FLAŞ!!!
Yeni ses kaydı: Askeri hakimden şok itiraflar Albay Çiçek'in evini arayan ve eşi temizlik ekibinde yer alan Dz.
Ask. Hk. Yzb. İ.Volkan Şahin'e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı
internete düştü. Hakim Yüzbaşı Şahin, ses kaydında Çiçek'in evini
göstermelik aradığını itiraf ediyor.
Askeri yargının bağımsız olmadığı, İrtica ile mücadele eylem planını
ortaya çıkaran ihbar mektubunun ardından bir kez daha gündeme geldi.
Komplo belgesinin altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'in
soruşturmasındaki eksiklikler ve görevli askeri hakimlerin emir komuta
zinciri içerisinde görevlerini nasıl yaptıklarına ilişkin yeni bir ses
kaydı daha yayınlandı. Ses kaydında Albay Dursun Çiçek'in evinde arama
yapan Dz. Ask. Hk. Yzb. İ.Volkan Şahin, aramaya ciddiyet kazandırmak
için içeride 6.5 saat kaldığını, bu süre içerisinde yeme ve içmeyle
meşgul olduğunu itiraf ediyor. İşte o ifadeler: "Evindeki aramayı
yaptım, aramayı başlattım saat 11:00, bitirdim saat 17:20'de. Bizim
memur da diyor ki efendim bu kadar uzun sürmeyecekti. Yaa yedik içtik.
Açıklama yaparken, '6.5 saat aradık. Onun adamını.." İ.Volkan Şahin'in,
'O' dediği kişinin kim olduğu, arama emrini kimden aldığı ise merak
ediliyor. (Habervaktim)
Gönderilen mailde ve ses kaydının yer aldığı videoda ise şu açıklayıcı
ifadelere yer verilmiş:
Kamuoyunun dikkatine; “İrtica ile mücadele eylem planı’nın aslını
içeren ihbar mektubu, askeri yargının bağımsız ve tarafsız olmada
zorlandığı gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. Askeri mahkemelerin emir
komuta zinciri altında hareket etmeleri nedeniyle hukuku uygulamada ve
usulüne uygun soruşturma yapmada zorlandıklarını gösterdi. İhbar
mektubundaki en önemli konulardan birisi de Dz. Kur. KD. ALB Dursun
Çiçek'in ev ve işyerinin göstermelik bir şekilde aranması, kullandığı
bilgisayarların bilgiler bir daha geri getirilemeyecek şekilde
temizlenmiş olmasıdır. Genelkurmay Başkanlığı tarafından Dursun Çiçek'in
evini aramakla görevlendirilen kişi Dz. As. Hak. Yzb. İ. Volkan
Şahin'dir. Volkan şahin ev aramasını yapmazken, ne kadar ilginçtir ki
eşi Dz. Ütğm. Berrin Şahin de bilgisayarları temizleyip delilleri yok
eden ekipte yer almıştır. Güçlü bir Türkiye, hukukun üstünlüğü ve
adaletin tecellisi adına Dz. As. Hak. Yzb. İ. Volkan Şahin’in, Dz. Kur.
Kd. Alb. Dursun Çiçek’in evinde, nasıl göstermelik bir arama yaptığını
daha doğrusu arama yapmadığını kendi sesinden kamuoyuyla paylaşıyorum.
Saygılarımla. (Haber7)
Skandalın
patlamasına yol açan Avukattan bir istek daha Fotokopisinin Haziran ayında bürosunda ele geçirilmesiyle 'Komplo
Belgesi' skandalının patlamasına yol açan Ergenekon tutuklusu avukat
Serdar Öztürk, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin,
Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı ve 3 savcı hakkında HSYK'ya şikayette
bulundu, Başbakan Erdoğan'ı da eleştirdi. Bürosunda belgenin bulunmasını
açıklamak yerine sürekli başkalarını suçlamaya devam eden Öztürk, Engin,
Çolakkadı ve 3 savcı hakkında, orjinal belge daha kamuoyuna yansımadan
gizli olmasına rağmen Başbakan'a bildirmekle suçlayarak, 'görevini
kötüye kullanmak', 'göreve ilişkin sırrı açıklamak' ve 'soruşturmanın
gizliliğini ihlal etmek' suçlarından dava açılması için Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) şikayette bulundu.
Öztürk dilekçesinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 25 Ekim
tarihinde Pakistan ziyareti öncesinde gazetecilere yaptığı ve
televizyonlarda yayınlanan açıklamasında söz konusu belgedeki ıslak
imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu yönünde Adli Tıp Kurumunca rapor
verildiğini söylediğini belirtti. Dilekçesinde, soruşturmayı yürüten ve
üzerinde gizlilik kararı bulunması nedeniyle müdafilere bile ifade
tutanakları dahi verilmediği bir soruşturmada, yasaya aykırı olarak
yürütme erkine bilgi verildiğinin ortaya çıktığını ileri süren Öztürk,
yargı erkinin yürütmeden bağımsız olduğunu, mahkemeler ya da Cumhuriyet
savcılıklarının başbakan ya da adalet bakanına bağlı
bulunmadığını kaydetti. İstanbul Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı,
soruşturmayı yürüten savcılar Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Fikret
Seçen'in, üzerinde gizlilik kararı olan soruşturma hakkında CMK'nın 157.
maddesine aykırı bir şekilde yürütme erkine bilgi verdiklerini ileri
süren Öztürk, dilekçesinde bu eylemleri ile ''göreve ilişkin sırrın
açıklanması'' ve ''soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek'' suçlarını
işlediklerini öne sürdü. Serdar Öztürk, dilekçesinde, soruşturmanın
CMK'ya uygun olarak yürütülmesini sağlamak ve denetlemekle görevli olan
Aykut Cengiz Engin'in ise görevini yerine getirmeyerek, ''görevini
kötüye kullanmak'' suçunu işlediğini, böylece savcılar tarafından birden
fazla usulsüz işlem yapılmasına neden olduğunu iddia etti. Öztürk,
dilekçesinde, HSYK tarafından bu kişiler hakkında gerekli araştırma ve
incelemenin yaptırılarak haklarında Yargıtay 4. Ceza Dairesinde, ceza
davası açılmasını istedi.
Başbakan'a açık mektup: Belgeyi gerçek grafologlara incelettir sahte
olduğu ortaya çıkacaktır • Öte yandan, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'a açık mektup gönderen Öztürk, ıslak imza içerdiği iddia
edilerek Beşiktaş'taki İstanbul Cumhuriyet Savcılığına gönderilen
''İrtica ile Mücadele Eylem Planı''nın teknolojik imkanlar kullanılarak
üretilmiş başka bir sahte belge olduğunu iddia etti. Öztürk mektubunda,
Başbakan Erdoğan'dan bu belge aslının gerçek grafologlardan oluşan bir
kurulca, savcı Zekeriya Öz, askeri savcı ve jandarma kriminal
uzmanlarının sadece gözlemci olarak katılımıyla incelemesinin
yapılmasının sağlamasını istedi. Serdar Öztürk, belirttiği ayrıntılı
incelemenin sivil uzmanlar tarafından oluşturulan kurulca yapılması
durumunda belgenin sahte olduğunun görüleceğini savundu. (AA)
Belgeyi Türkiye'nin gündemine sokan avukatın telaşı • Öztürk belgenin ofisinde bulunması üzerine oraya polis
tarafından yerleştirildiğini iddia etmiş, aramaların saniye saniye polis
kamerasıyla kaydedildiğinin ve aramalarda bulunan üç avukatının arama
tutanaklarını imzaladığının ortaya çıkması üzerine bu iddiasından
vazgeçmek zorunda kalmıştı. Öztürk'ün şovları bununla bitmemiş,
gözaltına alındığında Cumhurbaşkanı Sezer tarafından yıllar önce
kendisine verilmiş olan üstün hizmet madalyasını avukatı aracılığıyla
Cumhurbaşkanı Gül'e iade etmek istemiş, ayrıca kendisini sivil değil
askeri savcıların sorgulamasını isteyerek bürosunda ele geçen harddiski
avukatları aracılığıyla askeri savcılığa teslim etmişti. Gözaltına
alındığının ertesi günü bürosunda bulunan belgelere itiraz etmiş ve
hakim huzurunda belgeleri, güya parmak izi bırakmamak için eldiven
giyerek incelemeye çalışmıştı. Daha sonraki süreçte belgenin polis
tarafından konulduğu iddiasından vazgeçen Öztürk, bu kez belgenin polis
ve Ergenekon savcılarınca Taraf gazetesine sızdırıldığını iddia etmeye
başlayarak bu görevliler hakkında HSYK'ya suç duyurusu yapmış, bununla
da hızını alamayarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na da ayrıca suç
duyurusu yapmıştı. Suç duyurularının hiçbirisinden sonuç çıkmayan Öztürk
pes etmemiş ve üstün hizmet madalyasını hakedecek kadar gayretli
olduğunu gösterecek şekilde çok geçmeden tekrar piyasaya çıkmış ve suç duyurusu
şovlarına devam ederek bu kez, bürosuna belgeyi sokaktan geçen sabıkalı
birisinin koyduğunu iddia etmiş, bu kişinin de telefon kayıtları
incelenerek bulunması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. 'Üstün
hizmet'çinin son isteği ise ıslak imzanın gerçek olamayacağını
ima ederek belgenin aslı ve ihbar mektubunun incelenmesi için
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na gönderilmesini talep etmek
olmuştu: 'Dursun Çiçek bu işi yaptı, ortaya çıkınca her belgeyi imha etti
de bir bu belgenin aslını bıraktı, sonra da o vatansever subay bunu aldı
savcılara gönderdi öyle mi?' diyen Öztürk, buna
inanmadığını
ifade etmişti.
Emekli
Albay Uğur darbe planlarına cevap veremedi İkinci Ergenekon iddianamesinin dün yapılan 14. duruşmasında tutuklu sanıklarından emekli Albay
Hasan Atilla Uğur, darbe planlarıyla ilgili sorularda suskun kaldı.
Albay Uğur'un, aldığı emirlerin suç unsuru taşımadığını ispat etmeye
ve bir askerin üstünden aldığı emirleri sorgulamaması
gerektiğini vurgulamaya çalışması dikkat çekti. Komutanlarından hiçbir darbe içerikli ya da suç unsuru taşıyan
emir almadığını söyleyen Uğur, 'Verilen emirlerin amacı ve niyeti ast
tarafından komutana sorulamaz' dedi. Üstlerinden aldığı emirlerin suç
unsuru içermediğini iddia etmesine rağmen aldığı emirleri uygulayıp
emirlerin dışına da çıkmadığını defalarca tekrarlayan Uğur, emir
konusuyla ilgili Askeri İç Hizmet Kanunu'nun ilgili maddelerini
okuduktan sonra, 'Bunları da açıklamak zorundayım' diye konuştu. Albay Uğur, 51 sayfalık savunmasından sonra çapraz sorguya alındı.
Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün 'sağ kolu' olarak bilinen Uğur'a,
darbe planları, gazeteciler ve sendikacılarla yapılan gizli görüşmeler,
CÇG'nin faaliyetleri ve siyasi partileri yönlendirme çalışmalarına
ilişkin sorular yöneltildi. Ancak savcıların sorularına cevap vermeyi
reddeden sanık Atilla Uğur, sadece hakimlerin sorularına cevap
vereceğini belirtti. Avukatı, savcıların yönelttiği her soruya
'iddianamede geçmiyor' diyerek itiraz etti. Ancak mahkeme başkanı
itirazların çoğunu reddetti.
İkinci Ergenekon iddianamesinin tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan
Atilla Uğur, davanın dün gerçekleşen 14. duruşmasında yaptığı savunmasında hakkındaki suçlamaların tamamını
reddetti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'de görülen
duruşmada Albay Uğur, Cumhuriyet Çalışma Grubu'yla ilgili iddiaları
yalanladı, meslek hayatı boyunca 'emir-komuta' zincirinin dışına
çıkmadığını, bir astın üstünden aldığı emirleri suç unsuru taşımadıkça
sorgulamaya hakkı olmadığını savundu. Ancak darbe planları hakkında sorulan sorulara
cevap veremedi. Savcıların sorduğu soruları cevaplamayı reddeden Albay
Uğur, sadece hakimlerin sorularına cevap vereceğini belirtti.
