Ana Sayfa
Tarİhçe
F.Meçhuller
Faİller
Garİplİkler
Delİller
MeclİsRaporu
Yok mu?
Ö.H.Daİresİ
Örgütlenme
Yenİ Hedef
Laİklİk
Tasfİye
Susurluk
Arşİv
Kİtaplar
A.Harun
İletİşİm
Dİğer
ManŞetlerİmİz
TARTIŞMAFORUMU
13.08.2001 'den beri:
 Ziyaretçi:  203536
aramak istediğiniz metni aşağıdaki ilgili kutucuğa girin


Türkiye Sivil Toplum Platformu'nun TBMM'ye yönelik cuntacı baskılara karşı manifestosunu okumak için tıklayın
b6s1
 Adresimiz www.kontrgerilla.com veya kontrgerilla.brinkster.net veya ergenekon.ws şeklindedir. Emektar adresimiz www24.brinkster.com/aharun hizmetini sürdürmektedir.
AnaSayfa | Tarih | FMeçhul | Fail | Gariplik | Delil | TBMM | Yokmu | ÖHD | Örgüt | YeniHedef | Laiklik | Tasfiye | Susurluk | Arşiv | A.Harun | İletişim | Diğer | Manşetler | Forum
İhbar et Ergenekon soruşturmasında ele geçen silahlarErgenekon soruşturmasını engelleme çabaları
 •  FLAŞ!!! Erzincan'da gözaltılar: Savcı 3. Ordu'ya sokulmadı  •  Yargıdan iki hamle: Katsayı ve Eminağaoğlu  •  Kozmik oda raporu savcılıkta  •  Bir kez daha incelendi: 'Islak İmza' Albay Çiçek'in  •  Karagümrük Çetesi liderinden mektup: Kullanılmışız  •  FLAŞ!!! Kırıldı ya da kayıp denilen 51 nolu DVD sağlam  •  Ergenekon kardeşliği: Karargah için Hizbut-Tahrir referansı  •  Karargah Evleri Ergenekon'un ana unsurlarından  •  Ergenekon örgütü direktiflerini milli güvenlik belgesinden alır  •  Albayı bırakan hakim, teğmenlerin de tahliyesini istemiş   >> Manşetlerin tümü <<
FLAŞ!!! Erzincan'da gözaltılar: Savcı 3. Ordu'ya sokulmadı. Ergene..
Yargıdan iki hamle: Katsayı ve Eminağaoğlu. Osman Kaçmaz'ın başkan..
Kozmik oda raporu savcılıkta. Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı Sef..
Bir kez daha incelendi: 'Islak İmza' Albay Çiçek'in. Adli Tıp Kuru..
Karagümrük Çetesi liderinden mektup: Kullanılmışız. Halen Kocaeli ..
FLAŞ!!! Kırıldı ya da kayıp denilen 51 nolu DVD sağlam. Ergenekon ..
Ergenekon kardeşliği: Karargah için Hizbut-Tahrir referansı. 'Amir..
Karargah Evleri Ergenekon'un ana unsurlarından. Amirallere suikast..
Ergenekon örgütü direktiflerini milli güvenlik belgesinden alır. T..
Albayı bırakan hakim, teğmenlerin de tahliyesini istemiş. 'Amirall..

FLAŞ!!! Erzincan'da gözaltılar: Savcı 3. Ordu'ya sokulmadı
Ergenekon soruşturması kapsamında Erzincan'da 2 astsubay ve Avcılar Derneği Başkanı gözaltına alındı. Erzincan'da 3. Ordu Karargahı'nda görevli istihbarat astsubay A.S., Yaylabaşı Jandarma Karakol Komutanı astsubay M.Y. ile avcılık malzemeleri satan Y.B. gözaltına alındı. Astsubaylardan birinin 3'üncü Ordu Karargahı'ndaki ofisini aramak isteyen Osman Şanal, Genelkurmay'dan izin alınmadığı gerekçesiyle içeriye alınmayınca nizamiyeden dönmek durumunda kaldı. 3. Ordu komutanı Saldıray Berk'in adı da bu soruşturma kapsamında geçiyor. İddialara göre ifade vermek için çağrılan Berk ifade vermeyi reddetmişti. Ancak daha sonraki günlerde açıklama yapan Erzurum Savcılığı Berk'in ifade vermeye çağrılmadığını açıkladı. Berk'in adı kısa süre önce meydana gelen ve eski Erzincan Alay Komutanı Recep Gençoğlu ile diğer bir subayın tutuklanmasının hemen ardından 30 araçlık bir askeri konvoyun Erzincan şehir merkezine sıradışı bir güzergah izleyerek girmesi olayında da geçti. Şehir merkezine sokulan askeri araçların sivillere gösterilmesiyle 3. Ordu komutanı Berk'in  1997'deki Sincan olayında olduğu gibi tatbikat hazırlığı gerekçesi ardına saklanarak halka ve hükümete gözdağı vermeyi amaçladığı ileri sürülmüştü.

Astsubaylardan birinin 3'üncü Ordu Karargahı'ndaki ofisini aramak isteyen Osman Şanal'a, Genelkurmay'dan izin alınmadığı gerekçesiyle nizamiyeden dönmek durumunda kaldı. Özel Yetkili Savcı Osman Şanal, dün Erzurum’dan yanında 2 savcıyla birlikte Erzincan’a gelerek bir dizi çalışma yaptı. Savcı Osman Şanal önce av malzemeleri bayiliği yapan ve aynı zamanda Erzincan Avcılar Derneği Başkanı olan Y.B.’yi gözaltına aldı. Bunun ardından savcılar, kent merkezine 10 kilometre uzaklıkta bulunan Yaylabaşı Beldesi'ndeki Jandarma Karakol Komutanlığı'na geçti. Cumhuriyet savcıları Merkez Komutanlığı'ndan gelen görevlilerle birlikte geç saatlere kadar karakol komutanı Astsubay M.Y.’nin ofisinde ve evinde arama yaptı. Aramadan sonra astsubay M.Y. de gözaltına alındı.

Genelkurmay'dan izin soruldu • Yaylabaşı Beldesi'nde bulunan Karakol Komutanı Astsubay M.Y.'nin gözaltına alındığı saatlerde Özel Yetkili Savcı Osman Şanal da 3’ncü Ordu Karargahı İstihbarat Şubesi'nde görevli Astsubay A.S.’nin evinde yine Merkez Komutanlığı'ndan gelen görevlilerin nezaretinde arama yaptı. Aramanın ardından Astsubay A.S.’nin 3’ncü Ordu Karargahı'nda bulunan ofisinde arama yapmak için Savcı Şanal, Erzurum Özel Yetkili 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi'nden çıkardığı arama emri ile birlikte nizamiyeye gitti. Özel Yetkili Savcı Osman Şanal’a nizamiyede Genelkurmay Başkanlığı'ndan izni olup olmadığı soruldu. Genelkurmay Başkanlığı'ndan izin alınmadan karargaha giremeyeceği belirtilen Osman Şanal bir süre bekledikten sonra tutanak tutarak nizamiyeden ayrıldı. Gözaltına alınan astsubaylar M.Y. ve A.S., Merkez Komutanlığı'na, Avcılar Derneği Başkanı ve av bayisi Y. B. de Erzincan Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne götürüldü. Gözaltına alınanların Erzurum’a götürülerek sorgulanması bekleniyor. (Radikal)

Erzincan'da savcı İlhan Cihaner ve Jandarma'nın 'ıslak imza' operasyonları

(09 Şubat 2010, 14:35)

Yargıdan iki hamle: Katsayı ve Eminağaoğlu
Osman Kaçmaz'ın başkanı olduğu Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 yıla kadar hapsi istenen eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında 'delil olmadığı' gerekçesiyle kovuşturma açılmasına yer olmadığına karar verdi. Mahkemenin kararının aksine Eminağaoğlu'nun suçlandığı konularla ilgili iddianamede ayrıntılı deliller yer alıyor. Eminağaoğlu, Ergenekon soruşturmasında görev alan hakim ve savcıları hedef alan açıklamalarını basın toplantısıyla duyurmuştu. Yine hakim ve savcıların gizli dinleme kararlarını basın toplantısıyla açıklamıştı. Açıklamaları ve gizli dinleme kararlarını basına duyurarak soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği belirtiliyordu. Mahkeme kararıyla dinlenen telefonlarında Ergenekon sanığı Engin Aydın'ın avukatına akıl verdiği kayıtlara geçmişti. Gün içerisinde diğer bir karar da Danıştay'dan geldi. Danıştay Üniversite sınavlarına girişte uygulanan katsayılara dair YÖK'ün yaptığı yeni düzenlemeyi de iptal etti. 28 Şubat döneminde katsayı konulmasına ses çıkarmayan Danıştay, katsayının kaldırılarak ilk duruma dönülmesine ise 'eşitliğin bozulacağı' gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Osman Kaçmaz'ın başkanı olduğu Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 yıla kadar hapsi istenen eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında kovuşturma açılmasına yer olmadığına karar verdi. Adalet Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı rapor üzerine, Sincan Cumhuriyet Başsavcılığı, Eminağaoğlu hakkında, 'yargı görevi yapanı etkileme', 'soruşturmanın gizliliğini ihlal' ve 'Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun'a muhalefet' suçlarından iddianame düzenlemişti. Ancak Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Eminağaoğlu hakkındaki suçlarla ilgili delil olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya gerek görmedi. Mahkemenin kararının aksine Eminağaoğlu'nun suçlandığı konularla ilgili iddianamede ayrıntılı deliller yer alıyor. Eminağaoğlu, Ergenekon soruşturmasında görev alan hakim ve savcıları hedef alan açıklamalarını basın toplantısıyla duyurmuştu. Yine hakim ve savcıların gizli dinleme kararlarını basın toplantısıyla açıklamıştı. Açıklamaları ve gizli dinleme kararlarını basına duyurarak soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği belirtiliyordu. Mahkeme kararıyla dinlenen telefonlarında Ergenekon sanığı Engin Aydın'ın avukatına akıl verdiği kayıtlara geçmişti. Eminağaoğlu'nun kusurlu veya uygunsuz hareket ve ilişkileriyle mesleğin şeref ve nüfuzunu, şahsi onur ve saygınlığını yitirdiği iddialarıyla meslekten ihracı ve yer değiştirme kararlarına ise HSYK karar verecek.

Danıştay üyeleri kaosa el kaldırdı • Üniversite sınavına odaklanan 1 milyon öğrenci Danıştay'ın katsayı kararı ile şok oldu. Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün meslek liseleriyle düz liseler arasındaki katsayı farkını sembolik hale getiren 17 Aralık 2009 tarihli kararını oy birliğiyle iptal etti. Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün üniversiteye girişte meslek liseleriyle düz liseler arasındaki katsayıyı azaltan 17 Aralık 2009 tarihli kararının yürütmesini oy birliğiyle durdurdu. İstanbul Barosu, YÖK'ün katsayıyı kaldıran 21 Temmuz 2009 tarihli kararının iptali ve için Danıştay'da dava açmıştı. Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün kararının yürütmesini durdurmuştu. Bunun üzerine YÖK, 17 Aralık'ta meslek lisesi mezunlarının üniversiteye girişlerinin engelleyen katsayıyı sembolik hale getiren ve diğer lise mezunlarına göre fazladan 4 soru cevaplamalarını gerektiren bir sistem getirdi. İstanbul Barosu, YÖK'ün bu yeni kararının da iptali için Danıştay'da dava açtı. 8. Daire, YÖK'ün yeni kararının, iki, üç ve dördüncü maddelerinin yürütmesini oy birliğiyle durdurdu. Kararın ikinci maddesi, "AOBP'nin 0.15 ve 0.13 katsayıları ile çarpılmasını" öngörüyordu. Kararın üçüncü maddesi, "öğretmen lisesi ve meslek lisesi mezunu olanların kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde ilgili ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının 0,05 ile çarpımı sonucunda bulunan puanın toplam puana ayrıca ekleneceğini" düzenliyordu. YÖK'ün bu karara itiraz hakkı bulunuyor. İtirazı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görüşecek. Ancak kararın değişmesi beklenmiyor.

28 Şubat ürünlerinden EMASYA kaldırılırken katsayı kaldırılamıyor..

Danıştay: YÖK, kafasına göre bireylere özgürlük tanıyamaz • Danıştay kararın gerekçesinde YÖK'e kafasına göre bireylere özgürlük tanıyamayacağı uyarısında bulundu: "Katsayı farkının belirlenmesinde YÖK'ün iddia ettiği gibi bireylerin devlete karşı korunması değil, devletin bireylere tanıdığı ve yararlandırdığı hakların tam ve gereğince kullanılmasının sağlanması amaçlanmalıdır." YÖK, İstanbul Barosu'nun dava açmasının yasal olmadığını söylemişti. Fakat Danıştay gerekçede kamu yararı nedeniyle baronun dava açabileceğine hükmetti.

YÖK alfabeyi öğreniyor: 'B, C, D, E, F' planları gündemde • Danıştay'ın kaos yaratan kararını eleştiren YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, bir taraftan "Öğrenciler endişelenmesin. Ne yapacağımızı iyi biliyoruz. Biz o zamana kadar bu sorunları halledeceğiz. Şimdi çok planımız var, B, C, D, E, F... Sınav takviminde çok fazla değişme olacağını düşünmüyorum" derken konuşmasının devamında, "Yürütmeyi durdurma kararı verilmesinden son derece üzgünüz ve endişeliyiz." diyerek karamsar olduğunu ifade etti. Özcan şunları kaydetti: "Ne yapacağımızı iyi biliyoruz. Biz o zamana kadar bu sorunları halledeceğiz. Şimdi çok planımız var, B, C, D, E, F... Sınav takviminde çok fazla değişme olacağını düşünmüyorum. Olsa olsa bir hafta ileri atmalar olabilir. Onun haricinde kesinlikle sınav süreciyle oynanmamasını sağlamaya çalışacağız."

Emasya protokolü kalktı Danıştay'la protokol yapılsın • Hak-İş Başkanı Salim Uslu, Danıştay'ın kararını hayretle karşıladığını belirterek, "Ekonomik akla da insan haklarına da aykırı bir karar. Bence çağdaşlaşma iddiamızdan vazgeçelim, YÖK'ü kaldıralım, tüm idari kurumları, bilim kurullarını kaldıralım, hepsinin adına Danıştay karar versin. Çağdaş dünya tüm bu yaşadıklarımıza gülüyor. Bu Danıştay varken demokrasi mümkün değil. Meclis'i de kaldıralım onun adına da Anayasa Mahkemesi karar verir" diye konuştu. Memursen Başkanı Ahmet Gündoğdu da Anayasanın eğitimde fırsat eşitliği ilkesinin Danıştay eliyle çiğnendiğine dikkat çekti. Gündoğdu, "Bu bir yetki gaspıdır. Hukuka göre Danıştay'ın yerindelik denetimi hakkı yoktur. Tam bir keyfilikle karşı karşıyayız" dedi. TBMM Eğitim Komisyonu eski Başkanı Tayyar Altıkulaç, Danıştay'ın katsayı düzenlemesini iptal kararını, "Anlaşılan yüksek yargı, ülkeyi yönetmeye talip. Danıştay'ın yansız olduğunu ve kararlarının hukuka uygun olduğunu savunabilecek bir kimse olduğunu düşünemiyorum" sözleriyle değerlendirdi. Kararın kendisi için sürpriz olmadığını anlatan Altıkulaç şöyle konuştu: "Bundan sonra alınacak kararlarda, bir protokol imzalayıp Danıştay'ın da ortak olacağını belirtsinler de iş bitsin." Altıkulaç, İstanbul Barosu'nun konuyla ilgili yargıya başvurmasını skandal olarak niteledi.

Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi

Abdullah Harun, (09 Şubat 2010, 11:35)

Kadir KayanKozmik oda raporu savcılıkta
Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı Seferberlik Tetkik Kurulu'nda arama yapan Hakim Kadir Kayan Kozmik oda ile ilgili raporunu savcılığa verdi. Raporda kozmik odalardaki belgelerle ilgili detaylara yer verilmezken sadece darbe iddiaları ile ilgili 'delil bulunmuştur' ya da 'bulunamamıştır' tespiti yer alıyor. Bu rapor özel yetkili savcı Mustafa Bilgili'nin yürüttüğü soruşturmayı yakından etkileyecek. Hakim Kadir Kayan'ın sunduğu raporda 'kozmik odada hükümete karşı darbe iddiaları ile ilgili emir, talimat ve bulgu bulunmuştur' tespitinin yapılması durumunda gözaltına alınıp serbest bırakılan askerler hakkında dava açılması gündeme gelebilecek. Savcı Bilgili'ye sunulan raporda 'Hükümete darbe iddialarını destekleyecek delil bulunamamıştır' tespitinin yapılması durumunda da askerlere takipsizlik verilmesi ihtimali ağırlık kazanacak. olumlu ya da olumsuz görüşü destekleyen delillerle ilgili ne soruşturma savcılığına ne de şüphelilere herhangi bir bilgi verilmeyecek. Ancak dava açılması durumunda kozmik odadaki aramaya ilişkin kimi belgeler mahkeme heyeti tarafından incelenebilecek.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla başlayan soruşturma kapsamında Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı'ndaki kozmik odada arama yapan Hakim Kadir Kayan, raporunu tamamladı. Kayan, hazırladığı raporu soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili'ye sundu. Raporda, arama ve incelemeye ilişkin değerlendirmelere yer verildiği öğrenildi. Savcı, raporu inceledikten sonra suç unsuru taşıyan belgelerle ilgili dava açabilecek. Dava açılması durumunda, kozmik odadaki bilgi ve belgeler mahkeme heyetince incelenebilecek.

Raporda 'delil bulunmuştur' ya da 'bulunamamıştır' tespitleri yeralıyor • Bülent Arınç'a suikast iddiası ile gözaltına alınan bir binbaşı ile albayın görev yaptığı Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda hakim Kadir Kayan tarafından 26 gün boyunca arama yapılmıştı. Devlet sırrı niteliğindeki kozmik odada yapılan aramalarda tutanağa geçirilen bulgular hakim Kadir Kayan tarafından rapor haline getirildi. Raporda kozmik odalardaki belgelerle ilgili detaylara yer verilmezken sadece darbe iddiaları ile ilgili "delil bulunmuştur" ya da "bulunamamıştır" tespiti yer alıyor. Bu rapor özel yetkili savcı Mustafa Bilgili'nin yürüttüğü soruşturmayı yakından etkileyecek. Hakim Kadir Kayan'ın sunduğu raporda "kozmik odada hükümete karşı darbe iddiaları ile ilgili emir, talimat ve bulgu bulunmuştur" tespitinin yapılması durumunda gözaltına alınıp serbest bırakılan askerler hakkında dava açılması gündeme gelebilecek. Savcı Bilgili'ye sunulan raporda "Hükümete darbe iddialarını destekleyecek delil bulunamamıştır" tespitinin yapılması durumunda da askerlere takipsizlik verilmesi ihtimali ağırlık kazanacak. olumlu ya da olumsuz görüşü destekleyen delillerle ilgili ne soruşturma savcılığına ne de şüphelilere herhangi bir bilgi verilmeyecek. Ancak dava açılması durumunda kozmik odadaki aramaya ilişkin kimi belgeler mahkeme heyeti tarafından incelenebilecek.

26 günlük arama ve 200 sayfalık el yazısı rapor • Özel Kuvvetler Komutanlığı Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda 25 Aralık 2009'da başlayan arama, 26 gün sürmüş, devlet sırrı gerekçesiyle savcılar içeri alınmamıştı. Aramayı yapan Hakim Kadir Kayan'ın, kozmik odadaki incelemeleri sırasında 200 sayfaya yakın not tuttuğu belirtilmişti. Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda görevli albay Erkan Y.B. ile binbaşı İbrahim G., Başbakan Yardımcısı Arınç'ın evinin etrafında 19 Aralık'ta gözaltına alınmıştı. Delillerin yok edildiği ihbarı üzerine Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda ve kozmik odalarda hakim eşliğinde arama yapılmıştı. Soruşturma sırasında, 8 asker gözaltına alınmış, 3 subay tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, subayları serbest bırakmıştı. Kozmik odadaki aramanın sona ermesinin ardından Genelkurmay Adli Müşaviri Hıfzı Çubuklu, aramalarda suç unsuruna rastlanmadığını öne sürmüştü.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast iddiası manşetlerimiz | Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz | Özel Harp Dairesi sayfamız

(08 Şubat 2010, 20:12), son güncelleme: (09 Şubat 2010)

Dursun ÇiçekBir kez daha incelendi: 'Islak İmza' Albay Çiçek'in
Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu, Ergenekon savcılarının talebi üzerine toplandı ve 7'ye 4 oyla imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğuna karar vererek sonucu mahkemeye iletti.

Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu Ergenekon Savcılığı'nın talebi üzerine toplandı ve Dursun Çiçek'in imzasını taşıyan İrticayla Mücadele Eylem Planı hakkında kararını verdi. Heyet, inceleme sonucunda 7’ye karşı 4 oyla “İmza Dursun Çiçek’e ait” sonucuna vardı. Muhalif kalan üyeler herhangi bir görüş belirtmediler. Rapor mahkeme ve savcıya bugün gönderildi. Albay Çiçek, soruşturma kapsamında iki kez tutuklanıp serbest bırakılmıştı. Adli Tıp Kurumu’nun yeni raporu henüz Ergenekon savcılarına ulaşmadı. Savcı Zekeriya Öz ile Fikret Seçen, “Dursun Çiçek’in talebi üzerine gönderdik. İlk raporu Adli Tıp İhtisas Kurulu vermişti. Şimdiki kararı Adli Tıp Genel Kurulu verdi. Zaten bizim için imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu kesindi" dedi.

Belge ve tartışmalar • İrtica eylem planı, aylar sonra bir subayın savcılara gönderdiği "orijinal belge" ve beraberindeki ihbar mektubuyla tekrar gündeme gelmişti. Belgeyi gönderen subay, "Tartışmaların başladığı dönemde Albay Dursun Çiçek'in odasındaki belgelerin imha edildiğini, kendisinin sadece bu belgeyi kurtarabildiğini" yazmıştı. İrticayla Mücadele Planı, Taraf gazetesinin 12 Haziran 2009 tarihli sayısıyla gündeme gelmişti. Belgede, AK Parti ve Fethullah Gülen cemaatini yıpratmak için yapılması gerekenler sıralanıyordu. 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' başlıklı haberde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında, bir şüphelinin ofisinde yapılan aramada ele geçirildiği iddia edilen bir belgeye istinaden, Genelkurmay Harekat Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi 3. Bilgi Destek Şube Müdürlüğü'nde 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' adı altında bir çalışma yapıldığı belirtiliyordu. Çalışmayı içeren belgenin altında 3. Bilgi Destek Şube Müdürü Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek'in paraf ve imzasının bulunduğu iddia edilmiş ve belgeye ait fotokopiler yer almıştı. Taraf gazetesinde yayımlanan haber üzerine Genelkurmay Başkanlığı'nca soruşturma emri verilmiş ve aynı gün Askeri Savcılık tarafından olayla ilgili soruşturma başlatılmıştı. Albay Dursun Çiçek "örgüt üyeliği" suçlaması ile tutuklanmış ve Hasdal Askeri Cezaevi'ne konulmuştu. Kurmay Albay Dursun Çiçek tutuklanmasının ardından 24 saat geçmeden avukatlarının tutukluluğa yaptığı itiraz üzerine tahliye edilmişti. Belgenin sahte olmasının anlaşılması üzerine, askeri savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti. Genelkurmay Başkanlığı, doğruluğu ortaya konulamayan belgeyi üretenler, sızdıranlar ve yayımlayanlar hakkında gerekli soruşturmanın yapılması amacıyla dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesi kararlaştırmış ve "Sahte belge üretenler yargılansın" demişti. Daha sonra tekrar tutuklanan Çiçek, ikinci kez serbest bırakılmıştı. (Cnnturk)

Takdir hakkı hakimin, adli tıp kararı onu bağlamaz • 09 Şubat 2010: Adli Bilimciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Nevzat Alkan, Adli Tıp Üst Kurulu'nun kararının belgenin orijinal ve üzerindeki imzanın da Dursun Çiçek'e ait olduğunu tescillediğini aktardı. Alkan şunları söyledi: "Karar 7'ye karşı 4 oy çoğunluğu ile alınmış. Bu da belgenin altındaki imzanın ıslak yani belgenin orijinal olduğunu gösteriyor. Adli Tıp Kurumu kendi içinde son karar merciidir. Oy çokluğuyla alınan bu karar doğrultusunda mahkeme değerlendirme yapar. Yani mahkeme kararını oluşturmada bunu dikkate alabilir. Çünkü Adli Tıp Kurumu, bilirkişi heyeti olarak bilinen ve birçok önemli davada verdiği kararlar kabul edilen bir kurum. Ancak karar verme aşamasında bu kararın ne kadar etkili olacağı hakimin bileceği bir iş. Hakim, bilirkişinin hazırladığı raporda ikna olmuşsa eğer başka bir bilirkişiye gitmeyebilir. Bunun birçok örneği de var. Otuz kişilik bir heyetin oybirliğiyle aldığı bir kararı hâkimin kabul etmeme yetkisinin de olduğunu biliyoruz. Hâkim burada bilirkişiye sadece danışır. Bu, Dursun Çiçek'le ilgili verilen kararın kabul edilmeyeceği anlamına gelmez." (Zaman)

Islak İmzalı 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz

(08 Şubat 2010, 16:24), son güncelleme: (09 Şubat 2010)

Karagümrük Çetesi liderinden mektup: Kullanılmışız
Halen Kocaeli F Tipi Cezaevi’nde yatan Vedat Ergin, savcılığa ve mahkemeye 77 sayfalık mektup gönderdi: 'Silivri sürecinde bazı şeylerin farkına vardık. Anlaşmazlık yaşadığımız Sedat Peker, Yaşar Öz, Haluk Kırcı ve Kürşat Yılmaz’la yakınlaştık.' Ergin, uzun mektubunda, Mustafa Duyar’ın öldürülmesinin ardından bir dizi çatışma ortamına çekildiklerini belirtti. 'Mustafa Duyar öldürüldükten sonra bir güç bizleri, gladyatörmüşçesine devamlı bir arenaya sürdü. Bu iklimleri devamlı yaratıp Yaşar Öz, Haluk Kırcı, Kürşat Yılmaz, Erol Evcil, Sedat-Vedat Şahin, Alaattin Çakıcı, Sedat Peker gibi isimlerle çatışmamız sağlandı ve bu dur durak bilmedi. Bu süreç son bir seneye kadar devam etti. Silivri davasından sonra hele ki son bir yıldır ortaya çıkan planlara, iddialara, eylemlere ve ilişkilere baktığımızda nasıl bir oyunun içinde olunduğu görünüyor. Bu oluşumun provokatörlerinden biz de nasibimizi almışız. Ergenekon sürecinin yaşanmasının ardından son bir senedir de Çakıcı hariç kimle sorun varsa çözüyoruz. Bu iklim bilinçli hesap edilip plana kondu. Bir gerçek varsa ve ben de onu görürsem o doğruya da yanlış diyecek halim yok. Son bir senedir Silivri sürecinde ben bunları gördüm. Elbette ölüm tezgâhlarına düşürülmek istenen biri olarak, ben de bunları gördükçe daha detaylı irdeliyorum' dedi.

Kamuoyunda “Karagümrük Çetesi” olarak bilinen organize suç örgütünün lideri Nuri Ergin’in Kocaeli F Tipi Cezaevi’nde bulunan kardeşi Vedat Ergin, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı ve Uşak Ağır Ceza Mahkemesi’ne ilginç açıklamalarda bulundu. Vedat Ergin, gönderdiği 77 sayfalık mektubunda, Mustafa Duyar’ın öldürülmesinin ardından bir dizi çatışma ortamına çekildiklerini belirtti. Ergenekon operasyonlarının ardından daha önce anlaşmazlık yaşadıkları Erol Evcil, Sedat-Vedat Şahin, Sedat Peker, Yaşar Öz, Haluk Kırcı, Kürşat Yılmaz gibi isimlerle yakınlaştıklarını söyleyen Ergin, “Silivri sürecinde bazı şeylerin farkına vardık. Bu çatışma ortamı bilinçli hesap edilip uygulamaya koyuldu. Provokatörlerin oyunlarına geldim, herkes de geldi” dedi.

Suikastler düzenlendi • Taraf’ın ulaştığı mektupta Ergin, 9 Ocak 1996’da DHKP/C örgütü tarafından öldürülen Özdemir Sabancı cinayeti faillerinden Mustafa Duyar’ın cezaevinde öldürülmesinden sonra gönderildikleri Eskişehir Cezaevi’nde silahlı saldırıya uğradıklarını ve Uşak Cezaevi’nde de suikast ihtimaline karşı isyan çıkardıklarını belirtti.

Ergenekon bizi yakınlaştırdı • Kaldıkları cezaevlerine diğer suç örgütleri tetikçilerinin gönderildiğinin altına çizen Ergin “Mustafa Duyar öldürüldükten sonra bir güç bizleri, gladyatörmüşçesine devamlı bir arenaya sürdü. Bu iklimleri devamlı yaratıp Yaşar Öz, Haluk Kırcı, Kürşat Yılmaz, Erol Evcil, Sedat-Vedat Şahin, Alaattin Çakıcı, Sedat Peker gibi isimlerle çatışmamız sağlandı ve bu dur durak bilmedi. Bu süreç son bir seneye kadar devam etti. Silivri davasından sonra hele ki son bir yıldır ortaya çıkan planlara, iddialara, eylemlere ve ilişkilere baktığımızda nasıl bir oyunun içinde olunduğu görünüyor. Bu oluşumun provokatörlerinden biz de nasibimizi almışız. Ergenekon sürecinin yaşanmasının ardından son bir senedir de Çakıcı hariç kimle sorun varsa çözüyoruz. Bu iklim bilinçli hesap edilip plana kondu. Bir gerçek varsa ve ben de onu görürsem o doğruya da yanlış diyecek halim yok. Son bir senedir Silivri sürecinde ben bunları gördüm. Elbette ölüm tezgâhlarına düşürülmek istenen biri olarak, ben de bunları gördükçe daha detaylı irdeliyorum” dedi. (Taraf)

FOX TV'de yayınlanmış olan Ergin kardeşlerin Duyar cinayetiyle ilgili şok itirafları | Ergin kardeşler ve Sabancı suikasti manşetlerimiz

(08 Şubat 2010, 13:11)

FLAŞ!!! Kırıldı ya da kayıp denilen 51 nolu DVD sağlam
Ergenekon davasında çok önemli bilgileri içerdiği için en önemli delillerden birisi olarak bilinen 51 nolu DVD hakkında medyada bir süredir kırıldığı ve dolayısıyla delil olma vasfını yitirdiği, ya da kayıp olduğu iddiaları yeralan DVD'nin kayıp olmadığı ve sağlam olduğu ortaya çıktı. Mahkemeye ulaştırılırken zarar gördüğü iddia edilen ve belli kesimler tarafından ‘artık delil niteliği kalmadı’ denilen 51 nolu DVD’nin adli emanette olduğu ortaya çıktı.

Ergenekon sanığı emekli Albay Levent Göktaş’ın ofisinde ele geçen 51 No’lu DVD’nin orijinali ve bir kaç kopyası adli emanette duruyor. Mahkemenin istemesi halinde DVD’nin yeniden gönderilebilir durumda olduğu bildiriliyor. Ergenekon davasının 22 Ocak’taki duruşmasında açıklanan ara kararda, 51 No’lu DVD’nin mahkemeye ulaştırıldığı sırada zarar gördüğü belirtilmişti. Mahkemenin talebi üzerine savcılık, DVD’nin bir kopyasının mahkemeye ulaştırılması için talimat vermişti. İçinde ‘gizli’ ibareli birçok belge ile üst düzey yargı mensuplarının fişlendiği belgelerin yer aldığı 51 No’lu DVD, bir kaç kopyası ve orjinaliyle birlikte Beşiktaş Adliyesi’nin adli emanetine alınmıştı.

