yapılanması için “terör örgütü” tanımını yaptığı belirtilen kararda, örgütün eylemleri şöyle özetleniyordu:



* 2006’da Cumhuriyet’e atılan el bombaları.

* 2006’da Danıştay 2. Daire eyleminde Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürülmesi.

* 2007’de Ümraniye’de 27 adet el bombası ele geçirilmesi.

* 2007’de Eskişehir’de Fikret Emek’in evinde silahlar ve patlayıcılar ele geçirilmesi.

* Yargıtay mensupları, Başbakan, birçok gazeteci ve yazara yönelik suikast planları.

* Eski Özel Harekat Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin’in evinden çıkan S-1 belgesi ve suikast planları.

* Şahin’in evinden çıkan krokiler doğrultusunda yapılan kazılarda bulunan silahlar.

* Emekli Orgeneral Şener Eruygur’da ele geçirilen askeri darbe planları ile, gazeteci Mustafa Balbay ve emekli Oramiral Özden Örnek’in günlüklerindeki bilgilerin benzerlik taşıması.



Hedef Erdoğan'dı

Bu gerekçeler, Ergenekon operasyonunun önceki dalgaları için verilen mahkeme kararlarında da yer alıyordu. Ancak, 12. dalga için verilen kararda, önceki kararlarda yer almayan bir gerekçe daha dikkati çekmişti. Kararda, şu ifade yer alıyordu: “Gizli bir tanığın beyanlarında, Gemlik’te yapılan aramada Başbakan Erdoğan’a yönelik, ‘uçağının inişe geçtiği sırada” yapılacak saldırıda kullanılmak üzere saklanan bir ABD menşeli uçaksavar mermisinin ele geçirilmesi.” Bu bulgulara ulaşılmasını ifadesiyle sağlayan Gizli Tanık, savcılığa, Gemlik’in Engürücük köyündeki bir çiftlik evinde, Erdoğan’a yönelik eylemde kullanılmak için silah saklandığını bildirmişti. 6 Nisan’da çiftlikte yapılan aramada, uçaksavar mermisi ile bir tabanca ve çok sayıda mermi ele geçirildi.



Ergenekon, taşeronu PKK'nun çökertilmemesi için Öcalan'ın suikastle öldürülmesini engelledi

Mehmet Eymür, hem polise hem de Zekeriya Öz'e verdiği ifadelerde Öcalan'a karşı yapılacak devlet operasyonunun engellendiğini dile getiriyor. Tansu Çiller'in özel çağrısıyla Sönmez Köksal döneminde MİT Özel İstihbarat biriminin başına getirilen Eymür, terör örgütü PKK'nın lideri durumundaki Abdullah Öcalan'a yapılacak suikastin çeşitli şekillerde PKK'ya sızdırıldığını, bunun sorumlusunun da Çevik Bir olduğunu açıkça anlatıyor.



İlk plan olan 'Tünel Suikasti' sızdırıldı

Öcalan'ı öldürmek için birkaç yol denediklerini anlatan Mehmet Eymür ilk olarak Öcalan'ın Şam'da kaldığı yeri tespit ettiklerini, daha sonra da her gün gittiği Şam havalimanı yakınlarındaki Mahsun Korkmaz akademisine gittiğini anlatıyor. Önce Mahsun Korkmaz akademisinin altına tünel kazarak gitmek istediklerini, bunun için de özel birlik oluşturarak çalışma yaptıklarını ifade eden Eymür, ancak bu ekibin yaptığı çalışmanın sızdırılması üzerine vazgeçtiklerini belirtiyor.



Cumhuriyet, Çevik Bir'den aldığı bilgilerle '1 ton patlayıcıyı MİT ne yapacak?' haberi yaptı

Daha sonra da Genelkurmay aracılığı ile Gölcük Donanma Komutanlığından suikastte kullanılmak üzere 1 ton patlayıcı alarak bir minibüs hazırladıklarını kaydeden Eymür, birkaç gün sonra da “Cumhuriyet gazetesinde MİT bir ton patlayıcıyı ne yapacak” haberi çıktığını bunun sorumlusunun da Genelkurmay 2. başkanı Çevik Bir olduğunu izah ediyor. Öcalan'ı yakalamak için MİT, Genelkurmay ve emniyet görevlilerinden özel bir birlik oluşturduklarını anlatan Eymür, ekibin çalışmaya başlayacağı zaman “Özel bir ekibin Suriye'ye gönderileceği” haberleri basında çıktığı için ekibin birbirine düştüğünü, emniyetten gelenlerin aradan çekildiklerini dile getiriyor. Eymür, Öcalan'a karşı hazırlanacak suikastin çok gizli olarak hazırlanmasına rağmen dinlemeye aldıkları yurtdışı telefonu ile Genelkurmay İstihbarat Başkanı tarafından Şam askeri ataşesine mesaj verilir şekilde iletildiğini açıkladı.



Ana hedefimiz Öcalan'dı

Eymür, Zekeriya Öz'e verdiği ifadede iddialarını şu şekilde sıraladı: Ana hedeflerimizden birisi de PKK'nın başı Abdullah Öcalan'dı. Görevi devraldığımda Bekaa'daki kampını kapatmış olan Öcalan'ın ne MİT'de ne de diğer güvenlik birimlerinde nerede olduğuna dair bir bilgi yoktu. Öcalan'ı Suriye'de öldürmek için büyük bir operasyon başlattık. Asker ve polisin de katılımıyla müşterek faaliyet grubu kurduk. Daha sonra Suriye'ye özel bir ekibin gönderildiğine dair basında haberler çıkınca polis aramızdan çekildi. Neticede bir minibüse yerleştirilmiş bir ton kadar C4 patlayıcıyla bir eylem planlandı. Ancak, araç planlandığı şekilde kampın önüne bırakılmadığı için eylem hedefine ulaşmadı.



Çevik Bir, ekibini geri çekti

Bütün bu süreç içerisinde hem kendi teşkilatım içerisindeki bazı kişilerden hem de diğer bazı kurumlarda çalışan görevlilerin Öcalan'a yönelik bu faaliyeti sabote etmeye çalıştıklarına şahit oldum. Hatta Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, özel olarak kurduğumuz birlikteki elemanlarını geri çekti. Bu engellemelerin dış istihbarat servislerinin etkisindeki bazı görevlilerce yapıldığı kanaatini taşıyorum. (Yenişafak)



Çevik Bir'e yöneltilen sorulardan bazıları

Ergenekon Terör Örgütü iddiasıyla başlatılan soruşturması kapsamında ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadesi alınan 28 Şubat sürecinin başaktörü emekli Orgeneral Çevik Bir’e, 3 saatlik sorgusu sırasında birbirinden zor soruların yöneltildiği öğrenildi. Ergenekon iddianamelerine giren tüm iddialar Çevik Bir’e sorulurken en dikkat çeken soru ‘Veli Küçük’ün Turgut Büyükdağ’ın fabrikasına çökerek aldığı iddia edilen 50 milyon dolardan pay aldın mı’ oldu.



Darbe planladın mı, desteğin var mı?

Savcı Öz’ün yönelttiği sorular arasında, 1998 yılında darbe planlayıp planlamadığı ve Şener Eruygur liderliğinde planlanan Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planlarının da olduğu öğrenildi. Darbe planlarının Batı Çalışma Grubu’nun devamı olan Cumhuriyetçi Çalışma Grubu tarafından hazırlandığını hatırlatan Savcı Öz’ün, Bir’e ‘bu planlardan haberiniz var mıydı?’, ‘CÇG’na destek verdiniz mi?’ ‘Adnan Akfırat’ta çıkan ‘Çevik Bir ve Erol Özkasnak 21 Aralık 1998’de Mason Atatürkçülerle birlikte darbe planı yaptı. Darbenin başbakanı ve cumhurbaşkanı bile belliydi’ iddiaları doğru mu?’ sorularını yöneltti.



Her soruya aynı cevap

1997’de KKTC’deki tatbikatta emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nu sıyırıp Albay Vural Berkay’ı öldüren kurşun da soruldu. Savcı Öz, bir istihbaratçının ‘Asıl hedef, tatbikatı izleyen dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu idi. Eğer Kıvrıkoğlu öldürülseydi Çevik Bir’in önü açılacaktı’ sözleri hatırlatıldı ve bildiklerini anlatması istendi. Ergenekon Savcısı Öz’ün 3 saat boyunca ifadesine başvurduğu Çevik Bir’in kendisine yöneltilen tüm sorulara ‘Böyle birşey söz konusu bile olamaz’ karşılığını verdiği öğrenildi.



Fadime-Müslüm tezgahı kimin?

Ergenekon davasında ‘tanık’ olarak ifade veren Danıştay sanığı Osman Yıldırım, ‘Veli Küçük’ün Turgut Büyükdağ’ın fabrikasına, tefeci aracılığıyla aldığı vekaletnameyle el koyduğunu, ardından da fabrikayı iki bankaya ipotek ettirerek, 50 milyon dolar aldığını, paranın bir bölümünü de Çevik Bir’e verdiğini’ iddia etti. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ün emekli Orgeneral Çevik Bir’e ‘50 milyon dolardan pay aldınız mı’ sorusunu yönelttiği belirtildi. Çevik Bir’e, 28 Şubat post-modern darbe süreci de soruldu. Bir’den ‘28 Şubat’ta Fadime Şahin-Müslüm Gündüz provokasyonu Çevik Bir’in emriyle Veli Küçük tarafından organize edildi’ iddiasını cevaplaması da istendi. (Star)



Büyükdağ 28 Şubat'ın finansörü müydü?

Turgut Büyükdağ'ın ismi Ergenekon davasının gizli tanıklarından birinin ifadesinde de yer almıştı. İddiaya göre 28 Şubat döneminde Fadime Şahin-Müslüm Gündüz ve Ali-Emine Kalkancı skandallarının perde arkasında organizatör olarak Veli Küçük, finansör olarak ise Büyükdağ yer alıyordu. İddiaya göre askeri müdahaleye zemin hazırlamak ve kamuoyunu yönlendirmek amacıyla hazırlanan senaryo için yapılan toplantılar Büyükdağ'ın sahibi olduğu Strateji dergisinin Nişantaşı'ndaki ofisinde düzenliyordu. Gizli tanığın iddialarına göre Ümit Oğuztan, transseksüel Seyhan Soylu(Sisi) ve Polis müdürü Ü.B.'nin de dahil olduğu senaryo sonuç verdi ve Sincan'da tankların yürümesinin ardından Refahyol Hükümeti düştü.



Osman Yıldırım'ın Ergenekon iddianamesindeki ifadesinde Çevik Bir ve Turgut Büyükdağ

Danıştay’a yapılan saldırının ardından tutuklanan Osman Yıldırım verdiği ifadeler Ergenekon iddianamesine de girdi. Yıldırım’ın Ergenekon iddianamesinde Bir ve Büyükdağ ile ilgili ifadeleri şöyle:



“Turgut Büyükdağ’ın Malkara’da bulunan Turgut Gıda Sanayi isimli sıvı yağ fabrikasının sahibi olduğunu ve İsmail Özmen’den faizle para aldığını, Veli Küçük’ün kendisine Bakırköy’de İstanbul Caddesi’nde bir restorantta birlikte yemek yerken İsmail Özmen’in Turgut Büyükdağ’dan genel vekaletname almasını, alırken de herhangi bir bankadan kredi çekeceğini söylemesini, İsmail Özmen’in Turgut Büyükdağ’dan sekiz milyon dolar alacağı olduğunu, kendisinin de bu sözleri İsmail Özmen’e Mecidiyeköy’de Şişli Emniyet Müdürlüğü’nün karşısıdaki Polat Holding’in önünde arabanın içinde Veli Paşanın talimatları olarak anlattığını, onun da bir hafta sonra genel vekaletnameyi alarak geldiğini, Veli Küçük Paşa’ya verdiğini, Veli Küçük ve beraberindekilerin de Kent Bank ve Toprak Banka fabrikayı ipotek ettiklerini, Elli milyon dolar aldığını, bu parayı kendisine İsmail Özmen’in verdiğini, kendisinin de bu işin içinde olduğu için, kendi hakkı olarak beş milyon dolar aldığını, bu parayı kendisine İsmail Özmen’in verdiğini, kendisinin de bu işin içinde olduğu için, kendi hakkı olarak beş milyon dolar aldığını, paranın kalan kısmının Çevik Bir, Veli Küçük, Hasan Özdemir, İsmail Özmen ve Hüseyin Çil arasında paylaşıldığını, bu parayı İsmail Özmen’in paylaştırdığını beyan etmiştir.”



Turgut Büyükdağ, Osman Yıldırım'ın ifadesini doğruladı

11 Ekim 2008 tarihinde Taraf gazetesine ayrıntılı açıklamalar yapan Büyükdağ, 28 Şubat'la bağlantısı iddialarını ve Osman Yıldırım'ın ifadesini doğruladı:



"Osman Yıldırım’ın ifadesini okuyunca savcıya gittiniz. Ondan önce bu işlerin Ergenekon’la bağlantılı olabileceğini düşünmediniz mi? Osman Yıldırım’ın ifadelerini okuyunca direkt olarak Sarıyer Cumhuriyet Savcılığı’na gittim ve ‘yazılanların hepsi doğrudur, ifade vermek istiyorum’ dedim. Savcı benimle ilişkiye girdi. Ondan sonra beni İstanbul Emniyeti’ne aldılar, dört gün süresince ifade verdim. Sonra Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Öz’e gittiniz? İfademizi aldılar. Mağdur olarak gittim. Fabrikası ve parası gaspedilen benim dedim ve olup biten her şeyi anlattım. Bunu Ergenekon yaptı diyebiliyor musunuz? Ben demiyorum. Osman Yıldırım diyor. Ben bunu bana Çevik Bir, Korkut Eken, Abdülkadir Aksu, Mehmet Ağar ve İsmail Özmen ve Eski Emniyet Müdürü Hasan Özdemir yaptı diyorum ve bunlardan şikayetçi oldum. İfadeden sonra tehdit aldınız mı? Ölüm tehditleri aldım. Bunu savcı da biliyor. Siz Ergenekon’u nasıl tanımlıyorsunuz? Devlet mafyası. Resmi devlet mafyası diyorum. Bunları ben yaşadım hepsi gerçek. Bu saatten sonra öldürseler de konuşmuş olacağım."



Çevik Bir ve Nuri Gündeş'in Ergenekon Savcılarına ifade vermeleri manşetimiz



(27 Haziran 2009), son güncel.: (29 Haziran 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=789    yazdır/print


 

FLAŞ!!! Askeri Savcılık: Andıç Genelkurmay'da hazırlanmadı

Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, Taraf gazetesindeki habere konu olan belgenin, Genelkurmay Başkanlığı karargahında düzenlenmediğinin tespit edildiğini, böyle bir belgeyle ilgili olarak gerek elektronik ortamda, gerekse yazılı kayıtlarda herhangi bilgi, belge, emir veya emareye rastlanılmadığını bildirdi. Askeri Savcılığın bu açıklaması akıllara Darbe Günlükleri'nin de Genelkurmay tarafından yalanlanmasını getirdi. Oysa günlüklerin Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığı Emniyet Kriminal'in incelemesiyle tespit edilmişti. Askeri savcılığın yürüttüğü soruşturmada Dursun Çiçek'in kullandığı bilgisayarın teknik işlemden geçirilerek imaj alma işleminin de yapılmadığı ortaya çıktı ve şaşkınlıkla karşılandı. Eğer bu işlem yapılmış olsaydı Eylem Planı'nın Çiçek'in bilgisayarından çıkıp çıkmadığı, tıpkı 'Özden Örnek Darbe Günlükleri' ya da 'Mustafa Balbay Darbe Günlükleri' olayında olduğu gibi bilimsel olarak kanıtlanabilirdi. Son belge olayının araştırılması safhasında Albay Dursun Çiçek'in askeri savcılığa her zaman kullanmış olduğu imzalardan farklı bir imza örneği vermesi de dikkatleri çeken başka bir nokta oldu. Bu ayrıntıların çoğalması, askeri savcılık soruşturmasının örtbas soruşturmasına dönüşeceğini söyleyenleri haklı çıkarıyor.

FLAŞ!!! Askeri Savcılık: Andıç Genelkurmay'da hazırlanmadı

Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, Taraf gazetesindeki habere konu olan belgenin, Genelkurmay Başkanlığı karargahında düzenlenmediğinin tespit edildiğini, böyle bir belgeyle ilgili olarak gerek elektronik ortamda, gerekse yazılı kayıtlarda herhangi bilgi, belge, emir veya emareye rastlanılmadığını bildirdi. Askeri Savcılığın bu açıklaması akıllara Darbe Günlükleri'nin de Genelkurmay tarafından yalanlanmasını getirdi. Oysa günlüklerin Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığı Emniyet Kriminal'in incelemesiyle tespit edilmişti. Askeri savcılığın yürüttüğü soruşturmada Dursun Çiçek'in kullandığı bilgisayarın teknik işlemden geçirilerek imaj alma işleminin de yapılmadığı ortaya çıktı ve şaşkınlıkla karşılandı. Eğer bu işlem yapılmış olsaydı Eylem Planı'nın Çiçek'in bilgisayarından çıkıp çıkmadığı, tıpkı 'Özden Örnek Darbe Günlükleri' ya da 'Mustafa Balbay Darbe Günlükleri' olayında olduğu gibi bilimsel olarak kanıtlanabilirdi. Son belge olayının araştırılması safhasında Albay Dursun Çiçek'in askeri savcılığa her zaman kullanmış olduğu imzalardan farklı bir imza örneği vermesi de dikkatleri çeken başka bir nokta oldu. Bu ayrıntıların çoğalması, askeri savcılık soruşturmasının örtbas soruşturmasına dönüşeceğini söyleyenleri haklı çıkarıyor.



ÖZEL HARP DAİRESİ: 1 - SİVİL YARGI: 0



Askeri Savcılığın 'TAK - ŞAK' açıklaması şaşırtmadı:

Savcılık, böyle bir belgenin mevcut olmadığı anlaşıldığından ve aslı bulunmayan fotokopi belgenin 4. sayfasındaki imza bloğunda Albay Dursun Çiçek'in isminin üzerinde yer alan imzanın, şüpheli Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek'e ait olduğuna, bu belgenin hazırlanması ve herhangi bir kişiye verildiğine ilişkin şüpheli hakkında delil bulunmadığından, soruşturma konusu olay ve Çiçek ile ilgili itiraz yolu açık olmak üzere kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini bildirdi.



Savcılıktan yapılan yazılı açıklamada, konuyla ilgili soruşturmanın, bugün tamamlandığı belirtildi. Savcılık, Taraf gazetesindeki habere konu olan belgenin, Genelkurmay Başkanlığı karargahında düzenlenmediğinin tespit edildiğini, böyle bir belgeyle ilgili, gerek elektronik ortamda, gerekse yazılı kayıtlarda herhangi bilgi, belge, emir veya emareye rastlanılmadığını kaydetti. Askeri Savcılık, Taraf gazetesinde yayımlanan belgenin aslının mevcut olmaması nedeniyle, bu belgenin hangi amaçla kim veya kimler tarafından üretildiği, üretenlerin amaçları, özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir şekilde hedef alınıp alınmadığı ve belgenin Taraf gazetesi muhabirine ulaştırılmasıyla aynı gazetede yayımlanması olayları hakkında adliye mahkemelerinin görevli ve yetkili oldukları anlaşıldığından, itiraz yolu açık olmak üzere Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının görevsizliğine karar verildiğini bildirdi. Savcılık, soruşturma dosyasının gereğinin takdir ve ifası için görevli ve yetkili İstanbul Başsavcılığına gönderilmesine de karar verdi.