Verilen emirlerin amacı ve niyeti ast tarafından komutana
sorulamaz • İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen
davada sanık Hasan Atilla Uğur, "Savcı Zekeriya
Öz'ün, benim aleyhimde ifade vermesi baskı yaptığı Emekli Albay Erdal Sarızeybek'in tanık olarak dinlenmesini istiyorum." dedi. İç Hizmet
Kanunu hükümlerine göre emirlere ve amirlerine mutlak itaat ederek görev
yaptığını savunan Uğur, "Emirsiz hiçbir faaliyet içinde bulunmadım. Bu
davaya dahil edilmemin sebebi, 2003 ve 2004 yıllarında Jandarma Genel
Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı'nda görev yapmış olmamdır." diye
konuştu. Komutanlarından hiçbir darbe içerikli ya da suç unsuru taşıyan
emir almadığını söyleyen Uğur, "Verilen emirlerin amacı ve niyeti ast
tarafından komutana sorulamaz." dedi. Üstlerinden aldığı emirlerin suç
unsuru içermediğini iddia etmesine rağmen aldığı emirleri uygulayıp
emirlerin dışına da çıkmadığını defalarca tekrarlayan Uğur, emir
konusuyla ilgili Askeri İç Hizmet Kanunu'nun ilgili maddelerini
okuduktan sonra, "Bunları da açıklamak zorundayım." diye konuştu.
İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan
Atilla Uğur, muvazzaflık döneminde ve emekli olduktan sonra, kendisine
mevzuatla verilen görevlerin dışında yasalar hilafına hareket etmediğini
ifade ederek, ''Devletimin atadığı bütün görevlerde yüksek bir azimle
çalıştım. Tesadüfen ben atandım. Benim yerime başkası atansaydı, şu anda
burada yargılanan o kişi olacaktı'' dedi.
Ergenekon sanığı bile Meclis'i övdü tek mücadele yeri olarak gösterdi • İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan İkinci
Ergenekon davasının dün yapılan 14. duruşmasında savunmasına devam eden
emekli Albay Hasan Atilla Uğur, ilk genel seçimlerde, nerede ve ne
şartla olursa olsun TBMM'ye gireceğini ifade ederek, ''Çünkü terörle
mücadele edebilmek için Meclis'te olmak gerekiyor'' görüşünü dile
getirdi.
İddianamedeki kendisiyle ilgili suçlamaları tek tek açıklayan Uğur,
cebir ve şiddet kullandığına dair bir emare ve delilin olmadığını
söyledi.
Silahlı isyana tahrike ait en ufak bir delilin de bulunmadığını ifade
eden Uğur, devletin emrinde görev yapan bir teşkilatın mensubu olarak,
hükümete karşı halkı silahlı isyana tahrik ettiğinin düşünülmüş
olmasının bile bütün manevi değerlerine saldırı olduğunu kaydetti.
Hasan Atilla Uğur, kendisine ait biri 7,65 milimetre, diğerleri 9
milimetre çapında olmak üzere 4 adet taşıma ruhsatlı tabancası ve bir
adet zoralımdan Jandarma Genel Komutanlığı aracılığı ile aldığı yivsiz
av tüfeği bulunduğunu belirterek, ''Terörle mücadele yıllarından kalma,
hatıra olarak sakladığım ve çoğu ek klasörlerdeki kriminal laboratuvar
kayıtlarından da anlaşılacağı üzere büyük bir kısmı oksitlenmiş, yani
paslanmış 23 adet 7,62 milimetre ve bir miktar 9,65 milimetre fişeğin
dışında hemen hepsi tabancalarıma ait fişeklerdir. Benim ruhsatı olmayan
silahım yoktur'' diye konuştu.
Kendisine aitmiş gibi gösterilen hiçbir CD ve belgeyi de kabul etmedi • Kendisinin el konulan tankları, topları, patlayıcıları ve Kaleşnikofları
olmadığını, üniversitede okuyan oğluna ait bilgisayarı, aile
fotoğrafları, ruhsatlı silahlarına el konulduğunu kaydeden Uğur,
bunların iadelerini istedi.
Kendisine aitmiş gibi gösterilen hiçbir CD ve belgeyi de kabul
etmediğini belirterek, ek klasörlerde yaptığı incelemede, ele
geçirildiği iddia edilen belgeler arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı
İstihbarat Başkanlığına ait bir raporun da bulunduğunu gördüğünü,
jandarma subayı olarak bu tür bir belgenin kendisinde bulunmasının
mantıken mümkün olmadığını ifade eden Uğur, bunların aramayı yapanlar
tarafından konulduğunu öne sürdü.
Uğur, ''Ne muvazzaflık dönemimde ne de emekli olduktan sonra bana
mevzuatla verilen görevlerin dışında ve herhangi bir şekilde, yasalar
hilafına hareket ettim. Ben, devletimin atadığı bütün görevlerde yüksek
bir azimle çalıştım. Yani atamalarda o görevlere tesadüfen ben atandım.
Benim yerime başkası atansaydı, şu anda burada yargılanan o kişi
olacaktı. Böyle tesadüfi bir örgüt oluşumunu, mantık kabul etmez. Bir
suç örgütü, devletin resmi atamaları ile oluşamaz ve bizim devletimizin
de böyle bir temayülü yoktur'' dedi.
'Uyuşturucu koyacak kadar yakın olsam çeker vururum' • 'Aydos' adlı gizli tanığın beyanlarının da doğru olmadığını belirten
Uğur, teröristleri yakalamak için yemeklerine uyuşturucu koydurttuğu
şeklindeki ifadelere dikkati çektikten sonra şunları söyledi:
''(Hasan Atilla Uğur, yüzüne tüküren gözlüklü Şehmuz kod adlı teröristin
kafasına sıkarak öldürdü) şeklinde iddiada bulunulmuştur. Sayın Başkan,
sanırım o bölgeleri bilen ve terörle mücadeleyi yaşamış bir insan
olarak, okuduklarıma siz de gülmüşsünüzdür. Teröristler hakkında
istihbari bilgi alan her güvenlik gücü komutanı, planlamasını yapar ve
operasyonunu icra eder. Sanırım üçüncü sınıf komedi filmlerinde bile
böyle bir senaryoya rastlanmaz. Teröristlerle, yemeklerine uyuşturucu
koyacak kadar yakın olsam çeker vururum. Yani çatışmaya girer ne
gerekiyorsa yaparım. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığından gelen yazıda da
bu gözlüklü Şehmuz ile yanındakinin çıkan çatışmada öldürüldüğü
belirtiliyor.''
'Gizli tanıklar Aydos ve Kıskaç, Türk adaletini yanıltıyor' • Gizli tanık 'Aydos'un Türk adaletini yanılttığını ve terörle
mücadeleye gölge düşürmek için birileri tarafından yönlendirildiğini
savunan emekli Albay Uğur, ''Ben yıllarca terörle bire bir mücadele
etmiş, yüzden fazla çatışmaya girmiş, kucağında şehit vermiş şerefli bir
Türk subayı olarak sağ olarak ele geçen hiçbir teröristi katletmedim,
katlettirmedim. Ben, mücadelemi personelimle birlikte yiğitçe, adam gibi
ve dürüstçe verdim. Kaldı ki teslim olana ya da sağ olarak ele geçene
fiske dahi vurulmaması Türk askerinin geleneğinde vardır'' diye konuştu.
İddianamede gizli tanık olarak yer aldığını öne sürdüğü terör örgütü
yandaşlarının ifadelerine prim verildiğini ifade eden Uğur, hem gizli
tanık Aydos hem de Kıskaç tarafından üzerine atılmak istenen iftiraların
''komik ve iğrenç olduğunu'' söyledi. Uğur, bu gizli tanıklar hakkında,
suç uydurma ve yalan tanıklık suçlarından suç duyurusunda bulundu.
İddianamede ısrarla, birkaç yerde ''Yörük'' kod adıyla bahsedilen
kişinin, 30 yıllık okul ve silah arkadaşı olan Kayseri Jandarma Bölge
Komutanı Tuğgeneral Ali Aydın olduğunu ve Aydın'ın halen aynı görevi
yaptığını belirten Uğur, danışmanlık yaptığı şirketin sahibi Bülent
Göktuna ve onun şirket çalışanları ile yaptığı görüşmelerin
dinleyenlerce 'örgüt delili' olarak nitelendiğini kaydetti.
Sadece kendisininkini değil konuştuğu kişinin kapalı konuşmasını da
savundu
'Kapalı konuşmak beynime işlemiş' • Terör örgütlerinin hedefi durumunda olan özel koruma statüsünde bir
insan olduğunu ifade eden Uğur, şöyle devam etti:
'Defalarca pusulardan kurtulmuşum, yıllarca istihbarat hizmetlerinde
bulunmuşum, elbette telefon görüşmeleri dahil tüm yaşantımda dikkatli
hareket edeceğim. Kapalı konuşmak yıllarca bulunduğum hizmetlerden
dolayı beynime işlemiş. Kendi eşimle ve çocuklarımla bile böyle
görüşüyorum. Kendisi de rakip firma ve devletlere karşı, telefon
görüşmelerine ve gidip geldiği yerlere dikkat eden bir insandır.
Devletin birçok üst düzey yöneticisinin bile dinlenmekten, takip
edilmekten endişe ederek önlem aldığı bir ortamda Göktuna'nın da
görüşmelerine dikkat etmesinden daha doğal ne olabilir. Örneğin
telefonda (spagetti) demişim, hemen üstüne atlamışlar örgütsel delil
diye. Savunma Sanayii Müsteşarlığının açtığı uydu projesi ihalesi ile
ilgili İtalyan Tele Spazio Firmasından bahsediyorum. Bunun neresi
örgütsel delildir?'
Gizli dinlemede görev aldığı iddialarını kabul etmedi,
Jandarma'da gizli dinleme yapılmasının da mümkün olmadığını iddia etti
Jandarma'nın yasa dışı gizli dinleme ve takip yaptığına dair hiçbir delil, iz
ve emare yok • Tutuksuz sanıklardan emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'ı bu davanın
ardından tanıdığını belirten Uğur, kendisiyle ilgili suçlamalara dayanak
gösterilen bazı elektronik postalara değindi.
Uğur, elektronik postada, tutuklu sanıklardan emekli Tuğgeneral Levent
Ersöz'ün bilgisi dahilinde hükümet üyelerinin yasa dışı telefon
dinlemelerini yaptırdığı iddiasının bulunduğunu anlattı. Jandarma Genel
Komutanlığı İstihbarat Başkanlığının yasa dışı dinleme ve takip
yaptığına dair hiçbir delil, iz ve emare olmadığını vurgulayan Uğur, şöyle devam etti:
''Bu iddia tamamen uydurmadır. Ortada hiçbir delil yok, tamamen kanaate
dayalı bir suçlama yapılmaktadır. Teknik merkez, TÜBİTAK ile birlikte
çalışarak kurulmuş yüzde yüz milli bir ünitedir. Telefon dinlemeleri o
tarihte yürürlükte olan 4422 sayılı yasa hükümlerine göre yapılmıştır.
Yani adli görevi olan jandarma komutanlıklarınca cumhuriyet savcılıkları
kanalı ile ilgili mahkemelerden alınan hakim kararları ile icra
edilmiştir. İşi biten kayıtlar Cumhuriyet savcılarının talimatlarıyla
imha edilmiş, ana merkezdeki kayıtlar da silinmiştir. Numara ve kendine
has şifre ile belirlenmiş hiçbir operatörün yasa ve yönerge hilafına bir
işlem yapması maddeten mümkün değildir. Elektronik korumalı teknik
merkez odasının dışarısına herhangi bir hat çekerek başka bir yer, oda
ya da makamda dinleme yapılması mümkün değildir. Yani maddeten merkezin
dışında bir yerde dinleme yapılması mümkün değildir.''
Hem CÇG'den haberim yok dedi hem de Jandarma'da böyle bir grubun
olmasının mümkün olmadığını iddia etti
Cumhuriyet Çalışma Grubu • Hasan Atilla Uğur, Cumhuriyet Çalışma Grubunda yer aldığı iddialarını da
kabul etmedi.
Uğur, 2003-2004 yıllarında Teknik İstihbarat Daire Başkanı'yken emrinde
çalıştıkları iddia edilen sanık Cihandar Hasanhanoğlu'nun başka bir
dairenin başkanı olduğunu, tutuklu sanık Mustafa Koç'un ise onun şube
müdürü olduğunu söyledi.
Emekli Albay Uğur, ''Cumhuriyet Çalışma Grubu adında bir grup
bilmiyorum, meslek hayatımda böyle bir yerde çalışmadım. Bu iddiaları
ortaya atanlar Jandarma Genel Komutanlığının çalışma şeklini hiç
incelememişler, orada böyle bir grup kurulacak ve emirsiz, talimatsız
kurulacak ve kimsenin haberi olmayacak, bu son derece saçma bir
iddiadır. Sözde bu çalışmanın nüvesi olarak lanse edilmeye çalışılan
'Yönetim Şube Müdürlüğü' ise emir ve onay ile kurulmuş, tamamen yasal
bir şube müdürlüğüdür ve biraz önce de söylediğim gibi benim
başkanlığını yaptığım daireye bağlı değildir'' diye konuştu.