Hem aslı hem de birden fazla kopyası var • Adli emanette büyük bir özenle korunan belge, CD ve DVD’lerin orijinallerinin yanı sıra her ihtimale karşın ‘aslı gibidir’ ibaresiyle birden fazla kopyasının da alındığı kaydedildi. Bu delillerin ortadan kalkma ihtimalini zayıflatıyor. (Star)

51 nolu DVD ile ilgili manşetlerimiz

(08 Şubat 2010, 12:20)

Ergenekon kardeşliği: Karargah için Hizbut-Tahrir referansı
'Amirallere suikast girişimi' iddianamesinde teğmenlerin, Ergenekon'un TSK'ya sızmak amacıyla 'Karargâh Evleri' olarak isimlendirdikleri hücre yapılarına girebilmeleri için Hizbut-Tahrir örgütünden 'referanslı' olmaları gerektiği ortaya çıktı.

Amirallere Suikast İddianamesi'nde, şüphelilerin evinde ele geçen dokümanlar ve delillerden yola çıkan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Süleyman Pehlivan, Ergenekon'un bir birimi olan Karargah Evleri ile suikast iddiası soruşturmasına dahil olan teğmenlerin korkunç bağlantılarını ortaya koydu. Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Metin Ataç ile dönemin Donanma Komutanı şimdiki Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit'e yönelik suikast iddianamesinde teğmenlerin Karargah Evleri'nde kalabilmeleri için Hizbut-Tahrir örgütünden "referanslı" olmaları gerektiği belirtiliyor. Örgüt evlerinde kalabilmek için, "Hizbul Tahrir İsmail Yıldız referansı", "Hizbul Tahrir İ.Y. referansı", "U.A. Hizbul Tahrir ... referansı" şeklindeki notlardan yola çıkan savcılar, Karargah Evleri örgütlenmesinin yasa dışı Hizbut-Tahrir örgütüyle irtibatlı olduğu görüşünü dile getirdiler.

Fişleme şantaj baskı • Şüpheliler Alper Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksoy ve Tarık Ayabakan tarafından kullanılan Kocaeli'nin Değirmendere ilçesindeki Karargah Evi'nde bulunan flash bellekteki dosyada 61 kişinin fişlendiği kaydedildi. İddianameye göre; Deniz Lisesi, Deniz Harp Okulu, Deniz Astsubay Yüksekokulu'nda okuyan öğrencilerin ve teğmenlerin özel hayatlarına ilişkin arşivlemeyi şantaj ve baskı amacıyla yapıldı.

Hedef AK Parti • Şüpheli Sezgin Demirel'in kaldığı evde ele geçirilen bilgi ve belgelerde AK Parti'nin hükümetin eleştirildiği haber ve makalelerin teğmenlere okutulmasının istendiği ortaya çıktı. İddianameye göre; 10 Numaralı DVD'de İlhan Selçuk, Emin Çölaşan, (Pazar günü İzmir'de başlıklı yazı), Erol Manisalı, Mustafa Balbay ve birçok köşe yazarının Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Köşk'e çıkması ile ilgili yazılar, AK Parti, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın adlarının geçtiği birçok köşe yazılarının bulunduğu belirlendi. "RTE diz çökmüş" adındaki video kaydında 1990 yılında çekilen ve Afganistan eski Devlet Başkanı Gulbettin Hikmetyar ile Başbakan Erdoğan'ın yan yana oturmuş fotoğrafları yer alıyor.

Uyuşturucu PKK'dan • Amirallere suikast iddianamesindeki bir başka ilginç gelişme ise şüpheli subayların PKK ile irtibatı. İddiaya göre önce uyuşturucuya alıştırılan teğmenlere fahiş fiyattan uyuşturucu satılarak yüksek miktarlarda kazançlar elde ediliyor. Uyuşturucu temini, pazarlaması ve saklanması gibi işlerin sorumluluğunu yapan Ülkü Öztürk'ün PKK ile irtibatının bulunduğu, bu işlerde PKK'lı olan akrabası E.K'yi kullandığı belirtildi. İddianame'de; Karargah Evleri'nin uyuşturucu sorumlusu Öztürk diğer subaylar Fatih Göktaş, Burak Amaç, Sinan Efe Noyan'ın Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda uyuşturucu kullandıkları ve sattıkları halde Karargah Evleri organizasyonu ile ilişkili olan üst rütbeli subaylarca korunduğu ve örtbas edildiği belirtildi. (Yenişafak)

Karargah Evleri soruşturması ve askerlerce savsaklanması | Amirallere suikast planı manşetlerimiz | Ergenekon-Hizbuttahrir bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

(08 Şubat 2010, 11:14)

Karargah Evleri Ergenekon'un ana unsurlarından
Amirallere suikast iddianamesinde Ergenekon'un TSK içindeki kolu olarak örgütlenen 'Karargah Evleri' yapılanmasından geniş şekilde bahsediliyor. Ergenekon soruşturmasının ilk başladığı günlerden beri gündeme gelen yapılanmayla ilgili iddianamede yeni bilgiler de yeralıyor. Askeri savcılar tarafından soruşturması yürütülüyor gibi yapılıp savsaklanan 'Karargah Evleri', Ergenekon örgütünün ana unsurlardan ve en hassas birimlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Yapılanma aşamasında Kundalini, Agarta, Ruhsal İdari Evrim Üstadları, Yediler, Kırklar, örgütün öğreti ve uygulama yöntemlerini belirliyor. İddianamede, Ergenekon yapılanmasıyla ilgili olarak kundalini benzetmesi şöyle ifade ediliyor. "Bu sistemin idarecileri çok özeldir. Asla deşifre olmazlar. Çünkü Kundalini gücü nasıl ki zor zamanlarda ortaya çıkarsa, Türk milletinin zor anlarında da bu sistem olaylara direkt el koyar.'

Ergenekon soruşturması kapsamında süren operasyonlarda ortaya çıkan 'Karargah Evleri' yapılanması, örgütün temelini oluşturan ana unsurlardan olarak değerlendirildi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda görevli iki amirale suikast planladıkları ve uyuşturucu ile TNT kalıbı bulundurdukları iddiasıyla 9'u tutuklu teğmen 19 sanık hakkındaki başlatılan soruşturma 'Karargah Evleri'ni yeniden gündeme taşıdı. Yapılanma aşamasında Kundalini, Agarta, Ruhsal İdari Evrim Üstadları, Yediler, Kırklar gibi terimlerin kullanıldığı 'Karargah Evleri' hakkında ise Ergenekon iddianamelerinin satır aralarında verilen bilgiler ise yapılanmanın, örgütün 'Askeri Yapılanması'nın temelini oluşturduğunu ortaya çıkardı.

Kırklara karışma • İddianamede Ergenekon yapılanmasının mistik halleri de yer alıyor. Örgütün yapısı hakkında bilgilerin verildiği bölümlerde, Kundalini, Agarta, Ruhsal İdari Evrim Üstadları, Yediler, Kırklar gibi terimler kullanılırken, şu satırlara yer veriliyor: "Bu ulaşımın şifreleri çözülür. Alt Birimi olan kırk kişiye dağıtılır. Kırk görevli bu sistemin dağılımını teknik bir şekilde Türk insanına sunar. Bu öğretinin ve uygulamanın bizzat sahibi ERGENEKON'dur. Ergenekon'un görev alanlarının içinde Türk Ordusu'nun çok önemli yeri vardır.'

Spiritüel güçler • "Türk Ordusu içinde bu görevler ve görevliler Alpler ve Erenler olmak üzere iki misyona ayrılırlar. Her birim Türk Ordusu'nun okült birimlerini oluşturur. Alpler, Özel Harp Dairesi'nin faaliyetlerini devam ettirir. Erenler ise işin parapsikolojik spiritüel ya da başka bir anlatımla ilâhi yönünün sergilemesini yapar. Bu sistemin idarecileri çok özeldir. Sistemin başında görülmezler ve asla deşifre olmazlar. Çünkü Kundalini gücü nasıl ki zor zamanlarda ortaya çıkarsa, Türk milletinin zor anlarında da bu sistem olaylara direkt el koyar. Ergenekon örgütlenmesi içinde en önemli unsurlardan olan 'Askeri Yapılanma'nın detaylarının verildiği Ergenekon İddianamesi'nde 'Karargah Evleri' olarak adlandırılan iç oluşum hakkında detaylı bilgiler veriliyor. 'Ergenekon Başkanlığı' olarak adlandırılan üst yönetim hakkında verilen bilgilerde başkanlığa bağlı olduğu tespit edilen 7 gizli birimin 5 tanesinin başında asker kökenlilerin bulunduğu ve örgütün kurucularının ve önemli yöneticilerinin asker kökenli olduğu belirtiliyor.

Karargah Evleri • Ergenekon iddianamesinde 'Karargah Evleri' ile ilgili verilen bilgiler arasında, örgütün özellikle harp okullarında bulunan subaylar ve öğrencilerle ilgilendikleri belirtiliyor. Ayrıca halen görevde olan bazı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensupları ile ilişki içerisinde olan örgütün, birçok kişinin askerlikle ilgili problemlerini çözdüğü, istedikleri yerlerde askerlik yapmalarını sağladığı ve bu ilişkileri örgütün farklı amaç ve hedefleri için kullandığı belirtiliyor.

Perinçek sahnede • İşçi Partisi'nden elde edilen ve MİT Müsteşarlığı tarafından hazırlanan çok gizli bir belgenin içeriğinde ise örgütün sivil yapılanması hakkında önemli bilgilere rastlandığı belirtiliyor. Belgedeki 'Teori, Tasarım ve Planlama Daire Başkanlığı' bölümünde yer alan bilgilerde, örgüt içinde görevli bulunan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in, partisinde bu gizli yapılanmanın metodlarını ve geliştirilmesini nasıl yaptığını ayrıntılı olarak anlatıyor.

Bilgi askerden • Öte yandan iddianamede adı geçen 'Gizli Tanık İsmet'in ifadelerinde kendilerine silahlar, patlayıcılar ve suikast yapılacak kişilere karşı istihbarat bilgilerinin görevli askeri şahıslarca bizzat verildiğini, örgütsel askeri eğitimin yine görevli askeri şahıslarca verildiğini anlatıyor. İddianamede 'Zafer' kod adlı emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'in de, örgüt üyelerinin görevli olduğu dönemlerde muhtemelen bu tür silah mühimmat ve patlayıcı maddeleri gizlemek veya sarf edildi göstermek suretiyle karargah dışına çıkarabileceklerini söylediği belirtiliyor.

Kundalini nedir? • Kundalini, sembolik olarak omuriliğin dibinde üç-buçuk kez kıvrılmış uyuyan bir yılan şeklinde gösterilir. Sol ve sağ kanallar, omurilik boyunca uzanan üçüncü kanalın çevresinde (tıpkı bir asa etrafında dolanan iki yılanı içeren modern tıbbın sembolü kadüste olduğu gibi) spiral şeklinde dolanırlar. Bu iki kanal, eril ve dişil, pozitif ve negatif, sıcak ve soğuk, objektif ve subjektif, dışsal ve içsel gibi niteliklere tekabül eder. İşte tekamül, bu kanallardaki enerjilerin dengelenmesi sürecidir. Orta kanal ise aydınlanma kanalıdır. Üç ana kanal kuyruk sokumunda bir araya gelir. Eğer yaşam enerjisi sol ve sağ kanallardan dengeli olarak bu noktaya inerse, "uyuyan yılan"ı uyandırırlar ve Kundalini orta kanaldan yukarıya doğru yükselir. Kundalini enerjisi yükselirken çakraları aktive eder.

Üst yönetim listesi • Soruşturmanın iddianamesinde Karargah Evleri'nin yapılanması konusunda sorumlu olan isimlerin Ergenekon soruşturması kapsamında adına sıkça rastlanan kişiler olması dikkat çekti. İşte Karargah Evler'nin üst yönetim listesi:

1-Şüpheli Veli KÜÇÜK(Emekli Tuğgeneral), 2-Şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ (Emekli Kurmay Kıdemli Albay), 3-Şüpheli Muzaffer TEKİN (Emekli Piyade Kd.Yüzbaşı Disiplinsizlik), 4-Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK (Emekli yüzbaşı istifa), 5-Şüpheli Fikret EMEK (Emekli Piyade Kıdemli Binbaşı Malulen), 6-Şüpheli Oktay YILDIRIM (Emekli Levazım Kademeli Başçavuş Malulen), 7-Şüpheli Muhammet YÜCE (Hava Uzman Çavuş sözleşme feshi), 8-Şüpheli Mahmut ÖZTÜRK (Emekli Levazım Başçavuş), 9-Şüpheli Orhan TUNÇ (Emekli Kademeli Kıdemli Başçavuş), 10-Şüpheli Rafet ARSLAN (Emekli Topçu Yüzbaşı Malulen), 11-Gazi GÜDER (Müstafi Deniz Yüzbaşı İstifa) oldukları tespit edilmiştir. (Yenişafak)

Karargah Evleri soruşturması ve askerlerce savsaklanması | Amirallere suikast planı manşetlerimiz

(08 Şubat 2010,11:04)

FLAŞ!!! Amirallere Suikast iddianamesi kabul edildi
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, amirallere suikast planı iddianamesini kabul etti. İddianamede sanıkların 40'ar yıla kadar hapsi istenirken, dava Poyrazköy ile birleştirilmedi. İddianameyi kabul eden mahkeme,  9 sanığın tutukluluk halinin devamına da karar verdi. İlk duruşma 7 Mayıs'ta yapılacak ve iddianamenin Poyrazköy davası ile birleştirilmesi bu ilk duruşmada görüşülecek. Suikast davasının Poyrazköy ve Ergenekon davalarıyla birleştirilmesine ilerleyen süreçte kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü davaların içeriği ve sanıklar birbiriyle sıkı irtibatlı ve sonuçta hepsi Ergenekon Terör Örgütü'nden kaynaklanan davalar.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, amirallere suikast planı iddianamesini kabul etti. İddianamede sanıkların 40'ar yıla kadar hapsi istenirken, dava tahminlerin aksine Poyrazköy ile birleştirilmedi. İddianameyi hazırlayan savcılar davaların birleştirilmesini talep etmişlerdi. İddianameyi kabul eden mahkeme,  9 sanığın tutukluluk halinin devamına da karar verdi. İlk duruşma 7 Mayıs'ta yapılacak ve iddianamenin Poyrazköy davası ile birleştirilmesi bu ilk duruşmada görüşülecek. İddianamede 9'u tutuklu 19 şüpheliyi kapsıyor ve iddianamenin 16 delil klasörü var. 19 şüpheli, 'Terör örgütüne üyelik' ve 'Patlayıcı Madde bulundurmak' ile suçlanıyor. Soruşturmayı Savcı Süleyman Pehlivan yürütüyordu.

Soruşturma ihbar maili ile başladı • Deniz Kuvvetleri'nde görevli iki amirale suikast düzenleneceği iddiasıyla ilgili 21 Temmuz 2009 tarihinde başlatılan ve daha sonra Ergenekon kapsamına alındığı öğrenilen soruşturma tamamlanarak iddianamesi mahkemeye sunuldu. Sanıkların evlerinde Ergenekon örgütüne ait belgeler el geçirilmiş ve sanıkların Ergenekon tutuklusu emekli Deniz Binbaşı Levent Bektaş'la bağlantısı tespit edilmişti. Soruşturmada şu ana kadar 9 subay tutuklanmıştı.