Albayın bilgisayarına eksik inceleme soruşturma güvenilir değil diyenleri haklı çıkarıyor

Darbe andıcında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'in Genelkurmay'daki bilgisayarına, dosyaların tamamını gösteren 'imaj' alma işleminin yapılmadığı ortaya çıktı. Ergenekon'da tutuklanan emekli Yüzbaşı Avukat Serdar Öztürk'ün bürosunda ele geçirilen darbe andıcının aslı ya da bir suretinin belgede imzası bulunan Kıdemli Albay Dursun Çiçek'in bilgisayarında olup olmadığını tespit etmek için herhangi bir işlem yapılmadığı öğrenildi. Belgenin ve Albay Çiçek'in imzasının gerçek ya da sahte olduğunu ortaya çıkarmak için Jandarma ve Polis Laboratuvarlarındaki kriminal inceleme ile yetinilmeyip, İstanbul Adli Tıp'ta inceleme yaptırılırken, adli inceleme için en önemli tespit aracı olan bilgisayardan 'imaj' alınması işleminin yapılmaması 'karartmamı yapılıyor' şüphesine neden oldu. Bilgisayarlardaki silinenler dahil bütün dosyaların farklı bir yazılım programı sayesinde kurtarılması işlemine imaj alma deniliyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Eylem Planıyla ilgili olarak Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e yaptığı açıklamada, "Bütün bilgisayarlara el konuldu" demişti. Bilgisayardan imaj alınmasının adli inceleme açısından önemli olduğunu belirten Yargıtay eski Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel "Özden Örnek Günlükleri yargıya intikal edince bu işlem yapıldı. Özden Örnek Günlükleri'nin Genelkurmay bilgisayarından çıktığı bu yöntemle belirlendi" dedi.



İnceleme hayati önemde ve harddisk yokedilmediyse hala yapılabilir!..

Belgedeki imzanın sahte olup olmadığının çok önemli olmadığını belirten Gündel, "Asıl önemli olan Genelkurmay'ın o biriminde böyle bir çalışmanın yapılıp yapılmadığıdır. Orası istihbaratla ilgili bir birim. O bilgisayarda böyle bir belge çalışması yapıldıysa imza sahte de gerçek de olsa farketmez. Bu nedenle bilgisayarda yapılacak olan inceleme hayati bir nokta" diye konuştu.



Darbe günlüklerini imaj işlemi çıkarttı

İmaj alma yeni bir bilgisayar diskinin kullanımı esnasında üzerinde bulunan veya silinen tüm bilgilerin klonlanarak tekrar ulaşılabilir duruma getirilme işlemidir. Gazeteci Mustafa Balbay ile Özden Örnek'in günlükleri imaj alma yöntemi sayesinde ortaya çıkarılmıştı. (Yenişafak)



TÜBİTAK'IN TEKNİK AÇIKLAMASI ÇOK ÖNEMLİ AMA ASKERİ SAVCILAR İÇİN DEĞİL..

TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Enstitüsü’nün “belgenin orijinalinde bulunmayan unsurların belgeye sonradan eklendiğine ilişkin olağandışı bir görüntüye rastlanmadığı” saptaması, eldeki fotokopinin, belgenin aslında tahrifat yapılarak hazırlandığı ya da Albay Çiçek’in imzasının belgeye sonradan fotokopi yoluyla eklenmiş olabileceği yönündeki iddiaları büyük ölçüde zayıflatmaktadır. Yani belge fotokopidir ama aslından çekilmiştir, tahrifle düzenlenmiş değildir.



Emirle harekete geçen bir müesseseden ancak emirle karar çıkar

Yapılan açıklamanın ardından canlı yayında yazarlar şunları söyledi:



Şamil Tayyar: Açıkçası sürpriz bir karar olmadı. Emirle harekete geçen bir kurumun emirle harekete geçen bir müesseseden ancak emirle karar çıkar...



Mehmet Altan: Çok yuvarlama bir açıklama biz birşey yapamıyoruz yapabilenin de önünü kesmiyoruz demek bu! Hükümet bir şekilde gereğini yapmalıdır. Yoksa bu belgeleri hazırlayanlar gereğini yapacak...



Alper Görmüş: İktidara müdahale diye birşey askeri cezada yok bu zaten cumhuriyet savcılarının işi. Sivil savcıların devreye girmesini bekliyorum. Halk, kapsamlı soruşturma bekliyor.



AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu: Karargahta hazırlanmamıştır deniyor. Ama ne kadar doğru o önemli. CNN Türk canlı yayınına bağlanan AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'nan "irticayla eylem planı belgesi" hakkında verdiği kararı değerlendirdi. Kuzu şunları söyledi: "Savcılık soruşturmaya gerek yok dedi. Dosyayı İstanbul'a gönderdi. İki unsur dikkat çekiyor. Karargahta hazırlanmamıştır deniyor. Ama ne kadar doğru o önemli. Karargahta hazırlanmadı denilince hiç hazırlanmamış denemez. İkincisi o şahıs tarafından hazırlanıp hazırlanmadığı. Fotokopi olduğu için araştırma yapılamaz deniliyor. Ancak bunun sivil boyutunun devam ettiğini düşünüyoruz. Bence biraz daha beklemek lazım. Aslında bu belgenin sahte olması vatandaş olarak beni sevindirir; ama sahte olması da ayrı bir sıkıntıdır. Kim hazırlamış, niçin, nerede, hangi amaçla hazırlamış? Bunları ortaya koymak lazım. Şöyle bir şey de akla geliyor. Ergenekon Davası'na bakan bir avukatın bilgisayarında bulundu bu belge. Öyle olunca akla şu geliyor: Ergenekon sürecinde acaba diğer belgeler de bunun gibidir diye mesaj mı verilmek isteniyor? Biraz daha beklemek lazım bence. Tamam fotokopi belge geçersizdir, ama acaba hiç mi incelemez. Bugünkü teknikle, TÜBİTAK'ta ve dünyanın geliştirdiği tekniklerle bu incelenebiliyor. Söylediğim gibi evrakın sahte olması da olmaması da bu davayı bitirmez. Bu davanın devam etmesi gerekiyor. Bizim AK Parti olarak bir adımımız oldu ama bunu sadece AK Parti'ye yönelik olarak algılamamak lazım. Bunu kamuya yönelik bir girişim olarak algılamak lazım."



AKP Meclis Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ: Bozdağ, NTV'ye yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Bu önemli bir konudur. Bu konuda kesin bir hükmün ortaya konması lazım, demiştik. Çünkü orduyu yıpratmak isteyenler bu konuyu fırsat bilecekti. Bizim AK Parti olarak belgenin Genelkurmay'da hazırlanmadığı temennimiz olmuştu. Askeri Savcılık'ın bu tespitini önemsiyorum. Eleştirileri boşa çıkaracaktır. Askeri Savcılık, açıklamayla bu konuda adli savcılığın yetkili olduğuna, askeri savcılığın görevsizliğine karar veriyor. Bu da ceza muhakemesi kanunu ve hukuk bakımından yasalara uygun bir karardır. Biz burada muhatabın adli savcılık olduğunu ifade etmiştik. Bu karardan sonra soruşturma adli savcılık tarafından yapılacak, süreç hukukun içinde işlemeye devam edecektir. Her halükarda bu belgenin arkasında birilerinin olduğu açıktır. Bu kişilerin bulunması lazım. Gerçek veya değil bu belgenin arkasındakilerin bulunmasını istedik. İmzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu Askeri Savcılık da tespit ediyor. Bunun için Genelkurmay da idari soruşturma yapacaktır. Adli soruşturma da sürecek. Gerekirse savcılar soruşturma sonunda kamu davası açarlar. Askeri Savcılık sürecin önünü açtı. Sürecin hukuk içinde devam ettiği tavrını ortaya koymuştur. Böylece görev tartışması ortadan kalktı, iki başlılık ortadan kalktı."



25 Haziran 2009



Emekli Tuğgeneral Nursafa Pandar: Adli yargı, devam eder. Asker kişiler askeri mahalde suç işlediği takdirde görev askeri yargıya aittir. Arkadaşlarımız bunu araştırmıştır. Askeri yargı görev alanına giren bölümle ilgili karar vermiştir. Adli yargı, kaldığı yerden devam eder. Adli makamlar, görevleri gereği çalışmalarını sürdürecek. Delil bulunmamış olması soruşturmanın bittiği anlamına gelmiyor. Avukatın bürosunda bulunduğu için pek tabii ki fotokopisi bulunacak. Karar kesin değil, yeni bir delil olduğu zaman soruşturma yeniden başlayabilir.



Emekli Askeri Hakim Ümit Kardaş: İmza farklılığı araştırılmalı. Zaten böyle olacağı açık ve netti. Şaşırmadım. İstanbul Başsavcılığı, Ergenekon'la bağlantısını tespit ederse, soruşturmayı yürütebilir. İş sadece imza tahlili yapmakla bitmiyor. İmza farklılıkları var, onun üzerinde durulmalıydı. Askeri savcının statüsü nedeniyle belgenin üzerine gidilemeyeceği belliydi. Hangi askeri savcı, karargaha yönelik soruşturma yapabilir? Bilgisayar ortamında hangi teknikler yapıldı da ulaşılamadı? İstanbul Başsavcılığı, Özden Örnek günlüklerinin Genelkurmay'ın bilgisayarından çıktığını tespit etmişti.



Emekli Askeri Hakim Albay Faik Tarımcıoğlu: Savcı, takipsizlik gibi görevsizlik kararı verdi. Takipsizlik gibi algılanacak görevsizlik kararı var ortada. Genelkurmay'ın kararını doğru bulmadım. Dosya Ergenekon soruşturmasına eklenir. Darbe günlükleri, Danıştay cinayeti, yeraltından çıkan cephaneler gösteriyor ki bir darbe hazırlığı var. Eylem planı da bu hazırlıkların son hali. Fotokopiydi, sahteydi demek insanları oyalamaktan başka bir şey değil.



Eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı: Savcının kararı skandaldır. Askeri savcılığın 'kirli tezgah' ile ilgili üç kriminal laboratuvarın tanzim ettiği raporu görmezden gelerek takipsizlik kararı vermesi skandaldır. Çünkü savcılar, bu tür teknik takip gerektiren konularda kendi yetkilerini aşamazlar. Savcının yetkilerini, görevini ve statüsünü zorlayarak subjektif bir karar verdiğini görüyoruz. Böyle bir hukuki uygulama dünyanın hiçbir yerinde olmaz. Burada kanununlar açıkça emir komuta zinciri içinde çiğnenmiştir.



Emekli Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel: Askeri yargı taraftır. Askeri savcılık, albayın lehine olan delilleri değerlendirmiş. Ortada imzanın Albay Çiçek'e ait olup olmadığına dair üç tane rapor var. Üç raporun müşterek yanı, Çiçek'in geçmişte kullandığı samimi imzalarıyla suça konu belgedeki imza arasında benzerlik olduğudur. Belgenin sahteliğiyle ilgili değerlendirmelerin Yargıtay kararlarına dayandırılması yanıltıcı. Ayrıca askeri savcılık, taraf olan bir mercinin birimidir. Takipsizlik kararı doğru değil. Jandarma ve polis kriminal ile Adli Tıp Kurumu'nun verdiği raporlar var. Albay Çiçek'in geçmişte kullandığı imzalar ile belgedeki imzalar arasında benzerlik var deniyor raporlarda. Askeri savcılığın elinde kamu davasını açacak yeterli deliller mevcuttu. Savcılığın bu delilleri yok sayması mümkün değildir. Deliller dikkate alındığında takipsizlik kararı verilmemeliydi. Karar bilim ve tekniği yok saymıştır, görmezden gelmiştir. Kararda takipsizlikte bahsi geçen sahte belgeyle ilgili olarak da yanlış yerden bağlantı kuruluyor. Biz burada sahte çekten bahsetmiyoruz. Bu konuyla ilgili olarak bu yönde kararı savcılık veremez, mahkeme verebilir. Bu deliller yok sayılmıştır.



Avukat Engin Cirmen: Bağımlı yargının kararları şüphe uyandırır. Avukat Engin Cinmen: Eğer bir yerde yargı bağımlıysa onun verdiği bütün kararlara şüpheyle bakıyoruz. Askeri yargıda toptan olarak bağımsız olmama hali çok büyük. Dolayısıyla güven meselesi var. Verilen bu karar İstanbul Başsavcılığı'nı bağlamaz. Kesin hüküm değildir. Bundan sonra sivil yargı devam edecektir. Bu belge Ergenekon soruşturmasında elde edilen bir belgedir.



Emniyet İstihbarat eski Daire Başkanı Bülent Orakoğlu: Belgenin arkasında Ergenekon var. Dikkat ederseniz, Ergenekon sanıklarının hepsi TSK'ya bir operasyon yapıldığını savunuyorlar. TSK'nın içinde cuntalar geçmiş dönemde oldu, bugün de var. Ortaya çıkan belgenin ardında da Ergenekon vardır. Bu cunta ile Ergenekon'un da çok ciddi irtibatının olduğunun işaretleridir bütün bu belge ve bilgiler. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar olayın kendisini çözecektir. ZAMAN



Hasan Celal Güzel: Bu, politik bir karar. Bu kararın politik olarak verildiğini düşünüyorum. Zaten askeri savcılığın buna el koyması baştan beri doğru değildi. Bu belgenin doğruluğunun ortaya çıkması Türk Silahlı Kuvvetleri'nin isteyeceği bir sonuç değildi. Dolayısıyla sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için askeri savcılığın çalışması yeterli olmaz. Takipsizlik kararının verilmesi, işin içinde başka şeylerin olduğu şüphesini artırıyor.



Hukukun Üstünlüğü Derneği Başkanı Süleyman Arslan: Karar, vicdanları tatmin etmedi. Askeri savcılığın kendi yetki sahasında olmayan bir konuda soruşturma yapması hatalıydı. Bu olay, sivil yargıda devam etmesi gereken bir konu. Çünkü demokrasiye karşı yapılmış bir durum var. Kamuoyu, verilen bu yanlış kararla yanıltılmaktadır. Böyle bir karar, vicdanları tatmin etmemektedir. Bu duruma itiraz edilmesi gerekiyor. Olayın takibini yapanlar daha hassas hareket etmeli.



Adalet ve Hukuk Derneği Başkanı Ayhan Gültekin: Karar yok sayılmalı. Konunun askeri mahkemede olması hata. Bu durum Avrupa Birliği'ne ve anayasamıza aykırı. Hukukun üstünlüğüne aykırı bu uygulama yok sayılmalı. Ergenekon adı verilen davanın savcıları bu işin üzerine gitmeli. Yani cumhuriyet savcıları Albay Dursun Çiçek'le ilgili açılan dosyanın devamını getirmeli ve Çiçek'in ifadesi alınmalı. Bu belge ve bilgiler Ergenekon dosyasının içinde ek delil olarak yer almalı.



Mustafa Karaalioğlu: Hukukun yazı turası olmaz. Hiçbir ülkede hukuk bu kadar piyango olmaz. Sonuç öyle mi böyle mi diye yazı tura olmaz. Bunlar yargının devletten bağımsız olamayışını gösteriyor. Askeri savcılık soruları cevaplamıyor. Karar beklendiği, yani Genelkurmay Başkanı'nın da reddettiği gibi. "Belgenin bizim ve albayımızla alakası yoktur. Kim üretmiş bilmiyoruz. Bu belge nasıl oldu biz de merak ediyoruz, adli savcılık araştırsın." diyor.



Alper Görmüş: Hükümeti devirmek için plan yapma suçu askeri ceza kanununda yazılı değil ki. Esas usule ilişkin soruşturmayı sivil savcılık yürütebilir. Geldiğimiz aşamada bunu görüyoruz. Askeri savcılık, 'belgeye ilişkin tartışmayı bitirdim' diyerek sivil savcının yetkisini tarif ediyor. Buna askeri savcılığın hakkı yok. Çok geniş ve kapsamlı bir soruşturma yapılmalı. Kamuoyu vicdanı bunu istiyor.



CHP'li Mustafa Özyürek: Belge sahte Ergenekon iddianamesi de!!!.

Bu belgeye dayalı olarak Türkiye'de kıyameti koparanlar, darbe girişiminde bulunulduğunu iddia edenler şimdi kendilerini savunmak, açıklama yapmak veya söyledikleri nedeniyle özür dilemek durumundadırlar. Bu karardan sonra sorulması gereken şudur: Genelkurmay Başkanı açıklamasında 'Eğer bu belge yoksa, sahteyse o zaman neler olacağını hep beraber görürüz' demişti. Şimdi o aşamadayız. Acaba neler olacak, neler yapılacak, bu belgeye dayalı olarak kıyameti koparanlar, pek çok çevreyi ve TSK'yı suçlayanlar şimdi ne diyeceklerdir? Bu olay ortaya koydu ki büyük tartışmalara, büyük iddialara mesnet olan belgeler sahte olabiliyor. O nedenle Ergenekon iddianamesi de ciddi şekilde tartışmalı hale gelmiştir.



MHP'li Mehmet Şandır: Herkes TSK'ya inanmak zorunda!!!

Sahte olduğu belli bu belgenin kimler tarafından hazırlandığını bulma görevini yapmadığı için hükümet suçludur. Bu tür suçların engellenmesine yönelik önlemleri almamıştır. Suç duyurusu yapılacaksa AK Parti hükümeti hakkında yapılmalıdır. Toplumsal talep ve savcıların görüşleri suç olduğu yönünde ağırlık kazanırsa suç duyurusunda bulunuruz. Herkes TSK'nın açıklamasına inanmak zorundadır. Bu belgenin sahte olduğuna inanıyoruz.



TARAF'tan Genelkurmay’a 8 temel soru

Genelkurmay Askeri Savcılığı, Taraf’ın yayımladığı “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı” belgesinin fotokopi olduğu gerekçesiyle “Kovuşturmaya yer yok” kararı verdi. Şu sorular cevap bekliyor...



1) Kurmay Albay Dursun Çiçek’in imzasıyla ilgili kararınızı verirken “şüpheli”nin askeri savcılık ifadesinde attığı sahte imzayı neden tümüyle soruşturma dışı bıraktınız?



2) Jandarma, Emniyet ve Adli Tıp raporlarındaki “imza benzer” saptaması “kesin kanaat” olmasa bile ciddi şüphe ihtiva ederken, neden bu şüphenin üstüne gitmediniz?



3) Tübitak’ın, fotokopi üzerinde belgenin orijinalinde olmayan unsurların eklenmesi yoluyla tahrifat yapılmadığı saptamasını neden görmezden geldiniz?



4) Kurmay Albay Çiçek’in devre arkadaşı olan ve ofisinde söz konusu belgenin bulunduğu Ergenekon zanlısı Serdar Öztürk’le ilişkisini incelediniz mi, ne sonuca vardınız?



5) Kurmay Albay Çiçek’in imza örneklerinin belgedeki imzayla benzerliği ortadayken, “şüpheli”nin evindeki bilgisayarı incelemek için neden beş gün beklediniz?



6) Belgenin “fotokopi” olmasına dayanarak “kovuşturmaya gerek yok” diyorsunuz. Neden belgenin aslı bulunmadan soruşturmayı durduruyorsunuz?