Sık sık APO'dan bahsetme gereği duyması duygu sömürüsü • Askeri ihaleleri takip ettiği ve ihale almasını sağladığı yönündeki
iddianın da doğru olmadığını belirten Uğur, iddianamede yer alan ''bazı
ihalelerde istedikleri sonucu elde edebilmek için kamu görevlilerine
lüks otellerde pahalı hayat kadınları ayarladıkları mevcut görüşme
tutanaklarından anlaşılmaktadır'' şeklindeki iddianın da doğru
olmadığını kaydetti.
Uğur, bu konunun suçla ilgisi olmadığını, ciddi anlamda bir onur
meselesi olduğunu, intikam amaçlı, terörle veya örgütle alakası olmayan
suçlamaların, yayın organlarında da yayımlanarak adının karalanılmaya
çalışıldığını ifade ederek, ''Sorguladığım Apo bile beni oradan
izleyerek, 'vah be şerefsiz' diyecektir. 'Kadın satıcısı albay' yaftası
yapıştırılmak isteniyor'' dedi.
Ergenekon savcılarına çok kızgın.. Çapraz sorguda savcıların
sorularına cevap vermeyi reddetti..
Savcı teklifte bulundu • Tutuklanmasının ardından ''Ergenekon'' soruşturmasını yürüten savcıların
kendisini Beşiktaş'taki adliyeye çağırarak bazı tekliflerde
bulunulduğunu ileri süren Uğur, bu teklifleri kabul etmediği için terör
örgütüne üye olmak suçundan tutuklanmasına rağmen iddianamede örgütün
ara yöneticisi olarak dava açıldığını söyledi.
Emniyetteyken de mülakat sırasında ''Seni kullanmışlar. Sen bize Şener
Eruygur, Hurşit Tolon ile ilgili bir şeyler söyle, seni bıraktıralım''
şeklinde tekliflerde bulunulduğunu ileri süren Uğur, savcı Zekeriya
Öz'ün de aynı teklifte bulunduğunu iddia etti.
Ağlamıyorum ama ağırıma gitti • Tekirdağ Cezaevine konulduğunu anlatan Uğur, komşu koğuşta terör
örgütleri üyelerinin kaldığını belirterek, ''Her gün, bana ve aileme
yönelik küfür dolu sloganlarını dinledim, avluda kafama içi doldurulmuş
kola şişeleri attılar. Bunun nasıl bir duygu olduğunu sizlere anlatamam,
bundan daha rezil bir durum olabilir mi? Tüm hayatımı bu hainlerle
mücadeleye adamışım, bir sürü bedel ödemişim ve onlarla aynı kefeye
konularak cezaevine atılmışım. Kuleli'yi bitirdim. Ağlamıyorum. Ama
tutuklanıp PKK örgütü üyelerinin yan koğuşuna konulmanın nasıl duygu
olduğunu anlatamam'' dedi.
Hilmi Özkök'ün tanıklık yaparak ifade vermesi birçok şeyi
aydınlatacaktır
Hilmi Özkök, 'Beni dinleyebilirler mi' diye sordu • Savcı Öz'ün şahsıyla ilgili menfi ifadeye zorladığını belirttiği emekli
Albay Erdal Sarızeybek'in de tanık olarak dinlenilmesini talep eden
Uğur, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök ile ilgili
olarak da şunları kaydetti:
''2004 yılı Mart ayında jandarma Genel Komutanı Ankara dışındayken,
Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı Korgeneral Hakkı Kılınç'ın,
'Genelkurmay Başkanı gelmenizi emretti' talimatı üzerine İstihbarat
Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz ile Orgeneral Hilmi Özkök'ün yanına
gittik. Yalnız yaptığımız görüşmede Özkök, bana, 'Sen geleceği olan bir
albaysın, neden başkomutanın, yani benim aleyhimde yazı yazan gazeteci
ile görüşüyorsun' dedi. Ben de kendisine 'Komutanım ben istihbarat
başkanlığında çalışan istihbarat görevlisi bir subay olarak bana
görüşmem emredilen kişilerle görüşüyorum, verilen emirleri yorumlama
gibi bir konumum yoktur' dedim. Bana, gazeteci Mustafa Balbay'a çok
kızdığını, bir daha kendisi ile görüşmemi istemediğini söyledi. Daha
sonra, Levent Ersöz'ü de çağırttı ve görüşme üçlü devam etti. Bize
hitaben 'Sağdan soldan ve bazı istihbarat birimlerinden, sizlerle ilgili
inanmadığım ve itibar etmediğim bilgiler geliyor, ben sizin
çalışkanlığınızı ve memleket sevginizi biliyorum, zaten bu dedikodulara
ve imzasız belgelere inansaydım, derhal gerekli soruşturmayı
başlatırdım, ancak siz de bu gazeteci ve diğer sivillerle görüşmeyin,
bunlar dışarıya farklı biçimde yansıtılıyor' dedi. Zaten kendi kadro
onayı ile kurulmuş olan teknik istihbarat merkezinin çalışma usullerini
sordu. İstihbarat Başkanı ve ben detaylı olarak merkezin çalışma şeklini
anlattık. Ayrıca, (Sivil istihbarat birimleri beni dinleyebilirler mi,
bilgisayarıma girebilirler mi?) diye sordu. Geniş bir şekilde izah
ettik. Teşekkür etti. Bana, yalnızken ya da İstihbarat Başkanı Levent
Ersöz ile beraberken 'Yasadışı dinleme yaptığınızı duydum, sizi
uyarıyorum' veya bu anlamda hiçbir şey söylemedi. Bunun dışında,
iddianamede belirtildiği gibi yasa dışı dinleme yapılmaması konusunda
uyarı anlamına gelebilecek tek bir kelime dahi konuşulmamıştır.''
Uğur, Hilmi Özkök, Hakkı Kılınç ve Ersöz'ün tanıklıklarına başvurulması
gerektiğini söyledi. (Zaman)
Savcıların sorularını cevaplamayı reddetti. İşte cevapsız kalan sorular:
"Ergenekon ana davası sanığı yazar Ergün Poyraz'ın korunması işi sizin
alanınıza mı giriyor? Poyraz'daki arşiv dolusu belgenin aynısı sizde de
ele geçirildi. Bu konuyu açıklar mısınız? Onlarca görüşme kaydınız var,
yazarla istihbarat alışverişi mi yapıyorsunuz?"
"2004 yerel seçimleri öncesi siyaseti yönlendirmek, bazı
milletvekillerini partilerden koparıp Meclis'te Şirin ve İlhan Kesici
tarafından ayrı bir grup kurulması için çalışma yaptınız mı? Bu sizin
alanınıza mı giriyor?"
"Tuncay Özkan dışında, Mehmet Emin Karamehmet, Nuray Başaran, Cem Uzan
sizinle yaptığı görüşmeyi kabul ediyor. Bedrettin Dalan'la da
görüşmeleriniz var. Bunlara ilişkin görüntü kayıtları da var. Bu
görüşmeler istihbarat amaçlı mı yapıldı?"
"Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven isimli darbe planlarından haberdar
olmadığınızı söylüyorsunuz. Bu planlar sizin ikametgahınızda beş
çalışanınızın gözünün önünde ele geçirildi. Ne diyeceksiniz?"
"YÖK ve Üniversiteler, AKP Genel Değerlendirmesi, AKP'nin Terör
Kadrolaşması şeklinde dijital veriler sizden ele geçirildi. Bunları
görev olarak mı yaptınız? Bu belgeler jandarma arşivinde var mı? Neden
yanınızda götürdünüz? İllegal yapıldıysa emri kim verdi?"
"Görevdeyken yaptığınız dinlemelere ilişkin Ankara'da mahkemeler varken
neden başka mahkemelerden karar aldınız?"
"Siyasetçileri ve hükümet üyeleri hakkında hangi suça dayanarak dinleme
kararı aldınız?"
"Olmadığını iddia ettiğiniz CÇG raporunda Keçiören Belediye Başkanı
Turgut Altınok'la görüşmenizi anlatıyorsunuz. Bu görüşmeyi kabul ettiniz
ve Şener Eruygur'un emriyle yaptığınızı söylediniz. Bu, resmi bir görev
miydi, yazılı emir var mı, varsa yazılı emir Jandarma Komutanlığı'nın
belgeleri arasına konuldu mu?"
"Siz görüşmeleri Şener Eruygur'un talimatıyla yaptığınızı söylüyorsunuz.
Ancak Eruygur, bunları kabul etmiyor. Bu çelişkiyi açıklar mısınız?" (Zaman)
'Ses Kayıtçısı' Albay sivillerin gizli
dinlendiğini kabul etti • İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan
Atilla Uğur bugünkü 15. duruşmada, Jandarma Genel Komutanlığının bilgisi
dahilinde Mehmet Emin Karamehmet ve tutuklu sanıklardan Mustafa
Balbay'ın da aralarında bulunduğu bazı kişilerle görüşmeler yaptığını ve
bunların gizlice kayda alındığını kabul etti. Gizli dinlemelerin tümünün
yasal ve mahkeme kararlarına dayandığını iddia eden Albay Uğur,
Jandarmaya çağrılan gazeteci, işadamı gibi sivil kişilerle görüşmelerin
gizlice kaydedilmesinin illegal olmadığını iddia etti.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen İkinci Ergenekon davasının
bugün yapılan 15. duruşmasında çapraz sorgusuna devam edilen Uğur, diğer
sanıkların ve avukatlarının sorularını yanıtladı. Uğur, tutuklu sanık
Tuncay Özkan'ın soruları üzerine, iddia edildiği gibi Özkan ile 16
Aralık 2003 tarihinde herhangi bir görüşme yapmadığını, kendisini daha
önce tanımadığını, ilk kez cezaevinde gördüğünü söyledi. Mehmet Emin
Karamehmet ile görüştüğünü ifade eden Uğur, bütün görüşmelerin Jandarma
Genel Komutanı'nın emriyle İstihbarat Daire Başkanı'nın odasında
yapıldığını, kendisinin başında bulunduğu Jandarma Teknik İstihbarat
Dairesinin Jandarma Genel Komutanlığı'nın içinde olmayıp, 23 kilometre
uzaktaki Güvercinlik'te bulunduğunu ifade etti.
Kayıtları emirle yaptım • Uğur, bu tür görüşmeler için emirle
Güvercinlik'ten Jandarma Genel Komutanlığına geldiğini ifade ederek,
''Yapılan görüşmelerde konuşulacak konular Jandarma Genel Komutanlığı
tarafından bildirilirdi. O görüşmede sadece Tuncay Özkan konuşulmadı.
Mehmet Emin Karamehmet'e sadece Tuncay Özkan'ın göreve tekrar başlama
ihtimalinin bulunup bulunmadığı soruldu. Göreve başlaması içim talimat
verildiği iddiası kesinlikle doğru değildir'' diye konuştu. Tuncay
Özkan'ın ''Gazeteci Nuray Başaran'ın da sizinle bir görüşme yaptığı
iddia ediliyor. Bu görüşme talebi sizden mi, yoksa Nuray Başaran'dan mı
geldi?'' sorusunu ise Uğur, ''Nuray Başaran bizimle görüşmek için
Jandarma Genel Komutanlığına talepte bulunmuş. Tuncay Özkan hakkında
oldukça kötü, yerici ve hakaretvari şeyler anlattı'' dedi.
Adı: Atilla Uğur. Kod Adı: Kürşat • Tutuklu sanıklardan
Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın sorularını da
yanıtlayan Hasan Atilla Uğur, Mustafa Balbay ile hiç özel görüşme
yapmadıklarını belirterek, sadece Jandarma Genel Komutanı'nın talimatı
ile TBMM'nin karşısında buluna Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat
Daire Başkanlığında Levent Ersöz'ün odasında 2 kez görüştüklerini ve bu
görüşmelerin sesli kayıt altına alındığını söyledi. Ancak Mustafa
Balbay'ın görüşmelerin kayıt altına alındığını bilmediğini ifade eden
Uğur, kendisinden ya da bir başkasından belge almadığı gibi belge de
vermediğini, diğer komutanların da belge alıp verdiklerini görmediğini
bildirdi. Uğur, yapılan görüşmede Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan
''Genç Subaylar Tedirgin'' başlıklı haberin kaynağının kim olduğunu da
Mustafa Balbay'a sorduklarını ifade etti. ''Kürşat'' kod ismini
kullandığına ilişkin iddiaları da yanıtlayan Hasan Atilla Uğur,
''Görevdeyken çok gizli ve nitelikli işler yapan bir istihbarat
görevlisiydim. Elbette ki kod isim kullanmam görevim gereğidir. Şimdi
İmralı'ya gidip Abdullah Öcalan'ı Hasan Atilla Uğur olarak mı
sorgulayacaktım? Kürşat kod adını Öcalan'ı sorguladıktan sonra
kullanmaya başladım'' dedi.