İhbar mailinin ayrıntıları • İstanbul ve Gölcük'te Temmuz ayında eşzamanlı olarak başlatılan operasyonda tutuklanan teğmen ve albayları yine bir teğmenin ihbar ettiği ortaya çıkmıştı. İstanbul Emniyet'ine gelen bir ihbar e-postası, "Ben de bir teğmenim. Bir yapılanma var. Bu yapılanmadan duyduğum rahatsızlığı dile getireceğim. Artık birilerinin buna dur demesi lazım." şeklinde sözlerle başlıyor. e-postada daha sonra üç teğmenin de ismi tek tek sayılıyor. Teğmenlerin Bahçelievler'de gözaltına alınan ve muhtemelen torbacı denilen uyuşturucu satıcısından çeşitli uyuşturucu maddeleri alarak alem yaptıklarına dikkat çekiliyor. Teğmenlerin ev adreslerini açık şekilde yazıp söz konusu mekana kadın getirerek fuhuş yaptıkları ileri sürülüyor. Mektup, "Bu durumu hazmedemiyorum. Birilerinin buna dur demesi lazım." sözleriyle sona eriyordu. Suikast düzenlenecek amirallerin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile Donanma Komutanı Eşref Uğur Yiğit olduğu öğrenilmişti.

''Amirallere suikast girişimi'' iddianamesinin özeti • İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca ''Amirallere suikast girişimi'' iddialarına ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede, ''Ergenekon terör örgütü''nün, ''Hayati derecede önem verdiği Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmak amacıyla 'karargah evleri' olarak isimlendirdikleri hücre yapıları oluşturdukları, başında asker kökenli üyelerin bulunduğu, bu yapının öncelikle askeri lise ve harp okullarına kendi yetiştirdikleri kişileri yerleştirmeye çalıştıkları'' öne sürüldü.

Karargah Evleri, suikast iddianamesinde önemli bir yere sahip • İddianamenin, ''Soruşturma kapsamında elde edilen delil ve belgelerin incelenmesi sonucu tespit olunan örgütsel yapı ile ilgili bulgular'' başlıklı bölümünde, ''Soruşturma, şüphelilerin ihbar mektubunda belirtilen evlerde uyuşturucu ve seks partileri düzenledikleri, temin ettikleri uyuşturucu maddeleri muvazzaf subay ve askeri öğrencilere verdiklerine dair iddialar üzerine başlatılmış ise de yapılan aramalarda ele geçen belge, doküman ve malzemeler (patlayıcı madde, mermi vs) birlikte değerlendirildiğinde, şüphelilerin daha önce Cumhuriyet Başsavcılığınca çeşitli dönemlerdeki iddianamelere konu edilen 'Ergenekon isimli terör örgütü'nün faaliyeti kapsamında oluşturulan 'Karargah Evleri' biriminde yer aldıklarının anlaşıldığı'' iddia edildi.

Ergenekon örgütünün ağırlığı askerlerden oluşuyor • ''Ergenekon'' örgütüne yönelik yapılan soruşturmada çeşitli şüphelilerden ele geçirilen ''Devletin yeniden yapılandırılması için öneriler (master plan ön çalışması)'' isimli dokümanda, ''Terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) sızma ve TSK içerisinde faaliyetlerinin hedeflendiği ve bu hedefin gerçekleştirilmesi için gerekli çalışma yapılması gerektiği''nin belirtildiği kaydedilen iddianamede, şöyle denildi: ''Ergenekon silahlı terör örgütünün hedeflerine ulaşma uğrunda TSK bünyesine sızma konusuna büyük önem verdiği ve örgütün içinde askeri yapılanmanın gerçekleştirilmesinin çok önemli yeri olduğu, örgüt dokümanlarında yedi gizli birimden beşinin başında asker bulunduğunun belirtilmesi de bunu açıkça ortaya koymaktadır. Örgütün hayati derecede önem verdiği TSK'ya sızmak amacıyla 'Karargah Evleri' olarak isimlendirdikleri hücre yapıları oluşturdukları, başında asker kökenli üyelerin bulunduğu, bu yapının öncelikle askeri lise ve harp okullarına kendilerinin yetiştirdikleri kişileri yerleştirmeye çalıştıkları, bu şahıslar vasıtasıyla harp okulu öğrencilerine ve subaylara ulaştıkları ve onlarla irtibata geçerek örgüte sempatizan veya mensup olarak kazandırmaya çalıştıkları tespit edilmiştir.''

İşçi Partisi'nde ele geçirilen belge • İşçi Partisi (İP) Genel Merkezinde yapılan aramada MİT Müsteşarlığınca düzenlenen ''Çok Gizli Kopya'' ibareli ''İP Karargah Evleri'' yapılanmasının şematize edildiği belge ele geçirildiği hatırlatılan iddianamede, bu belge incelendiğinde şu değerlendirmeye varıldığı ifade edildi: ''Ergenekon silahlı terör örgütünün sivil yapılanmasında yer alan Teori, Tasarım ve Planlama Daire Başkanlığı içerisinde görevli bulunan İşçi Partisi Genel Başkanı sanık Doğu Perinçek'in, bu gizli yapılanmanın metotları ve geliştirilmesini nasıl yaptığını ayrıntılı bir biçimde ortaya koymaktadır. Zira MİT Müsteşarlığınca yapılan çalışmalar sonucunda gizli olarak hazırlanan ve bilgi için gizli olarak askeri makamlara gönderilen bu gizli belgenin İP Genel Merkezinde Perinçek'in odasında bulunması, örgütün TSK'ya sızma girişimlerinin ulaştığı ürkütücü boyutu açıkça göstermektedir.''

'Perinçek Başkanımızın emirleri şeklindedir' • Şüpheliler Alperen Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksay ve Tarık Ayabakan tarafından kullanılan Kocaeli'ndeki adreste yapılan aramada ele geçirilen klasördeki ''Bildiriler/Bültenler Klasöründeki Nisan Bülteni'' isimli belgede ''Karargah Evleri'' oluşumuyla ilgili örgütsel hiyerarşi silsilesinde örgütün üst birimlerince hazırlanan ve örgüt üyelerine intikal ettirilen talimatların bulunduğunun görüldüğü aktarılan iddianamede, söz konusu belgenin ikinci alt başlığında ''Perinçek Başkanımızın emirleri şeklindedir'' ibarelerinin bulunduğu belirtildi.

Ergenekon Terör Örgütü, TSK'ya sızmak için çok sıkı önlemler almış • İddianamede, şunlara yer verildi: ''(Klasördeki bir belgede, 'Moraller ve motivasyon zirvede tutulsun, bu konuda her şey organize edilsin. İçerdekilere ve ailelerine yardımlar aksatılmasın, ihtiyaca göre aidatlar arttırılsın. Güvenlik, E.A. ve diğer emekliler, hainleri bulmada aktif kullanılsın. Levent Bektaş'ın ekiplerinin yerine yeni ekipler kurulsun. Yeni timlerin oluşturulmasını Mücahit Erakyol Albay organize etsin. Poyrazköy'de kalan malzemeler korunaklı bölgelere dağıtılsın. Karargahın emri olmadan hiçbir operasyonel eylem yapılmayacak. Bu konuda son emir yetkisi Levent Bektaş'ındır. Genç subayların fikri alt yapıları ve ideolojilerinin sağlam temellere oturabilmesi için eğitim ve kamp çalışmaları yapılsın, bu bağlamda doküman ve materyallerin ulaştırılma kanalları kontrol edilsin. Yayınlar kesinlikle takip edilip çözümlemesi yapılmalı. Genç teğmenler arasında taban çalışmaları için Ataman Yıldırım'ın ekibi yeniden harekete geçirilecek. İnternet yoğun bir şekilde propaganda faaliyetleri için kullanılacak. Devrimci Karargahtaki (DKÖ) çekirdek kadronun evleri ile aydınlanma ve yeni adam kazanma evleri birbirinden ayrılacak, irtibatları kesilecek. Devrim fikrinin genç subaylar arasında geniş tabana yayılması için yeni projeler geliştirilecek. Emirlerin iletiminde köprü elamanlar kullanılacak. Deşifre olanlar derhal görevden alınacak. Karargah dışı görevler verilecek) ifadeleri yer alıyor.''

Suikastçilerden ele geçen belgeler Ergenekon sanıklarından ele geçenlerle aynı • İddianamede, klasördeki ''Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme'' belgesinde ise ''Ergenekon'' isimli terör örgütünün ana dokümanlarından olan ''Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi İstanbul/29 Ekim 1999'' isimli belge olduğunun anlaşıldığı, belgenin Veli Küçük, Doğu Perinçek, İşçi Partisi İstanbul İl Örgütü binasında Tuncay Güney'den elde edilen dokümanla aynı olduğunun anlaşıldığı bildirildi.

Fişleme çalışmasında öğrencileri ayrıntılı şekilde kategorize etmişler • Klasördeki ''Burak'tan gelen Harp Okulu'' isimli belgede 208 kişinin isminin soyadı ve karşılarında bu kişilerle ilgili değerlendirmelere yer verildiği görüldüğünün belirtildiği iddianamede, bu değerlendirmelerin örgütsel bir yapı ve tanımlamayı gösterdiği kaydedildi. İddianamede, ''Albay'' isimli belgede, Kuleli Askeri Lisesinde görev yapan bir kısım görevlinin özel hayatları hakkında bilgi ve değerlendirmelerin yazılı olduğunun görüldüğü, bilgilerin toplanması ve arşivlenmesinin örgütün amacı doğrultusunda hedef olarak belirlenen kişiler hakkında gelecekte gerektiğinde kullanılmak maksadıyla yapıldığının anlaşıldığı kaydedildi. Aramada ele geçirilen diğer bir belge olan ''lise'' belgesinde ''referans listesinden'', ''alevi dostlarımızdan'', ''milliyetçi çevreden'' ifadelerinin yazıldığı, ''ülküden gelen'' isimli belgede ise 61 kişinin ad ve soyadları, ''milliyetçi çevreden'', ''tanrı inancının olmadığı'', ''ulusalcı düşüncede olduğu'', ''babası ve kendisi rotary ile alakalı'', ''Hizbul Tahrir-I.Y. referansı'', ''uyuşturucu kullanır'', ''Şıh'' gibi ifadelerin yer aldığının görüldüğü belirtildi. İddianamede, şunlar kaydedildi: ''Klasördeki bir belgede, '2008-2009 dönemi içerisinde yapılan faaliyetler sonucu 2009-2010 dönemi faaliyet programında görev alabilecek teğmenler ile Deniz Harp Okulu, Deniz Lisesi, Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulunda öğrenim gören askeri öğrencilere ait liste aşağıdaki gibidir' ifadeleri yer alarak 34 teğmen hakkında kişisel özellikleri, ailevi ve sosyal durumları, mesleki yetenek ve özellikleri, etnik kökenleri, siyasi ve fiziki görüşleri, örgütle olan irtibat derece ve örgütsel konumları, almış olduğu örgütsel görevler hakkında detaylı değerlendirme notlarının bulunduğu görülmüştür. 'Harp Okulu son sınıfa geçecek olan öğrenciler arasında Harp Okulundaki 2009-2010 faaliyetlerini yönlendirecek olan askeri öğrenciler hakkındaki değerlendirmeler aşağıdaki gibidir' yazılı belgede, 17 kişi hakkında bilgiler verilmiştir.'' İddianamede, ''Evler ve görevler'' başlıklı belgede ise 12 ayrı eve ait adresin ve bu evlerde kalacak kişilerin isimlerinin mevcut olduğu, bu evlerde kalacak bazı şahıslara ait isimlerin kodlandığı, söz konusu yapılanmanın ''Karargah Evleri'' kapsamında gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı ifade edildi.

'Eruygur' isimli belge • ''Eruygur'' isimli belgede de ''Eruygur Paşa ile Eğitim Komutanlığında yapılan toplantıda karargahımızı ilgilendiren emirler'' ifadelerinin yer aldığının görüldüğü aktarılan iddianamede, ''Panzehir77'' isimli belgenin de ''Panzehir-Etnik/Bölücü Operasyonların tasfiyesi Kürt hareketi ve Türk-Kürt kardeşliği-İstanbul 1 Mayıs 2000 tarihli Amaç ve Kapsam, Emperyalizmin Etnik/Ayrılıkçı Terör Savaşı, Kuzey Irak ve Kukla Kürt Devleti, Demokratik Cumhuriyet Programı, Kürt Ayrılıkçılığı Üzerine İktidar hesapları, Abdullah Öcalan faktörü'' başlıklarından oluştuğunun görüldüğü aktarıldı.

Emir ve talimatlar Perinçek'ten • İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca ''Amirallere suikast girişimi'' iddialarına ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede, şüphelilere emir ve talimatların, daha önce hakkında ''Ergenekon terör örgütüne üye olmak'' suçundan kamu davası açılan İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından verilerek, örgüt tabanına aktarıldığının anlaşıldığı öne sürüldü.

Suikastçi teğmenlere operasyonu başlatan ihbar maili • İddianamede, şüphelilerin evlerinde ve bilgisayarlarında yapılan aramalarda ele geçirilen belge ve dokümanlara ayrıntılı olarak yer verildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Elektronik Şube Müdürlüğüne 15 Temmuz 2009'da bir elektronik ihbar maili geldiği kaydedilen iddianamede, mailde, uyuşturucu ve borç bataklığına düştüğünü ifade eden bir deniz subayının, ''Deniz Lisesinden Deniz Harp Okuluna, oradan teğmenliğe uzanan bahriyelilerin önünü kesen uyuşturucu bataklığından bahsettiği'' aktarıldı. İddianameye göre, deniz subayının ihbar mailinde şu ifadeler yer aldı: ''Bu karanlık organizasyonu ve örgütsel bağlarını, amaçlarını, uyuşturucunun nereden temin edildiğini, bu organizasyonun liderlerini, hangi özel mekanlarda nasıl seks partileri verildiğini, geniş organizeyi kimlerin himaye ve desteğiyle ne amaçla devam ettirildiğini bana da kurulmuş olan bu korkunç tuzakları ihbar ediyorum. Yıllardır içinde bulunduğum bu bataklığın farklı amaçları olan bir ihanet çemberi olduğunu anlamış bulunuyorum. Yapıyı deşifre etmek, lanet yapıyı çökertmek istiyorum. Uyuşturucu ve fuhuş işini birlikte yürüten bu lanet yapıyı kuranlar uyuşturucu trafiğini özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içerisinde olmak üzere Kuleli Askeri Lisesi ve diğer askeri liselerden de arkadaşları vasıtasıyla devam ettirmektedirler. Organize olarak çalışan bu yapı, uyuşturucu üzerinden bir yandan kazanç temin ederken bir yandan da kendi çıkarları doğrultusunda taraftar toplamak ve kendilerine rakip gördüğü kişileri de egale etmek için kullanıyorlar. Bir Türk askerine yakışmayacak şekilde her türlü pisliğe bulaşmış olan karanlık kişilerle irtibatlı olan bu kişiler, özel mekanlarda uyuşturucu ve seks partileri düzenlemektedir. Seksi de bir tuzak ve şantaj malzemesi olarak kullanmaktadırlar.''