7) Planın Genelkurmay Karargahı’nda hazırlanmadığını söylüyorsunuz ama neden Türk Silahlı Kuvvetleri’nin herhangi bir biriminde hazırlanmadığını açıklamıyorsunuz?



8) “İrticayla Mücadele Eylem Planı” için sahte demiyorsunuz, gerçek de demiyorsunuz. Bu şartlarda bu soruşturmayı nasıl bitirebiliyorsunuz? (Taraf)



Mahmut Övür (Sabah): 'Kirli plan' faili meçhul mü kalacak?

Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın tam 12 gün sonra "İrticayla Mücadele Eylem Planı"yla ilgili "Yetkisizlik kararı" vermesi yeni tartışmalara yol açtı. Aslında verilen karar sürpriz olmadı. Çünkü daha olayın başında, belgenin karargahta yapılmadığına dair bir "kanaat" açıklanmıştı. 12 gün sonra gelinen nokta şu: "İlk kanaat doğru..." Yani belge Genelkurmay Karargahı'nda hazırlanmadı, imza da adı geçen kurmay albay Dursun Çiçek'e ait değildi. Peki, o zaman neden o kadar beklenildi? Ve neden sivil savcıların ifade alması engellendi? Askeri Savcılığın kararını birçok hukukçuyla konuştum. Hukukçular, iki noktanın hedeflendiği görüşünde: Bir, Askeri Savcılık soruşturmayı derinleştirmek istemiyor. İki, sivil savcıların da sınırlarını çiziyor. Yani kararın hukuki bir yaptırımı yok ama verdiği mesaj önemli... Bu mesajdan sonra "sivil" savcıların nasıl bir yol haritası izleyeceğini doğrusu merak ediyorum. Acaba sivil savcılar olayı baştan alıp, albay Dursun Çiçek'in görevli olduğu karargahta araştırma yapabilecek mi?



Şimdi buraya bir nokta koyup, Askeri Savcılık kararında karanlık kalan sorulara geçelim. Bence en önemlisi çift imza meselesi... Belgede imzası olduğu iddia edilen albay neden son dakikada imzasını değiştirdi? Bu askeri savcılar açısından hiç mi önemli değil? Bir başka önemli nokta da aynı albayın daha önce imza attığı Lahika 1 belgesiydi. O belgede sivil toplum örgütleriyle ilgili çarpıcı değerlendirmeler yer alıyordu. Peki Askeri Savcılık neden daha önce böyle bir belgeye imza atan Dursun Çiçek'e bu belgeyi sormadı? Aynı şekilde yine Taraf gazetesinde ismi verilmeyen bir generalin şu açıklaması yayımlandı: "Bu hazırlıkları Ocak ayında Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a söyledim." Bu da çok çarpıcı bir açıklamaydı. Ama ne yalanlandı ne de gereği yapıldı. Kamuoyu kafalarda soru işareti yaratan bu soruların cevabını bekliyor.



Ayrıntılar ekleniyor...



'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz



Askerlerin Ergenekon ve diğer soruşturmalara müdahalesi | Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi | Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması



(24 Haziran 2009), son güncel.: (26 Haziran 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=779    yazdır/print


 

Ergenekon'un Kıbrıs ayağı için KKTC'de Meclis araştırması

KKTC Meclis Genel Kurulu, 'Ergenekon' soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak amacıyla, Meclis araştırması yapılmasını ve bu amaçla özel bir komite kurulmasını kararlaştırdı.

Ergenekon'un Kıbrıs ayağı için KKTC'de Meclis araştırması
KKTC Meclis Genel Kurulu, 'Ergenekon' soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak amacıyla, Meclis araştırması yapılmasını ve bu amaçla özel bir komite kurulmasını kararlaştırdı.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, bugünkü toplantısında ilk olarak, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) milletvekillerinin sunduğu, ''Türkiye'de başlayan 'Ergenekon' soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak maksadıyla Meclis araştırması açılması'' önergesinin ön görüşmesini yaptı. Milletvekillerinin konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduğu ön görüşmenin ardından, öneri oy birliğiyle kabul edildi.

KONUŞMALAR
Ön görüşmede ilk sözü alan CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'de önemli bir aşamaya ulaşan "Ergenekon" konusuyla ilgili olarak ortaya çıkan belgelerde konunun Kıbrıs ile ilgili bağlantısının da tespit edildiğini belirtti. Soyer, "Ergenekon" ile ilgili olarak KKTC'de ortaya çıkan belgelerde 2000 ve 2003'teki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Sağlık Bakanlığının otomasyon ihalesiyle ilgili iddiaların yer aldığını söyledi. Belgelerde adı geçen dönem, Başbakanlar Derviş Eroğlu ile Mehmet Ali Talat'ın evine yönelik faili meçhul bombalama olayı yaşandığını kaydeden Soyer, olayların ciddiyetinden dolayı konunun kapsamlı olarak araştırılmasının şart olduğunu ifade etti. "Ergenekon" soruşturmasının Meclis tarafından ele alınması gerektiğini kaydeden Soyer, bu araştırmanın selamete erişmesi için polemiklere girmeyip, sağlıklı bir şekilde tartışılmasının şart olduğunu belirtti.

Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekili İrsen Küçük, ''son seçimlerde propaganda malzemesi haline getirdiği Ergenekon konusunu Meclise getiren CTP'nin, konuyu siyasi polemik haline getirmeye devam ettiğini'' söyledi. ''Elde basında yer alan belgelerin dışında somut hiçbir belge olmadığını'' kaydeden Küçük, konuyla ilgili olarak araştırma isteyen UBP'nin, CTP'nin önergesine destek vereceğini belirtti.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Ergenekon denilen olayın bir suç örgütü olup olmadığının henüz netlik kazanmadığına'' işaret ederek, tüm bunların, kurulacak komite ile araştırılacağını söyledi. Kıbrıs Türkü'nün iradesine dönük zaman zaman organize müdahalelerin yaşandığını ifade eden Denktaş, kurulacak komitenin dış etkenlerin etkisi altında kalmaması gerektiğini belirtti. Denktaş, DP'nin olumlu oy vereceği komitenin, ''KKTC'deki diğer organize suç ve çetecilik faaliyetlerini'' de araştırması temennisinde bulundu.

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Milletvekili Mehmet Çakıcı, konunun araştırılmasını isteyen TDP'nin CTP önerisine destek vereceğini belirterek, TDP'nin temsilcisinin de komitede görev yapması talebinde bulundu. ''Polisin sivil iradeye bağlı olmadığı bir ülkede hangi iradeyle kimden araştırma yapmasını isteyeceksiniz'' diyen Çakıcı, ''KKTC'nin Ergenekon'un merkezi olduğunu'' ileri sürerek, bu gerçeğin göz ardı edilmemesi, özellikle UBP'nin bu konuya samimiyetle eğilmesi gerektiğini söyledi. (AA)

26 kişilik suikast timiyle, KKTC’ye uzanan Ergenekon'un Türkiye Başbakanın da bilgisi dahilinde yaptığı 24 saatlik operasyon..

Kıbrıs'ı ürperten şok Ergenekon belgeleri
22 Ocak 2009 tarihinde Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve halen tutuklu bulunan eski Türk Metal İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek'ten ele geçirilen Kıbrıs'ta örgütün faaliyetleriyle ilgili şok ayrıntılar içeren daktilo yazması dökümanların tamamı ortaya çıkmıştı. 26 kişilik suikast timiyle, KKTC’ye uzanan Ergenekon'un Türkiye Başbakanın da bilgisi dahilinde yaptığı 24 saatlik operasyon.. KKTC’ye uzanan Ergenekon terör örgütünün (ETÖ), KKTC’de seçimlere müdahale etmek ve halkı yıldırmak için adaya ‘ölüm timleri’ gönderdiğini belgeleyen rapor ortaya çıktı. Timler seçim sonrası ‘İşimizi başarıyla tamamladık. Sıra Türkiye’deki seçimde’ diye 24 saat içinde Türkiye’ye dönmüş.

Dökümanlarda Ergenekon yapılanması içinde üst kurul şeklinde faaliyet gösterdiği anlaşılan Sivil Daire Başkanlığı adı altında bir birimin KKTC'de 1998 yılında yapılan seçimlere doğrudan ve dolaylı müdahale ettiği anlaşılıyor. Belgelere göre; operasyonlar, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın bilgisiyle yapılıyor ve operasyon sırasında Yılmaz'ın telefonu da kullanılıyor. Belgelerden ulaşılan bilgilere göre ‘Oğulun babayı öldürebileceği bir sistem’ kurdukları raporları yazan ve ‘Rang Rover’ jeepler kullanan timlerin, KKTC’de Rauf Denktaş sonrası Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu iktidarı için her yolu denediğini de gözler önüne seriyor.

İşte insanı hayretler içinde bırakan belgelerdeki şok bilgiler:

ETÖ’NÜN KIBRIS’TAKİ 1 NUMARASI ÖZBEK
Raporda “Değerli İnsan Sayın Mustafa Özbek” şeklinde takdim edilen Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek’in Ergenekon'un Sivil Daire Başkanlığı’nın Ada’daki çalışmalarını bizzat başlamasını öneren ve operasyonun şarteline basan kişi olduğu da ortaya koyuluyor. Yaşanan para sorunu da bizzat Özbek’in devreye girmesi ile çözülüyor. Öte yandan bu hitap, ‘Kıbrıs ETÖ’nün 1 Numarası Özbek’ yorumlarını da yoğunlaştıramaya yetti.. Özbek’e gönderilen faaliyet raporunda, ETÖ uzantılarının Kıbrıs’ta ‘gizli servis’ gibi çalıştıklarını, farklı farklı birimler oluşturduklarını da ortaya koyuyor. Ele geçen belgelerde ‘Başkanımız, intihar timi de dahil 26 kişilik çok özel timlerimizi orada bizzat operasyon planlarını yaparak 27/11/1998 cuma günü bırakarak gelecektir...’ gibi şok edici bazı bilgiler de yer alıyor.

ÖRGÜTÜN YAZIŞMALARINDAKİ AYRINTILAR
Ada'da istihbarat çalışması yaptıkları da anlaşılan birimin, devletin üst kademesinde bulunan bazı kişilere brifing verdikleri hatta uyarıldıkları yine belgeler de görülüyor. Kıbrıs'ta operasyon yapan sözde Sivil Daire Başkanlığı birimlerinin, ‘Sayın Başkan’a’ diyerek Türk Metal Sendikası’nın 34 yıllık genel başkanlığını ETÖ kapsamında tutuklanınca bırakan Mustafa Özbek’e rapor yazdıkları ve gizlilik vurgusu yapılarak aktarıldığı da belgelerde yer alıyor. Bahse konu dairenin 1998 yılındaki seçim döneminde KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın telefonlarını da illegal dinlendiği raporların içeriğinden anlaşılıyor. Özbek'in Kıbrıs merkezli yayın yapan ART televizyonunun, Sivil Daire Başkanlığı'nın amacı doğrultusunda yayınlar yaptığı da yine elde edilen belgelerde yer alıyor.

ULUSALCI ÇEVRELERİN KIBRIS ÇALIŞMALARI
Ulusalcı çevrelerin özellikle Kıbrıs'ı üst olarak kullandıkları ve Ada'da kontrolü elde tutmak için Talat'ın faaliyetlerin mercek altında tuttukları ve istihbarat çalışması yaptıkları anlaşılıyor. Başbakan’a sunulan brifingin de ele alındığı belgelerde, Serdar Denktaş’ın Kıbrıs’a Başbakan olmasının ileriki kritik dönemlerde sıkıntı yaratacağı vurgulanıyor. KKTC’nin Rauf . Cumhurbaşkanı Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş’a verdiği desteğin de vurgulandığı raporda seçime yüklü paralar aktarmak suretiyle ve basın yoluyla yapılan müdahaleler de açık şekilde anlatılıyor. Yurt dışından içeriye sokulan paranın seçim sonrası halka söz verildiği gibi dağıtılması planlanıyor. Halkın demokratik seçimini ipotel altına almak için Ada’da geniş çaplı bir kamuoyu araştırması da yürüten örgüt, halkın genel eğilimleri konusunda da analiz ve değerlendirmelerde bulunduğu da belgelerde ortaya çıkıyor. Rapordaki ilginç bölümlerden biri de örgüt tarafından Derviş Eroğlu’na sunulan mektup…

DERVİŞ EROĞLU’NA BATI ÇALIŞMA GRUBU İMZALI RAPOR
Belgelerde KKTC’deki Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu’na sunulmak üzere hazırlanmış bir raporda yer buluyor. Raporda yapılan geniş çaplı kamuoyu yoklaması ve UBP’nin çıkarabileceği milletvekili sayısı ve oy potansiyeli ile ilgili bilgiler veriliyor. Sonraki çalışmalarının Derviş Eroğlu’nun şahsiyetinde sürdürülmesi konusunda karar vurgulanıyor. Eroğlu’na sunulan raporda ayrıca baba ve oğul Denktaş’ın Ali Balkaner gibi isimlerle ilişkileri ve aralarında yapılan menfaat pazarlıkları gözler önüne serilmek suretiyle karşı tarafın yıpratılması hedef olarak gösteriliyor. Önceki seçimlerde Denktaş tarafından maddi desteğe alıştırılan Ada halkının seçimler öncesi para konusunda bastırması nedeniyle yaşanan maddi sorunlar da raporda yer alıyor. Raporda “Değerli İnsan Sayın Mustafa Özbek” şeklinde takdim edilen Özbek’in Sivil Daire Başkanlığı’nın Ada’daki çalışmalarını bizzat başlamasını öneren ve operasyonun şarteline basan kişi olduğu da ortaya koyuluyor. Yaşanan para sorunu da bizzat Özbek’in devreye girmesi ile çözülüyor. Ayrıca belgelerdeki bilgiye göre Türkiye’deki dönemin hükümeti tarafından da 2 gün sonra örtülü ödenekten 1 milyon dolar gönderilmiş halka dağıtılmış.

DENKTAŞ’LARA İLLEGAL DİNLEME
Raporda ayrıca Denktaşların yaptığı para diyaloglarının da bütün ayrıntıları ile belirlendiği açıklanıyor. Bir telefon görüşmesinde Girne’de sahilde bir bayanın beklediği, ama bekleyen kişilerin erkek beklemeleri sebebiyle buluşamadıkları anlatırken yaşananlar şöyle özetleniyor:

“Derhal o bayanın oradan alınması gerektiği öğrenilmiş, aynı anda Pınarbaşı’ndan ve Deniz Kızı önünden iki adat Range Rover acil talimatı ile gönderilmiş, o anda Pınarbaşı’ndan yola çıkan aracın bir kamyonun ters yöne girmesi ile şarampole oradan da aşağı vadiye uçmuş. Araç parçalanmış içinde bulunan çok değerli 3 görevli ve 1 adet yerli elemandan 1 kişinin sol ayağı kırılmış, bir kişinin kaburgaları ve sağ kolu kırılmış, 1 kişinin çene kemiği parçalanmıştır. Ama diğer yönden gelen ekipler yetişseler de Cumhurbaşkanının koruma ve şoförü bayanı almışlar yine de araç aranmış ve para miktarı öğrenilmiştir….”

Raporun devamında olayla ilgili, 3.000.000 dolarla Atatürk Havalimanı’ndan Kıbrıs Türk Havayolları uçağına bilen iki kişinin içerideki kendi elemanları olan hostesin de uyarısı ile alınışı ve 09.12.1998 tarihine kadar Polatlı Merkezde tutuluşları anlatılıyor. Belgelerde ayrıca kullanılan araçlar açık bir şekilde rapor ediliyor ve Başbakandan hurda olan jeepin mümkün olursa telafisi için ricada bulunulacağı ifade ediliyor. Bu ricanın sebebi “Teşkilat içinde ileride hiçbir pürüze meydan vermemek içindir” deniliyor. Ada’ya gönderilen elemanların 08.12.1998 günü adayı terk ettikleri vurgulanıyor.

OPERASYONUN HEDEFİ: RAUF DENKTAŞ
Raporda ayrıca “hedefler” başlığı altında bir bölüm yer alıyor ve operasyonla hedeflenenler tek tek sıralanıyor. Örgütün operasyonlara ilişkin raporundaki “ileriye dönük istihbaratlar” başlığı altındaki raporlarında da hedefin açık bir şekilde Rauf Denktaş olduğu ifade ediliyor. Raporda Rauf Denktaş için “Bu kişi yaşlılığın ve duygusallığın verdiği ağırlıkla bundan böyle KKTC için RİZİKO kapsamına girmiştir. Devlet adamlığı ve Ada’ya yaptıkları unutulamaz olanların içine hapsolunmakla KKTC halkına en büyük fren mesafesi olarak görülmektedir. Ayrıca doğu kökenlilerle yaptığı telefon görüşmeleri ve samimiyetinin ebadı düşündürücüdür.” deniliyor ve Denktaş’ın deşifre edilen “Cumhurbaşkanım emredin. Sizin için her şey yapmaya hazırız. Bizden ser çıkar can çıkar laf çıkmaz. Sizin en büyük düşmanınız ileride Derviş’tir İleride bir şeyler mutlaka yapılmalı” şeklindeki telefon diyalogundaki sözleri verilerek bunların çok tehlikeli yönlendirmeler olduğu ve bazı teşkilatların bu kadar yönlendirmelerle devlet başkanlarına suikastlar bile düzenleyebileceği belirtiliyor. Bu sözlerin akabinde cumhurbaşkanının bizzat el yazısıyla kaleme aldığı ve aracından alınan uzun bir liste veriliyor ve listede ismi olan işadamlarından dikkatli olmaları isteniyor.

OĞUL BABASINI ÖLDÜREBİLİR
ÖZBEK’E gönderilen hücre yapılanmasına ilişkin raporda, yapılan çalışmalar sonucunda Kıbrıslıların ‘ihtilal yapacak boyuta geldiği’ belirtiliyor. Belgedeki, ‘Sayın Başkanım, burada serbestlik verin. Bütün sistemleri, yönlendirmeleri ve diğer kuralları oynayalım. Alan çok dar. Bir çok şarteli çok kolay devreye koyuyoruz. (...) Bu sistemin önünde, iddia ediyorum, bir insanı oğlu bile öldürebilir’ ifadeleri dikkat çekti.

KIBRIS TAMAM, SIRA TÜRKİYE’DE
Belgeler, seçimler öncesinde Türkiye’den Kıbrıs’a giden ölüm timinin Türkiye’ye dönüşü de yer alıyor. Raporlarda, ‘KKTC’de şu an 24 saat gibi bir zaman diliminde yapabildiğimiz ve ulaştığımız noktalar memnuniyet vericidir... Bu bültenin hazırlandığı saat ve zaman diliminden sonra KKTC’de hiç bir elemanımız kalmamıştır. 18.4.1999 Türkiye Genel Seçimleri için organizasyona giren dairemizin buradan en üst başarı ile ayrılacağından ‘Üst Kurulun’ en küçük bir şüphesi yoktur’ deniliyor.