Balbay savcıların 'Kürşat Abi'sine sorduğu sorulardan rahatsız oldu
• Balbay da savcıların dün Hasan Atilla Uğur'a ''tamamen ön yargılı ve
kendilerine göre bazı bölümleri cımbızla çekerek soru sorduklarını''
iddia etti. Emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile özel bir görüşmesi
olmadığını ifade eden Balbay, ''Kendisi ile yaptığımız görüşme Jandarma
Genel Komutanlığında emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün makam odasında
olmuştur. Gazetecilik dışında hiçbir görüşmem olmamıştır'' dedi.
Kendisinden üzerinde ''Kürşat ağabey'' yazılı not ele geçirilmiş
olabileceğini ifade eden Balbay, ''Bunlar tamamen özel notlardır.
'Kürşat ağabey' kendi tuttuğum kişisel notumdur, ama Hasan Atilla Uğur'a
hiçbir zaman 'ağabey' diye hitap etmedim. Kendisine hitabım hep 'sayın
albay' şeklinde olmuştur'' diye konuştu. ''Genç Subaylar Tedirgin''
başlıklı haberin kaynağının kendisine sorulmasından hoşlanmadığını
belirten Balbay, ''Haber kaynağımı söylemedim. Kendisinden bir tek belge
alışverişim olmamıştır. Şu anda Ankara'nın en eski gazetecisiyim'''
şeklinde konuştu. Balbay, jandarmadaki görüşmenin kayda alındığından
haberi olmadığını da sözlerine ekledi.
İllegal dinleme iddiası • Tutuklu sanıklarından Adil Serdar
Saçan'ın da ''Jandarma Genel Komutanlığının illegal dinleme yapıp
yapmadığını'' sorduğu Uğur, Jandarma Genel Komutanlığının illegal
dinleme yapmadığını söyledi. Uğur, dinlemenin mahkeme kararı ile
yapıldığını, o dönemde sadece İsrail'de illegal dinleme yapıldığını
duyduğunu, şimdi de Türkiye'de yapıldığını bildiğini, illegal dinlemenin
mobil bir dinleme yöntemi olduğunu kaydetti.
Saçan: Türkiye'de illegal dinleme yapılamaz • Saçan da görev
yaptığı Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce de dinleme
yapıldığını hatırlatarak, Türkiye'de illegal dinlemenin yapılamayacağını
belirtti. Tutuksuz sanıklardan eski Milletvekili Emin Şirin'in sorusu
üzerine de Uğur, kendisince TBMM'ye verilen 2-3 bin soru önergesinde
tesiri bulunduğu yönündeki iddiaların asılsız olduğunu öne sürerek, AK
Parti'nin parçalanması, milletvekillerinin ayrılması için Emin Şirin'e
bir telkinde ve yönlendirmede bulunmadığını savundu.
Gizli dinleme ödemeleri konusunu 'Örtülü ödenek' arkasına gizledi
• Uğur, avukat Hasan Gürbüz'ün sorusu üzerine de istihbari çalışmalarda
kullandıkları haber alma ödeneğinin kullanılmasının Jandarma Genel
Komutanlığının denetiminde olduğunu, bu ödeneğin istihbarat birimlerince
kullanılması için devlet tarafından verildiğini söyledi. Bu ödeneğin
nerelerde kullanıldığının sorulmasının devlet sırrı olan konuların
açıklanması anlamına geleceğini vurgulayan Uğur, üye hakim Hasan Hüseyin
Özese ve Sedat Sami Haşıloğlu'nun bu yöndeki sorusuna da istihbari
bilgilerin Bilgi Destek Şube Müdürlüğü biriminde arşivlendiği şeklinde
yanıtladı. İstihbari çalışmalar sonucunda banka kanalıyla yapılan
ödemelerin gizli hizmet gideri olduğunu ve örtülü ödenekten yapıldığı
için imha edildiğini, bilançosunun tutulmadığını belirten Uğur,
bankaların da bu kayıtları imha ettiklerini düşündüğünü kaydetti. Uğur,
şu anda jandarma Genel Komutanlığında geçen yıla ait yapılan istihbari
çalışmalara ilişkin gerçekleştirilen ödeme kayıtlarının imha edildiği
için bulunamayacağını söyledi.
Bir çok siviller jandarmada gizlice kaydedildi ama hala illegal
dinleme yok • Başkanı olduğu Jandarma Teknik İstihbarat Daire
Başkanlığının Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığına bağlı olduğunu,
kendisinin doğrudan Genelkurmay Başkanı ile görüşmesinin mümkün
olmadığını söyleyen Uğur, Mustafa Balbay, Nuray Başaran, Bedrettin Dalan
ve Cem Uzan ile yapılan görüşmelerin de kayda alındığını, ek klasörlerde
yer alan eski Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner'in makamında Levent
Ersöz ile yaptığı görüşmeyi ise kayda jandarmanın almadığını söyledi.
Uğur, Batı Çalışma Grubu'nun adını da 1996 ve 1997 yıllarında basından
''ordu içerisinde, emir ve komuta zinciri içerisinde oluşturulmuş bir
grup'' olarak duyduğunu belirtti. İllegal dinlemelerin Türkiye'de
yapıldığının çok açık bir şekilde ortada olduğunu ifade eden Uğur, ancak
böyle bir şeyi görmediğini kaydetti. İl veya ilçe jandarma
komutanlıklarının yaptıkları çalışmalarla ilgili mahalli savcılık ya da
mahkemelerden izin aldıklarını, teknik dinleme için de kendilerine
başvurduklarını ifade eden Uğur, 81 ilin teknik destek ve ödenek
taleplerinin kendi birimlerine geldiğini, teknik dinleme yapıldıktan
sonra da bunları CD olarak gönderdiklerini söyledi.
İyi ki gizli dinlemeler kayda alındı • Makam ve mevki olarak da
görüşmelerde seçim yapma hakkının olmadığını, görüşmelerin kayda
alınmasının da Jandarma Genel Komutanlığının emriyle gerçekleştiğini
vurgulayan Uğur, ''İstihbari görüşmeler iyi ki de kayda alındı. 'Bu
adamlar bize darbe yapalım dedi' deselerdi ne yapacaktık?'' şeklinde
konuştu. Bu görüşmeleri kayda almanın da suç olmadığını dile getiren
Uğur, Mustafa Balbay'a ''Genç Subaylar Rahatsız'' başlığındaki haberi
kendilerinin yaptırdığı iddiasının da çok saçma olduğunu söyledi.
Darbeyle ilgili çalışma yapmadığını, ''Ayışığı'' ve ''Sarıkız'' gibi
darbe planlarından da 2006 yılında Nokta dergisinde yayımlandıktan sonra
haberi olduğunu anlatan Uğur, ''Darbe planı yapılsaydı askeri formata
uygun olurdu. Askeri formata uymayacak şekilde darbe yapmak mümkün
değildir. Ben 1980'de askeriyedeydim. Darbe planlarını deli saçması
olarak nitelendiriyorum'' diye konuştu. Dönemin Genelkurmay Başkanı
emekli Orgeneral Hilmi Özkök'ün tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Levent
Ersöz ve kendisiyle yaptıkları görüşmeye ilişkin de Uğur, ''Özkök
kendisine sağdan soldan ulaşan bilgileri çek etmek, açıklığa kavuşturmak
için bizimle görüştü'' şeklinde konuştu. Uğur'un çapraz sorgusunun
tamamlanması üzerine avukatı Zeki Aksoy söz alarak, savunma yapmaya
başladı. (AA)
(06 Kasım 2009, 11:00)
Albay
Çiçek'ten savcılara ifade yerine medyaya mektup: Belge sahte 'Kaos Planı'nın altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'ten,
internet üzerinden savunma mahiyetinde bir mektup geldi. Mektupta,
kendisine yönetilen suçlamaları kesinlikle kabul etmediği aktaran Çiçek,
'Askeri usullere uygun olmayan bir belgenin altına imza atmam' ifadesini
kullanıyor: 'Kurmaylık ve doktora seviyesinde eğitim görmüş, uzun yıllar
TSK bünyesinde verilen görevleri başarıyla tamamlamış bir subayın
böylesine basit hatalar içeren bir planı yazıp, altına imzasını
atacağını ve bu belgeyi amirlerine sunacağını düşünmek en büyük hatadır.
Onaylanmamış ve kurumsal yaptırım gücünü arkasına almamış bir kağıt
parçasının gündeme taşınması ve tartışılması iyi niyetle açıklanamaz.
Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış olduğu tüm
eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir cuntacı, ne de bir darbecidir.'
Mektubunda, imzası konusunda rapor hazırlayan Adli Tıp Kurumu'na da dava
açacağını vurgulayan Albay Çiçek, suçsuzluğuna en büyük kanıt olarak
açtığı 16 davayı gösteriyor: '12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetede
yayınlanan plan, kesinlikle Albay Çiçek tarafından hazırlanmamış ve ilk
defa Taraf Gazetesi'nde görülmüştür. Bu konuda dördü suç duyurusu olmak
üzere 16 ayrı davada başlatılan hukuk mücadelesi devam etmektedir. Bu
hukuk mücadelesine yeni davalar eklenecektir. Albay Çiçek, şekil ve
içerik olarak kurumsal kriterlere uygun olmayan bir planın altına
imzasını atmış olsaydı, kaybedeceği bu davaları açarak o kadar büyük
hukuki sorumluluğun ve maddi riskin altına girer miydi, sorusuna
verilecek cevap gerçeği ortaya koyan en önemli delildir.'
Nafile çırpınışa devam: Islak imzalarını bile üstlenmekten
korkuyorlar •
İhbar mektubunda 'Eylem Planı'nda bilinçli olarak farklı bir yazım
tekniği kullanıldığı aktarılmıştı. Bazı internet sitelerine düşen
'Gerçeklerin Üstün Örtülemez ve Kamuoyunda Gizlenemez' başlığını taşıyan
mektubu Çiçek'in e-mail yoluyla arkadaşlarına gönderdiği iddia edildi.
Haberlere göre, mektup 'Gerçeklerin peşinde olalım ile iftiralar ve
gerçekler' diye iki bölümde oluşuyor. Mektupta, komplo planının askeri
yazım tekniklerine ve çalışma usullerine uygun olmadığı savunması
yapılıyor. Mektupta, şu ifadelere yer veriliyor: "Kurumda yapılan
çalışmaların yasalara uygunluğu her seviyedeki amirler tarafından
kontrol edilir ve düzeltilir. 12 Haziran 2009'da kamuoyu yönlendirme
kampanyalarının odak noktası bir gazetede yayınlanan plan, askeri
savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bilirkişi raporu ile
tescil edildiği gibi askeri yazım tekniklerine ve çalışma usullerine
kesinlikle uygun değildir." Mektubun devamında cuntacılık ve darbecilik
iddiaları kesin bir dille reddediliyor. Bir subayın açık hataları içeren
bir planı yazıp altına imzasını atarak, belgeyi amirlerine sunacağını
düşünmenin büyük bir hata olacağı savunuluyor. (Zaman)
Çiçek, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış
olduğu tüm eylemlerine yansıtmış • Hakkındaki iddiaların hepsini
reddeden Çiçek, "Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını
yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir cuntacı, ne
de bir darbecidir" dedi. Albay Çiçek, "Gerçekler" başlıklı bir
elektronik posta hazırlayarak mesai arkadaşlarına, devre arkadaşları ve
yakınlarına gönderdi. 3 Kasım tarihli mektubun hukuki süreç nedeniyle,
Çiçek'in kendi ağzından yazılmadığı görüldü. Mektubun eklerinde konuyla
ilgili olarak basında çıkan çeşitli haberlere de yer veriliyor. Çiçek
mektubunun girişinde şu ifadeleri kullanıyor: "Bilgi kirliliği ve komplo
teorileriyle atılan çamurlar, özü ve sözü doğru, millete ve orduya
sadakatle hizmet eden, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan
anayasal düzene bağlılık yemini etmiş olan insanlara yapışmaz. Bu konuda
erinde gecinde gerçeklerin ortaya çıkması engellenemez. Hazırlanmamış
bir planı ve atılmamış bir imzayı maksatlı olarak gündeme taşıyanlar ve
yargısız infaz yapanlar kirli eylemlerinin hesabını vermekten
kurtulamaz. Bir kağıt parçasını gerekçe göstererek gerçek emellerini
gizleyen ve bilgi kirliliği yaratanlar, asimetrik, psikolojik harekat
yapanlar ve onların komploları hakkında hazırlanan bazı gerçekleri dile
getiren yazılar ektedir. Sağlık ve başarı dilekleriyle sevgi ve
saygılar.