Genç teğmenleri bağlamak için uyuşturucu ve seks • İhbar mailini gönderen ve deniz subayı olduğunu iddia eden kişi, Ülkü Öztürk, Sinan Efe Noyan ve Uğur Kayar'ın uyuşturucu trafiğinin kilit noktasında ve organizatörü konumunda olduğunu öne sürdü. Bu kişilerin uyuşturucuyu temin ederek kendi kurdukları ekipleriyle satışını sağladıkları iddia edilen mailde, Öztürk, Noyan ve Kayar'ın kiraladıkları evlerde sivillerin de katıldığı seks ve uyuşturucu partisi düzenledikleri ileri sürüldü. Bu kişilerin partiler ve örgütsel faaliyetler için kullandıkları kendilerine bağlı çok sayıda evleri bulunduğuna dikkat çekilen ihbar mailinde, ''Bu partiler sayesinde uyuşturucu bağımlısı yaptıkları şahıslar, bu uyuşturucu organizasyonunun potansiyel müşterisi durumundadır. Değişik kanallardan temin ettikleri uyuşturucuları bağımlı yaptıkları kişilere daha pahalıya satarak ciddi bir gelir elde etmektedirler. Teğmen Ülkü Öztürk'ün uyuşturucu işinde PKK ile de irtibatı vardır. Bu işlerini akrabası da olan PKK'lı E.K. ile gerçekleştirmektedir. Bu uyuşturucu organizasyonunda lider konumunda olan Öztürk ve bazı teğmenlerin uyuşturucu kullandıkları ve sattıkları bilindiği halde bu organizeyi koruyan ve himaye eden üst rütbeli subaylarca örtbas edilmektedir. Bu subayların başında Ülkü Öztürk ve Sezgin Demirel ile sıkı irtibatlı olan Yarbay Ali Tatar, Yüzbaşı C. Ş. ve Yüzbaşı D.İ. gelmektedir'' denildi. İhbar mailinde, ayrıca son zamanlarda Ülkü Öztürk'ün uyuşturucu ağını Kuleli Askeri Lisesine taşıdığı, Muharrem Dinçer, İsmail Kahyaoğlu, Eren Şentürk'ün Üsküdar'daki bir adreste uyuşturucu partileri vererek kendi çevrelerinde uyuşturucu pazarladığı iddia edildi. Uyuşturucu deposu olarak kullanılan ve partiler düzenlendiği iddia edilen adreslerin bildirildiği ihbar mailinde, Ülkü Öztürk ve arkadaşlarının uyuşturucuları Kocaeli ve İstanbul'daki 4 evde sakladığı ve buradan piyasaya satış yaptıkları anlatıldı. Kocaeli'ndeki evde saklanan uyuşturucunun isteyen teğmenlere pazarlandığı ileri sürülen ihbar mailinde, Kadıköy'de bulunan başka bir adreste ise uyuşturucu partileri düzenlendiği, buraya kız arkadaşlarıyla gelenlerin sardıkları otları içtikten sonra kızlarla ilişkiye girdikleri, bu partilere gelen kişi sayısının ise 10-15 kişi arasında olduğunu kaydedildi. Uyuşturucu partilerinin düzenlendiği eve getirilen kişilerin uyuşturucuya alıştırıldıktan sonra uyuşturucu satmaya başladığına yer verilen ihbar mailinde, uyuşturucu satışından oluşan alacak verecek kayıtlarının bilgisayarda tutulduğu vurgulandı.

İhbar mailinin ardından 11 adrese operasyon yapılmış • İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin l7 Temmuz 2009 tarihinde aldığı karar doğrultusunda 11 adres ve bu adresleri kullanan kişilerin üst ve eşyalarında suç delillerinin tespiti ile delillere el konulması amacıyla arama yapıldığına dikkat çekilen iddianamede, şüpheliler Faruk Akın ve Sinan Efe Noyan tarafından kullanılan Kocaeli Merkez Mahallesi'nde kullanılan evin mutfak bölümünde buzdolabının motor kısmına saklanmış askeri amaçlar için fabrikasyon olarak üretilen yüksek güçlü patlayıcılar ele geçirildiği öne sürüldü. İddianamede, terör ve organize suç örgütlerince illegal yollarla elde edilen bu tür patlayıcı maddelerin el yapımı bombalarda ana patlayıcı madde olarak kullanılabileceği, patlayıcı maddenin canlılar üzerinde öldürücü ve yaralayıcı, cansızlar üzerinde yakıcı ve tahrip edici özelliğe sahip olduğunun anlaşıldığı vurgulandı.

Özel mermiler ve suikast talimatı • İddianamede, evdeki buzdolabının mutfak kısmında ayrıca bulunan 100 adet mermiden 50'sinin yasak nitelikte mermilerden oluştuğu, 5 adedi üzerinde yapılan deneme atışları neticesinde bu mermilerin patladıklarının tespit edildiğinin anlaşıldığı vurgulandı. İddianamede, mermilerin bulunduğu poşette katlanmış vaziyette bulunan ve üzerinde ''Alb. Tayfun Duman'dan gelecek fizibiliteye göre Uğur ve Metin Paşa'ya yapılacak operasyonun detay ve tarihlerini Levent Bektaş, Orhan Yücel Albay üzerinden iletecek. Size teslim edilen malzemeleri korunaklı bir yerde tutunuz'' ibarelerinin yazılı olduğu kaydedildi. İddianamede, ayrıca aynı evde terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan tarafından yazılan bir kitap ile Kürtçe kaleme alınan kitapların bulunduğu vurgulandı. Evde bulunarak el konulan bilgisayarın hard diskinin de incelendiği ifade edilen iddianamede, hard diskte şifreli dosyaların tespit edildiği, bu dosyalarda çeşitli konulardan bahsedildiği belirtildi. Şüphelilerden Alperen Erdoğan, Yakut Aksoy, Tarık Ayabakan ve Burak Düzalan'ın kullandıkları öne sürülen Kocaeli'ndeki Yüzbaşılar Mahallesi'nde bulunan evde ise çok sayıda CD ve doküman ile terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın kaleme aldığı kitabın bulunduğu ifade edilen iddianamede, aramada uyuşturucu madde ve ecstacy hapların ele geçirildiği kaydedildi.

Doğu Perinçek'e ilişkin flash bellek • Şüphelilerin kaldığı evde bulunan flash belleğin incelendiği ifade edilen iddianamede, flash bellekteki ''Nİ 22'' isimli word belgesinde, ''Doğu Perinçek Başkanımızın Emirleri'' başlığı altında bir dokümanın bulunduğu hatırlatıldı. İddianamede, aynı belgede Aydın Ortabaşı'nın mezun ettiği kız öğrencilerin yapının sivil tabanına daha hızlı bir şekilde kazandırılması için organizasyonların yapılmasını istediği belirtilerek, ''Devrimci teğmenlerin yeteneklerini artırıcı eğitimlerden geçirilecek, emir ve görevler yeteneklerine göre verilecek. Yandaş medya ve onları yönlendirenler kahraman komutanlarımızı kuşatmışlardır. Devrimci subaylar komutanlarımıza yeniden dinamizm kazandıracak eylemleri hayata geçirecektir'' denildiği vurgulandı. Şüphelilere ''emir ve talimatların daha önce hakkında 'Ergenekon isimli terör örgütüne üye olmak' suçundan kamu davası açılan Doğu Perinçek tarafından verilerek örgüt tabanına aktarıldığının anlaşıldığı'' vurgulanan iddianamede, flash bellekteki belgelerle ilgili şunlar kaydedildi:

Devrimci Karargah (DKÖ) bildirileri teğmenlerde • ''Bildiriler/Bültenler/Klasöründe yer alan Nisan bülteni isimli word belgesinin 'Devrimci Karargah 1 Nolu bildiri' başlıklı belgenin, 'Devrimci Karargaha bağlı Şehit Ongan Müfrezesi, T.C Ordusunun 1. Ordu Karargahına yönelik bir havan saldırısında bulunmuştur...' ibareleri ile başlayıp '...zulüm perdesini yırtmak için Devrimci Karargah altında toplanalım ve kendimize ve insanlığa layık bir yaşamı kendi elimizle kuralım' cümleleriyle son bulan belge olduğu tespit edilmiştir. 'Devrimci Karargah 2 Nolu bildiri' isimli word belgesinin 'Devrimci Karargah olarak, 7 Ağustos 2008 tarihinde İstanbul Selimiye'de bulunan 1. Ordu Karargahını havan topuyla vurduk' cümlesiyle başlayıp, 'Selam olsun bizden önce geçene, selam olsun bizden önce düşene' cümlesiyle son bulan belge olduğu tespit edilmiştir. 'Devrimci Karargah 3 nolu Bildiri' isimli word belgesinin 'Yoldaşlar, Devrimci Sol, artık bir Devrimci Karargah bileşeni olma kararı almıştır. Devrimci Solun bu kararı, dağınıklığı ve eylemsizliği statüko haline getiren Türkiye Devrimci Hareketinin bu gününe bir müdahaledir' cümleleriyle başlayıp, 'Yaşasın devrim ve sosyalizm, yaşasın devrimci karargah, yaşasın Türkiye ve Kürdistan devrimleri' şeklinde sona erdiği görülmüştür. 'Devrimci Karargah 4 Nolu Bildiri' isimli word belgesinin 'Devrimci Karargah'a bağlı bir savaşçı grubumuz AKP İstanbul İI Merkezine yönelik bir sabotaj eylemi düzenlemiştir. Devrimci Karargah bu saldırısıyla...' cümlesiyle başlayıp, 'Yaşasın Türkiye ve Kürdistan haklarının bağımsızlık demokrasi ve sosyalizm mücadelesi, kahrolsun emperyalizm, kahrolsun TC oligarşisi' cümleleriyle son bulduğu görülmüştür. 'Devrimci Karargah 5 not isimli word belgesinde Devrimci Karargah'a bağlı bir savaşçı timi, Siyonist Finans kuruluşu Bank Pozitif'in 4. Levent'deki şubesini bombalayarak tahrip etmiştir' cümlesiyle başlayıp 'Kahrolsun Siyonizm, Yıkılsın İsrail, Kahrolsun Emperyalizm cümleleriyle son bulduğu görülmüştür. 'HPG Ana Karargah Komutanlığına' isimli word belgesinin, 'Yoldaşlar, TC'nin hareketimize yönelik saldırısının, Kürt Özgürlük Hareketine karşı savaş hazırlıklarını artan bir hızla yoğunlaştırdığı bir döneme denk gelmesi bir tesadüf değildir' şeklinde başlayıp 'Yaşasın devrim ve sosyalizm, yaşasın Türk ve Kürt halklarının mücadele birliği! Devrimci Karargah 29 Nisan 2009'' şeklinde sona erdiği görülmüştür.''

İddianamede ayrıca, ele geçirilen flash bellekte bulunan bazı belgelerde çok sayıda kişinin isimlerinin karşısında ''şıh'', ''hırsız'',''keş'',''karı-kız düşkünü'', ''homoseksüel'', ''komünist'', ''tarikatçı'', ''sapık'', ''milliyetçi çevreden'', ''PKK'', ''alevi dostlarımızdan'' şeklinde ibarelerin bulunduğu vurgulandı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca ''Amirallere suikast girişimi'' iddialarına ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede yer alan ve şüphelilerden ele geçirilen bir belgede, üç aşamalı emir komuta zincirinin başında İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek'in bulunduğu ileri sürüldü. İddianamede, Alperen Erdoğan, Yakut Aksoy, Tarık Ayabakan ve Burak Düzalan'ın kullandıkları Kocaeli'deki Yüzbaşılar Mahallesi'nde bulunan evde ele geçirilen flash bellekte, ''Başkandan gelen emirler doğrultusunda görevlendirmeler'' başlığı ile bir belgenin bulunduğu belirtildi.

Ergenekon sanıklarıyla diğer bağlantılar • Belgede Orhan Yücel ve ekibinin, mühimmat ve malzemelerin sevk ve idaresini yapacağı, ''devrimci teğmenler''in TSK içinde tabana yayılma ve bilgilendirme işlerinin ise Ataman Yıldırım ve ekibince yürütüleceğinin ifade edildiği belirtilen iddianamede, bu emir ve talimatların yanı sıra şüphelilerin evinde ''Ergenekon terör örgütü'' ana dokümanlarından olan ve Doğu Perinçek ile Muzaffer Tekin'in de aralarında bulunduğu bazı sanıklardan ele geçirilen ''Lobi'' adlı belgenin ele geçirildiği vurgulandı. ''Ergenekon'' davası sanıklarından ele geçirilen ''Ulusal Medya 2001'' belgesinin de şüphelilerin evinden çıktığına işaret edilen iddianamede, ''Eruygur'' adlı belgede, ''Eruygur Paşa ile Eğitim Komutanlığında yapılan toplantıda karargahımızı ilgilendiren emirler... Toplantıya katılanlar: Şener Eruygur, K.S, F.L, Levent Görgeç, L.E., D.C, T.E.'' ifadelerinin bulunduğu vurgulandı.

Ergenekon davası örgüte büyük zarar vermekte • İddianamede yer alan belgenin ''durum değerlendirmesi'' bölümünde, ''Devam eden dava, yapılarımıza önü alınamaz zararlar vermektedir. Birimlerimize dönük saldırılar Silivri'yi her geçen gün daha zor duruma sokmaktadır'' denildiği kaydedildi. İddianamede, ''Silivri'nin geleceği, komutanlıkça görevlendirilen birimlere verilen emirlerin ve faaliyetlerin başarıya ulaşmasına bağlıdır. Çözülmelerin olmaması için emir komuta zinciri önem arz etmektedir. Projelerin sevk ve idaresi üst kuruldan onaylandıktan sonra 3 aşamalı emir komuta zinciri ile hayata geçirilecektir'' denilen belgede, emir komuta zincirinin, ''Proje Planlayıcısının Emirleri > Köprü Eleman > Projeyi gerçekleştirecek karargah. Doğu Perinçek (Silivri)> kurye > Ali Tatar > Karargah Teğmenleri (Mahir). Doğu Perinçek > kurye > L. E. > Ali Tatar > Ülkü Oztürk. Doğu Perinçek > kurye > Levent Görgeç > Ali Tatar > Ali Seyhur Güçlü'' şeklinde sıralandığı ileri sürüldü.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca ''Amirallere suikast girişimi'' iddialarına ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede, iddia olunan ''Ergenekon terör örgütü'' içinde bulunan ''Karargah Evleri'' yapılanmasında yer alan sanıkların bir kısmının muvazzaf teğmenler, harp okulu, deniz lisesi ve deniz astsubay yüksek okulu öğrencilerini siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık bilgilerine göre hukuka aykırı şekilde kaydettikleri öne sürüldü. İddianamenin hukuki değerlendirmelerinin yapıldığı bölümünde ilk sırada yer alan sanık Faruk Akın'ın, gelen ihbar mailinde Kocaeli'nde sanık Sinan Efe Noyan ile birlikte kaldığı adresin uyuşturucu deposu olarak kullanıldığı, şüphelilerin uyuşturucu madde ticareti yaptıklarının belirlendiği ileri sürüldü. İddianamede, örgütçe tayin edilen ve tasarlanan evde kalan Akın'ın, örgütsel faaliyetlerde ''Yusuf'' kod adını kullandığı, ''2008-2009 faaliyet raporu'' isimli belgenin hazırlanmasında yer alarak suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydettiği, örgütün amaç ve stratejisi doğrultusunda patlayıcı madde ve mermi bulundurduğuna dikkat çekildi. Sanık Tarık Ayabakan'ın Kocaeli'nin Değirmendere ilçesi Yüzbaşılar Mahallesi İstiklal Caddesi üzerindeki adresinde yapılan aramalarda ele geçirilen suç unsurlarına da yer verildi. İddianamede, Ayabakan'ın ''silahlı terör örgütü niteliğindeki Ergenekon örgütü içinde yer alan 'Karargah Evleri' yapılanmasında yer aldığı, ikamet ettiği evde yapılan aramada, uyuşturucu madde niteliğindeki maddeler ile kişilerin siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık bilgilerine dair bilgilerin hukuka aykırı şekilde kaydedildiğine dair belgelerin ele geçirildiği kaydedildi.

İddianamede, İstanbul Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesinin raporunda, sanıklar Tarık Ayabakan, Alperen Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksoy ve Ülkü Öztürk'den alınan kan ve idrar örneklerinde uyuşturucu maddelerin bulunmadığı ifade edildi. Sanık Ülkü Öztürk'ün ise ihbar mektubunda uyuşturucu trafiğinin organizatörü konumunda olduğu, temin ettiği uyuşturucu maddelerin dağıtımını sağladığı, kiraladığı evlerde uyuşturucu ve seks partileri düzenlediği, Kadıköy Rasim Paşa Mahallesi'ndeki adresi uyuşturucu madde deposu olarak kullandığı, bu evde uyuşturucu partileri düzenlediğinin iddia edildiği belirtilen iddianamede, bu evde yapılan aramada çeşitli dokümanlar ile CD hard disk, cep telefonu ve kartları, notebook bilgisayar elde edildiği anlatıldı.

İddianamede ifadelerine yer verilen Öztürk'ün, yaklaşık 5 yıl önce harp okulundayken bir kez esrar denediğini ancak daha sonra kullanmadığını, halen uyuşturucu madde kullanmadığını, uyuşturucu madde temin ve satma gibi bir suçlamayı kesinlikle kabul etmediğini söylediği belirtildi. Sanıklardan ele geçen ''Görevlendirme'' isimli word belgesinin ''Başkandan gelen emirler doğrultusunda yapılan görevlendirmeler'' başlığını taşıyıp, ''Karargah Evleri'' yapılanmasında yapılan-yapılacak örgütsel faaliyetlerle ilgili emir ve talimatlar içerdiği ileri sürüldü. Bu belgede Öztürk'ün ''Ülkü, maddelerden sağlanacak para kaynaklarını artırmak için yeni satış kanalları oluşturacak. Bu konuda gerekli bağlantıları sağlayacak'' şeklinde isminin geçtiği kaydedildi.