İkinci Ergenekon İddianamesi'nde Kıbrıs
İkinci Ergenekon iddianamesinde Kıbrıs'la ilgili bazı bölümler şöyle:

207'nci sayfa: "Örgütün darbe planı kapsamında gerçekleştirdiği faaliyeti ile ilgili şüpheli Şener ERUYGUR'dan ele geçirilen 13 nolu CD'de, "SLOGAN-1.doc" isimli word belgesinden, Kuvvet Komutanlarının gelişlerinde söylenecek sloganların dahi belirlendiği görülmüştür. Bahse konu word dosyasında, kuvvet komutanlarının gelişinde, "TÜRK TOPRAĞI MAL DEĞİL, SATILAMAZ" "TÜCCAR TAYYİP KIBRISI SATMA" "RUMLARA SATTIĞIN TÜRK TOPRAĞI, COLA TURKA DEĞİL" "TAYYİP KENDİNE GEL, HELENİZME ENGEL OL" "TAYYİP BAŞ- BAKANLIK YAP, UŞAKLIK DEĞİL" "COLA TURKA SAT, KIBRISI SATMA" "TAYYİP ŞAŞIRMA, SABRIMIZI TAŞIRMA" "TAYYİP USLU DUR, KIBRISTAN UZAK DUR", "TÜRK MİLLETİ SİLKELEN, BİRBİRİNE KENETLEN", "KIBRIS TÜRKÜNDÜR, SATILAMAZ" "KIBRIS BİZİMDİR, YUNANIN DEĞİL" şeklinde sloganlar attırılacağı planlanmıştır."

250'nci sayfa: (Özden Örnek'in günlükleri'nden) "Kıbrıs'ı istediğimiz şekilde çözümsüz olarak bırakmalıyız ve bu arada Kıbrıs muhalefetinin seçimi kazanmasını da önlemeliyiz. Böylece AB'ne ikinci bir darbe vurabileceğiz. Mahalli seçimler için muhakkak bir alternatif cephe yaratılmasına çalışmalı ve bu adamların Ankara ve İstanbul'da kazanmalarını önlemeliyiz dedim."

425'nci sayfa: Rauf DEKTAŞ KKTC. Cumhurbaşkanı iken 2003 yılında Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa ÖZBEK’ in talimatı ile bu ülkenin vatandaşlığını aldığını, hatta o dönemde bu ülkede yapılan seçimlere de müdahale ettiklerini ve Yalçın TANFER’in bu ülkeye çok sayıda kişiyi götürdüğü, desteği ile Derviş EROĞLU’nun seçimleri kazandığını,

882'nci sayfa: (Mustafa Balbay'ın notlarından, 22 Aralık 2002) "Tuncer KILINÇ'LA TRT programından sonra saat 12.00'de görüşme... Bu kez kultukların olduğu yerde değil, daha dar oturma grubunda. Pazar günü, kimi görüşmeleri daha rahat yapıyormuş. O yüzden makamda. Kıbrıs: Orada bir sürü itler, satılmışlar var. Adamların ulusal şuuru yok olmuş. Hayretle bunu görüyoruz. Tabii işin öteki ucu da Denktaş bir plan yapmamış. Bunca yıl işbaşındalar, bir hazırlıkları olması gerekirdi. Planınız var mı diye sordum, Genelkurmay'la hazırlayacağız, diyorlar. Olmadı ki."

890'ıncı sayfa: (Mustafa Balbay'ın notlarından Aytaç Yalman ile görüşme) "Kıbrıs: Gittik Denktaş'a destek verdik ama, şu da var ki, Denktaş'la toplum arasında bir uzaklık oluşmuş. Bu çok acı. Ortada gezinip duran bir başbakan bir hükümet var. Etkinliğini yitirmiş. Muhalefet gelişmeleri belirliyor. Böyle olmaz. Tabii muhalefetin küstahlaşmasında AKP'nin rolü var. Onlar Erdoğanı dinledikçe cesaret alıyor... Abdullah GÜL bir paketle adaya gidecek. Bir harekat yapılacak. 28 Şubattan sonra ne olacağına karar vermek gerekiyor."

'Eh, bizim çocuklar da yaptı bir şeyler...' diyen Denktaş: 'Ergenekon davası bana da uzanacak, vatanperverler tevkif ediliyor!'
Rauf Denktaş, adının Ergenekon'da geçmesi üzerine Lefkoşa'daki çalışma ofisinde düzenlediği basın toplantısında, soruşturmayla ilgili ilginç açıklamalarda bulunmuştu. Adının soruşturma kapsamında bazı telefon konuşmalarında geçtiğini hatırlatan Denktaş, Türkiye'de Kıbrıs davasını savunduğu için Ergenekon davasıyla ilgili kendisine yönelik suçlamaları beklediğini anlatmıştı. Kendisinin susturulmak istendiğini savunan Denktaş, "Türkiye'de Ergenekon davası adı altında, laikliğin tehlikede olduğunu, ılımlı İslam diye Türkiye'nin bir yerlere götürülmekte olduğunu gören, Atatürkçü, Cumhuriyet'e sadık, vatanperver insanların tevkif edildiğini görüyoruz, üzülüyoruz. Şüpheyle içeriye alınan insanlar, 'içeride kal, ben delil arıyorum, ben delil bulduğumda aleyhine dava getiririm' dercesine hapiste tutulmaktadırlar." dedi. (Lefkoşa, AA)

Denktaş: Suçlu değil, mağdurum
KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması çerçevesinde açıklanan ikinci iddianamede "Kıbrıs faaliyetleri" başlığı altında yazılanların "hiçbir kıymeti ve hukuki değeri olmadığını, kendisinin de suçlu değil mağdur olduğunu" söyledi. Denktaş, Lefkoşa'da düzenlediği basın toplantısında, KKTC'de 19 Nisan'da yapılacak seçim öncesi Ergenekon soruşturması konusunda başsavcılığa yapılan başvurunun "maksatlı olduğunu" ifade etti. Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, kendisi ve eski başbakanlardan Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkında başsavcılığa dün yaptığı inceleme başvurusunu düzelteceğini açıkladı. Soyer'in başsavcılığa başvurusunun yanlış açıklandığını, kendisinin de suçlandığı anlamı çıktığını, ancak kendisinin mağdur olduğunu ifade eden Denktaş, dün sabah Başbakan Soyer'le telefonda görüştüğünü ve onun da bu yanlışlığı kabul ettiğini belirtti. Denktaş, Soyer'in, "Suçlu olan siz değilsiniz, benim suçladığım Derviş Eroğlu'dur. Başvuruyu düzelteceğim" dediğini aktardı. Denktaş, "Söz konusu belgenin Ergenekon ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. O raporda suçlu değil mağdurum" dedi. Denktaş, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da kendisine üzüntülerini ilettiğini belirtti "Senin aleyhine bir şey yok" diyerek "gönlünü aldığını" söyledi.

Denktaş 3’üncü iddianamede
ETÖ soruşturması kapsamında hazırlanacak üçüncü iddianamede, KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da yer alacağı öğrenildi. Denktaş’ın, Ergenekon’un üst düzey yöneticisi olarak gösterilen Jandarma eski Genel Kuvvetler Komutanı Şener Eruygur ile ilişkilerinin öne çıkacağı belirtilirken, sanık olarak yer alıp almayacağı konusu netlik kazanmadı. Ergenekon iddianamesinde Mustafa Özbek’in Derviş Eroğlu’nun seçimleri kazanması için bazı müdahalelerde bulunduğu, Yalçın Tanfer aracılığıyla Kıbrıs’a çok sayısa kişi gönderildiği ifadeleri yer alıyor. ETÖ soruşturmasında ifade veren Türk Metaş İş Sendikası Manisa Şube Başkanı Mehmet Ali Özaltın, Rauf Denktaş’ın KKTC. Cumhurbaşkanı olduğu 2003 yılında Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek’in talimatı ile bu ülkenin vatandaşlığını aldığını, hatta o dönemde bu ülkede yapılan seçimlere de müdahale ettiklerini anlatmıştı.

KKTC'deki 'sır' kalmış eylemler
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Girne'deki konutu 18 Şubat 2004'te bombalanmıştı. Evi bombalananlar arasında Derviş Eroğlu da bulunuyor. Ardından Kıbrıs Gazetesi'ne de bombalı saldırı düzenlendi. 11 Mayıs 2004'te, Gönyeli mevkisinde terk edilmiş şüpheli bir araçta büyük miktarda C-4 patlayıcı bulundu, aracın bir astsubaya ait olduğu belirlendi. Aynı dönemde Afrika gazetesine de iki kez bomba atıldı. Eylül 2004'te Güzelyurt'taki Ay Manas Kilisesi bombalandı. 2004 seçimleri öncesinde CTP binasının önünde bomba patladı. (Sabah)

Ada'da çözümden yana politika yürüten CTP binalarına 1989-2004 arasında 50'den fazla saldırı ve suikast girişimi
Ada'da şimdiye kadar pek çok karanlık eylem meydana geldi. Mevcut Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın uzun yıllar genel başkanlığını yaptığı Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) binaları ve üyelerine yönelik 1989-2004 yılları arasında 50'den fazla faili meçhul saldırı ve suikast girişiminde bulunuldu. CTP'nin Kıbrıs'ta çözümden yana politika yürütmesi sebebiyle saldırıların ayrı bir önemi var. 2004 yılındaki referandum görüşmelerini de Cumhuriyetçi Türk Partisi-Demokrat Parti hükümeti yürütmüştü.

Ergenekon tutuklularından birçoğunun adı Kıbrıs'ta geçiyor
Ergenekon tutuklularından birçoğunun isminin Kıbrıs'la birlikte geçmesi dikkat çekici bulunuyor. Semih Tufan Gülaltay ve emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'e Kıbrıs vatandaşlığını veren isim iddianamede adı geçen Derviş Eroğlu. Sahte kimlik düzenleyen emekli Tuğgeneral Levent Ersöz de, KKTC'ye kaçmak için hazırlık yaparken yakalandı. 32 yaşında askere giden Ergenekon sanığı Ergün Poyraz ise askerliğini Kıbrıs'ta tamamladı.

Ergenekon'un eylem üssü Kıbrıs
KKTC, 2004'teki referandum sürecinde önemli tehlikeler atlattı. 11 Mayıs 2004'te, Lefkoşa-Güzelyurt yolu üzerinde AR 867 plakalı aracın bagajında C-4 tipi bomba ve patlayıcı madde ele geçirildi. Aracın bir astsubaya ait olduğu ortaya çıkınca askeri savcılık olaya el koydu. Polisin gözaltına aldığı Astsubay Osman Yalçın Çamlıbel hakkında soruşturma başlatıldı. Astsubay, Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevli çıktı. Soruşturmanın akıbeti hakkında sonradan bir açıklama yapılmadı.

1990'lı yıllarda Kıbrıs'ta yaşanan hadiseler bugünkü Ergenekon yapılanmasıyla olan bağlantıları yönüyle dikkat çekici. Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı, Yenidüzen gazetesinde Kıbrıs'taki Sivil Savunma Teşkilatı'nı eleştiren yazılar kaleme aldı. 6 Temmuz 1996'da ise Lefkoşa'da evinin önünde öldürüldü. Şimdiki Kocaeli Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi, 1996'da KKTC'de Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı görevinde bulunuyordu. Mendi bu olayla ilgili olarak suçlandı. Kutlu Adalı'nın eşi İlkay Adalı, eşinin öldürülmeden önce Galip Mendi tarafından tehdit edildiğini iddia etti. Mendi, 1997'de Türkiye'de Özel Kuvvetler komutan yardımcılığı görevine atandı. Adalı ailesi davayı AİHM'ye taşıdı. Mendi'yi 23 Haziran 2003'te sorgulayan mahkeme, Türkiye'yi 95 bin Euro tazminat ödemeye mahkum etti. Aradan yıllar geçtikten sonra Galip Mendi'nin ismi Ergenekon soruşturması çerçevesinde çok ilginç bir olayda daha gündeme geldi. Galip Mendi, Ergenekon tutuklusu Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'u cezaevinde ziyaret etti.

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer 1998'deki seçimlere müdahale edildiğini söylüyor. Belgeler, Derviş Eroğlu'nun seçimleri kazanması için operasyon yapıldığını gösteriyor. Eroğlu 1993'te Ergenekon sanığı Semih Tufan Gülaltay'a Kıbrıs vatandaşlığını veren kişi. Gülaltay, TİT adına eski İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal'ı öldürmeye teşebbüsten 19 yıl ceza aldı. Kıbrıs'ta 1993'ten sonraki saldırıların TİT adına üstlenilmesi şüphe uyandırıyor. UBP iktidarda olduğu 1998-2003 yılları arasında 6 bin 907 kişinin vatandaş yapılması da seçime müdahalenin göstergesi.

Ersöz'ün güzergahı da Kıbrıs
Evinde ele geçirilen belgelerde Kıbrıs'taki faaliyetleri organize ettiği ortaya çıkan Ergenekon tutuklusu Türk Metal- İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek'in KKTC'de çok önemli miktarda mal varlığı bulunuyor. Tutuklu emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, KKTC'ye kaçmak için sahte kimlik düzenlemişti. Kaçma hazırlıkları yaparken yakalandı. Ergenekon tutuklusu Ergün Poyraz'ın da yolu Kıbrıs'tan geçti. 32 yaşında askere giden Poyraz, Amasya'da başladığı vatani görevini Kıbrıs'ta tamamladı. Askerlikten önce hayvancılık ve ticaret sektöründe çalışan Poyraz, askerlik dönüşü yazarlığa başladı. Bir başka sanık Muzaffer Tekin de Kıbrıs'ta asker olarak görev yapmıştı. Kutlu Adalı suikastı ile ilgili suçlananlardan biri de Muzaffer Tekin'di. Muzaffer Tekin'i intihar girişiminin ardından hastaneye götüren emekli astsubay Musa Çakmak, Yaşar Öz'ün kumarhanesinde çıkan çatışmada Kıbrıs'ta öldü. Çakmak, Ergenekon davasında tutuklanan eski Özel Harekat Dairesi başkan vekili İbrahim Şahin'in korumalığını yapmıştı.

Galip Mendi adı Kıbrıs'ta iyi bilinir..
Hatırlanacağı üzere Kocaeli Garnizon Komutanı Galip Mendi, 4 Eylül 2008 tarihinde Kandıra Cezaevi'nde Ergenekon tutuklusu olarak bulunan ve henüz Silivri Cezaevi'ne nakledilmemiş orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'u ziyaret etmiş, bu ziyaretin Genelkurmay adına destek amacıyla resmi olarak yapıldığı genelkurmay sitesinde 'Ziyaret TSK adınadır' ibaresiyle duyurulmuştu. Korgeneral Mendi'nin adı Kıbrıs'ta Ergenekon örgütüyle olası irtibatı haberleriyle de basına yansımış, hatta Kıbrıs'ta öldürülen Türk gazeteci Kutlu Adalı'nın eşi, kocasının Galip Mendi tarafından ölümle tehdit edildiğini açıklamış ve kocasının katillerinin bulunması için Ergenekon davasından umutlu olduğunu dile getirmişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili olarak Adalı ailesinin Türkiye'ye karşı açmış olduğu davada Galip Mendi'yi sorgulamış, Kutlu Adalı cinayeti'yle ilgili yeterli soruşturma yapmadığı gerekçesiyle Türkiye'yi suçlu bulmuş ve tazminata mahkum etmişti.

1996 yılında gazeteci Kutlu Adalı öldürüldüğü zaman Galip Mendi KKTC'de Sivil Savunma Teşkilatı başkanı olarak görev yapıyordu. 2000-2002 yılları arasında da KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanı olarak atandığında kendisine muhalefet tarafından büyük tepkiler gösterilmişti.. Kıbrıs basını 2000 yılında Tuğgeneral Mendi'nin atanmasını geniş bir şekilde işlemiş, Mendi'nin GKK'ya atanışı ile ilgili haberlerde, "Mendi'nin GKK'ya atanması yeni bir sertleşme dönemine girildiğini gösteriyor", 'KKTC yine paşazede' başlıkları atılmıştı. KKTC'de muhalefetin Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na atanan Tuğgeneral Galip Mendi'ye en büyük tepkiyi de bugünkü KTTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat vermişti. Mendi'yle birlikte göreve yeni atanan komutanlara bakanlara uygulanan tarzda bir protokol düzenlenince, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat töreni sivilleşmeye aykırı sayarak havaalanındaki karşılama törenine gitmemişti. Tepkinin nedeni, 1996'da gazeteci Kutlu Adalı'nın SST tarafından öldürüldüğü yolundaki yaygın iddialardı, o dönem SST'nın başında bulunan isim Mendi de bu nedenle tepkilerden payını alıyordu. Denktaş'ın özel kalem müdürlüğünden gelen, ancak daha sonra muhalifler arasında saf tutan Adalı, öldürülmesinden önceki günlerde, peşpeşe SST'yi hedef alan yazılar yazmıştı. Adalı özellikle, SST'nin Saint Parnabas Manastırı'na yaptığı esrarengiz baskının üzerine gidiyordu. İddiaya göre baskında manastır bekçileri bağlanmış ve 1974 öncesi buraya gömülen bir ganimet çıkarılmıştı. Bekçiler 'baskıncıların' kullandığı arabaların SST'nin plakalarını taşıdığı yönünde ifade vermişti. Ardından Adalı tehditler almaya başladı. Eşinin iddiasına göre tehditlerden biri bizzat Mendi'den geldi. Adalı cinayetinden önce Abdullah Çatlı'nın adaya geldiği de iddia edilmiş ve bu iddia yalanlanmamıştı.

AİHM Mendi'yi sorgulamıştı
Ayrıca Mendi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili olarak Adalı ailesinin Türkiye'ye karşı açmış olduğu davada, Galip Mendi'yi de sorguladı. İddiaya göre 2003 yılının Haziran ayında Ledra Palace Oteli'ne gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçları Mendi'yi Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı dönemi esnasında meydana gelen ve medyada kendisine ve Sivil Savunma yetkililerinin Adalı cinayetiyle ilgisine ilişkin olarak sorgulamada bulundu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), KKTC'de evinin önünde öldürülen gazeteci Kutlu Adalı'nın eşi İlkay Adalı'yı Türkiye aleyhine açtığı davada haklı bulmuştu. Eşinin "faili meçhul siyasi cinayete kurban gittiğini" söyleyen Adalı'ya "ölümüyle ilgili yeterli soruşturma yapılmadığı" gerekçesiyle 95 bin Euro tazminat ödemeye mahkum etti. Eşinin ölümünden "Türk istihbaratı ve KKTC'nin sorumlu olduğunu iddia eden" Adalı, AİHM'ye yaptığı şikayet başvurusunda telefonlarının dinlendiğini ve polis tarafından izlendiğini belirtmişti. AİHM, 6 Temmuz 1996'da işlenen cinayet davasında "etkili başvuru ve örgütlenme hakkının" ihlal edildiğine karar verdi. Mart 2005'te verilen kararda ayrıca AİHM bire karşı altı oyla, Türkiye'nin, "ölümü etkin şekilde araştırmadığı" konusunda karar vermişti."

Referandum öncesi Talat'ın evine bomba atılmıştı
Birleşmiş Milletler, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda 2004 yılında Annan Planı'nı devreye soktu. New York'ta 10-13 Şubat tarihleri arasında yapılan görüşmelerde Rum Kesimi ve KKTC'de planın halkoyuna götürülmesi konusunda mutabakata varıldı. Referandum öncesi yaşanan propaganda sürecinde, Rum lider Papadopulos ve dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, plana 'hayır' diyeceklerini açıkladı. O dönemde KKTC Başbakanı olan Mehmet Ali Talat ise halkın plana 'evet' demesini istedi. Türkiye'deki ulusalcı çevreler ise 'hayır' kampanyaları yürüttü. New York'taki görüşmelerden 5 gün sonra KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın Girne'deki evine bombalı saldırı girişiminde bulunuldu. Zaman ayarlı bomba, evin alt katında ciddi hasara yol açtı.