Başlık: Gerçekler • Bu girişle başlayan ve 'gerçekler' başlığını
taşıyan dosya 10 sayfa. "Gerçeklerin üstü örtülemez ve kamuoyundan
gizlenemez" ana başlığının altında ise basından alıntılar ve iki ana
bölüm yeralıyor. Bunlar, "Gerçeklerin peşinde olalım" diğeri ise
"İftiralar ve gerçekler." Çiçek, mektubunda kendini savunurken şunları
söylüyor: "Kurumsal olarak verilen görevleri yasalar ve emirler
çerçevesinde başarı ile yapmak bir Türk subayı için esastır. Gücünü
yasalardan alan, milletin gözbebeği bir kurumun üyesi bir kurmay subayın
hukuken suç olan eylemleri planlara yansıtması düşünülemez. Kurumda
yapılan çalışmaların yasalara uygunluğu, her seviyedeki amirler
tarafından kontrol edilir ve düzeltilir. 12 Haziran 2009 tarihinde
kamuoyunu yönlendirme kampanyalarının odak noktası olan bir gazetede
yayımlanan plan, Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından yürütülen
soruşturma kapsamında bilirkişi raporlarıyla tescil edildiği gibi askeri
yazım tekniklerine ve çalışma usullerine kesinlikle uygun değildir."
‘Onaylanmamış bir kağıt...' • "Kurmaylık ve doktora seviyesinde
eğitim görmüş, uzun yıllar TSK bünyesinde verilen görevleri başarıyla
tamamlamış bir subayın böylesine basit hatalar içeren bir planı yazıp,
altına imzasını atacağını ve bu belgeyi amirlerine sunacağını düşünmek
en büyük hatadır. Onaylanmamış ve kurumsal yaptırım gücünü arkasına
almamış bir kağıt parçasının gündeme taşınması ve tartışılması iyi
niyetle açıklanamaz. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti
anlayışını yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir
cuntacı, ne de bir darbecidir. Türkiye Cumhuriyetinin onurlu bir
vatandaşı ve TSK'nın şerefli bir üyesi olmaktan her zaman gurur
duymaktadır."
'16 dava açtım. Haklı olmasam açar mıyım?' • Mektubunda, imzası
konusunda rapor hazırlayan Adli Tıp Kurumu'na da dava açacağını
vurgulayan Albay Çiçek, suçsuzluğuna en büyük kanıt olarak açtığı
davaları gösteriyor. Çiçek mektubunda şu ifadelere yer veriyor: "12
Haziran 2009 tarihinde bir gazetede yayınlanan plan, kesinlikle Albay
Çiçek tarafından hazırlanmamış ve ilk defa Taraf Gazetesi'nde
görülmüştür. Bu konuda dördü suç duyurusu olmak üzere 16 ayrı davada
başlatılan hukuk mücadelesi devam etmektedir. Bu hukuk mücadelesine yeni
davalar eklenecektir. Albay Çiçek, şekil ve içerik olarak kurumsal
kriterlere uygun olmayan bir planın altına imzasını atmış olsaydı,
kaybedeceği bu davaları açarak o kadar büyük hukuki sorumluluğun ve
maddi riskin altına girer miydi, sorusuna verilecek cevap gerçeği ortaya
koyan en önemli delildir." (sonsayfa)
Erke dönergeci-Erkenekon-Islak imza makinesi • Albay'ın altına
imza attığı belgenin orjinalinin ortaya çıkması Ergenekoncu çevrelerin
vücut (özellikle akıl) kimyalarını bozmuş görünüyor. Özel Harp
Dairesi'ne bağlı 3. Destek Şubesi elemanı Albay'a hazırlatılan
Kontrgerilla belgesinin fotokopisi bir Ergenekon sanığının bürosunda ele
geçirilince önce kağıt parçası dediler. Orjinali ortaya çıkınca ıslak
imza bile taklit edilebilir deyip kriminoloji bilimini de sarstılar.
Daha sonra Adli Tıp raporunun şaibeli olduğunu iddia ettiler. Gerçeği
kabul
etmek bu kadar zor mu dedirten 'ıslak direniş'in sembolü haline gelen
ıslak imza makinesi akıllara 'erke dönergeci'ni getirdi. Hani şu 2006
yılında Ergenekon davasında şu an yargılanan Tuncer Kılınç, Kemal Yavuz
gibi üst düzey generallerin de açılışına katılıp alkışladıkları
müthiş buluş, 'yakıtsız
motor'. Hiç bir güç ve enerji harcamadan sürekli çalışabilen cihaz.
Dünyadaki en muhteşem buluş! Ne olduğu, nasıl çalıştığı bir türlü
anlaşılamayan ve bu nedenle 'Türk
şeyi' olarak adlandırılan Erke Dönergeci. 2006 yılında yapılan büyük
bir toplantısıyla kamuoyuna duyurulan ve yakında piyasaya çıkacağı
söylenen 'erke dönergeci' kamuoyu tarafından büyük bir merak ve
heyecanla beklenirken 2007 yılında 'Erke-nekon' İstanbul Ümraniye'de
ortaya çıktı. Dönergeç yapımında kullanılmak üzere depolanmış da
olabilir düşüncesi doğuran çok sayıda el bombasının Ümraniye'de bir evde
bulunmasıyla başlayan 'Ergenekon' operasyonları, 'erke' tarifine benzer
şekilde kendi enerjisini kendisi üreterek 2 yıldır kesintisiz çalışıyor
ve çalışmaya devam edeceği açıkça görülüyor.
Gerçeği kabul etmek bu kadar zor mu? • 'İrticayla Mücadele Eylem
Planı'nı inkar etmek ve konuyu saptırmak için Ergenekoncu çevreler bin
dereden su getirme çabalıyor. Haziran ayında Ergenekon sanığı Avukat
Serdar Öztürk'ün ofisinde fotokopisi ele geçen ve 1 hafta sonra Taraf
gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve Gülen'i Bitirme
Planı' ya da diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak imzalı
aslı 23 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte
yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün
önce yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması
üzerine paniğe kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları
ve bilgisayar harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını
ileri süren ve belgenin hazırlanmasında rol aldığını iddia eden
Genelkurmay'daki adını vermeyen bir subayın, bu ve diğer bazı belgeleri
hemen gizlice alarak imha edilmekten kurtarabildiğini ve diğer bazı
vahim iddialarını da içeren bir ihbar mektubuyla birlikte Ergenekon
savcılarına gönderdiği ortaya çıktı. Ergenekon savcılarının da ıslak
imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a göndererek daha bu gelişmeler
kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait
olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı. Savcıların daha sonra Genelkurmay'a
başvurarak Albayın ve ihbar mektubunda adı geçen birçok subayın
ifadesini almak istedikleri, ancak Genelkurmay'ın olay basına
yansıyıncaya kadar savcılara cevap vermediği hatta askeri savcılık
kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı ileri sürüldü.
Belge içeriğinin tartışılmaması için dikkatler başka yöne çevrilmeye
çalışılıyor • Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir
deprem daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da Ergenekon soruşturmasını
eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş
değiştirmelerine karşın başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise
şok belgeyi tartışmak yerine belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da
başka ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu. CHP'liler, 'Islak İmza'
olayının Adli Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman
atadığını dolayısıyla ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit
eden Adli Tıp raporunun siyasi ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu
çevrelerin son iddiası ise komedi filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak
imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm dünya kriminologlarını şaşırtan bu
iddianın ileri sürülebilmiş olması Ergenekoncu çevrelerin bilimsel
gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyuyor.
Kriminologlar ergenekoncu çevreleri ikna etmek için yeni bir mukayese
kriteri bulmalı • İmza sahibi Albay Çiçek'in avukatı tarafından
başlatılan bu iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000
Dolarlık bir makineyle Albayın imzası kolayca taklit edilebilirdi ve bu
olayda da edilmişti. Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular sayesinde
öğrendiği bu makine için yurtiçi ve dışından çok sayıda uzmanın görüş
açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru olmadığı ortaya çıktı. Makine
şeklen bir imzayı benzetebilirdi ancak gerçek imzanın bazı
özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan derinlikleri
kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere tabi tutulan
bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı açılardan
mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif, eğim,
doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı
açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle
imkansızdır ve Komplo Belgesi'ndeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in
el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde
kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760 / 8014" No'lu
Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.
Fuhuş
operasyonu Ergenekon kapsamında yapılmış Başbakan Erdoğan'a gelen bir ihbar mektubu üzerine iki yıldır
hazırlıkları sürdürülen ve İstanbul'da önceki gün gerçekleştirilen, lüks
otel sahipleri, üst düzey bürokratlar ve 120 yabancı uyruklu kadının
gözaltına alındığı, son yılların en büyük fuhuş operasyonunu, Ergenekon
savcısı Fikret Seçen'in yönettiği ortaya çıktı. Çeteyle irtibatlı
bürokratlar Ergenekon kapsamındaki dinlemeye takıldı. İki yıldır
hazırlıkları yürütülen fuhuş operasyonu kapsamında daha önce de
İstanbul'un çeşitli bölgelerinde baskınlar düzenlenmişti. Fuhuş çetesine
yönelik bu son dalganın, şebekeye en büyük darbeyi indiren baskın olduğu
belirtildi. Çökertilen fuhuş çetesiyle irtibatlı bürokratlar arasında
hakim ve savcılar da bulunuyor. Sabah gazetesinin edindiği bilgilere
göre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu müfettişleri, çeteyle ilişkisi
tespit edilen beş hakim ve savcı hakkında soruşturma başlattı.
Son yılların en büyük fuhuş operasyonu olarak nitelendirilen baskın,
Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet savcılarından Fikret Seçen
tarafından yürütüldü. İki yıldır hazırlıkları sürdürülen operasyonda çok
sayıda çete mensubu ve bürokratın telefonu mahkemeye kararıyla dinlemeye
alındı.Ergenekon soruşturması kapsamında teknik takibe alınan bazı
bürokratların da fuhuş çetesiyle irtibatlı olduğu tespit edildi.
Fuhuş çetesi Ergenekon örgütüne bağlı • Daha önce bazı Ergenekon
sanıklarının, bürokratları fuhuş yaparken görüntülediği ve bu
görüntüleri şantaj amaçlı kullandığı ileri sürülmüştü. Ergenekon
soruşturması kapsamında yapılan aramalarda "İstihbarat faaliyetlerinde
gerekirse fahişeler de kullanılabilir" ana fikrini içeren bazı
dokümanlar ele geçirilmişti. Üst düzey bürokratlara yönelik fuhuş
operasyonu, Salı'yı Çarşamba'ya bağlayan gece tıpkı "Ergenekon
dalgaları"nda olduğu gibi- saat 04:00 sularında başladı. Ergenekon
soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen operasyonu
Emniyet'ten yönetti. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nce yapılan operasyonda
Laleli, Aksaray, Şişli, Büyükçekmece, Kumburgaz ve Silivri'deki bar ve
eğlence mekanlarına eş zamanlı olarak baskın düzenlendi. Baskınlarda
birçok ruhsatsız tabanca ele geçirildi. Operasyonda toplam 37 kişi
gözaltına alındı. Bu 37 kişi arasında 15 lüks otelin sahipleri ve genel
müdürleri de bulunuyor. Operasyonda ayrıca yabancı uyruklu 120 kadın da
gözaltına alındı.
Beş hakim ve savcı • Fuhuş operasyonunda çökertilen çetede hakim
ve savcıların yanı sıra pek çok doktor, polis, maliye memuru ve
zabıtanın bulunduğu anlaşıldı. Polislerin, maliye memurlarının ve
zabıtaların denetleme ve baskınlar öncesinde çeteye haber verdiği
belirlendi. Çete, bunun karşılığında memurlara para verdi ve hayat
kadını gönderdi. Olaya adı karışan kamu görevlilerinin sayısının 14
olduğu belirtildi. Mustafa K.'nın lideri olduğu fuhuş çetesiyle
irtibatlı olduğu tespit edilen beş hakim ve savcının İstanbul
Sultanahmet, Fatih, Şişli ve Bakırköy adliyelerinde görev yaptığı
öğrenildi. Savcı Seçen'in bu hakim ve savcıların isimlerini Adalet
Bakanlığı'na bildirmesi üzerine Bakanlık Teftiş Kurulu'ndan iki müfettiş
görevlendirildi. Müfettişler, çeteyle ilişkili olduğu belirlenen hakim
ve savcılar hakkında soruşturma başlattı.