'Karargah Evleri' yapılanması • İddianamede, ''Ülkü'den gelen'', ''görevlendirme'', ''düşen bir devrim şehidinin ardından'', ''Eruygur'', ''2008-2009 sonuç raporu'' ve ''evler ve görevler'' başlıklı belgelerin incelenmesi sonucu Öztürk'ün ''Karargah Evleri'' örgütlenmesinde örgüt üyesi olarak yer aldığı, örgütsel faaliyetlerinde ''Orhan'' kod ismini kullandığı, örgütsel amaçla kullanacak evlerin tutulması, hangi evde kimlerin kalacağının tespiti hususunda görev aldığı ileri sürüldü. Ayrıca, muvazzaf teğmenler, harp okulu, deniz lisesi, deniz astsubay yüksek okulu öğrencilerinin siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık bilgilerine dair bilgileri hukuka aykırı şekilde kaydettiği iddia edildi. ''Evler ve Görevler'' başlıklı word belgesinde ''Karargah Evleri yapılanması'' kapsamında hangi görevlinin hangi evde kalacağına dair listenin bulunduğunun tespit edildiği vurgulanan iddianamede, bu listede sanık Halit Mehlet Ergül'ün ''11. Rakıcı'' olarak kodlandırılan Değirmendere'deki apartmanda Tarık Ayabakan ve Yakut Aksoy ile birlikte kalacağının belirtildiği, şüphelinin bu belgede ''Halit Mehmet Ergül (Serkan)'' şeklinde adının geçtiği dile getirildi. Barbaros Mercan'ın da ''Karargah Evleri'' örgütlenmesi içinde örgüt üyesi olarak yer aldığı, örgütçe tayin edilen ve tasarlanan evde kaldığı, örgütün amaç ve stratejisi doğrultusunda patlayıcı madde ve mermi bulundurduğu kanaatine varıldığı anlatıldı. İddianamede, sanık Ali Seyhur Güçlü'nün de ''Karargah Evleri'' örgütlenmesinde örgüt üyesi olarak yer aldığı, örgütsel faaliyetlerinde ''Can'' kod ismini kullandığı, örgütsel planlama doğrultusunda tutulan evde kaldığı kaydedildi.

Vatan gazetesi internet yöneticisi Aylin Duruoğlu'nun tahliye kampanyası • Bir word belgesinde ''Başkandan gelen emirler doğrultusunda yapılan görevlendirmeler'' başlığını taşıyıp, ''Karargah Evleri'' yapılanmasında yapılan-yapılacak örgütsel faaliyetlerle ilgili emir ve talimatlar içerdiği, bu belgede ''Aylin Duruoğlu'nun tahliye kampanyasına genç teğmenlerin destek vermesini Sezgin Demirel organize edecek'' şeklinde geçtiği belirtilen iddianamede, sanık Sezgin Demirel'in örgütsel hiyerarşi içinde alınan kararların uygulanması hususunda görevlendirildiği kaydedildi.

Sanık Fatih Göktaş'ın ifadesinde uyuşturucu madde kullanmadığını, kesinlikle uyuşturucu vermediğini ve devretmediğini söylediği anlatılan iddianamede, ''2008-2009 sonuç raporu'', ''Burak'tan gelen harp okulu'', ''toplantı kararları-mayıs'', ''evler ve görevler'' isimli belgelerin incelenmesi neticesinde bu sanığın ''Karargah Evleri'' yapılanması içinde harp okulu sorumlusu olarak görev üstlendiği, bu örgütlenme kapsamında evlerin tutulması ve bu evlerde kalacak şahısların tespitinde aktif rol aldığı iddia edildi. Burak Amaç'ın da ''Karargah Evleri'' örgütlenmesinde örgüt üyesi olduğu, örgütsel faaliyetler kapsamında tutulacak evlerden sorumlu olduğu, ''Karargah Evleri'' birimi içinde harp okulu ve deniz lisesi sorumlusu olarak görevlendirildiği öne sürüldü. İddianamede, Koray Kemiksiz'in silahlı terör örgütü niteliğindeki ''Ergenekon'' adlı örgüt içinde yer alan ''Karargah Evleri'' örgütlenmesinde örgüt üyesi olarak yer aldığı, ''Tolga'' kod adını kullandığı, örgütçe belirlenen evde kaldığı, muvazzaf teğmenler, harp okulu öğrencileri, deniz lisesi öğrencileri, deniz astsubay yüksek okulu öğrencilerinin siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık bilgilerine dair bilgilerini hukuka aykırı şekilde kaydettiği, eyleminin bütün halinde ''terör örgütüne üye olmak ve aynı suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı bir şekilde kaydetmek'' suçlarını oluşturduğu kanaatine varıldığı kaydedildi.

Soruşturma başlatılmasına esas alınan 15 Temmuz 2009 tarihli ihbar mektubunda bir kısım askeri personelin uyuşturucu madde kullandıkları, uyuşturucu ve seks partileri düzenledikleri, uyuşturucu maddelerin ''Samet Et'' adlı kasap dükkanının sahibi Levent Çakın'dan temin edildiğinin öne sürüldüğü aktarılan iddianamede, yapılan aramalar, ele geçirilen belgeler ve tüm dosya kapsamına göre şüpheli Levent Çakın'ın az sayıda ve 6136 sayılı yasa kapsamında mermi bulundurmak, TCK'nın 188/3. maddesi kapsamında uyuşturucu madde temin etmek suçunu işlediği kanaatine varıldığı belirtildi. İddianamede, şüpheli Mehmet Orhan Yücel'in de soruşturma kapsamında şüpheliler Faruk Akın ve Sinan Efe Noyan tarafından kullanılan ikametgahta ele geçirilen patlayıcı madde, mermiler ve not içeriği ile ''Görevlendirme'' adlı word belgesi içeriği ve tüm dosya kapsamına göre silahlı terör örgütü niteliğindeki ''Ergenekon'' örgütüne mensup olduğu kanaatine varıldığı kaydedildi. (Zaman)

Amirallere suikast planı manşetlerimiz | Karargah Evleri soruşturması ve askerlerce savsaklanması | Devrimci Karargah Örgütü manşetlerimiz

(05 Şubat 2010, 13:58)

Bir gözdağı da 2005'te: Meclis üzerinde 'alçak' uçuş
Tutanaklardan 2005'teki skandal çıktı. Balyoz'la birlikte 2003-2005 yıllarına ait darbe planları tartışılırken, Meclis'in bugüne kadar gizlenen ilginç bir hadiseye şahitlik ettiği ortaya çıktı. Bir askeri helikopterin izin almadan TBMM üzerinde yaptığı alçak uçuş tutanaklara girdi. Hadisenin yaşandığı gün, takvim yaprakları 27 Aralık 2005'i gösteriyordu. Meclis çalışanları, milletvekilleri ve ziyaretçiler, saat 10.40 civarında şiddetli bir gürültüyle irkildi. Bir askeri helikopterin Genel Kurul Salonu'nun bulunduğu ana bina ile Meclis Başkanlığı makamının çatısına değecek şekilde uçuş yapması heyecan uyandırdı. Bina camları açılıp kapanırken, bazı yön levhaları çevreye savruldu. Yaşananları tutanağa geçiren görevliler her şeyi fotoğrafladı ve bir de tutanak tuttu. Fakat bu tutanak, Meclis yönetimi tarafından sır gibi saklandı. Bu alçak uçuş Meclis'e önceden bildirilmemiş. Bu uçuşun gözdağı amaçlı olduğuna kuşku duyulmuyor. Hadisenin Meclis taburuyla ilgili tartışmaların yaşandığı döneme denk gelmesi dikkat çekiyor. Bir başka gözdağı 2004 yılında verilmişti. 27 Ekim 2004 tarihinde Ankara'da F-4 savaş uçaklarıyla Başbakan Tayyip Erdoğan'ın evinin üstünde yapılan alçak uçuş tartışma doğurmuş ve uçaklardan biri, Başbakan'ın evinin yaklaşık 200 metre yakınında bulunan Aksa Camii'nin minaresinin ucundaki aleme (hilal) çarpmıştı. İki kişinin yaralandığı olaydan sonra Camiden düşen parçaları alan Erdoğan, 'Birazdan MGK toplantısına gireceğim, orada teslim ederim.' demişti. Yakın zamandaki son gözdağı ise Erzincan'dan geldi. 3. Ordu Komutanlığı'na bağlı 30 askeri araçlık bir konvoy şehir içine girmiş, daha sonra Erzurum yönüne doğru ilerleyen konvoy kısa süre sonra tekrar geriye dönerek kışlaya yönelmiş, araç geçişi vatandaşlarca şaşkınlıkla karşılanmıştı. 'Kış tatbikatına hazırlık amaçlı' olduğu askeri yetkililerce belirtilen, şehir merkezine araçların bu sıradışı girişi, 1997 yılında tatbikat amaçlı denilen ancak yetkililerin açıklamalarıyla 'hükümetteki sivillere gözdağı' amaçlı olduğu ortaya çıkan Sincan ilçe merkezine tank konvoyu girişini hatırlattı. Erzurum savcılığınca iki muvazzaf üst düzey subayın Ergenekon kapsamında gözaltına alınmasının hemen ardından meydana gelmesi ve sorumlusunun da Ergenekon kapsamında ifade vermesi gündeme gelen 3. Ordu komutanı Saldıray Berk olması, bu sıradışı araç geçişinin gözdağı amaçlı '2. Sincan Vakası' olduğu yorumlarına neden oldu.

Son dönemde gizli kalan gelişmeler bir bir deşifre oluyor. 2003-2005 Aralık'ına ait darbe planları ve Balyoz Harekat Planı tartışılırken, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın eşinin 'başörtülü olduğu için' GATA'ya alınmadığı da öğrenilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) de bugüne kadar gizlenen ilginç bir hadiseye şahitlik ettiği ortaya çıktı. Tutanaklara göre, 27 Aralık 2005'te Meclis semalarında uçan esrarengiz helikopter hemen fark edildi. Personel binası ve ziyaretçi kabul salonu üzerinde birkaç dakika bekleyen askeri helikopter, Genel Kurul Salonu ve parti grup odalarının bulunduğu ana bina tarafına yöneldi. Halkla İlişkiler binaları (milletvekili odaları bulunuyor) ve Meclis Başkanlığı makamının yer aldığı bölümde de turladı. Meclis Başkanlığı koltuğunda ise o dönem Bülent Arınç oturuyordu.

Paniğe ve "Ne oluyor?" sorusuna kaynaklık eden askeri helikopterin böyle bir uçuş yapacağı, önceden Meclis yönetimine bildirilmemişti. Yani izin alınmamıştı. Ankara'daki bazı önemli hadiselerde güvenlik amaçlı uçan Emniyet helikopterlerinin TBMM üzerinden geçtiğine de şimdiye kadar şahit olunmamıştı. Bunun üzerine, yaşananları fotoğraflayan görevliler bir de tutanak tuttu. Fakat bu tutanak, Meclis yönetimi tarafından sır gibi saklandı. Helikopter uçuşunun merak uyandırmasında Türkiye'nin içinde bulunduğu hassas konjonktür de etkili oldu. 2003-2005 yılları arasındaki darbe planları, Ergenekon kapsamında sonradan ortaya çıktı. 27 Ekim 2004 tarihinde Ankara'da F-4 savaş uçaklarıyla Başbakan Tayyip Erdoğan'ın evinin üstünde yapılan alçak uçuş tartışma doğurmuştu. Uçaklardan biri, Başbakan'ın evinin yaklaşık 200 metre yakınında bulunan Aksa Camii'nin minaresinin ucundaki aleme (hilal) çarpmıştı.

27 Aralık'taki helikopter uçuşundan hemen önce ise eski AK Parti Milletvekili Resul Tosun'un Meclis Muhafız Taburu'nun şehir dışına taşınması yönündeki yazısı tartışma doğurmuştu. Genelkurmay 8 Aralık'ta sert bir açıklama yapmış; dönemin Meclis Başkanı Arınç da 11 Aralık'ta bu açıklamayı üstü kapalı eleştirmişti. Yine, o günlerde içki yasağı, meslek liseleri ve asker-sivil ilişkileri eksenli tartışmalar gündemi meşgul ediyordu. Tutanak, TBMM Genel Sekreterliği'ne bir üst yazıyla sunuldu. Tutanağa göre, askeri helikopter, önce personel binası, ardından ziyaretçi kabul salonu üzerinde yaklaşık üçer dakika bekledi. Dikmen giriş kapısı yönüne geçen helikopter buradaki kabul salonu üzerinde ağaçların boyuna yakın bir mesafede bir süre durunca yaydığı şiddetli gürültü nedeniyle ziyaretçileri ürpertti. Personel de büyük panik yaşadı. Tutanakta, şu gözlemler dikkat çekiyor: "Söz konusu uçuş sırasında binanın sallandığı, camların açılıp kapandığı, dış mekanlardaki bazı yön levhalarının yerlerinden fırladığı ve birkaç levhanın oluşan basınç altında kaynak yerlerinden koparak çevreye savrulduğu gözlenmiştir. Olay sonrası çevrede yapılan araştırmada başkaca bir hasara rastlanmamıştır."

Harp Okulu yürüyüşü için miydi? • Tutanağın son bölümünde, helikopterin geliş sebebi hakkında tahminde bulunuluyor. Burada, "Atatürk'ün Ankara'ya gelişi nedeniyle 1.500 civarında Kara Harp Okulu öğrencisinin yürüdüğü ve bu sırada helikopterin güvenlik ve çekim amacıyla alçaktan uçuş yaptığı duyumları alınmıştır." deniliyor. Bununla birlikte, fotoğrafları da çekilen helikopterin adeta Meclis çatısına değecek kadar alçaktan uçtuğu da tutanakta özellikle vurgulanıyor. (Zaman)

Başbakan'ın evinin üstünde jetler Balyoz için uçtu | Erzincan'daki Sincan kalkışması manşetlerimiz

(05 Şubat 2010, 10:35)

FLAŞ!!! EMASYA protokolü kaldırıldı
İçişleri Bakanlığı, askere toplumsal olaylara müdahale yetkisi veren EMASYA protokolünün, bugün itibarıyla yürürlükten kaldırıldığı açıklandı.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kamuoyunda ''EMASYA'' olarak bilinen protokolün yürürlükten kaldırıldığını bildirdi. Bakan Atalay, Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında 7 Temmuz 1997 tarihinde imzalanan ve ismi ''Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı Arasında 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11/d Maddesi Gereğince Alınması Gereken Müşterek Tedbirlere İlişkin Protokol'' olan, ancak kamuoyunda ''EMASYA'' olarak bilenen protokolün bugün yürürlükten kaldırıldığını kaydetti.