İşte bazı iddialar
- Ergenekon, Kıbrıs seçimlerini yönlendirmek için operasyon yaptı, Derviş Eroğlu'na destek verildi.
- Operasyonlar, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın bilgisiyle yapıldı. Yılmaz'ın telefonu kullanıldı.
- Derviş Eroğlu'na Batı Çalışma Grubu imzalı sunum yapıldı.
- Mustafa Özbek KKTC'deki operasyona destek verip, para gönderdi.
- Milletvekili adayları fişlendi, açıkları belirlendi.
- Kıbrıs'taki operasyon için örtülü ödenekten 1 milyon dolar aktarıldı.
- Denktaş'a İstanbul'dan 3 milyon dolar getiren kişi, Kıbrıs Türk Havayolları'nda çalışan hostes kullanılarak yakalandı.
- 26 kişilik Özel Tim uluslararası iki önemli suikast gerçekleştirdi.
- Rusya Duma üyesi Strovoytova ile İran eski Çalışma Bakanı Daryuş Foruhar'ı öldüren kişiler, daha sonra Kıbrıs'a geçirildi. (Zaman)

Darbecilerin ‘altın vuruş’u Ada
ETÖ ile ilgili ikinci iddianamede yer bulan tek darbe için 4 aşamalı planların son halkasının Kıbrıs olduğu ortaya çıktı. Hem Türkiye hem de Kıbrıs’taki seçimlere etkide bulunmayı hedefleyen ETÖ’nün, Türkiye’de ekonomik buhran yaratmayı, Kıbrıs’ta da barış görüşmelerini ‘Kıbrıs satılıyor’ şeklinde lanse etmeyi, Kıbrıs’taki başarısızlığın ardından hükümeti devirmek için harekete geçmeyi planladığı belirlendi.

SON HALKA KIBRIS OLACAK
İDDİANAMEDE Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un darbe girişimlerine ilişkin bölümünün ardından bu girişimlerin tümünü birlikte değerlendiren ETÖ savcılarının, darbe girişimini dokuz adımdan oluştuğunu ve son adımının Kıbrıs olduğunu belirtmesi dikkat çekiyor. Savcılar ETÖ’nün Kıbrıs planını şu şekilde özetliyor:


ELÇİYE VERİLEN ERUYGUR TALİMATI
‘Örgütün stratejileri arasında bulunan ‘Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğe götürmek’ amacına matuf olarak açıklamalar yaptıkları, sivil toplum kuruluşlarını yönlendirmeye çalıştıkları (...) Şener Eruygur’un Kıbrıs Büyükelçisini makamına çağırarak bundan sonraki süreçte her talimatı kendisinden alacağını, Genelkurmay Başkanı çağırdığında kendisine basit bilgileri vereceğini, önemli bilgileri bizzat kendisine vermesi talimat verdiği ses ve görüntü kayıtlarından anlaşıldığından...’ (Haber 7 ÖZEL)

Özbek’in avukatı: Bu işle ilgimiz yok
ERGENEKON tutuklusu Türk Metal Sendikası Onursal Başkanı Mustafa Özbek’in avukatı Mustafa Hisar, Özbek’in arşivinden çıkan KKTC Ergenekonu ile ilgili iddiaların kendileriyle bir bağlantısının olmadığını söyledi. Özbek ile konuya ilişkin henüz görüşmediğini belirten avukat Hisar, ‘Kanaatim belgelerin içeriğinin gerçek olmadığı yönünde. Bizim bu işlerle alakamız yoktur’ dedi. ‘Sorguda bize Kıbrıs konusundaki belgeler sorulmadı’ diyen Avukat Hisar ‘Kamuoyundaki belgeler nedir diye gerekli yerlere başvurumuzu yaptık. Çıkacak sonucu bekliyoruz. Hakkında gizlilik kararı olan soruşturmanın belgelerini basında görüyoruz. Ama bu belgeler bizden saklanan belgeler’ dedi.

Seçimler öncesi bin 459 kişiye 1 milyon dolarlık erken ödeme
MUSTAFA Özbek’te ele geçen belgelerde, seçmen ve milletvekili transferi için dağıtılan milyonlarca dolarda dikkat çekiyor. Belgelerde, şu ifadeler yer alıyor: En geç 02/12/1998 gününe kadar karşıdan gelen bu aktivitesi fazla hareket sebebiyle seçim sonu alandaki yerli halka söz verilen ödemelerin Ankara’daki bazı değişik atmosferlerdeki hayati önem taşıyan hususlar dolayısıyla: Seçim sonu bu önemli alana gidebilecek PARA’nın söz verilen alana kayışında eksiklik veya aksama olmaması sebebiyle BAŞKAN bizzat yurt dışından 1 Milyon Dolar parayı çıkartmış ve para derhal başkanımızın her an gelebileceği hususlar hazır hale getirilmiştir... Kıbrıslılar’a söz verilen paranın bir miktarının şimdiden götürerek hem çalışmalara destek ve sonraki aşamada çete elebaşı için ayrılan büykü miktarlarda sıkıntı yaşanmasın sebebiyle ödeme emri aldık. Ve bu dağıtımda 1459 kişiye dağıtım yapacağız.’

24 Temmuz 2009: Cumhurbaşkanı Talat: Türkiye'deki soruşturmacıların belge desteği gerekiyor
Talat, seçim öncesi ''Ergenekon'' soruşturmasının bir benzerinin Kıbrıs'ta da açılacağına dair hareketlilik olduğunun belirtilip, ''Böyle bir soruşturmanın gerekli olduğunu düşünüyor, mecliste yapılacak bu soruşturmanın başarılı olup olmayacağı konusunda ne düşünüyorsunuz? Güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığına bağlanmaması konusunda bir reform düşünceniz var mı'' diye sorulması üzerine şunları kaydetti: ''Bu konuda düşüncelerim değişmemiştir. Polis tabii ki sivil idareye bağlı olmalıdır. Ancak değişik nedenler, çeşitli gerekçelerle bu bugüne kadar sağlanamamıştır. Tabii (soruşturmalar o nedenle sonuç vermez) demek çok doğru değil. Meclis komitesi her türlü yetkiye sahiptir, önemli olan komitenin bunu ciddiye alması. Eğer ciddiye alırsa bazı bulgulara ulaşabilir. Hepsinden önemlisi burada Türkiye ile işbirliği yapmak zorundayız. Çünkü bütün bilgi ve belgeler Türkiye'dedir. Kıbrıs Türk basınında çıkan belge mi, değil mi, yüzde 100 emin olunamayan bazı evraklara dayanarak fazla bir şey yapılabileceğini düşünmüyorum. Herhalde meclis komitesi Türkiye'nin ilgili kurumlarına başvuracak, bilgi, belge ve dokümanları isteyecek. Ancak o zaman ilerleme sağlanabilir. Zamanında ben bunları gördüğümde mutlaka araştırılması gereken konular demiştim, ama tabii bildiğiniz gibi bunların resmi kanaldan yapılması şarttır. Aksi halde bunları belge olarak niteleme çok doğru olmaz, hukuki olarak mümkün değil.''

Ergenekon'un Kıbrıs uzantısı konulu manşetlerimiz

Abdullah Harun

(18 Haziran 2009), son güncel.: (24 Temmuz 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=766    yazdır/print


 

ETÖ soruşturmasını pasifize etmede 'F Tipi Polis' stratejisi

Baykal'ın 'belge sahte ise' ihtimali üzerine yürüttüğü muhakemeyi anlamak mümkün değil. Bakın ne diyor: 'Belge sahte ise, Ergenekon çöker. O durumda, bugüne kadar emniyetinden bakanlıklara kadar Fethullah Gülen örgütlenmesinin ne işlere karıştığı ortaya çıkar. Ergenekon belgelerinin kimler tarafından ne amaçla üretildiği anlaşılır. Genelkurmay Başkanı bu durumda da sonuna kadar gitmeli.'

ETÖ'yü pasifize etmede 'F Tipi Polis' stratejisi
Baykal'ın “belge sahte ise” ihtimali üzerine yürüttüğü muhakemeyi anlamak mümkün değil. Bakın ne diyor: “Belge sahte ise, Ergenekon çöker. O durumda, bugüne kadar emniyetinden bakanlıklara kadar Fethullah Gülen örgütlenmesinin ne işlere karıştığı ortaya çıkar. Ergenekon belgelerinin kimler tarafından ne amaçla üretildiği anlaşılır. Genelkurmay Başkanı bu durumda da sonuna kadar gitmeli.”

Baykal, Ergenekon'da her belgeye her şeye sahte demekten vazgeçmiyor

Nazlı Ilıcak, Sabah, 18 Haziran 2009 : Diyelim ki, o belge sahte çıktı. Ne olacak? Niçin Ergenekon davası çöksün? Özden Örnek'in darbe hazırlığına ilişkin günlükleri, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven planları, Cumhuriyet Çalışma Grubu'nun belgeleri, oradan buradan çıkan silahlar, silahların yerlerini belirten krokiler, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün beyanları, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt hakkında Jandarma İstihbarat'ında tutulan gizli bilgiler... bunların hepsi, yok mu varsayılacak? Yani Türkiye'de hiç kimse darbe filan hazırlamıyordu, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak için Gülen cemaati üyeleri kolları sıvadı, bir sürü belge üretti!!! Buna mı inanacağız? Yapmayın, etmeyin, kimin işine yarar Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak? Hangimiz, Türkiye Cumhuriyeti'nin teminatı olan bir kurumu zaafa düşürmek ister? Fethullah Hoca ve onun çevresindekiler vatan haini mi ki, böyle bir tertibin içine girsinler? Deniz Baykal, herhalde, yukarıda yazdığımız cümlelerini tekrar okursa, bir faraziye üzerinden insanlara haksızlık yaptığının idrakine herhalde varacaktır.

Ergenekon'u saklamak için yürütülen olağanüstü psikolojik savaşı izliyoruz

Ahmet Altan, Taraf, 23 Nisan 2009 : Ergenekon konusunda iki kutba ayrıldık. Tam bir “biz” ve “onlar” durumu çıktı ortaya. “Biz” dediğimiz, Ergenekon’un darbe ortamı yaratabilmek için ortalığı kan gölüne çevirmek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğuna inananlar. “Onlar” dediğimiz de, Ergenekon diye bir örgüt bile olmadığına, “şeriat getirmek” isteyen AKP’nin ve Fethullahçıların “muhalefeti” ezmek için bunları uydurduğuna inananlar. “Onlar”ın siyasi partisi CHP. CHP de zaten başkanının ağzından resmen “Ergenekon’un avukatı” olduğunu açıkladı.

İnsan bazen “körleşir” ve gerçekleri görmez, göremez, hatta görmek istemez. Hemen “onların” kör olduğunu söylemeyeceğim. Belki de, “Ergenekon vardır” diyen demokrat aydınlar kördür ve AKP’yle Fethullahçıların “büyük oyununa” alet oluyorlardır. Ya da onların inandığı gibi “demokrat aydınlar”, Fethullahçılardan, AKP’den, Amerika’dan para aldıkları, çok zenginleştikleri, yalılarda oturup yatlarda gezdikleri için bu “oyuna” alet oluyorlardır. Henüz çok zengin bir demokrat aydına rastlamadım ama diyelim ki hepimiz paraları alıp saklıyoruz. Peki. Şimdi bizim göremediğimiz şu Ergenekon’a “somut” biçimde bakalım. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP örgütü, çeşitli gazeteler ve onların yazarları “kimin” avukatı bir sıralayalım. Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un avukatı hepsi.

Emekli Amiral Özden’in “günlüklerinin” yalan olduğuna inanıyorlar herhalde. Gazeteci Mustafa Balbay’ın günlüklerinin de yalan olduğuna inanıyorlar. Bu AKP’lilerle Fethullahçılar çok yaratıcılar, birisinin adına “gün gün, saat saat” günlükler yazabiliyorlar.

Buna da peki. Eruygur’un “resmi” belge olarak hazırlattığı ve Taraf’ta yayınlanan “lahika” da yalan o zaman. Ama bir sorun var, o belge “resmi”. Belgenin kayıtları Genelkurmay’da duruyor. Buna tam olarak ne söylüyorlar? Ayrıca General Veli Küçük’ün de avukatlığını yapıyorlar. Küçük’ün Ergenekon diye bir örgüte dahil olmadığına inanıyorlar demek ki... Peki, Susurluk diye bir örgüte dahil olduğuna inanıyorlar mı? Ona inanıyorlar da, “Küçük daha sonra hiçbir şey yapmadı” mı diyorlar? Küçük’ün mafya reisleriyle ilişkilerine ve telefon konuşmalarına ne diyorlar? “Onlar da uydurma” mı diyorlar?

Avukatlığını yaptıkları bazı Ergenekon sanığı subayların evlerinden cephaneler çıktı. Buna ne diyorlar? “O subayların evine kimseden habersiz AKP’lilerle Fethullahçılar cephanelikler yerleştirdi ve o subaylar bunun farkına varmadı” mı diyorlar? Yoksa “onlar da Fethullahçı ama Ergenekoncuymuş gibi yapıyorlar” mı diyorlar?

Peki, Ergenekon’un içindeki JİTEM’e ne diyorlar? JİTEM’in öldürdüğü Kürtlerin isimlerini ve hangi kuyulara atıldıklarını açıklayan “itirafçıların” söyledikleri yerlerde “kemiklerin” bulunmasına ne diyorlar? “O Kürtleri aslında AKP’lilerle Fethullahçılar öldürüp gömdü, bunların yerini açıklayan itirafçılar da AKP’li” mi diyorlar?

Yargıtay, “şeriatçı” görüntüsüyle Danıştay’ı basıp bir yargıcı öldüren katilin Ergenekon’la ilişkisi olduğuna hükmedip, davayı Ergenekon davasına kattı. Buna ne diyorlar? Yargıtay da “AKP’lilerle Fethullahçıların eline geçti” mi diyorlar?

Güçlükonak’ta öldürülüp yakılanların kimlikleri “tertemiz” biçimde askerlerin cebinden çıktı? Buna ne diyorlar? “O askerler de AKP’li ve Fethullahçı” mı diyorlar?

SAT komandolarına komşu olan ve Bedrettin Dalan’a ait bir araziye gömülmüş bir cephanelik çıktı önceki gün, bununla ilgili olarak subaylar gözaltına alındı. “O subaylar da aslında Fethullahçı” mı diyorlar? “Askeri bir bölgeye kontrol noktalarından geçerek AKP’lilerle Fethullahçılar cephaneliği gömdü ve bunu subayların üstüne attı” mı diyorlar? O subayların gözaltına alınmasına izin veren Genelkurmay’a ne diyorlar? “Genelkurmay da AKP’li ve Fethullahçı” mı diyorlar?

Belki “biz” körüz
Biliyor musunuz bazen insan körleşir ve gerçekleri görmez. Belki “biz” körüz, Genelkurmay’ın resmi kağıtlarına yazılmış belgelerin AKP’liler tarafından yazıldığını, “darbeci” generallerle işadamlarının, profesörlerin konuşmalarının AKP’lilerle Fethullahçıların yaptığı konuşmalar olduğunu, orduya ait o silahların ülkenin dört bir yanına AKP’lilerle Fethullahçıların eliyle gömüldüğünü, o silahları veren subayların da aslında AKP’li olduğunu, JİTEM’in adam öldürmediğini, o Kürtleri de AKP’lilerle Fethullahçıların öldürdüğünü kavrayamıyoruz.

Ya da...
CHP, bazı gazeteler ve yazarlar, “darbe hazırlığındaki büyük bir cinayet” şebekesini gözlerden saklayabilmek için olağanüstü bir çaba gösteriyorlar. “Avukat” rolüne soyunarak bu şebekenin “işbirlikçiliğini” yapıyorlar. Ya biz “satılmış” ve “sersemiz” ya da onlar ciddi bir cinayet şebekesinin yardakçıları. Bunu anlamanın tek yolu somut olaylarla konuşmak. Şimdi onlar anlatsın, resmi belgelerdeki “lahikaları”, “fişlemeleri”, “Genelkurmay’ın kullandığı STK’ları”, JİTEM’in cinayetlerini, Güçlükonak’ı, 33 askeri, Danıştay cinayetini, bulunan cephanelikleri, tutuklanan subayları, telefon konuşmalarını, Karargah Evleri’ni, Özden’in ve Balbay’ın günlüklerini nasıl gördüklerini. Anlatsınlar da bir anlayalım bakalım kim kör, kim işbirlikçi, kim suç ortağı...

F tipi istihbaratçı bombayı koyar, Fethullahçı muhbir ihbar eder, F tipi polis basar, Fethullah destekli medya yazar, şakirt savcı hüküm verir. Olur sana Ergenekon.

Yıldıray Oğur, Taraf, 18 Haziran 2009 : Ergenekon dediğin nedir ki? F tipi istihbaratçı bombayı koyar, Fethullahçı muhbir ihbar eder, F tipi polis basar, Fethullah destekli medya yazar, şakirt savcı hüküm verir. Olur sana Ergenekon. Olmadı toplarlar üç beş tane F tipi bilirkişi, günlükler (oğlunun da Fethullahçı olma ihtimali olan) Özden Örnek’e ait der. Bu kez adı olur darbeye karşı demokrasi mücadelesi. Cemaat yapılanmasına karşı mücadele veren Veli Küçükler, Kemal Kerinçsizler, Arif Doğanlar, Levent Ersözler içeri atılır. Oruç tuttuğu herkesin malumu Hilmi Özkök’ün beyanlarına inanılıp demokrasiye aşık orgeneraller tutuklanır, saygın insanların evleri aranır, F tipi eğitime rakip eğitim faaliyetlerine çamur atılır. Olur sana “temiz eller operasyonu”. E bari bugün yine sivil andıç alarmı veren Ertuğrul Özkök’ü, yine Fethullahçı polisler ve onların oyunlarına Aktütün’den beri alet olan Taraf’a karşı herkesi uyaran İsmet Berkan’ı dinleyin de bitsin demokrasi adı altında sahnelenen bu Fethullahçı komplo.

Türkiye’de demokrasi dediğin şey dinci bir komplodan ibaret. İlk muhalif parti Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın Şeyh Said İsyanı’nın altından çıkması da, Atatürk’ün kız kardeşinin kurucuları arasında olduğu Serbest Fırka’nın Menemen Olayı’nı altan alta cesaretlendirmesi de o yüzden sürpriz değil. Ama Fethullah Gülen 1938 doğumlu olduğuna göre bu tarihten önce olanlar onu bağlamaz. O halde 1. Meclis’in muhalifi Hüseyin Avni Ulaş’ın Tan gazetesine belge sızdıran başka birileri olmalı. Ali Şükrü Bey’i öldürüp suçu Kemalistlerin üzerine atanlar da aynı odaklardır herhalde. Menderes dersen Meclis’e “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” demiş, Said Nursi’nin has bir evladıydı. Dokuz Subay Olayı da Nurcu kardeşlerin orduya yönelik ilk komplosu oluyor. Belli ki o komplo da Menderes ile üç yıl sonra ona asacak ordunun arasını açmak için tezgahlanmıştı. “Nurlu ufuklar” vaat eden Demirel’in Isparta İslamköylü bir Risale-Nur şakirti olduğu, askeri şortla denetleyen Özal’ın son seyahatini yurtdışındaki Türk okullarına yapmış olduğuyla tamamlanan resimde son kareye de yeşil kuşak projesinin adamı Kenan Evren’i yerleştirince artık Türkiye’yi anlamak için Said Nursi üzerinde çalışarak Taraf’ını seçmiş olan Şerif Mardin’e ihtiyacınız kalmıyor.