Çete, Emniyet'teki doktordan hastanedekine kadar örgütlenmiş •
Üst düzey bürokratlara hayat kadını gönderdiği ve menfaat temin ettiği
öne sürülen çetenin kollarının hastanelere uzandığı da ortaya çıktı.
Savcılığın belirlemelerine göre çete, AIDS, Frengi mikrobu ve Hepatit-B,
C virüsü taşıyan hayat kadınlarına dahi "sağlıklı" raporu verdi. Bu
raporları, "Can Can" olarak bilinen Zührevi Hastalıklar Hastanesi'nde
görev yapan çeteyle irtibatlı iki erkek doktorun verdiği tespit edildi.
Hayat kadınlarını hastaneye sevk eden Emniyet'teki doktorun da,
"Kadınları yolluyorum, sağlam raporu verin" dediği teknik takip
sonucunda belirlendi. Doktorların örgüte yardım suçundan gözaltına
alınıp sorgulandığı öğrenildi. İki yıldır hazırlıkları yürütülen fuhuş
operasyonu kapsamında daha önce de İstanbul'un çeşitli bölgelerinde
baskınlar düzenlenmişti. Fuhuş çetesine yönelik bu son dalganın,
şebekeye en büyük darbeyi indiren baskın olduğu belirtildi.
Emniyet müdürü her ay 800 lira rüşvet alıyordu • Operasyon
kapsamında dün de aralarında 1 emniyet amiri, 3 polis memuru, iki vergi
denetmeni, 3 zabıta, bir kaymaklık yazı işleri müdürünün de bulunduğu 14
kişi gözaltına alındı. Çete lideri oluğu iddia edilen otel sahibi A.K ve
babası M.K.'nın halen arandığı belirtildi. İfade için Emniyet'e
çağrılan, polis okulunda görevli 1. sınıf emniyet müdürü A.Ö.'nün
kadınları polisin elinden kurtararak ve yapılacak operasyonları
bildirerek çeteye yardım ettiği, bunun karşılığında da her ay hesabına
800 lira yatırıldığı iddia edildi. Daha önce İstanbul'da görev yapan ve
sonradan Bitlis'e tayinleri çıkan bir emniyet amiri ve polis
memurlarının da yine çeteye yapılacak operasyonları önceden bildirdiği
iddia edildi. (Sabah)
(06 Kasım 2009, 14:38)
FLAŞ!!!
2. Organize Baskın başladı: TİB'in kayıtları inceleniyor Yarsav başkanı Ömerfaruk Eminağaoğlu'nun başvurusu üzerine Sincan 1.
Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Osman Kaçmaz'ın verdiği kararla
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nda Ergenekon soruşturması
kapsamında yapılmış gizli dinleme kayıtları incelenmeye başlandı. Bir
hakim ve üç bilirkişi kayıtları inceliyor. Arama işlemi 4 saat kadar
sürdü. Arama işleminin sona ermesinden sonra bir açıklama yapan TİB
Başkanı Fethi Şimşek, yaptıkları işlemlerin tümünün gizli olduğunu ve
hiçbir mahkemenin bu gizlilik kararını kaldıramayacağını belirtti ancak
aramayı yapan yetkililerin gizli dinlenen kişilerin kim olduğunu öğrenip
öğrenmediğini ise açıklamadı. Dinleme kayıtları arasında
2008'de Ergenekon kapsamında çok sayıda hakim ve savcı hakkında
başlatılan inceleme sürecinde mahkeme kararlarıyla yapılan gizli telefon
dinleme kayıtlarının da bulunduğu ileri sürülüyor. Böylelikle Ergenekon
kapsamında dinlendiği açığa çıkan Osman Kaçmaz vasıtasıyla, yine aynı
Ergenekon bağlantısı şüphesiyle dinlemeye takılan diğer hakim ve savcıların isimleriyle bu
dinleme kararlarını veren hakimlerin isimleri de açığa çıkabilecek.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Telekomünikasyon İletişim
Bakanlığı'na (TİB) saat 14.20 sıralarında gelen, Ankara 1. Sulh Ceza
Hakimi Hayri Keskin ve beraberindeki 3 bilirkişi inceleme başlattı.
İncelemenin 'telekulak' iddialarıyla ilgili YARSAV Başkanı Ömer Faruk
Eminağaoğlu'nun başvurusu üzerine Sincan 1.Ağır Ceza Mahkemesi'nce
alınan karar doğrultusunda yapıldığı öğrenildi.
20.05: 'Telekulak' araması sona erdi • Yaklaşık 3 saat süren
arama sona erdi. Hakim Keskin ve 3 bilirkişinin iletişim başkanlığındaki
inceleme yaklaşık 4.5 saat sürdü. İncelemenin tamamlanmasının ardından
Keskin ve bilirkişi heyeti, binanın arka kapısından ayrıldı.
Yargıdaki Kontrgerillacılar Ergenekon dinlemelerine ulaşmayı başardı • Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz'ın kararıyla
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndaki (TİB) bütün dinleme
kararlarında inceleme yapıldı. Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi
Hayri Keskin, üç bilirkişi eşliğinde TİB'e habersiz baskın yaptı. Başta
Ergenekon olmak üzere devam eden soruşturmaların dinleme kararlarının da
tutulduğu bilgisayar harddisklerinin bir kopyası alındı. Kararların
kopyasının alınmasının Emniyet, MİT ve Jandarma'nın sürdürdüğü gizliliği
bulunan soruşturmaları tehlikeye attığı ifade edildi.
İstanbul organize baskınını hatırlatan olaylar yaşandı. Hakim ve
bilirkişi tüm bilgisayarları kopyalamak istedi • İncelemeler
sırasında TİB yetkilileri ile hakim ve bilirkişiler arasında tartışma
çıktı. Bilirkişilerin dinleme kararlarının tutulduğu bilgisayarların
dışında başka bilgisayarları da kopyalamaya kalkışması üzerine TİB
görevlilerinin müdahale ettiği ve gerginlik yaşandığı belirtildi.
Harddiskleri kopyalama işlemi yaklaşık 5 saat sürdü. Hakim ve bilirkişi
heyetinin TİB'de yaptığı inceleme devam eden soruşturmaların
gizliliğinin nasıl korunacağını da tartışmaya açtı. Başta Ergenekon
soruşturması olmak üzere Emniyet, MİT ve Jandarma'nın sürdürdüğü
operasyonların deşifre olma tehlikesi gündeme geldi. Dinleme kararları
ve bu kararlara göre yapılan dinlemelerden, TİB, soruşturmaları yürüten
güvenlik kuvvetleri ve savcılıkların dışında Sulh Ceza Hakimi Keskin ile
üç kişilik bilirkişi heyeti bilgi sahibi olacak.
Elde edilen bilgileri Kaçmaz değerlendirecek • YARSAV Başkanı
Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun talepleri doğrultusunda, TİB'in 4 GSM firması
ve Türk Telekom'un hangi kayıt ve bilgileri MİT ve EGM'ye açtığının
saptanması ve kendisi ile YARSAV'a ait telefon numaraları ve maillerin
bulunup bulunmadığının tespitini yapacağı belirtildi. Karar üzerine elde
edilecek deliller Kaçmaz tarafından değerlendirilecek. Adalet Bakanlığı
müfettişlerinin başlattığı soruşturmada dinlenen Kaçmaz ve Eminağaoğlu,
haklarında dinleme kararının hangi mahkemelerce verildiğini
öğrenebilecek. (Zaman)
TİB Başkanı yaptıkları işlemlerin tümünün yasal ve gizli olduğunu ve hiçbir
mahkemenin bu gizlilik kararını kaldıramayacağını belirtti ama heyet
aramayı yine de yaptı • Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK)
Telekomünikasyon İletişim Başkanı Fethi Şimşek, Başkanlık'ta yapılan
işlemlerin tümünün, kesinlikle gizli olduğunu, gizlilik kararını hiçbir
kurum, merci ve mahkemenin kaldıramayacağını belirterek, "Biz yapılan
işlemlerin hukuka uygun olmayacağı kanaatinde olduğumuzu belirttik"
dedi. Şimşek, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce alınan karar
doğrultusunda Başkanlıkta yapılan incelemenin ardından gazetecilere
açıklamalarda bulundu.
Fethi Şimşek, bir iki yıldır, kamuoyunun merak ettiği TİB'e ilişkin
konularla ilgili verilen hakim kararıyla Ankara 1. Sulh Ceza Hakimi ve
bilirkişiler tarafından tespit işlemi yapıldığını söyledi. TİB'in 2005
yılında çıkan bir kanunla kurulduğunu hatırlatan Şimşek, istihbari ve
adli dinleme ve tespit işlemlerinin hakim kararıyla TİB üzerinden
yapıldığını belirtti. Başkanlığın 2006'dan beri faaliyette olduğunu dile
getiren Şimşek, "Kamuoyumuz gerçekten inanıyor, burada ne işlem
yapılıyorsa hakim kararıyla yapılıyor. Kurumumuza gelen hakim
arkadaşımız ile bilirkişiler de burada gereken tespitlerini yaptılar.
Gerekli incelemelerini yapıp mahkemesine bu sonucu bildirecekler. Burada
yapılan işlemlerin tümü, hem iletişimin tespiti hem de dinlenmesi
konuları, kesinlikle gizlidir. Tüm bu işlerle ilgili görevlilerin
kanunlarında yazan Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu, Jandarma Kanunu
ve MİT Kanunu'nda, ayrıca Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 135. maddesindeki
hükümler gereğince yapılan tüm işlemler gizlidir" dedi.
Şimşek, "Bu gizlilik, eğer bir hakim tespit istemiş, dinleme talep
etmişse bu işlemler kesinlikle yasalarda yazılı hükümler, nedeniyle
gizlidir. Bu gizlilik kararını hiçbir kurum, merci, mahkeme kaldıramaz.
Biz burada yapılacak işlemlerin Türk Ceza Kanunu'nun 285/1 ve 258.
maddeleri gereğince hukuka uygun olmayacağı kanaatinde olduğumuzu
belirttik. Hakim Bey de yetki, görev ve kendisine gönderilen hakim
talimatı çerçevesinde gereğini yaptı ve gerekli tespitlerini yapıp
bilirkişilerle birlikte ayrıldılar" diye konuştu. Şimşek, bir
gazetecinin "Usulsüz dinlemeye ilişkin iddialara yönelik bir tespit var
mı" sorusunu, "Burada ne yapılıyorsa, İletişim Başkanlığında ne işlem
yapılıyorsa kesinlikle Cumhuriyet savcısı ve hakim kararı doğrultusunda
yapılıyor. Onun dışında hiçbir işlemin yapılması, hiçbir şekilde mümkün
değildir" diye yanıtladı. (Cnnturk)
TİB'in itirazı komşu mahkemede reddedilmişti • TİB, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı itirazda Kaçmaz'ın
kararının kaldırılmasını istemişti. TİB'in itirazında, Kaçmaz'ın
kararının, iletişimin tespiti ve dinlenmesi karar ve işlemlerinin tedbir
süresince gizli tutulacağını belirten Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (CMK)
135, TİB'in kuruluşunu öngören 5397 sayılı kanun ile MİT ve Polis Vazife
ve Salahiyetleri Kanunu'na aykırı olduğu kaydedilmişti. İtiraz
gerekçesinde, dinleme tedbiri devam ettiği müddetçe, herhangi bir
kimsenin dinlenip dinlenmediği konusunda TİB'de bir tespitin
yapılamayacağı belirtilmişti. Kanun hükümlerine göre, TİB'de yapılan
iletişimin tespiti ve dinleme tedbirlerinin gizliliğini ihlal edenler
hakkında cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma açılacağı
vurgulanmıştı.
Yarsav-Kaçmaz ikilisinden Ergenekon soruşturmasına karşı etkili atak • Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'e yargı yolunu açan tartışmalı kararıyla gündeme geldi.