Genelkurmay Başkanı ile ortak imza atarak kaldırıldı • Atalay, bu konuda Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile görüşme yaptığını belirterek, ''Bunun ortak imza ile yine yürürlükten kaldırılmasını kararlaştırmıştık'' dedi.Beşir Atalay, sözlerine şöyle devam etti: ''Arkadaşlarımız bir araya geldiler. Bugün ortak imzayla yürürlükten kaldırdılar. Bildiğiniz gibi protokolü 1997 yılında Genelkurmay Harekat Başkanı ile İçişleri Bakanlığının o zaman ki Müsteşarı imzalamıştı. Şimdi de yine aynı şekilde Genelkurmay Başkanlığı Harekat Başkanı Sayın Korgeneral Mehmet Eröz ile bakanlığımız Müsteşarı Sayın Osman Güneş imzalayarak tutanağı yürürlükten kaldırmış oldular. Bu hem Genelkurmay Başkanlığımıza, hem de il valililerimize bugün gönderilmiştir. Esasen görüşmelerimizde vurgulamıştık, ilgili mevzuat, ilgili kanunun ilgili maddesi çok tafsilatlı ve detaylı yazılmış. Bu konuda yeni bir düzenlemeye, yeni protokole veya bu konuda yeni tespite ihtiyaç olmadığı kanaatine varmış olduk. Mevzuat şu haliyle bu konudaki ilişkileri düzenlemek için yeterli. Zaten bildiğiniz gibi genelde kanun bu konudaki yetkileri valilere verir. Şu anda ilgili kanunun hükümleri geçerli olacak.'' (Sabah)

EMASYA nedir? • İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı arasında 7 Temmuz 1997'de imzalanan protokol gereği EMASYA birliklerine, valilik talep etmese de, kendisi gerekli gördüğü durumlarda toplumsal olaylara el koyma yetkisi verildi. Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanı Korgeneral Çetin Doğan ile İçişleri Müsteşarı Teoman Ünüsan tarafından imzalanan ve 27 maddeden oluşan protokol "gizli" ibaresini taşıyor. Bu protokolde askeri birliklerin, "büyük toplumsal hareketler" karşısında yerel mülki idare amirinin çağrısı ve kararını beklemeden harekete geçmesi öngörülüyor. İldeki polis ve jandarma, yardıma gelen askeri birliğin komutanının emrine giriyor ve garnizon komutanı mülki idare amirinin güvenlikle ilgili yetkilerini fiilen devralıyor. Protokol, bu tür olayların öngörülmesi için sivil alanda geniş bir istihbarat çalışmasının askeri güçler tarafından yapılmasına da olanak sağlıyor. Protokolün uygulaması durumunda, adeta ilan edilmemiş bir sıkıyönetim hali ortaya çıkıyor.

EMASYA ile ilgili manşetlerimiz | EMASYA Protokolü (tam metin)

(04 Şubat 2010, 13:03)

Ahmet Zeki ÜçokMehmet ÇelikSavcılar suçu aydınlatır.. Ya kendileri de karışmışsa?..
Karargah Evleri soruşturması Türk hukuk literatürüne girdi. MİT'in 2005 yılında öğrenip Hava Kuvvetlerine haber verdiği 'Karargah Evleri' oluşumunun 2008 yılına kadar 3 yıl boyunca soruşturulmadığı, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün bu oluşumla ilgili bilgilere ulaşıp Genelkurmay başvurarak soruşturma ne durumda diye sormasıyla ortaya çıktı ve soruşturmanın yeni başlatıldığı bildirildi. Daha doğrusu Zekeriya Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatıldı. Başlatıldı ancak soruşturmada hiçbir ilerleme sağlanamadığı gibi aksine tuhaf gelişmeler yaşanmaya başladı. Soruşturmayı iki askeri savcı yürütüyordu, Ahmet Zeki Üçok ve yardımcısı Mehmet Çelik. Zeki Üçok, Mehmet Çelik'in Konya'da karıştığı silahlı bir  tehdit olayını soruşturan Konya sivil savcısına, Çelik yerine başka birisinin fotoğrafını gönderince tehdit edilen şikayetçiler Çelik hakkındaki şikayetlerinden vazgeçtiler. Birbirlerini aklamak için yaptıkları bu inanılmaz evrak sahteciliği soruşturma sürecinde ortaya çıkan diğer tuhaf gelişmeleri de gayet iyi açıklıyor aslında. Bu tuhaflıklar sürecinin sonunda Zeki Üçok adi bir çete suçundan şu an cezaevinde. Yardımcısı Mehmet Çelik de aynı soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı.

Sahte çürük raporu soruşturması kapsamında Binbaşı Mehmet Çelik, ifadeye çağırıldı. Askeri Savcı Albay Ahmet Zeki Üçok'un da tutuklandığı soruşturma kapsamında ifadeye çağrılan Çelik, tanıdık bir isim çıktı. Hakkında bir çok iddia bulunan Çelik, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde yürütülen 'Karargah Evleri' soruşturması kapsamında Kayseri'de 3 askeri görevliyi kanun dışı olarak hipnozla sorguladıkları iddia edilen savcılardan biri. Son dönemde mal varlığında ciddi bir artış olduğu basına yansıyan Çelik, MİT Başkanı Emre Taner'i de ifadeye çağırmıştı. Sahte çürük raporu soruşturması kapsamında bir çok sanatçının bilgisine başvuran soruşturma savcısı Hikmet Usta, Binbaşı Mehmet Çelik'i de şüpheli olarak ifadeye çağırdı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcısı olduğu dönemde hakkındaki iddialar nedeniyle 'kızak' görev olarak nitelendirilen Askeri Yargıtay Tetkik Hakimliği'ne atanan Çelik'in örgüt üyeliğinden sorgulanacağı öğrenildi. Geçtiğimiz Cuma günü ifadeye gelmesi beklenen Çelik'in rapor aldığı gerekçesiyle adliyeye gelmediği kaydedildi. Çelik'in önümüzdeki günlerde adliyeye gelmesi bekleniyor.

Temiz savcılar yasal sorgulama yapar diğerleri yasadışı • Mehmet Çelik'in kamuoyu tarafından tanınan bir isim olduğu ortaya çıktı. Çelik'in ismi Kayseri'de 3 astsubayın yasa dışı olarak hipnozla sorgulanmaları olayı ve malvarlığı tartışması ile gündeme gelmişti. Kayseri 2. Hava İkmal Komutanlığı'nda, Karargah Evleri soruşturması kapsamında tutuklanan Albay Cengiz Köylü için para yardımı toplanmasına dair sözlü emri yazılı hale getirdikleri iddiasıyla haklarında dava açılan bazı astsubaylara yönelik soruşturmayı yürüten Çelik'in Albay Ahmet Zeki Üçok ile birlikte hipnozla ifade aldıkları iddia edilmişti. Günlerce gözaltında tutulan ve aileleriyle görüştürülmeyen astsubaylardan Ali Balta, gözaltı sürecinde yaşadığı kanun dışı uygulamaları hakime şöyle anlatmıştı: "Emekli yarbay olduğunu söyleyen sivil giyimli 1.70-1.80 boylarında, göbekli, beyaz saçlı bir şahıs birkaç kez geceleri yanıma gelerek bana hipnoz yöntemi uygulamıştı. Ben bu işlemin neticesinde 11 Mart 2009 tarihinde bu şekilde ifade vermiş olabilirim. O ifadeyi nasıl verdiğimi hatırlamıyorum. Dolayısıyla içeriğini de kabul etmiyorum."

İşçi Partisi'nce kurulan örgütün soruşturulmasına İşçi Partili Bilirkişi! • Soruşturmada askeri savcıların bilirkişi olarak İşçi Partisi'nden milletvekili adayı olan Sami Toprak`ı atadıkları ortaya çıkmıştı. Balta'ya hipnoz yaptığı iddia edilen kişinin ise İzmir Hava Teknik Okulu'nda milli güvenlik dersine giren emekli Yarbay Gürol Doğan olduğu belirtilmişti. Mağdur astsubaylar Ali Balta, İsmail Dağ ve Orhan Güleç'in şikayetçi olması üzerine de emekli yarbay Doğan tutuklanmıştı.

Cüretkarlığa pes: Birbirini aklamak için evrak sahteciliği! • İddialara göre Mehmet Çelik, Konya'nın Yunak İlçesi'nde katıldığı bir düğünde silahını çekerek çevredekileri tehdit etti. Bunun üzerine düğüne katılanlar Çelik hakkında suç duyurusunda bulundu. Dosyayı inceleyen Konya Yunak Cumhuriyet Savcılığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı'na 13 Kasım 2008 tarihinde bir yazı yazarak Çelik`in fotoğrafını istedi. Albay Ahmet Zeki Üçok, 16 Aralık 2008`de Yunak Cumhuriyet Başsavcılığı'na cevap yazısı gönderdi. Ancak cevap yazısında ilginç bir fotoğraf hilesi yapıldı. Üçok, Mehmet Çelik diye aynı birimde çalışan ve olaylardan haberi olmayan üsteğmen Özgür Tüfekçi'nin fotoğrafını belgeye yapıştırıp Konya`ya gönderdi. Çelik hakkında şikayette bulunan kişiler de silahla tehdit eden kişinin fotoğraftaki kişi olmadığını beyan edince soruşturma kapatıldı.

Organize işler: 90 konutluk arsa 420 konuta çıkarıldı • Üç yıl içinde milyonluk servete ulaştığı öne sürülen Mehmet Çelik'in Çankaya'da 90 konutluk arsasının Çankaya Belediyesi tarafından 420 konuta çıkarıldığı ileri sürüldü. İddialara göre, 14 Mart 2007'de aldığı 43 bin 812 metre karelik arsa tapu kayıtlarında 416 milyar lira görünüyor. Çelik'in araziyi almasından iki ay sonra Çankaya Belediyesi, 18 Mayıs 2007'de Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne imar değişikliğiyle ilgili talepte bulundu. Daha önce aynı meclisten geçen 'maksimum 90 adet konut' kararının değiştirilerek 420 konuta çıkarılmasını istedi. Ankara Büyükşehir Belediyesi de gelen başvuruyu iki ayrı tarihte verdiği kararla onayladı. Büyükşehir Belediyesi, imar değişikliğinin onaylanacağını ancak bazı eksikliklerin tamamlanmasını istedi. Eksiklerin tamamlanmasıyla arsaya imar izni verildi. Çankaya Belediye Meclis Başkanlığı da 27 Aralık 2007'de hazırladığı 'İmar Komisyonu Raporu'yla daha önce 'maksimum 90 adet konut yapılır' dediği arsaya 420 konutluk imar izni verdi. Çankaya Belediyesi'nden bir avukatın jandarmaya gönderdiği ifade edilen bir ihbar mektubunda da iddiaya göre, belediyenin, 40 milyon TL değerindeki üç ayrı arsayı Ahmet Zeki Üçok ve Mehmet Çelik'e 11 milyon 300 bin TL karşılığında vermek istediği anlatıldı.

MİT Başkanı Taner'i ifadeye çağırma cüretkarlığı Genelkurmay'ı kızdırdı • Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda bazı askerlerin İşçi Partisi ile irtibatını ortaya çıkaran Karargah Evleri soruşturmasını yürüten savcılardan Çelik, Karargah Evleri yapılanmasını ortaya çıkararak Genelkurmay Başkanlığı'na ileten MİT Müsteşarı Emre Taner'i resmi yazı ile ifadeye çağırmıştı. Çelik'in imzasını taşıyan resmi yazının MİT Müsteşarlığı'na ulaşması üzerine Emre Taner, olayı Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı'na iletti. MİT Müsteşarlığı'nın ilk kez karşılaştığı bu durumun Genelkurmay ile MİT arasında bir soruna yol açmaması düşüncesiyle Çelik'in Karargah Evleri soruşturmasından alınarak Askeri Tetkik Hakimliği görevine atandığı duyuruldu.

Kayısı zengini • Yeni Şafak Gazetesi yazarı İbrahim Karagül'ün köşesinde yazdığı bilgilere göre hakkındaki iddialara cevap veren Çelik'in, "Mal varlığım dahil veremeyeceğim hiçbir hesap yok. Sahip olduklarımı gizlemek istesem, mal beyanına yazar mıydım? Ben aileden zengin biriyim. Yıllık 400 bin lira ailemden gelirim var. Bu miktar kayısı üretiminden geliyor. Mesela 400 bin liraya sattığım arsayı 2005'te 35 bin liraya almıştım. İmar değişti fiyatı arttı." dedi. (Cihan)

Karargah Evleri soruşturması askerlerce örtbas ediliyor • Doğu Perinçek'in İşçi Partisi'nce Ergenekon'un TSK'ya sızması için yürütülen çok gizli 'Karargah Evleri' yapılanmasına yönelik askeri soruşturma, ortaya çıkan çok sayıda delile rağmen inanılmaz şekilde örtbas edilmeye çalışılıyor. Karargah Evleri soruşturmasını saptırmak dikkatleri başka tarafa çekmek için diğer taraftan da Kurmay Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzalı Komplo Belgesi'nde de açıkça belirtildiği gibi 'Işık Evleri' soruşturması oluşturulmaya, hipnozlu ve işkenceli sorgularla suçlu yaratılmaya çalışılıyor. Bu amaçla Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi Komutanlığı'nda görevli üç astsubayın ifadeleri işkence ve hipnoz yapılarak alınmaya çalışılmış, ancak subayların ailelerinin ve avukatlarının ısrarlı takibi sonucu bu komplo ortaya çıkarılmıştı. Hipnozlu sorguya katılmaktan dolayı emekli yarbay Gürol Doğan 12 yıllık ağır hapis cezası istemiyle kısa süre önce yargılanmaya başladı. Islak imzalı komplo belgesindeki şu satırlar konuyu gayet net açıklıyor aslında: "Askeri suç kapsamında yapılacak FG cemaatine ait 'Işık Evleri' baskınlarında, silahlı terör örgütü oluşturmak doğrultusunda; silah, mühimmat, plan vb. materyal bulunması sağlanarak, FG grubu "Silahlı Terör Örgütü" "Fethullahçı Silahlı Terör Örgütü", (FSTÖ) kapsamına aldırılacak ve soruşturmalar askeri yargı kapsamında yürütülecektir." Karargah Evleri soruşturmasını yürütüyor gibi yapıp yıllardır savsaklayan askeri savcılara yönelik bazıları mahkemelere konu olmuş inanılmaz evrak sahteciliği ve diğer suçlamalar da TSK içinde yapılandırılmaya çalışılan Karargah Evleri'nin çok derinlere nüfuz ettiğini düşündürüyor.

Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması

Abdullah Harun, (02 Şubat 2010, 17:10)

Abdi İpekçiMehmet Ali Ağcaİpekçi suikast dosyası tekrar açılsın
Hukukçular, suikastin 31. yıldönümünde, dönemin askeri savcısı ve emniyet müdürünün yeni açıklamalarının ‘İpekçi Cinayeti’ dosyasının yeniden açılması için yeterli olacağını belirtiyorlar. Tasarlayarak ve bulgulara göre örgütlü bir cinayet sonucu Gazeteci yazar Abdi İpekçi öldürüldü. Cinayeti işleyen katil Ağca ise geçenlerde tahliye oldu ve bazı kesimlerce medyatik gösterilmeye ve adeta sanki bir insanı öldüren o değilmiş gibi kahramanlaştırılmaya çalışıldı. Masum insanların öldürüldüğü katillerin ise hapis cezası sonucu serbest bırakıldığı ve adeta ödüllendirildiği bir durumun oluşması kamuoyu vicdanını müthiş yaraladı. Hukuk sanki anlamını yitirdi. Bu durumu dile getiren hukukçular bir cinayetin yeterince cezalandırılmaması tehlikesine dikkat çekerek savcıları soruşturmayı yeniden açmaya çağırdı.

Milliyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi’nin babasının dosyasının yeniden açılması yönündeki çağrısını değerlendiren hukukçular, dönemin yöneticilerinin son dönemdeki açıklamalarının ardından İpekçi suikast dosyasının yeniden açılabileceğini söyledi.

Bireysel olmadığı açık. Örgütsel suç yorumu yapılabilir • Eski DGM Savcısı Mete Göktürk: Meczup bir adam çıkıp İpekçi’yi öldürecek, ‘bireysel eylem’ diyecek. Tutarsız ifadeler verecek, esrarengiz bir şekilde askeri cezaevinden kaçırılacak. Bunlar mümkün şeyler değil. Ergenekon yapılanması dünkü, bugünkü yapılanma değil. 1950’lerden bu yana süre gelen, glaydodan başlayan bir örgütlenmenin değişime uğrayıp, suç örgütü haline gelmiş şekli. Ergenekon savcıları yapılan açıklamaları değerlendirerek İpekçi dosyasını yeniden açabilir.

Savcılık soruşturma açabilir • Avukat Kazım Berzeg: Yeniden tahkikat yapılması mümkün. Açıklamalardan sonra savcılık dosyayı incelemeyi talep edebilir. Ya bunu savcılık kamu adına yapar ya da İpekçi Ailesi ihbarda bulunabilir. Savcılık isterse konuyu inceler.