Gerisi çorap söküğü gibi geliyor zaten
28 Şubat andıçı gibi Çevik Bir ile Necmettin Erbakan’ın arasını açmaya,“Hainleri tanıyalım” yazısıyla o andıçı köpürten Oktay Ekşi’yi kamuoyunda küçük düşürmeye yönelik bir komploya kadar geri gitmeye gerek yok. 2004’te Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın sosyeteyi satanistler, Klux Klancılar olarak fişlediği yolunda sahte bir belge üretip sonra da o günlerin Taraf’ı Hürriyet’e sızdıranlar ve böylece Kara Kuvvetleri ile sosyetenin, satanistlerin ve ülkemizdeki Ku Klux Klancıların arasını açmaya çalışanlar da tabii ki aynı “F tipi” odaklardı. O zaman “Bu ortaokul düzeyindeki kepazeliği üstün eğitim almış bir paşa yapmış olamaz” diye ayılıp bayılanları dinlemiş olsaydık 2007’de hangi odakların çıkardığı malum olan Nokta Dergisi bizi sahte darbe günlükleriyle kandırabilir miydi sanıyorsunuz? Peki, o darbe günlüklerini görür görmez “Belli ki birileri ‘özel bir imalat’ yapmış. Ama takan yok. Şimdi ben de soruyorum. Bu bir ‘sivil andıç’ değil mi” diye bizi bugün olduğu gibi uyarmaya çalışan Ertuğrul Özkök’ü; “Bu sahtekarlık öyle tek bir kişinin işi olamaz, arkada ciddi bir ekip çalışması bulunmalı” diye ta o günden “Fethullahçı polislere” işaret eden İsmet Berkan’ı; Bizim için AKP’li bakanlarla görüşüp günlüklerin cemaat yapımı olduğunu ortaya çıkaran Ahmet Hakan’ı; “Özden Örnek’ten alınan bilgilerin Utah’ta mukim üç kişilik bir ekip tarafından titizlikle işlendiğine” kanaat getiren Serdar Akinan’ı; Bir paşa 18’lik kız gibi günlük yazmaz diyenleri, benim adım yanlış yazılmış demek ki günlükler de sahte diye hüküm veren büyük egoları, kendilerini paşaların önüne atan Soner Yalçın’ları, Özdemir İnce’leri dinleseydik; Başımıza bu Ergenekon komplosu örülebilir miydi?

Zaten Ergenekon dediğin nedir ki?
F tipi istihbaratçı bombayı koyar, Fethullahçı muhbir ihbar eder, F tipi polis basar, Fethullah destekli medya yazar, şakirt savcı hüküm verir. Olur sana Ergenekon. Olmadı toplarlar üç beş tane F tipi bilirkişi, günlükler (oğlunun da Fethullahçı olma ihtimali olan) Özden Örnek’e ait der. Bu kez adı olur darbeye karşı demokrasi mücadelesi. Cemaat yapılanmasına karşı mücadele veren Veli Küçükler, Kemal Kerinçsizler, Arif Doğanlar, Levent Ersözler içeri atılır. Oruç tuttuğu herkesin malumu Hilmi Özkök’ün beyanlarına inanılıp demokrasiye aşık orgeneraller tutuklanır, saygın insanların evleri aranır, F tipi eğitime rakip eğitim faaliyetlerine çamur atılır. Olur sana “temiz eller operasyonu”. E bari bugün yine sivil andıç alarmı veren Ertuğrul Özkök’ü, yine Fethullahçı polisler ve onların oyunlarına Aktütün’den beri alet olan Taraf’a karşı herkesi uyaran İsmet Berkan’ı dinleyin de bitsin demokrasi adı altında sahnelenen bu Fethullahçı komplo. Siz Taraf’ın yeşilini Musavi’nin yeşili mi zannettiniz. O zaman ne haliniz varsa görün zaten.

Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri & provokasyonları

(18 Haziran 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=764    yazdır/print


 

Örnek'in yayınlanmayan günlükleri ek delil klasörlerinde

Emekli Oramiral Özden Örnek'a ait "Günlükler"in hiç yayınlanmayan bölümleri de Ergenekon davasının eklerine girdi. Özden Örnek'in ek klasörlerde yer alan günlüklerinin en çarpıcı bölümlerinden biri 2003'teki YAŞ toplantısında askerlerle Başbakan Erdoğan arasında geçen sert tartışma...

Örnek'in yayınlanmayan günlükleri ek delil klasörlerinde
Emekli Oramiral Özden Örnek'a ait "Günlükler"in hiç yayınlanmayan bölümleri de Ergenekon davasının eklerine girdi. Özden Örnek'in ek klasörlerde yer alan günlüklerinin en çarpıcı bölümlerinden biri 2003'teki YAŞ toplantısında askerlerle Başbakan Erdoğan arasında geçen sert tartışma...

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen "Darbe Günlükleri" nin daha önce yayınlanmamış bölümleri de 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşmaları devam eden ve adına "Ergenekon" denilen dava hakkında hazırlanan ikinci iddianamenin ek delil klasörleri arasında yer aldı.

İLK KEZ NOKTA'DA YAYINLANMIŞTI
İlk kez 2007'nin Mart ayında Nokta Dergisi'nde Alper Görmüş tarafından gündeme taşınan "Günlükler" in, 2003 ve 2004'te tasarlandığı iddia edilen Ayışığı ve Sarıkız darbe planları ile ilgili bölümleri yayınlanmıştı. Örnek'in, 1957'den beri düzenli olarak tuttuğu 3 bin sayfalık günlüğün geri kalanı ise sır olarak kaldı. Özden, kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve Nokta'nın kapanmasına neden olan bu "Günlükler"in kendisine ait olmadığını iddia etti ve Alper Görmüş hakkında "hakaret" ve "iftira" davası açtı. Açılan davadan beraat eden Görmüş, 7 Mart 2008 tarihinde elektronik ortamdaki günlüklerin bir kopyasını CD halinde Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'e verdi. Günlüklerin kime ait olduğuna dair tartışma devam ederken Alper Görmüş, savcılığın (Zekeriya Öz) yaptırdığı araştırma sonucunda günlüklerin Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığını tespit ettiğini açıkladı.

ERUYGUR VE BALBAY'DA ORTAYA ÇIKTI
2007'den beri "darbe" konulu her tartışmanın odağına oturan "Günlükler", 5 Temmuz 2008'deki 6. Dalga Operasyonu kapsamında gözaltına alınan eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur ile Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'da ele geçirildi.

'MESLEĞİM BİR HIRSIZ İLE APTALIN ESİRİ OLDU'

Erdil intihar etmeyi düşünmüş
31 Ağustos 2004, Özden Örnek, Tuzla'da gördüğü İlhami Erdil'in kendisine nasıl dert yandığını şöyle yazıyor: "Tuzla'ya gittik. Eski komutanlardan sadece İlhami Paşa gelmişti. Beni görünce hemen yanıma geldi ve çok üzüntülü dolu gözler ile "Kardeşim bu işten bıktım ayın dördünde savcı tekrar ifademi alacakmış bana haber göndermiş. Sorgulayacağı konuda Bahri'nin verdiği ifade ile ilgili ve evimi nereden satın aldığım konusu. Benim bir tane evim var. Herkesin kaç tane evi olduğunu hepimiz biliyoruz. Ben çok yıprandım artık dayanamıyorum. Her türlü hastalığa yakalandım. İntihar etmeyi bile düşünüyorum. Beni Heybeliada'ya gömersiniz ve küçük bir tören yaparsınız" dedi. Onu bu halde görmek gerçekten üzüntü vericiydi. Bahri ile dün olan konuşmamızı kendisine anlattım. Hemen tutumu değişti ve hoşuna gitti. "

(Not): Genelkurmay Askeri Mahkemesi tarafından hakkında açılan davada "haksız mal edinme" suçundan 3 yıl hapse mahkum edilen ve bütün askeri terfileri geri alınan Deniz Kuvvetleri eski Komutanı İlhami Erdil, 3 Temmuz 2007'de Tekirdağ Saray Cezaevi'ne konulmuştu. Eski TCK'nın 59. maddesine göre cezası 6'da 1 oranında indirilerek 2 yıl 6 ay olarak kararlaştırılen Erdil, geçtiğimiz yıl Temmuz ayında tahliye olmuştu.

"ERDİL'DEN İLK KEZ 1994'TE KUŞKULANDIM"
29 Kasım 1999, Örnek, İlhami Erdil'in 'şüpheli bazı işler yaptığından "ilk kez 1994 yılında kuşkulandığını da yazıyor:

"Ora. İlhami Erdil'in şüpheli bazı işler yaptığına dair ilk kuşkularım 1994 yılında ben lojistik başkanı iken başladı. Bize gelen bazı ihbarlar sonucu Komutan emri gereğince tüm satınalma komisyonunu dağıtacak şekilde bir planlama içine girmiştik. Per Bşk. Tuğa. Metin Acımuz'a konuyu donanma K. ile görüşmesini bildirdim. Ancak hiç ummadığımız şekilde bir reaksiyon ile karşılaştık. Memnun olacağına komisyon başkanının yerinde kalmasını istedi. O zaman aralarında gizli bir ilişki olmasından kuşkulandım. Bu ilişki hakkında ilk dedikoduları aynı yıl Yzb. Hızarcıoğlu'ndan öğrendim. Donanma Komutanı yapılan ihaleleri adamlarına verdirerek komisyon alıyordu.

"KIZININ CİP'İ VAR!"
"Kızının altında şimdi bir tane jeep var. Şoförünü Yzb. Yalçın Ankara'daki erlerin arasından seçiyor ve bu er yasal olmayan bir şekilde kızına şoförlük yapıyor. Jeep'in Sefer Ulusoy tarafından hediye edildiğini sonradan öğrendim. Şoför erler ise Yıldız lojmanlarının altında kendilerine yapılan yerlerde kalıyorlar."

ORG. ALPKAYA'NIN KONUŞMASI KAYDEDİLMİŞ
30 Temmuz 2003, 30 Temmuz günü Ankara'ya gittik. Kuvvet komutanının ziyaret ederek orduevine geri döndüm. Kendisini ziyaret esnasında havaların sıcak olması ve rutubetten konuştuk. Sonra bana 92 idari soruşturma açtırdığını ve bunlardan 58 adedi için adli soruşturma emri verdiğini anlattı. Herkesin başarı ölçüsü değişik. Geri geldikten bir müddet sonra Albay Belgütay Varımlı'nın geldiğini söylediler. Kendisini kabul ettim ve bana bir ses dosyasının kayıtlı olduğu bir disket verdi. Ses file'da kendisinin Genelkurmay Başkanı (HİLMİ ÖZKÖK) ile 24 Haziran 2003 günü yaptığı bir konuşma var. Daha önce bana söylediklerinin aynısı kayıtlı. Kayıtın içerisinde Bülent Paşa ile 6 Ocak 2003 tarihi 18:00'da buluştuğunu ve bu buluşma için Bülent paşa (Dnz. Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Alpkaya) tarafından kendisinin Deniz Kuvvetlerini binasının en az kullanılan E kapısından gelmesinin istendiğini belirtiliyor.

HIRSIZ VE APTAL
Adeta bir müsabakayı kazanmış gibiydim. Yaşadığım bunca olaydan sonra ulaştığım nokta benim için mutlu sondu. Belki bundan sonra daha çok yorulacaktım ama bahriyeye daha çok şeyler vereceğime inanıyordum. Zavallı mesleğim iki yıl bir hırsızın arkasından iki yıl daha bir aptalın esiri olmuştu. Son dört yılda kaybettiğimiz değerlerin ve maddiyatın bana göre yerine konması çok zordu.

(Not): Özden Örnek'in hırsız olarak itham ettiği ismin Deniz Kuvvetleri eski Komutanı İlhami Erdil, aptal olarak itham ettiği ismin ise Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Alpkaya olduğu anlaşılıyor. Eruygur ile Balbay'daki günlükler Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığı kesinleşen günlüklerle karşılaştırıldı. Günlüklerin aynı olduğu anlaşılınca da soruşturma savcıları tarafından geçtiğimiz Pazartesi günü avukatlara CD halinde sunulan ek delillerin 208 nolu klasöründe yer aldı. Daha önce kamuoyuna yansımayan bölümleri içeren bu günlüklerde Özden Örnek'in, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na atanmayı beklerken geçirdiği gerilimli süreci, komutanların kendi aralarındaki çekişmeleri ve Örnek'in bazı işadamlarıyla ilişkileri tüm detaylarıyla yer aldı. 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşmaları devam eden ve adına "Ergenekon" adı verilen davanın ek delil klasörleri arasında yer alan günlüklerin çarpıcı bölümleri şu şekilde.

Asker: Bize meydan okudunuz. Erdoğan: Bu tabir doğru değil.
Özden Örnek'in ek klasörlerde yer alan günlüklerinin en çarpıcı bölümlerinden biri 2003'teki YAŞ toplantısında askerlerle Başbakan Erdoğan arasında geçen sert tartışma... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 2003'te katıldığı ilk Yüksek Askeri Şura Toplantısı'nda 18 subay irticai faaliyette bulunduğu gerekçesi ile ihraç edilmişti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül bu kararlara şerh koymuştu. Toplantının gergin geçtiği kamuoyuna yansısa da detaylar pek konuşulmamıştı. Daha ilk dakikasında tavırlı başlayan YAŞ'ta, dönemin kuvvet komutanları ile Başbakan Erdoğan arasında geçen sert tartışmalar ve gerilim dozu yüksek toplantının atmosferine dair detaylar Özden Örnek'in günlüklerinde en ince ayrıntısına kadar yer aldı. Şener Eruygur'dan ele geçirilen 1 Ağustos başlıklı Özden Örnek'e ait günlüğe o günün gerilim dolu atmosferi satırlara şöyle yansıdı:

SELAMLAMADIK
1 Ağustos 2003, RTE (Başbakan Recep Tayyip Erdoğan) Genelkurmay Başkanı (Orgeneral Hilmi Özkök) ile beraber salona girdi. Salonda bulunan tüm orgeneraller ve amiraller kendisine ne selam verdiler ne de ayağa kalktılar. Başbakan ilk olarak açılış konuşmasını yaptı. Adamın bütün konuşması bir takiyye idi. Anayasa'nın değiştirilemeyen maddelerine gönderme yaptı ve Atatürk'ten bahsetti. Bunun üzerine ordudan ihraç edileceklerin görüşmesine geçildi. 18 kişinin durumu görüşülmeye başlandı."

İKİ MEKTUP
MSB. (Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül) Geçen şurada olduğu gibi bu Şura'da da çekince koyacağını ve bu çekinceyi tüzüğün 24.inci maddesine göre doğal hakkı olduğunu ifade etti. Arkasından Başbakan da kendisinin de çekince koyacağını açıkladı. Bunun üzerine üyelerden bazıları söz alarak konuşmak istediler. Asparuk Paşa (Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cumhur Asparuk) iki mektup okudu. Genel teması irtica nedeni ile ihraç edilmiş olan iki astsubayın pişmanlık duygularına dair olan mektuplardı. Hükümete mesaj ise bizim yaptığımız iyidir, atılanlar bile bizi teyit ediyor.

DOĞAN ÇIKIŞTI
Çetin Doğan General ise "Siz Aralık Şurası'nda da çekince koydunuz (Abdullah Gül Başbakan olarak katılmıştı 26 Aralık 2000'deki YAŞ toplantısına) ve o günden bugüne hiçbir şey değişmedi. Bizim yaptığımız işlem tamamen yasaldır. Eğer yapılan bu yasal ile işlemi beğenmiyorsanız bugüne kadar yasalı değiştirseydiniz. Tabanınıza hitap edeceğim diye yaptığınız iş ülkeye değil partinize yaramak ve yaranmak üzere yapılmaktadır. Bu nedenle de samimi olduğuna inanmıyoruz ve bunu silahlı kuvvetler bir meydan okuma olarak kabul ediyoruz" dedi.

GÜVEN SORUNU
Söz alan Kara Kuvvetleri Komutanı (Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman) ise "Hükümet ile silahlı kuvvetler arasında büyük bir güven sorunu vardır" dedi. Bilahare söz alan MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç ise, "Atılan askerlerin devlette veya bazı siyasi partilerin hakim olduğu belediyelerde iş bulmaları bizi gücendirmektedir. Bir çeşit bizimle alay edilmekte ve siz atarsanız bizde alırız denmek istenmektedir" dedi. Söz alan Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ise, "Biz çok dikkatli davranıyoruz ve çok esaslı bir elemeden geçiyoruz hata yapma olasılığımız az" dedi ve bir örnek verdi.

TAVSİYE
Yansı ile Genelkurmay Başkanı (Orgeneral Hilmi Özkök) söz alarak, "Şerh koymak yasal hakkınız ancak eğer koymazsanız bu dışarıya bizim bir bütün olduğumuz şeklinde yansıyacaktır ve bu dönemde ihtiyacımız olan konuda budur" dedi.

SIRA ERDOĞAN'DA
Bunun üzerine RTE söz alarak "Bir güven bunalımı yoktur. Bu konuyu abartıyorsunuz, din istismarına bizde karşıyız. Ama anlamadığımız şey güzide silahlı kuvvetlerimiz acaba neden bu sorununu yargı yolu ile halletmiyor. Biz diğer kararların örneği terfilerin yargıya kapalı olmasından yanayız ama atılanlara da ses çıkarmıyoruz. Onların bunu hak ettiğine inanıyoruz ama atma işleminin hukuk yoluyla ve yargıya açık olarak yapılmasını istiyoruz. Silahlı kuvvetlerimiz acaba neden askeri yargıya güvenmiyor. Silahlı kuvvetlere meydan okuma tabirini uygun bulmadım ve yanlış kullanıldığından eminim. Bazı kişilerin atıldıktan sonra devlet bünyesinde iş bulmaları da yanlış bir şey değil. Zira atarak kişiyi cezalandırıyorsunuz. Eğer devlette iş vermezseniz ailesini de cezalandırırsınız" diye bir konuşma yaptı.

(01 Mayıs 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=666    yazdır/print


 

İkinci iddianamenin klasörleri dağıtılıyor

Ergenekon Terör Örgütü hakkında düzenlenen ikinci iddianamenin delil klasörlerinin avukatlara ve basına bugün verileceği öğrenildi.

İkinci Ergenekon iddianamesinin delil klasörleri avukatlara veriliyor
Ergenekon Terör Örgütü hakkında düzenlenen ikinci iddianamenin delil klasörlerinin avukatlara bugün 2 dvd olarak verileceği öğrenildi.

Bir süre önce 2. iddianamesi açıklanan Ergenekon davasının bu iddianameye dayanak olan delil klasörlerinin bugün açıklanacağı iddia edildi. Delil klasörleri ile ilgili açıklamayı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'in yapması bekleniyor.

16.54: İkinci iddianamenin delil klasörleri yayınlandı
Ergenekon davasında 2. iddianamenin 70 bin sayfadan oluşan 248 adet delil klasörleri 2 dvd içerisinde avukatlara dağıtıldı. Delil klasörlerinde suç unsurlarının kanıtları var. Eruygur'dan Hüseyin Çelik ve Dengir Fırat'a ait belge çıktı.