Dinleme tartışması ise Kaçmaz'ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın
YARSAV Başkanı Eminağaoğlu'nun dinlendiği iddialarıyla ilgili
takipsizlik kararını eksik soruşturma gerekçesiyle mahkemesinin
soruşturmasına karar vermesiyle başladı. Kaçmaz, Sulh Ceza Mahkemesi
Hakimi
Başkanlığı'ndaki bilirkişi heyetinin TİB'de Eminağaoğlu ve
YARSAV'ın telefonlarının dinlenip dinlenmediği yönünde inceleme
yapmasına karar verdi. Karar üzerine bilirkişi heyeti oluşturan sulh
ceza mahkemesi, dinleme veya izlemesi yapılan tüm telefon numaralarını
incelemek için TİB'e Kaçmaz'ın kararını tebliğ etti. Kaçmaz, MİT,
Emniyet ve TİB görevlileri hakkındaki görevi kötüye kullanma iddialarının Ankara
Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi hakimince araştırılmasına hükmetti.
Kaçmaz'ın hamlesi İstanbul Organize'ye yapılan Kontrgerilla baskınını
hatırlattı • TİB'te bugün başlatılan arama akıllara, AYM üyesi Osman
Paksüt'ün başvurusuyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ergenekon
soruşturmasına bakan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar
Şubesi'ne hukuk kılıfı altında yapılan baskınını getirdi. Yapılan
baskında Organize Şube'deki bilgisayar harddisklerinin kopyası alınarak
henüz mahkemeye bile yansımamış Ergenekon soruşturmasının kimlere
uzandığı ve uzanacağı öğrenilmeye çalışılmıştı. Ergenekon Savcısı
Zekeriya Öz'ün olaydan haberdar olur olmaz devreye girmesi ve İstanbul
1. Ağır Ceza'dan aldığı aramayı durdurma kararı ile Kontrgerillacıların
baskını ve kopyalama işleminin tamamlanması son anda engellenmiş, elde
ettikleri kopyalara da el konulmuştu. Soruşturmanın ilerleyen aşamasında
Osman Paksüt'ün eşinin de Ergenekon Terör Örgütü şüphelisi olduğu ortaya
çıkmıştı. Ferda Paksüt halen Ergenekon davası sanığı olarak
yargılanıyor. Anayasa Mahkemesi üyesi olan kocası Osman Paksüt'ün de
mahkeme bilgilerini Ergenekon sanıklarına sızdırdığı anlaşılmış, ancak
mahkeme kararıyla yapılan telefon dinlemesinin sadece karısını kapsadığı
ve onun görüşmesine tesadüfen takılan Osman Paksüt'ü kapsamadığı
gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi Osman Paksüt'e ceza veremeyeceğini
açıklamış, ancak bu karara diğer mahkeme üyeleri tepki göstermişti ve
karara şerh koydurmuştu.
Yarsav'ıb arama sevinci • Yargıçlar ve Savcılar Birliği Vakfı (YARSAV)
Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, önceki Adalet Bakanı'nın, vermiş olduğu
isimsiz inceleme ve soruşturma emri ile tüm yargıç ve Cumhuriyet
savcılarını terör inceleme ve soruşturması kapsamına soktuğunu, böylece
dünyada ilk kez yargı erkinin terör şüphelisi olarak görüldüğünü
belirterek, "İstenen her yargıç ve savcı hakkında hukuka aykırı biçimde
dinleme ve izleme kararları alınmış ve Telekomünikasyon İletişim
Başkanlığı'na göndererek infazı sağlanmıştır. Buna Yargıtay
telefonlarının da dahil olduğu ortaya çıkacaktır" dedi. Eminağaoğlu
yazılı açıklamasında, iletişimle ilgili tüm dinleme ve izleme
işlemlerinin yürütüldüğü resmi birim olan, Telekomünikasyon İletişim
Başkanlığı'nda mahkeme kararıyla gerçekleştirilen tespit işleminin
hukuksuz olarak nitelenmesi ve itirazla karşılaşmasının kabul
edilemeyeceğini bildirdi. “Türkiye'de yetkili mahkemelerin bile
giremeyeceği kurumlar varsa hukuk devletinin son derece tartışmalı
noktada demektir. Konuya ilişkin soruşturmanın etkin biçimde
yürütülmesi, bugüne kadar gerek Adalet Bakanlığı gerekse TİB işlemleri
ile engellenmiştir. Adalet Bakanlığı ile TİB arasında dirsek teması
olmamalıdır" diyen Eminağaoğlu, Adalet Bakanlığının elinde dinleme ve
izlemeyi gerekli kılan soruşturma bile olmadan, yargıç ve savcıları
dinlediği ve izlediğinin Bakanlık işlemleri ile sabit hale geldiğini
kaydetti.
Yargıtay'ın dinlendiği de ortaya çıkacak • Ömer Faruk Eminağaoğlu,
"Yargı hiç bir dönemde bu denli baskı altında kalmamıştır. Kaldı ki
Adalet Bakanlığı hukuksuzluğu en üst düzeye de taşıyarak İstanbul’daki
geniş yetkili mahkeme savcılarına bu konuda açıkça yazılarla baskı
yapmaktadır. Bunlar da süreçte YARSAV'ın elde ettiği belgelerle açıkça
ortaya çıkmıştır. Önceki Adalet Bakanı, vermiş olduğu isimsiz inceleme
ve soruşturma emri ile tüm yargıç ve cumhuriyet savcılarını terör
inceleme ve soruşturması kapsamına sokmuş, böylece dünyada ilke kez
yargı erkini terör şüphelisi olarak görür olmuş, istediği her yargıç ve
savcı hakkında, sahip olduğu yetkilerin yarattığı baskıdan hareketle
yargıçlardan hukuka aykırı biçimde dinleme ve izleme kararları almış ve
TİB'e göndererek infazını sağlamıştır. Buna Yargıtay telefonlarının da
dahil olduğu ortaya çıkacaktır" görüşünü savundu.
Yargıya darbe dönemlerinde olmayan ölçüde baskı var • Eminağaoğlu,
"Türkiye'de hiç bir darbe dönemlerinde karşılaşılmadığı boyutta yargı
üzerinde baskı söz konusudur" derken bunların hepsinin de belgelere
bağlı olduğunun ortaya çıktığını bildirdi. Yargıdan hukuka aykırı olarak
alınan kararların, bu kararlardaki dinleme ve izleme süreleri bitmesine
rağmen, gizli tutulduğunu belirten Eminağaoğlu, bu yolla anılan
kararlara itiraz etme olanağının hiç bir biçimde sağlanmadığını
belirtti. Ömer Faruk Eminağaoğlu, "Artık gizli tanıklardan sonra, bu
kararları veren gizli yargıçlar, itiraz edilemeyen gizli kararlar
yaratılmıştır. Özellikle saklanarak hukuk denetiminden kaçırılan
kararlardan hareketle yargı üzerinde olmadık işlemler yapılmaktadır.
Süreçte YARSAV her türlü baskı ve etiketlemeye de maruz bırakılmaktadır"
dedi. Eminağaoğlu, YARSAV'ın hukukun üstünlüğünü her koşul ve durumda
savunduğunu ve hukukun egemenliğini amaçladığını belirtti. Bu nedenle
Dünya Yargıçlar Birliği'nde Türkiye'yi de temsil ettiklerini kaydeden
Eminağaoğlu, "Ancak Türkiye'de her türlü baskı ile karşı karşıya
bırakılmaktadır. Her işlem hukuk çerçevesinde yürütülmelidir. Hukuksuz
işlemlere ne TİB ne de bir başka kurum aracı kılınmamalıdır. Adalet
Bakanlığının elde ettiği yetkiler nedeniyle, hukuksuz biçimde dinleme ve
izleme tehdidi altında olmayan tek bir yargıç ve savcı bulunmamaktadır.
Hukuk rafa kaldırılmıştır. Kimin hakkında olursa olsun, her işlem,
soruşturma ve yargılama, sadece ve sadece hukuk içerisinde ve sonuna
kadar yürütülmelidir. Artık soruşturmalar da sadece ve sadece yargıya
bırakılmalıdır. Yargı yargıya bırakılmalıdır. Yargı üzerindeki
kuşatmalar sona erdirilmelidir" dedi. (Anka)
Yargıtay'dan 'korsan kararname'ye' inceleme • 06 Kasım 2009:
Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu, Ergenekon soruşturmasını yürüten hakim ve
savcıların görevden alınmasını isteyen Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)
üyeleri ile Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk
Eminağaoğlu hakkında inceleme başlattı. (Zaman)
(05 Kasım 2009, 15:30), son güncelleme: (06 Kasım 2009)
Skandalı patlatan
Üstün Hizmet'çiden 'ıslak' şova devam Fotokopisinin Haziran ayında bürosunda ele geçirilmesiyle 'Komplo
Belgesi' skandalının patlamasına yol açan Ergenekon tutuklusu avukat
Serdar Öztürk, 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' belgesindeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğu
şeklindeki raporda imzaları bulunan 3 adli tıp uzmanı hakkında, 'sahte
resmi belge düzenlemek', 'görevi kötüye kullanmak' ve 'bilirkişinin
gerçeğe aykırı mütalaa vermesi' gerekçeleriyle soruşturma açılmasını
istedi. Öztürk belgenin ofisinde bulunması üzerine oraya polis
tarafından yerleştirildiğini iddia etmiş, aramaların saniye saniye polis
kamerasıyla kaydedildiğinin ve aramalarda bulunan üç avukatının arama
tutanaklarını imzaladığının ortaya çıkması üzerine bu iddiasından
vazgeçmek zorunda kalmıştı. Öztürk'ün şovları bununla bitmemiş,
gözaltına alındığında Cumhurbaşkanı Sezer tarafından yıllar önce
kendisine verilmiş olan üstün hizmet madalyasını avukatı aracılığıyla
Cumhurbaşkanı Gül'e iade etmek istemiş, ayrıca kendisini sivil değil
askeri savcıların sorgulamasını isteyerek bürosunda ele geçen harddiski
avukatları aracılığıyla askeri savcılığa teslim etmişti. Gözaltına
alındığının ertesi günü bürosunda bulunan belgelere itiraz etmiş ve
hakim huzurunda belgeleri, güya parmak izi bırakmamak için eldiven
giyerek incelemeye çalışmıştı. Daha sonraki süreçte belgenin polis
tarafından konulduğu iddiasından vazgeçen Öztürk, bu kez belgenin polis
ve Ergenekon savcılarınca Taraf gazetesine sızdırıldığını iddia etmeye
başlayarak bu görevliler hakkında HSYK'ya suç duyurusu yapmış, bununla
da hızını alamayarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na da ayrıca suç
duyurusu yapmıştı. Suç duyurularının hiçbirisinden sonuç çıkmayan Öztürk
pes etmemiş ve üstün hizmet madalyasını hakedecek kadar gayretli
olduğunu gösterecek şekilde çok geçmeden tekrar piyasaya çıkmış ve suç duyurusu
şovlarına devam ederek bu kez, bürosuna belgeyi sokaktan geçen sabıkalı
birisinin koyduğunu iddia etmiş, bu kişinin de telefon kayıtları
incelenerek bulunması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. 'Üstün
hizmet'çinin son isteği ise ıslak imzanın gerçek olamayacağını
ima ederek belgenin aslı ve ihbar mektubunun incelenmesi için
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na gönderilmesini talep etmek
olmuştu: 'Dursun Çiçek bu işi yaptı, ortaya çıkınca her belgeyi imha etti
de bir bu belgenin aslını bıraktı, sonra da o vatansever subay bunu aldı
savcılara gönderdi öyle mi?' diyen Öztürk, buna
inanmadığını ifade etmişti.
Pişkin hırsız ev sahibini bastırırmış.. Ancak hırsızlar bu kez fena
yakalandı..
Orjinal belgenin ortaya çıkmasıyla kötü yakalandılar çok canları yandı • Öztürk'ün avukatı Demet
Reçber tarafından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen dilekçede,
ihbar mektubuyla birlikte savcılığa gelen belgenin Adli Tıp Kurumu'na
gönderildiğini, burada prosedüre göre önemli belgelerin kurulun tüm
uzmanlarının katılımı ile incelendiği yönündeki yerleşik uygulamaya göre
incelenmediği ileri sürüldü.
Dilekçede, incelemeden bir hafta önce
kuruma atandıkları iddia edilen adli tıp uzmanı olan Hacı Mehmet Akın
ile Lokman Başer'in tıp doktorları olduğu ve görevlendirme sonucu uzman
sıfatıyla belgeyi inceleyerek, "Belgenin ıslak imzaya sahip olduğu ve
imzanın Albay Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğu kanaatine varıldığı"
yönünde mütalaa verdikleri öne sürülerek, kurumun Fizik İhtisas Dairesi
Başkanı Prof. Dr. Bülent Üner'in de incelemeye katılmadığı halde, usul
gereği raporu imzaladığı savunuldu.