Darbeye zemin iddiası araştırılır • Prof. Hüseyin Hatemi: Özel yetkili savcılar konuyla ilgili talepte bulunabilirler. Ağca ya da bu işin azmettirenleri ceza almaz, ama bugün yargılananlar arasında bir bağ tespit edilirse onlar ceza alırlar. Zaten şimdiki açıklamalardan da anlaşılıyor ki İpekçi suikasti de 12 Eylül darbesine zemin hazırlamak içinmiş. Bu konu araştırılabilir.

TBMM’de komisyon kurulur • Yargıtay E. Savcısı Ahmet Gündel: Meclis’te araştırma komisyonu kurularak araştırılabilir. Ergenekon dosyasında araştırılacağını sanmıyorum. Ama soruşturmanın bir ucu Madımak’a kadar gittiğine göre pekala oraya kadar da gidebilir.

‘Bu kanlı gömlekten bir çok çocukta var’ • 31. yıl önce öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi babasının kanlı gömleği ile canlı yayına çıktı. NTV’de “Abdi İpekçi 12 Eylül darbesi için öldürüldü” diyen dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’e basanının kanlı gömleğini gösteren Nükhet İpekçi, ‘yüzleşme’ çağrısı yaptı. İpekçi şunları söyledi: “Ben 31 yıldır babamın bu kanlı gömleğine sarılarak yaşıyorum. Aynı gömlekleri taşıyan bir çok çocuk varsa ve bazılarına bu gömlek bile verilemiyorsa, şu kurumun bu kurumun itibarının zedelenmesini görecek halimiz yok. Mehmet Ali Ağca’nın cezaevi çıkışında kalabalık tarafından karşılanması babamın çok kişi tarafından öldürüldüğünü hissettiriyor. Kurumları kollamak adına gizli hiçbir şey kalmamalı. Bu hepimizin hikayesi bize somut, net bir şeyler gerekiyor. Duyuyoruz ki bu kurumlar son zamanlarda çok zedelenmiş, daha ne kadar zedelenecek. Adları soyadları, nasıl kullanıldılar, niye kullandılar. Zor olan yüzleşmeyi birlikte yapmalıyız. Bir dönem Türkiye’de şöyle olaylar olmuştur ve bitmiştir diye tarih kitaplarında anlatılabilmeli.” Eski bakan Güneş ise, Ağca’ya tetiği çektirenler ile cezaevinden kaçıranların bağlantılı olduğuna dikkat çekti.

Aydınlatılabilir biz inanıyoruz • Abdi İpekçi, ölümünün 31. yılında Zincirlikuyu’daki mezarı başında eşi Sibel İpekçi, kızı Nükhet İpekçi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç ile çok sayıda gazetecinin katıldığı törenle anıldı. Törene katılanlar şu mesajları verdi: Sibel İpekçi (İpekçi’nin eşi): Aradan 30 yıl da geçse, bu cinayet aydınlatılmalı. İzzet Sedes (İpekçi’nin çok yakın arkadaşı): Ağca mı öldürdü? Mühim olan arkada kim vardı. Şeyma Sedes (aile dostu): Ümit ediyorum hala bir gün biri çıkacak ve bu cinayetin arkasındaki sebeplerini çıkarıp açıklayabilecek. Melek Beler (Sekreteri): Bazı kişi ve kurumların çıkarlarına dokunduğu için Abdi Bey ortadan kaldırıldı. Bunları deşifre edebilmeyi göze almak lazım. Yılmaz Canel (Arkadaşı): Abdi bey, öldürülmedi, imha edildi. Cinayeti çözecek hem adli hem polisiye bir kadro oluşturulmalı. Sedat Ergin (Hürriyet): Gerçek bir hukuk devleti istiyorsak geçen 30 yılın tarihini, bu cinayetlerin üzerine sinmiş olan karanlık perdeyi aydınlatmalıyız. (Star)

Abdi İpekçi cinayetiyle ilgili manşetlerimiz

(02 Şubat 2010, 16:43)

Şok Meclis Raporu: Terör ve kışkırtmalar Özel Harp'in işi
Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’ndaki kozmik oda aramasıyla başlayan tartışma üzerine TBMM Araştırma Merkezi de şok bir 'kontrgerilla' raporu hazırladı. Meclis uzmanlarının araştırması, 'Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı' başlığıyla milletvekillerine kaynak olarak sunuldu. Raporda Türkiye'yi geçmiş yıllarda sarsan çok sayıda terör ve kışkırtma olaylarının Özel Harp Dairesi'nin işi olduğu iddia ediliyor: 6-7 Eylül. 23 Eylül 1969’da Taylan Özgür’ün öldürülmesi. 13 Nisan 1970’de tabip yedek subay Necdet Güçlü’nün öldürülmesi. 27 Kasım 1970’de Kültür Sarayı’nın yakılması. Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü Kızıldere operasyonu. 1 Mayıs 1977 Taksim olayları. 29 Mayıs 1977 İzmir-Çiğli’de Bülent Ecevit’e suikast girişimi. 1977 yılında darbe girişimi. 24 Mart 1977’de Savcı Doğan Öz’ün öldürülmesi. 16 Mart 1978 katliamı. Mehmet Ali Ağca’nın askeri cezaevinden kaçırılması.

Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’ndaki kozmik oda aramasıyla başlayan tartışma üzerine TBMM Araştırma Merkezi de bir “kontrgerilla” raporu hazırladı. Meclis uzmanlarının araştırması, “Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı” başlığıyla milletvekillerine kaynak olarak sunuldu. Raporun girişinde, “NATO’ya üyeliği kabul edilen Türkiye’de de 1952 yılında Seferberlik Tetkik Kurulu (STK) adıyla gizli bir teşkilat kurulmuştur. 1961 Anayasası ile beraber ülkede meydana gelen değişiklikler karşısında yeniden düzenlenerek Özel Harp Dairesi’ne (ÖHD) dönüştürülmüştür” denildi.

Şok Kontrgerilla raporundan bazı bölümler şöyle:

• 1990’lara gelirken komünizm tehditleri yerini ABD için radikal İslam’a, Türkiye içinse radikal İslam’la beraber bölücü teröre bırakmıştır. Buna paralel olarak dairenin adı Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olarak değiştirilmiştir. STK dönemi (1952?1965). ÖHD dönemi (1965?1991). ÖKK (1991-..)

• Kontrgerilla örgütleri ABD’nin desteğiyle sosyal, ekonomik, politik, kültürel yapıya ve halkın bilinç düzeyine göre asıl amacı dışında çeşitli işlevleri yürütmektedir. Sosyal uyanışı ve bilinçlenmeyi geciktirici önlemler almaktadır. Yerli işbirlikçi ağını yaygınlaştırmakta, gerektiğinde terör ve siyasi cinayetlerle askeri darbelere ortam hazırlamaktadır.

• ÖHD’nin karıştığı iddia edilen olaylar: 6-7 Eylül. 23 Eylül 1969’da Taylan Özgür’ün öldürülmesi. 13 Nisan 1970’de tabip yedek subay Necdet Güçlü’nün öldürülmesi. 27 Kasım 1970’de Kültür Sarayı’nın yakılması. Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü Kızıldere operasyonu. 1 Mayıs 1977 Taksim olayları. 29 Mayıs 1977 İzmir-Çiğli’de Bülent Ecevit’e suikast girişimi. 1977 yılında darbe girişimi. 24 Mart 1977’de Savcı Doğan Öz’ün öldürülmesi. 16 Mart 1978 katliamı. Mehmet Ali Ağca’nın askeri cezaevinden kaçırılması. (Hürriyet, 23 Ocak 2010)

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz | Özel Harp Dairesi sayfamız

(31 Ocak 2010, 16:40)

Saldıray BerkFLAŞ!!! Erzincan'da darbe girişimi: Askerlerin gövde gösterisi
Erzincan Komplosu’na yönelik operasyonun tepe noktasına ulaşma korkusu, Erzincan’da Kışla’da kalkışmaya ve 2'nci Sincan olayının yaşanmasına neden oldu. 3. Ordu Komutanlığı’na ait ağır silah ve toplarla donatılmış 30 araç, Kışla’dan çıkarak Erzincan şehir merkezine yöneldi. Araçlar şehir merkezinde tur atarken, vatandaşlar şaşkın bakışlarla ne olduğunu anlamaya çalıştı. Araçlar daha sonra Saldıray Berk’in de isminin geçtiği Komplo Operasyonu’nun yürütüldüğü Erzurum’a döndü. Ağır silahlarla donatılmış konvoy Erzurum istikametine ilerledikten sonra geri dönüş yaparak tekrar Erzincan şehir merkezine girdi. Merkezde boy gösteren araçlar yeniden 3. Ordu Komutanlığı’na döndü. Gözler AK Parti'nin ne yapacağında.. İddialara göre bu yolla hükümetin tepkisi ölçülüyor. Hükümet bu hareketleri eğer sineye çekerse daha büyüğünün geleceği bildiriliyor. Şehir merkezine giren askeri araçların 3. Ordu komutanı Saldıray Berk'in emrinde olduğuna dikkat çeken kaynaklar, dün Erzurum Savcılığı'nca Kahramanmaraş ve Eskişehir'de iki subayın gözaltına alınmasını ve 17 Aralık'tan beri Berk'in ifadesinin alınamadığını da hatırlatarak şehir merkezine askeri araç girişinin ciddi bir gözdağı ve askeri kalkışma olduğuna şüphe olmadığını vurguluyorlar.

Erzincan Komplosu’na yönelik operasyonun tepe noktasına ulaşma korkusu, Erzincan’da Kışla’da kalkışmaya neden oldu. Savcının ifadeye çağırmasına rağmen gitmeyen Org. Saldıray Berk, dün Albay seviyesinde gözaltı olunca Kışla’dan Sivil Hayata intikal yaptırdı. Albay Dursun Çiçek imzalı darbe andıcının Erzincan’da uygulanmaya konması olayında ismi geçen 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’ten soruşturma savcısına gözdağı. Erzincan’daki komploda ismi geçen bir başka isim Eskişehir Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu’nun gözaltına alınarak Erzurum’a götürüldüğü gün, Erzincan'da 3. Ordu Komutanlığı’na bağlı ağır silah ve toplarla donatılmış 30 askeri araç, kışladan çıkarak Erzincan şehir merkezine yöneldi. Araçlar şehir merkezinde tur atarken, vatandaşlar şaşkın bakışlarla ne olduğunu anlamaya çalıştı. Araçlar daha sonra yönünü Saldıray Berk’in de kapsamında olduğu Komplo Operasyonu’nun yürütüldüğü Erzurum’a döndü. Ağır silahlarla donatılmış askeri konvoy Erzurum istikametine ilerledikten sonra geri dönüş yaparak tekrar Erzincan şehir merkezine girdi. Merkezde boy gösteren araçlar yeniden 3. Ordu Komutanlığı’na döndü.

Komutanlığa Ergenekon tablosu astıran Berk, Erzurum Savcısına ifade vermeyi de reddetmişti • 3. Ordu Komutanlığı’nın girişine Ergenekon tablosu asan Orgeneral Saldıray Berk, MİT ve askeri istihbaratçıların tutuklandığı Erzincan’daki Ergenekon soruşturmasını yürüten Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal tarafından ifadeye çağrılmış, ancak Berk ifade vermeyi reddetmişti.

Topçu birlikleriyle balans ayarı yapmaya kalkıştı • Albay Dursun Çiçek imzalı komplo belgesinin uygulamaya konulduğu Erzincan'daki soruşturma genişliyor. Daha önce Erzincan'da görev yapan Eskişehir Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, Recep Tayyip Erdoğandün makam odasında gözaltına alınarak savcı Şanal tarafından sorgulanmak üzere Erzurum'a gönderildi. Gençoğlu'nun Erzurum'a getirildiği gün soruşturmada adı geçen Org. Berk'in kendisine bağlı topçu birlikleriyle gövde gösterisi yapması oldukça dikkat çekti. Bu tuhaf girişim akıllara 28 Şubat'taki balans ayarını getirdi.

Gözler Ak Parti'nin nasıl tepki vereceğinde?..

O zaman 'Balans Ayarı' şimdi 'Kar denetimi 'Refahyol Hükümeti’nin devrildiği 28 Şubat Süreci’nde 4 Şubat sabahı Erdal Ceylanoğlu Paşa’nın talimatıyla tanklar Sincan’da yürütülmüştü. Gazetecilere önceden haber verilmiş ve Sabah Gazetesi muhabirlerinin Ankara’ya oldukça uzak noktada olan Sincan’da tankları görüntülemesi sağlanmıştı. Ancak Hürriyet Gazetesi muhabirinin hatası nedeniyle tankları çekemeyince, telefon trafiği yaşanmış ve tanklar ikinci kez yürütülmüştü. Olay tarihe 'Demokrasiye Balans Ayarı' olarak geçti. Şimdi ise sıkışan Saldıray Berk Paşa, Talat Aydemir’i hatırlatan bir çıkışla Erzurum Savcısı Osman Şanal’a balans ayarı yapmaya kalkıştı. Önce Komplo’nun merkezi Erzincan’da yürütülen araçlar sonra Savcı Şanal’ın bulunduğu Erzurum istikametine çevrildi. Olayı yine bütün gazeteciler görüntüledi. Sincan olayına sessiz kalan Refahyol Hükümeti balans ayarının altında kalmıştı. Şimdi gözler AK Parti'nin ne yapacağında.. İddialara göre hükümetin tepkisi ölçülüyor. Hükümet bu hareketleri eğer sineye çekerse daha büyüğünün geleceği bildiriliyor.

Başbuğ sahip çıkmıştı • Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 17 Aralık'ta Trabzon'da Oruç Reis Fırkateyni'nde yaptığı sert konuşmada, Savcı Osman Şanal tarafından ifadeye çağrılan 3. Ordu Komutanı Berk'e sahip çıkmıştı. Başbuğ'un konuşma yaptığı savaş gemisinde Org. Berk de hazır bulunmuştu. Başbuğ'un sert konuşması, Ergenekon kapsamında Erzincan'daki komplo soruşturmasını yürüten Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal'a mesaj olarak yorumlanmıştı. Saldıray Berk savcı Şanal'ın çağrısına rağmen ifade vermeye gitmemişti. (Aktifhaber)

Erzincan'da savcı İlhan Cihaner ve Jandarma'nın 'ıslak imza' operasyonları

FLAŞ!!! Erzurum Savcısından, 3. Ordu Komutanı'na davet | 3. Ordu Komutanı savcıya ifade vermeyi reddetti

(28 Ocak 2010, 17:08)

ERGENEKON DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!..
Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar önemli değil.

Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren, silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah, dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır bölen ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları sürece unutamayacakları tarifsiz evlat acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye zarar veremez!

Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz. Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz! Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin. Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve bilgilerde!..

Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?

Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve kolaylıklar dileriz.


Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)

Kontrgerilla, Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye Ediliyor?
Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle böyledir. Bizce buna en büyük delil, Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı brifingindeki açıklamasıdır:..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist değildir. Din devrimine de karşıdır...Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü, dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler, yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı Şemdinli olayı subayları buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik  Deliller  sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan  Ö.H.Dairesi  sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki güncel haberleri aktaran  Manşetlerimiz  sayfamızı ve tabi  forum  bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.

Ergenekon soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve “daha ileriye gitmeyin” demektedir. Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Bülent Ecevit'in, “Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli tertiplerden duyduğu korku” , bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye haykırırken dile getirdiği: “Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz.” sözleri de diğer bir net açıklamadır.

Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir, güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte, halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim. Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu amaçtan sapmayan, ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan, darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100 yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı? Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek nesillere kalmadan bizler de görürüz!..

Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008), son güncelleme: (13 Ekim 2008)


Kontrgerilla, Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası, siyasi terör Komando - 4.51kB olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler, Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri... Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler oluyor, ama ne ?.. 

1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun şekilde gündemimize soktu. Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri, ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?.. 

Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz. 

Bizi izlemeye devam edin...

Abdullah Harun
13 Ağustos 2001

En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir. Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde uyumludur.