'Çatlı'nın kazada sadece kolu kırılmıştı, odunla öldürdük'
İkinci Ergenekon iddianamesinin delilleri açıklandı. Gizli tanık Kıskaç, JİTEM'ci bir başçavuşun kendisine "Abdullah Çatlı'nın kazada sadece kolu kırılmıştı. Odunla öldürdük" dediğini iddia etti. Ergenekon davasının ikinci iddianamesine ilişkin 248 klasörden oluşan ve 2 DVD'ye kaydedilen 70 bin sayfalık ekleri dijital ortama aktarılması işlemi tamamlandı. Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin sanık sayısına göre çoğalttığı DVD'ler dün sanık avukatlarına verildi. Bu ek belgelere göre, sanık emekli generaller Ergenekon savcıları hakkında bilgi topladı. İkinci iddianamenin ekleri arasında yer alan gizli tanık 'Kıskaç', ifadesinde "Susurluk kazasında Mercedes'in arka sol koltuğunda oturan Abdullah Çatlı'nın sadece sağ kolunun kırıldığını, ancak olay yerine gelen JİTEM'cilerin odunla vura vura öldürdüğünü" ileri sürdü.

"ÇATLI'NIN SAĞ KOLU KIRILMIŞTI"
Gizli tanık Kıskaç'ın, 30 Kasım 2008 tarihinde alınan ifadesinde, Antalya JİTEM'de görevli başçavuş Hakan'ın kendisine, "Bütün uyuşturucu babalarını Abdullah Çatlı'ya biz vurdurduk, sonra o kendi çıkarları için çalışmaya başladı. Her şeyin bir sonunun geleceğini bilmeliydi. Zannediyor musun bu bir trafik kazası, bizde kayıtları var. Araç çarptıktan sonra Abdullah Çatlı sağdı. Sağ kolu kırılmıştı, yaralıydı. Araba sağ ön taraftan çarpmış, Abdullah Çatlı arka solda oturuyordu. Kolunu büktük, köpek gibi yalvarıyordu. Trafik kazasından değil, darptan öldü. Abdullah Çatlı'yı odunla öldürdük" dediğini iddia etti.

'KAZAYI JİTEM AYARLADI'
Kıskaç, başçavuş Hakan'a, Sedat Bucak'ı kastederek "Öbürünü niye öldürmediniz" diye sorduğunda ise "Antep'ten tut Silopi'ye kadar olan bölümde bir güzergah var, bu adamın 14 bin silahlı adamı var, bu güzergahı kaybetmek istemiyoruz' yanıtını aldığını aktardı. Kıskaç, başçavuş Hakan'ın daha sonra, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Osman Nuri Oduncu'nun kazanın oluş şekliyle ilgili gerçekleri dillendirmeye çalıştığını, ancak onu kimsenin dinlemediğini söylediğini öne sürdü. Kıskaç, başçavuş Hakan'ın, Susurluk'ta meydana gelen kazayı kendilerinin ayarladığını, aracın arkasından JİTEM mensuplarının takip ettiğini, Osman Gürbüz'ün takip eden araçta olduğunu söylediğini iddia etti. Kendisine "Osman Gürbüz, Veli Küçük'ün adamıdır" dendiğini de ileri süren Kıskaç ifadesinde ayrıca şunları söyledi: "Bize çalış, sana kimlik çıkaralım, dokunulmazlığın olsun dediler. JİTEM terörle mücadele için kurulmuş bir birim olmasına rağmen terör hariç her türlü haraç ve koparma işleriyle uğraşıyorlardı." (Zaman)

Darbe yapınca eline ne geçecekti?
İkinci iddianameye dair 248 klasörlük belgelerde ilk dikkat çeken, ‘Terör örgütü üst düzey yöneticisi’ olarak suçlanan ve hakkında 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis istenen eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur liderliğinde yapılan darbe planlarının tam metinlerinin kamuoyuna açıklanması oldu. Bir başka dikkat çeken unsur ise Şener Eruygur’a yöneltilen darbe soruları.

PLANLARIN ORJİNALLERİ
EK klasörlerde en dikkat çekici unsurların başında bugüne kadar varlığı tartışma konusu ‘Sarıkız’, ‘Ayışığı’, ‘Yakamoz’ ve ‘Eldiven’ kod adlı darbe planlarının orjinal halinin kamuoyuna açıklanması oldu. Darbe planlarının Şener Eruygur’dan ele geçirilen orjinal halleri ek klasörlerin içinde yer aldı. Darbe planlarında kullanılan kodlar da belgelerin dikkat çekici bölümlerini oluşturdu. Bir başka önemli unsur ise Şener Eruygur’a darbe girişimleriyle ilgili yöneltilen sorular oldu.

ERUYGUR’UN FİŞLEMELERİ

ERUYGUR’DA çıkan fişleme dosyaları arasında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı ekibinin lideri Zekeriya Öz, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt, hakimler, savcılar, valiler ve kaymakamlarla ilgili fişleme dosyaları ve bunlara ilişkin Eruygur’a yöneltilen sorular oldu. Eruygur’da, Ergenekon Savcısı Öz’ün çocuklarının okuduğu okullar ile Yaşar Büyükanıt ve eşine ait sağlık raporları ile malvarlıklarına ilişkin fişlemeler çıktı. Eruygur’a Yaşar Büyükanıt’ı neden zehirlemek istediği de soruldu.

BELGELERİ YOK EDİN
OPERASYONLAR başladıktan sonra Eruygur’un sekreterini arayarak belgeleri yok etmesini istediğine dair ifadeler de ek klasörlerde yer alıyor. Cumhuriyet Mitingleri ile Kent ve Patalya oteldeki toplantılara ait bilgiler de iddianamede yer alıyor. DHKP-C örgütüne yönelik Hollanda’da düzenlenen operasyonlarda çıkan örgüt arşivi de ek klasörlerde yer alan belgeler arasında. Arşivde, Gazi Mahallesi olaylarını Osman Gürbüz’ün yaptığına ilişkin örgüt üyelerinin birbirleriyle yaptığı telefon görüşmeleri de bulunuyor.

DARBENİN KODLARI VAR
DARBE planları ile birlikte darbe planlarının şifreleri ve devlet yöneticileri ile komutanlara takılan isimler de yer aldı. Buna göre darba yapacak ekibi oluşturan beyin takımına ‘Ana sınıf’ denilmiş. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e ‘Yörük’, Başbakan Erdoğan’a ‘Gemi Aslanı’, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e ‘Yetim’, Yaşar Büyükanıt’a ‘Abide’, Meclis’e ‘Yazanlar’, Avrupa Birliği’ne ‘Çıyan’, ABD’ye de ‘Sırtlan’ isimleri verilmiş.

ERUYGUR'U TERLETEN SORULAR
ŞENER Eruygur’a gözaltına alındığı dönemde polis ve savcılık sorgusunda darbe girişimleriyle ilgili çok net sorular yöneltildiği ortaya çıktı. Eruygur’un bu sorulara polis ve savcılık sorgusu sırasında cevap vermediği öğrenildi.
- Ev ve ofisinizde yapılan aramalarda ele geçirilen belgelerden 2004 yılı içerisinde darbe yapma planları hazırladığınız ve bu konuda ciddi çalışmalar yaptığınız anlaşılmıştır.
- Siz 2004 yılı içerisinde Jandarma Genel Komutanı olduğunuz dönemde darbe yapmak için herhangi bir girişimde bulundunuz mu?
- Sizin ısrarla darbe yapmak istemenizin amacı nedir? Sizden darbe yapmanızı isteyen başka bir takım güçler var mı?
- Darbe planlarını hazırlarken diğer kuvvet komutanlarından bu konuda size çağrıda bulunan oldu mu?
- Darbe planlarını kimlerle birlikte hazırladınız? Bu hazırlıklar çerçevesinde hangi faaliyetlerde bulundunuz?
- Darbe yapma amacınız neydi?
- Darbe yapmakla neyi hedeflemekteydiniz?
- Darbe sonrası beklentileriniz nelerdir? Darbe sonucu ülkemize ne sağlayacağınızı düşündünüz?
- Darbe yapma planları Ergenekon terör örgütü kapsamında mı yapıldı?
- Hiçbir darbe planı yapmadıysanız ofisinizde bulunan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven isimli darbe planlarıyla ilgili slaytların sizde ne işi var?
- 08.04.2008’de saat 10:56’da Ahmet Hurşit Tolon ile yaptığınız görüşmede, Tolon’un gazetelerde çıkan haberlerde AKP’ye yönelik psikolojik savaş başladığı, bunun için Danıştay saldırısı, geniş katılımlı cenaze törenleri, cumhuriyet mitingleri, hükümet karşıtı gösteri yürüyüşleri düzenlendiği, bunun amacının da darbe yapılması özlemi olduğu, tüm bunların planlayıcısı olarak da sizin gösterildiğinizi aktardığı tespit edilmiştir. Hurşit Tolon bu konuyu neden size aktarma ihtiyacı duymaktadır!

Eruygur'dan yırtıp atın emri
2. iddianameye ait binlerce sayfa tutan 248 ek klasör, 2 DVD'ye aktarıldıktan sonra davaya bakacak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verildi. Bir örneği sanık avukatlarına da dağıtılan klasörlerde Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ancak 'sağlık' gerekçesiyle tahliye edilen emekli Orgeneral Şener Eruygur'un, gözaltına alınmadan önce ofisindeki 'sakıncalı' belgeleri temizlettirdiği ortaya çıktı. İkinci iddianameye delil teşkil eden belgelere göre Şener Eruygur 8 Nisan 2008'de, sekreteri olduğu belirtilen Nermin isimli bir bayanla telefon görüşmesi yapıyor. Eruygur, odasındaki bazı belgeleri kendisine soran sekreterine şöyle talimat veriyor: "Yırtın onları, atın." Darbe girişiminde bulunmakla suçlanan Eruygur'un çok sayıda gizli belgeyi de ofisinde sakladığı ortaya çıktı. Savcılar, MGK'ya ait gizli belgelerin açıklanmasını ülke güvenliği açısından sakıncalı bularak adli emanete göndermiş. Ek klasörlerde ayrıca eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in darbe günlükleri ile Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay'ın notları da yer aldı.

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ancak 'sağlık' gerekçesiyle tahliye edilen emekli Orgeneral Şener Eruygur'un, gözaltına alınmadan önce ofisindeki 'sakıncalı' belgeleri temizlettirdiği ortaya çıktı. Ergenekon'un ikinci iddianamesinin ek klasörlerinde 8 Nisan 2008'de Şener Eruygur'un, Nermin isimli bir şahısla yaptığı görüşme de yer aldı. Nermin hanımın, odasındaki bazı belgeleri kendisine telefonda sorması üzerine Eruygur, şöyle diyor: "Yırtın onları, atın."

'Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven' kod adlı darbe planlarının hazırlayıcısı olmakla suçlanan eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, Ergenekon soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alınmıştı. Eruygur, mahkeme sorgusunun ardından 'terör örgütünde yönetici olmak' suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Eruygur, Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin sanıkları arasında yer alıyor. İkinci iddianamenin ek klasörleri dün mahkemeye sunuldu. Ek klasörlerde Eruygur'un yaptığı telefon konuşmaları da yer alıyor. Bunlardan biri de emekli generalin, Nermin isimli şahısla yaptığı görüşme. Konuşmadan Nermin hanımın, Eruygur'un odasını temizlediği anlaşılıyor. İddianamede söz konusu konuşmayla ilgili şöyle bir açıklama yapılıyor: "Görüşmeden kendilerinin de her an gözaltına alınabilecekleri korkusuyla evrak ve belgeleri imha girişiminde bulundukları, söz konusu görüşmede yazılmış mektupların bir kısmının şüpheli Mehmet Şener Eruygur'dan elde edilen dijital verilerin içinde bulunduğu, ayrıca Cumhuriyet Çalışma Grubu faaliyetleri raporları içinde yapılması planlanan 100 bin mektup gönderilmesi konusunun da uygulamaya konulduğunu göstermektedir."

8 Nisan 2008'de yapıldığı anlaşılan görüşme şöyle:
Nermin: "Odanızı temizlerken bazı şeyler buldum efendim gönderilmemiş mektuplar buldum Üniversite rektörlerine"
Mehmet Şener Eruygur: "Atın onları yırtın"
Nermin: "Atayım mı"
Eruygur: "He o şeyle ilgili eski"
Nermin: "Eski çok eski sizin imzanız var imzalamışsınız ayrıyeten özel kağıdınızıda koymuşsunuz"
Eruygur: "Biliyorum vazgeçtik ondan sonra gönderelim dedik vazgeçtik"
Nermin: "Tamam onları atıyorum efendim"
Eruygur: "Yırtın onları atın"
Nermin: "Evet yırtıyorum onları hı yırtıp atıyorum kitapları şöyle bir gözden geçirdim"
Eruygur: "Kütüphaneye koydunuz"
Nermin: "Bir kısmını kütüphaneye koydum bir kısmı da yine sizin bakın ona göre. Özel gelmiş."
Eruygur: "Onlara bakarım"
Nermin: "Masanız tertemiz oldu. Artı özel evraklarınız var onları yine size bıraktım."
Eruygur: "Yırtın atın onları da boşverin."
Nermin: "Bi de efendim seçim sonuçları var geçen senenin böyle küçük bir zarfta"
Eruygur: "Onları muhafaza etmek lazım elimizde."
Nermin: "Onları muhafaza ettim zaten sordum bazı şeyleri Ali hocama sorarak yaptım onun dışında diğerlerini temizledim birde bir kaç özel mektupunuz vardı. Erzurum'dan gelmiş onları sakladım belki ilerde. Erzurum'dan gelmiş böyle bir tanesi işte yardım istiyor filan."
Eruygur:"Boşverin atın gitsin ne olacak"

Kan donduran itiraf: Havaya uçuracaktık
Ergenekon'un ikinci iddianamesinin ek klasörlerinde PKK militanlarının planlanan eylemlerle ilgili ifadelerine de yer veriliyor. Buna göre PKK, teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının ardından büyükşehirlerde eylem için hazırlık yapıyor. Tanınmış kişilere suikast planları hazırlanıyor. PKK militanlarından Mustafa Ulaş, en büyük hedeflerinin İstanbulluların yoğun olarak kullandıkları vapurlar olduğunu anlatıyor.

Ek klasörlerinde ifadeleri geçen Mustafa Ulaş ve Servet Akkaş, Türkiye'yi kana bulamak için bizatihi eylem yapmak için eğitildiklerini söylüyor. Örgüt son dönem stratejisi olarak metropol alanlarına ağırlık vermiş. Genellikle sansasyonel nitelikteki bombalama türü eylemler planladıklarını ifade eden Mustafa Ulaş, nasıl keşif yaptığını ayrıntılarıyla anlatıyor: "1999 Eminönü ilçesindeki Beşiktaş ilçesine giden Vapur iskelesinde güvenlik görevlilerinin olup olmadığını kontrol ettim. Güvenlik kameralarının ile X-Ray cihazının olmadığını tespit ettim. Buradan yine Sirkeci'deki Kadıköy İskelesi'ne keşif amaçlı gittim. Yarım saat kadar insanların vapura giriş şekillerini izledim. İnsanların rahatça ellerindeki poşet ve çantalarla hiçbir güvenlik kontrolüne maruz kalmadan vapura bindiklerini gördüm. Bunun üzerine amaçlı olarak elimde poşetle birlikte vapura bindim. Güvenlik kontrolü yapılmadığından, vapurun içinde gezerek keşif çalışması yaptım. İlk eylemi piknik tüpü ile vapurlara yönelik yapacaktım. AK Merkez adlı iş yerinin etrafını gezerek giriş çıkışları kontrol ettim insanların giriş yaptığı kapının 6-7 tane olduğunu, bir de otopark girişinin olduğunu, binanın dışında kamera bulunmadığını gördüm. Güvenlik tertibatının zayıf olduğunu gördüm."

Kırkpınar'ı kana bulayacaktık
Her yıl binlerce insanın katıldığı geleneksel Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin de PKK'nın hedefinde olduğu ortaya çıktı. Mustafa Ulaş, İstanbul'dan sonra hedefinde Ankara ve Bursa olduğunu belirtiyor. İstanbul'da İhlas Holding'e, TGRT'ye ve ATV'ye Koç Holding'e, Sabancı Holding'e Ulusoy'a yönelik bombalı saldırılar yapmayı planladığını vurgulayan Ulaş, "Edirne'de her yıl düzenlenen Kırkpınar Güreşleri şenliklerinde bombalı saldın eylemleri yapmayı hedefliyorduk." şeklinde konuşuyor.

Hasan Cemal ve Ağar da hedefteydi
Ergenekon savcılarının ifadesini aldığı PKK militanları eski DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ve gazeteci Hasan Cemal'e suikast yapmayı planladıklarını söyledi. Servet Akkaş isimli militan Ağar'a yönelik eylem planını şöyle ifade ediyor; "Yasemin Ağar'ın (Ağar'ın kızı) kabrinin üst tarafı topraktı. Burayı eşerek patlayıcıyı mermer bölümün altına yerleştirecektim. Bu işi ise ölüm yıldönümü olan 2 Ocak'tan on gün önce yapmayı planlamıştım. Ağar'ın mezarlığa geliş anını gördükten sonra bana ait olan cep telefonu ile düzeneğe bağlı cep telefonunu patlatarak eylemi gerçekleştirecektim."

Paksütleri zora sokacak iddialar
Delil belgeleri arasında Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt'ün AK Parti'nin kapatılması için yoğun bir çalışma içersine girdiğine delil gösteren telefon konuşmaları da yeralıyor. İkinci iddianamenin ek klasörlerinde, eşinden aldığı bilgileri gazetecilere veren Paksüt'ün, Anayasa Mahkemesi üyelerinin özel hayatlarıyla ilgili olumsuz haberler yapılması konusunda bazı basın mensuplarıyla sıkı bir diyalog içerisine girdiği belirtiliyor. Ferda Paksüt hakkında şu ifadeler kullanılıyor: "Örgütün kaos ortamı meydana getirilmesi yönündeki amacını ve Turhan Çömez ile Hurşit Tolon'un örgütsel konumlarını bilerek, Anayasa Mahkemesi'nin gündeminde bulunan AK Parti'nin kapatılmasıyla ilgili gizli bilgileri şüphelilere verdi, yine toplumda kargaşaya neden olmak amacıyla gerçekte olmayan bilgileri basına sızdırdığı, böylece örgütün amaçlarının gerçekleşmesine bilerek ve isteyerek yardım etti."

99. ek klasörde Paksüt'ün Anayasa Mahkemesi başkan vekili olan eşinden öğrendiği 'içeriden' bilgileri, örgüte aktardığı belirtiliyor. 30 Temmuz. 2008'de Y.A. adlı kişiyle Paksüt arasında geçen telefon konuşmasında, "Ben Ferda yanlış bilgiymiş, 6'ya 5 kapanmamış." diyor. Y. ise 'Kapanmamış kesin değil mi?' karşılığını veriyor. Bayan Paksüt ise cevaben, "Evet şimdi Osman'la konuştum. Ben de size bir iki konuda şey vereceğim onları araştır." ifadesini kullanıyor. Ek klasörlerde Paksüt'ün, Anayasa Mahkemesi başkanı ve üyelerine yönelik karalama, iftira ve yıpratma faaliyetleri gerçekleştirdiği ve böylelikle yargılama sürecine müdahale etmeye çalıştığı, Mahkeme üyelerini takip ettirip fotoğraflarını çektirdiği ve bunları yıpratmak amacıyla kullandığı iddia ediliyor. Tolon ile görüşen Çömez'in, onun talimatıyla Paksüt'ü aradığı ve aldığı bilgileri Tolon'a aktardığı iletişim tespit tutanaklarından anlaşılıyor. Savcılığın yaptığı değerlendirmede, "Ergenekon'un kapatma davasını kaos ortamı oluşturmak amacıyla kullandığı, örgütün siyasi yapılanmasında yer alan Çömez'e bu konuda görev verildiği, onun da şüpheli Paksüt'le örgütsel irtibata geçtiği anlaşılmaktadır." deniliyor.

Sinan Aygün'ü zora sokacak belge
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün'ün, Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde Şener Eruygur'dan bir randevu talebinde bulunmak için kalemi aldığı yazıda dikkat çekici ifadeler bulunuyor. Binlerce üyenin yöneticisi olan Aygün'ün, Eruygur'un emri altında olduğunu vurgulaması dikkat çekiyor.

Ergenekon soruşturmasının 2. iddianamesine ait delil klasörlerinde ilginç bilgiler bulunuyor. Şener Eruygur'un evinde ele geçirilen bir belgede ATO Başkanı Sinan Aygün'ün 2004 yılındaki randevu talebi ile ilgili yazı dikkat çekiyor. Aygün, Eruygur'dan randevu talebinde bulunurken şöyle hitap ediyor: "Sizin gayretlerinizle daha da güçlenmiş olan Silahlı Kuvvetlerimizi geleceğimiz açısından en büyük güvence olarak değerlendiriyor ve bu vesileyle Ankara Ticaret Odası'nın her zaman yanınızda ve emrinizde olduğunu bilmenizi isterim. Eğer uygun görürseniz emirlerinizi öğrenmek ve genel olarak son gelişmeler ile ilgili görüşlerimizi aktarmak amacıyla randevu talep ediyorum. Yoğun mesainiz arasında lütfedip ayıracağınız zaman için şimdiden teşekkürlerimi sunar saygılarımın kabulünü arz ederim."

Eski rektörün AK Parti'yi bitirme planı
Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Berkarda'nın, AK Parti'nin ancak askeri müdahale ile önünün kesilebileceğini savunduğu ortaya çıktı. Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin ekleri arasında 113. klasörde, Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Birlik Hareketi'nin çalışmalarından söz ediliyor. Belgelerde, CÇG bünyesinde görev yapan özel istihbarat timinin Hareket'in yöneticiliğini yapan Berkarda'yla görüşmesi var. Hazırlanan rapora göre Berkarda, AK Parti'nin iktidar olması ile ilgili problemin Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu'ndan kaynaklandığını savunmuş. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin müdahalesi ile bu kanunların değiştirilip tekrar seçime gidilmesi ile partinin önünün kesilebileceğini öne sürmüş. AK Parti'nin iktidara gelişini ise imam hatip liseleri, camiler ve yeşil sermayeye bağlamış. Ayrıca halkın cahil olduğunu ve eğitilmesi gerektiğini vurgulamış. Eski rektör, iktidarların sadece TSK ve üniversitelere söz geçiremediğini öne sürerek AK Parti'nin yeni YÖK Yasa Tasarısı'na direnilmesi gerektiğini söylemiş. Hazırlanan raporda, Ulusal Birlik Hareketi'ne destek verilmesi için garnizon komutanlıkları ve jandarma bölge komutanlıkları ile görüşülmesi yönünde tavsiye kararı alınmış.

(27 Nisan 2009), son güncel.: (28 Nisan 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=651    yazdır/print


 

Flaş!!! Özkök savcılara ifade verdi

Eski Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral Hilmi Özkök, Cuma günü İzmir Adliyesi'ndeki özel bir odada, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar Zekeriya Öz ve Fikret Seçen'in 8 saat boyunca sorularını yanıtladı.

FLAŞ!!! Hilmi Özkök Ergenekon savcılarına ifade verdi
Eski Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral Hilmi Özkök, Cuma günü İzmir Adliyesi'ndeki özel bir odada, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar Zekeriya Öz ve Fikret Seçen'in 8 saat boyunca sorularını yanıtladı.

Milliyet'in haberine göre Eski Genelkurmay Başkanı, emekli orgeneral Hilmi Özkök, Ergenekon soruşturmasını yürüten iki savcıya İzmir'de ifade verdi. Soruşturma savcıları Zekeriya Öz ve Fikret Seçen ile İzmir Adliyesi'nde bir araya gelen Özkök, 8 saat boyunca soruları yanıtladı. "Tanık" sıfatıyla savcılara ifade veren Özkök, Milliyet'in konuya ilişkin sorularına, "yorum yok" yanıtını verdi. Özkök, bir süre önce yine Milliyet'e yaptığı açıklamada, "Hukuk çağırırsa icabet etmek gerekir diye düşünürüm. Sanık veya tanık olarak mahkeme çağırırsa 'gitmem' denilemez" demişti.

Savcı önce Bursa'ya gitti
Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz, geçtiğimiz hafta irtibat kurduğu Özkök'le, ikamet ettiği İzmir'de hafta sonunda buluşmak üzere randevulaştı. Öz'ün, İstanbul'dan ayrılışının dikkat çekmemesi amacıyla eşi ve çocukları ile birlikte önce Bursa'daki ailesini ziyaret ettiği öne sürüldü. Bu sırada Ergenekon soruşturmasında görevli diğer Cumhuriyet Savcısı Seçen de İstanbul'dan ayrılarak İzmir'e gitti.

Özel oda tahsis edildi
Aile ziyaretini tamamlayan Öz, makam aracıyla İzmir'e geçti. İzmir'de Seçen ile buluşan Öz, cuma sabahı erken saatlerde İzmir Adliyesi'nde Özkök ile bir araya geldi. Çok gizli olarak gerçekleşen buluşma için İzmir adliyesi'nde 2 savcı ve Özkök'ün kullanması amacıyla özel bir oda tahsis edildi. Sabah 10.00 sıralarında İzmir Adliyesi'ne gelen Özkök savcılarla buluştu.

8 saat sürdü
Öz ve Seçen, Özkök'ün "tanık sıfatıyla", 8 saat süreyle ifadesini aldı. Savcıların, özellikle, ikinci Ergenekon iddianamesinin temelini oluşturan "darbe" iddialarına yoğunlaştığı öğrenildi. Özkök'ün de o dönem yaşanan süreç ve iddialar hakkında bilgi verdiği kaydedildi.

'Yorum yok'
Milliyet'in sorularını yanıtlayan Özkök, "yorum yok" demekle yetindi.

Ergenekon savcılarının hazırladığı ve "darbe iddiaları" ağırlıklı ikinci iddianamede, dönemin Genelkurmay Başkanı Özkök'ün, iddia edilen darbe girişimlerine dönük olumsuz yaklaşımına ilişkin bölümler yer almıştı.

'İfade veririm' demişti
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'a ait olduğu öne sürülen günlüklerde de dönemin komutanlarıyla yapılmış sohbetler yer almış, darbe hazırlığı ile ilgili olduğu öne sürülen konuşmalarda, hükümet ve dönemin Genelkurmay Başkanı Özkök aleyhine ifadeler olduğu ortaya çıkmıştı. Özkök, Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Fikret Bila'ya 18 Mart'ta yaptığı ve büyük yankı uyandıran açıklamalarında, "Günlüklerdeki iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Komutanların ve gazetecilerin sizinle ilgili değerlendirmeleri var" sorusuna, "Arkadaşlarımdan bana karşı böyle değerlendirmeler ve hareketler beklemem" demişti. Özkök, "Mahkeme talep ederse ifade vermeye gider misiniz" sorusunu ise şöyle yanıtlamıştı:

"Ben faydalılık prensibine göre hareket ederim. Hukuka bir faydası olacaksa diye bakarım. Hukuka saygı duyarım. Hukuk çağırırsa o zaman icabet etmek gerekir diye düşünürüm. Sanık veya tanık olarak mahkeme çağırırsa herhalde 'gitmem' denilemez. Tabii avukatlarıma ve Genelkurmay'ın hukukçularına danışırım. Çünkü o zaman Genelkurmay Başkanı'ydım. Sanık veya tanık olarak farketmez."

'Var da demem yok da demem'
Özkök, Milliyet'e 9 Temmuz 2008'de yaptığı açıklamada da, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı, emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen darbe günlükleri konusunda, "Darbe girişimi var da demem, yok da demem" diye konuşmuştu. Balbay'a ait olduğu öne sürülen günlüklerde adı geçenlerden biri olan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt da Milliyet'e; "Mahkeme çağırırsa 'gitmem' deme lüksü yok. Hukuk çağırırsa giderim, doğru neyse onu söylerim" demişti.

Hilmi Özkök'ten verdiği ifadeyle ilgili açıklama geldi
Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Ergenekon soruşturması kapsamında verdiği ifadeye açıklık getirdi. Özkök, Ergenekon soruşturması kapsamında Cumhuriyet savcıları Zekeriya Öz ve Fikret Seçen'e tanık olarak ifade verdiğini belirterek, ''Adalet mülkün temelidir. Ben de tanık olarak görevimi yerine getirdim'' dedi. Orgeneral Özkök, AA muhabirinin konuyla ilgili sorularını cevaplandırdı. Tanık olarak ifadesine başvurulmasının beklenen bir durum olduğunu ifade eden Orgeneral Özkök, şunları söyledi: ''Daha öncede belirtmiştim, böyle bir talep geldi. Cumartesi günü Cumhuriyet savcılarıyla İzmir Adliyesinde bir araya geldik. Bana devam eden soruşturmaya yönelik, ihtiyaçları olan bilgilerle ilgili sorular sordular. Ben de bildiklerimi objektif olarak ifade ettim.'' Özkök, soruşturma devam ettiği için savcıların kendisine yönelttiği soruların içeriğiyle ilgili açıklama yapmayacağını bildirdi. (AA)

Köfte ekmek ikramlı Ergenekon ifadesi
Eski Genelkurmay Başkanı Özkök, Savcı Öz'e tanık olarak verdiği ifadeyle ilgili "Arada sohbetler oldu. Hatta ikram ettiler, köfte ekmek yedik" diye konuştu.. Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Ergenekon soruşturması kapsamında geçtiğimiz cuma günü Cumhuriyet savcıları Zekeriya Öz ve Fikret Seçen'e ifade verdi. Tanık sıfatıyla katıldığı 8 saatlik görüşmeyi Yeni Asır gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şebnem Bursalı'ya değerlendiren Özkök, "Adalet mülkün temelidir, yargıya güvenim tam" dedi. Genelkurmay Başkanlığı döneminde darbe planlandığı öne sürülen Özkök, verdiği ifadeyle ilgili, "Savcıların sorduğu sorulara evet ya da hayır şeklinde yanıt verdim" diye konuştu. Görüşmenin savcıların talebi üzerine gerçekleştiğini vurgulayan ve öncesinde Genelkurmay Adli Müşaviri'ne danıştığını belirten Özkök, "Görüşmeye yalnız gittim, avukatım bile yanımda yoktu' dedi. Görüşmenin uzun sürme nedeniyle ilgili de Özkök, "Arada sohbetler, ara vermeler oldu. Hatta ikram ettiler, köfte ekmek yedik" ifadelerini kullandı. Özkök, Ergenekon savcılarıyla yaptığı görüşmeyi şöyle değerlendirdi: "Hem iddia, hem de savunma makamı için faydası olsun diye konuştum. Filmlerdeki gibi yorum yapmadım. Darbe girişimiyle ilgili sorulara yanıt veremem. Var ya da yok diyemem. Ben sadece soruları evet ya da hayır şeklinde yanıtladım. Yargıya güvenim tam, adalet mülkün yani devletin temelidir. Abartılacak bir şey yok. Az sayıda örnek olduğu için ilginç geliyor." (Sabah)

(27 Nisan 2009), son güncel.: (28 Nisan 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=646    yazdır/print


 

Görüntülenen: 41 - 60 (Toplam 82)  |  Önceki 20 | Sonraki 20 

| Paylaş:


27 Nisan soruşturması sürüyor

06.03.2013 18:25 Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik'in suç duyurusu üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27 Nisan 2007 askeri muhtırasıyla ilgili başlatılan soruşturmanın sürdüğü öğrenildi. Savcılığa yeni belgeler sunan ..
Tamamı 06.03.2013

AKP'li Can: Darbeciler affedilsin!

21.02.2013 16:26 Eski Anayasa Mahkemesi Raportörü, AKP MKYK üyesi Osman Can, yeni anayasaya geçici bir madde ile darbe davalarından yargılananların affedilebileceğini söyledi. Osman Can, toplumsal uzlaşma amacıyla Ergenekon, Balyoz ve ..
Tamamı 21.02.2013

Savcı: Hamido'yu Özel Harp öldürdü

18.02.2013 13:47 Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 10. maddesiyle görevli Malatya Cumhuriyet Savcısı, Zirve Yayınevi cinayetleri davası kapsamında tutuklu bulunan muvazzaf asker Haydar Yeşil'in kayınbiraderi H.K. tarafından teslim edil..
Tamamı 18.02.2013

Baykal kasetinde yeni bilgiler

15.02.2013 20:04 Antalya Milletvekili Deniz Baykal'ın CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa etmesine neden olan 'kaset skandalı' ile ilgili yeni bilgiler ortaya çıktı. Konuyla ilgili geçtiğimiz yıl kasım ayında bir suç çetesine yönelik oper..
Tamamı 15.02.2013

İşçi Partisi'nden yavuz hırsızlık

04.02.2013 16:50 İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey, 28 Ocak 2013 tarihinde İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Gül'ün TSK içinde gizli örgüt çalışması yürüttüğünü iddia ederek ..
Tamamı 04.02.2013

Moral orduya lazım, yargıya değil!

29.01.2013 12:17 Nazlı Ilıcak (Sabah): Erdoğan, asker ve yargı.. Ordu, elbette bir ülkeyi güçlü yapan unsurlardan biridir. Ama eğer, siyasete bulaşmışsa, darbelerle demokrasiyi inkıtaya uğratmışsa, o zaman ayak bağı haline gelir. Balka..
Tamamı 29.01.2013

11 kapı da virüsten koruyamadı!

21.01.2013 14:27 Geçtiğimiz günlerde 7 ilde yapılan ve çok sayıda gözaltının yaşandığı DHKP-C operasyonlarında çok çarpıcı bir gelişme yaşanmıştı. Baskın yapılan yerlerden biri olan Şişli'deki Ozan Yayıncılık'ta peşpeşe 11 çelik kapıda..
Tamamı 21.01.2013

2007 kaos süreci Özel Harp işi

17.01.2013 10:33 MİT'in Darbeleri Araştırma Komisyonu'na gönderdiği ihbar mektuplarından şok bilgiler çıkmaya devam ediyor. AK Parti'nin 2002 sonunda iktidara gelmesiyle birlikte hazırlıklarını yapan cunta yapılanması, bir taraftan Bal..
Tamamı 17.01.2013

CHP iktidar yolunu buldu!

15.01.2013 10:05 CHP, 'Türkiye yeni bir darbenin eşiğinde' diye meydana iniyor.. CHP, yeni bir miting dalgası başlatıyor. Star gazetesinin haberine göre CHP'nin 'Acil demokrasi derhal adalet' sloganıyla yapacağı mitingler hava koşullar..
Tamamı 15.01.2013

Olmayanı bulur, olanı bulamaz!

12.01.2013 09:05 Danıştay, kayıt yapabilme özelliği bulunduğu belirtilen Genel Sekreter Yardımcısı'nın odasındaki bilgisayara ait hard diski tespit edemediklerini bildirdi. OYAK davasının önceki duruşmasında kurumun eski Genel Müdürü O..
Tamamı 12.01.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013 16:35

Reyhanlı saldırısı kimin işi?

12.05.2013 14:51 Türkiye, dün Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 10 dakika arayla yaşanan patlamalarla sarsıldı. Bomba yüklü iki aracın patlatılması sonucu 46 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. İlk olarak saat 13.55 sularında,..
Tamamı 12.05.2013

Yargıtay: Cihaner zorla getirilsin!

10.05.2013 12:12 CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner ve emekli Orgeneral Saldıray Berk'in de arasında bulunduğu 11 sanığın "Ergenekon terör örgütü üyeliği" suçundan yargılanmalarına, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde devam edildi. Daire..
Tamamı 10.05.2013

İşte Özal dosyasındaki isimler

29.04.2013 13:35 8'nci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümüne dair soruşturmada iddianame hazırlanarak mahkemeye sunuldu. Mahkemenin de kabul etmesiyle dava açıldı. 56 sayfalık iddianamede, Özal'ın Ergenekon tutuklusu emekli tuğgeneral L..
Tamamı 29.04.2013

Tanık: Özal'ı eşine zehirlettiler

24.04.2013 11:10 Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümüyle ilgili şok bir gelişme yaşanıyor. Özal iddianamesinde yer verilen Gizli Tanık Selçuk'un ifadesinin yeni bölümleri ortaya çıktı. Selçuk'un Ergenekon savcılarına verdiği if..
Tamamı 24.04.2013

Bomba kamyonuna 2. soruşturma

01.04.2013 12:43 İhbar üzerine 2010 yılında Ankara'da durdurulan ve içinden 958 adet el bombası çıkan kamyon ile ilgili, dönemin CMK. 250. Madde'yle Yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekilliği tarafından başlatılan soruşturmanın devam ettiği ..
Tamamı 01.04.2013

Karargah Evleri ne oldu?

29.03.2013 16:58 2008 yılında başlayan Karargah Evleri soruşturması 5 yıldır sonuçlanmadı.  Bu soruşturmadan yaklaşık iki yıl sonra başlatılan Özel Harp Dairesi'ne yönelik kozmik soruşturmanın dahi bittiği ve önümüzdeki günlerde i..
Tamamı 29.03.2013

AİHM:Tutuklama ve deliller doğru

20.03.2013 13:42 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden (AİHM), henüz temyiz incelemesi için Yargıtay'da bekleyen Balyoz davası için "balyoz" gibi bir karar çıktı. Sabah Gazetesi'nin haberine göre, AİHM'nin bu değerlendirmeleri, Balyoz da..
Tamamı 20.03.2013

Flaş!!! Mütalaa: Ergenekon var

18.03.2013 13:48 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu 67'si tutuklu 275 sanıklı ''Ergenekon'' davasının..
Tamamı 18.03.2013

Şok!!! Tushad belgeleri ortaya çıktı

08.03.2013 10:13 Genelkurmay'ın gönderdiği harddisklerden, varlığı inkar edilen TUSHAD'ın ıslak imzalı belgeleri çıktı. Belgelerde 'TUSHAD Genelkurmay bünyesinde kurulmuş gizli bir yapılanmadır' deniliyor. Star'dan Kemal Gümüş'ün haber..
Tamamı 08.03.2013

Flaş!!! Özel Harp'e dava açılıyor

23.02.2013 13:38 Türkiye'nin en gizli ve gizemli yeri olarak gösterilen Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD) 'kozmik oda'sının sır perdesi aralanıyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiası ile başlayan soruşturma yakın tarihle yüzl..
Tamamı 23.02.2013

Genelkurmay, Özel Harp'i yalanladı

15.02.2013 15:05 Genelkurmay Başkanlığı, resmi internet sitesinden yayınladığı açıklamada, son dönemde Özel Kuvvetler Komutanlığı ile ilgili medyada yer alan haberlere tepki gösterdi. Açıklamada, "Özel Kuvvetler Komutanlığı gizli ve il..
Tamamı 15.02.2013

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
5.125.090

Email