Bu iki uzmanın grafolog olmadıkları, tıp doktoru olarak, uzman
olmadıkları bir alanda inceleme yaparak mütalaa verdikleri anlatılan
dilekçede, tüm bunların sonucunda inceleme heyetinin özel olarak
atandığı ve bilinçli olarak sahte mütalaa verdiklerinin ortaya çıktığı
ileri sürüldü.
Dilekçede, sahteciliğin ortaya çıkarılması için belge aslının İstanbul
Teknik Üniversitesi, Jandarma Kriminal Laboratuar ve TÜBİTAK'ta
incelenerek ıslak imzanın orijinal belgeye Haziran 2009 tarihinden sonra
atılıp atılmadığının tespiti gibi çeşitli incelemelerin yapılması
istendi.
Belgede gerçekten bir ıslak imza bulunup bulunmadığı, varsa Albay
Çiçek'in el ürünü olup olmadığının belirlenmesi de talep edilen
dilekçede, Türkiye'de internet üzerinden veya resmi alımla "ıslak imza
makinesi" alan tüm şahısların ve resmi kuruluşların belirlenerek, bu
makinelere soruşturma sonucuna kadar el konulması isteminde bulunuldu.
Dilekçede, yapılacak soruşturma sonucunda, uzman olmayarak gerçeğe
aykırı bir şekilde grafoloji raporu hazırladıklarının tespiti halinde
Prof. Dr. Üner ile diğer 2 kişi hakkında, "Sahte resmi belge
düzenledikleri"; uzman olmaları durumunda da gerçeğe aykırı raporu
bilerek düzenledikleri bu nedenle, "görevi kötüye kullanmak" ve
"bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaa vermesi" gerekçeleriyle haklarında
dava açılması istendi. (Cnnturk)
Bak
şu konuşana: Askeri Savcı orjinal belgeyi ısrarla istiyor Askeri Savcılık, ilk iki isteğinden sonuç alamayınca, 'darbe
planı'nın orijinalini İstanbul'dan resmi belgeyle bir kez daha talep
etti. Türkiye'yi sarsan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın ıslak imzalı
orijinal nüshası, Genelkurmay Askeri Savcılığı ile İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı arasında krize yol açtı. Askeri savcılık orijinal nüshayı
iki kez istedi. Ancak sivil savcılar İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı'ndaki çelik kasada korumaya altına aldıkları belgeyi
göndermediler. Savcılar sadece Adli Tıp Kurumu raporu ile belgenin
renkli fotokopisini gönderdi.
Fizik İhtisas Dairesi uzmanlarınca yapılan inceleme sonrasında Adli Tıp
Kurumu'ndan 'belge orijinal ve imza albay Dursun Çiçek'e aittir' raporu
çıkmıştı. Bu rapor üzerine söz konusu belgenin orijinal nüshası İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı'ndaki çelik kasada korumaya alındı. Belge
hakkında daha önce "kovuşturmaya gerek yoktur" kararı veren askeri
savcılık, bu gelişme üzerine belgenin orijinal nüshasının gönderilmesini
istedi. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, birinci talebe ilişkin
olarak sadece Adli Tıp Kurumu'nun belgeye ilişkin raporunu gönderdi.
Raporla yetinmeyen askeri savcılık belgeyi ikinci defa istedi. Bu kez
sivil savcılar orijinal nüshanın renkli fotokopisini gönderdi.
Kurda kuzuyu teslim etmek ya da suçlanana suç delilini teslim etmek..
İhbar mektubunu gönderen subay tarafından evrak imhasına göz yummakla
suçlanan askeri savcılığa en önemli delil teslim edilemez • İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı çelik kasada tuttukları orijinal nüshayı
göndermemekte direnirken, askeri savcılık, Jandarma Kriminal
Laboratuvarı'nda incelemek üzere belgenin orijinalini 3'üncü kez ve
resmi yazı ile istedi. Askeri savcılığın orijinal nüshayı Jandarma
Kriminal Laboratuvarı'nda detaylı olarak incelemek istediği, orijinal
olup olmadığını kendi imkanlarıyla da teyit etmeyi düşündüğü belirtildi.
Belgenin üzerindeki yazı karakterleri, mürekkep ve kağıt örnekleri ile
hangi bilgisayarda yazılarak, hangi printer cihazından çıkışının
alındığı ve bu işlemleri kim ya da kimlerin yaptığının tespitini
amaçlandığı kaydedildi.
Suç TCK 313 kapsamında, askeri savcılığın yetkisi yok • Eski
Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, mahkemeler arasında belge
paylaşımıyla ilgili olarak şu bilgiyi verdi: "Bu belgenin içeriği
tamamen tereddüte yer vermeyecek şekilde TCK 313'üncü maddesi
kapsamında. Hükümete karşı suç olarak cumhuriyet savcılığının Ergenekon
soruşturması kapsamında. Bir mahkeme görevlisi elde ettiği her türlü
delili kendi elinde muhafaza eder. Mahkemeler arasında yardımlaşma
vardır. Ama böyle bir durumda belge aslı çok önemli olduğu için
sanıyorum İstanbul Savcılığı suretini gönderir. Adli Tıp raporunu
gönderir. Bunun dışında belgenin aslının Askeri Savcılığa gönderilmesini
gerektiren bir durum yoktur."
Belge zarar görebilir • Kenan Evren hakkında iddianame
hazırladığı için meslekten ihraç edilen ve AİHM’ye açtığı davayı kazanan
eski Savcı Sacit Kayasu, orijinali Ergenekon savcılarına gönderilen “AK
Parti ve Gülen’i bitirme planı” belgesinin artık bir kağıt parçası
olmadığını söyledi. Sivil savcılığın belgenin orijinalini göndermeme
konusunda yetkisinin bulunduğunu kaydeden Kayasu, “O belge çok önemli.
Herhangi bir şekilde kaybolursa, yırtılırsa, zarar görürse delil ortadan
kalkacağı için tedbir mahiyetinde sivil savcı böyle bir belgeyi
göndermeyebilir” dedi. (Sabah)
Genelkurmay isterse HSYK'ya şikayet edebilir • Genelkurmay Askeri
Savcılığı'nın da, meçhul olan ihbarcının gönderdiği mektup ve eklerini
kendi yürüttüğü soruşturma kapsamında istediği belirtildi. Ancak
Genelkurmay'ın istemesine rağmen, İstanbul Başsavcılığı'nın bu
belgelerin asıllarını Genelkurmay'a göndermediği iddia edildi, bu da
"Sivil savcılık belgeleri göndermezse ne olur?" sorusunu gündeme
getirdi. Sivil savcılığın böyle bir yetkisi bulunuyor, aksi halde
Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği, HSYK'dan, sivil savcıların bu tavrının idari yönden soruşturulmasını isteyebilecek. Genelkurmay bu
tavrı, "görevi ihmal" olarak nitelendirirse İstanbul savcıları hakkında
adli soruşturma yapılıp dava açılması için de Yargıtay Başsavcılığı'na
suç duyurusunda bulunabilecek. (Sabah)
Genelkurmayın kapıları tek yönlüdür.. Deliller buraya girer ama
buradan çıkamaz..
Ergenekon savcılarından orjinal belgeyi isteyen Genelkurmay
savcıların kamera kayıtları isteğini reddetti • 01 Kasım 2009: Ergenekon savcıları,
Demokrasiye Müdahale Eylem Planı’nın orjinalini gönderen ihbarcı subayın
ihbar mektubundaki “12 Haziran 2009 günü sabaha karşı saat 04.30’da
Albay Dursun Çiçek’in ofisinde evrak temizliğine başlandı” iddiasını
araştırmak için Genelkurmay Adli Müşavirliği ve askeri savcılıktan “o
güne ait kamera kayıtlarını”, “personel giriş çıkış sistemi dökümünü” ve
35 adet bilgisayarı istemişti. Ancak, savcılara verilen yanıtta
“güvenlik gerekçesiyle” kayıtların verilemeyeceği bildirildi. (Star)
Ergenekon savcıları orjinal belgeyi gönderme talebini reddetti: Soruşturma yetkisi
bizde • Ergenekon savcıları, 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı'nın
orjinalini ısrarla isteyen askeri savcılığa olumsuz yanıt verdi. 'Yetki
bizim' denildi. Genelkurmay Askeri Savcılığı, İrticayla Mücadele Eylem
Planı Belgesi’nin aslını istediği Ergenekon savcılarından olumsuz yanıt
aldı. Adli Tıp’ın “İmza Dursun Çiçek eli ürünü” raporuna rağmen Askeri
Savcılık, bir de Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nda inceletmek için
belgenin orijinalini talep etti. Ancak “yetki bende” diyerek
soruşturmayı kendisinin yürüteceğini vurgulayan Ergenekon Savcıları,
orjinal belgenin renkli fotokopisinin üzerine “aslı gibidir” damgası
vurarak askeri savcılığa gönderdi. Ergenekon savcılarının işlenen suçun;
Anayasa, hükümet ve Meclise karşı olduğunu belirterek, belgenin aslını
“suç delili” diye kilit altına aldı.
Genelkurmay belgeyi dördüncü kez istedi • 06 Kasım 2009:
Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'ndaki
haftalık basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını
yanıtladı. Tuğgeneral Çubuklu, belgeyle ilgili Askeri Savcılığın
yürüttüğü soruşturmanın, ''Karargahta böyle bir belge hazırlanıp
hazırlanmadığı, haberin yayımlandığı gün orijinalinin imha edilip
edilmediği, bilgisayar kayıtlarının temizlenip temizlenmediği ve bu
suretle delillerin karartılıp karartılmadığı'' konularında olduğunu ve
soruşturmanın halen devam ettiğini kaydetti. ''Bu çerçevede Askeri
Savcılık delil niteliğindeki belgenin aslını İstanbul Cumhuriyet
Savcılından üç kez istemiştir. Birincisinde fotokopisi gelmiştir.
Diğerlerinde cevap gelmemiştir'' diyen Tuğgeneral Çubuklu, mevzuatlar
kapsamında, Askeri Savcılığın, aynen Cumhuriyet Savcılığı gibi yapmakta
oldukları soruşturma ile ilgili ihtiyaç duydukları her türlü bilgi ve
belgeyi gerek kamu görevlilerinden gerekse özel kuruluşlarından
istemekle yetkili olduğunu söyledi. Kendilerinden bilgi ya da belge
talep edilen kamu görevlilerinin ve özel kuruluşların da bunlara en kısa
sürede cevap vermekle yükümlü olduklarına dikkati çeken Tuğgeneral
Çubuklu, ''Ancak, var olduğu iddia edilen ıslak imzalı belge henüz
Askeri Savcılığa gönderilmemiştir. Bu nedenle belgenin tekrar aslının
gönderilmesi istenmiştir. Askeri Savcılık olayın diğer yönlerini de şu
an araştırmaya soruşturmaya devam etmektedir'' diye konuştu. TSK'nın her
zaman hukuk sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden yana olduğunu
vurgulayan Tuğgeneral Çubuklu, ''Bu nedenle kesinleşmiş bir mahkeme
kararıyla suç işledikleri sabit olmayan kişilerin peşinen suçlu olarak
ilan edilmesi suretiyle evrensel hukuk ilkelerinin çiğnenmesini de
üzüntüyle izlemekteyiz'' dedi. (Zaman)
(31 Ekim 2009, 16:15), son güncelleme: (06 Kasım 2009)
Islak
direniş: Bir inat uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor
Ergenekon'un idhar (henüz ele geçmemiş) kadrolarının hazırladığı
'Kontrgerilla Belgesi'nin orjinal olduğu ve Genelkurmay'da
hazırlandığının ortaya çıkmasıyla patlak veren 'Islak İmza' skandalı
ibret verici gelişmelere sahne oluyor. Başını CHP'nin çektiği
Ergenekoncular çırpındıkça batıyor. 'Islak imzanın birebir taklit edilebileceği'
şeklindeki tüm dünya kriminologlarını bile şaşırtan bilimdışı iddialarıyla traji-komik bir görüntü oluşturan
bu çevreler, şok belge içeriğinin
tartışılmaması için dikkatleri başka tarafa çekerek konuyu saptırmaya ve siyasi alana
çekmeye çalışıyor. Islak imzalı belgeyi sulandırmak için Adli Tıp
raporunun teamüllere aykırı şekilde ve hükümetin güdümünde hazırlanmış
siyasi bir rapor olduğu iddiasını gündeme getiren CHP'lilerle Akşam ve
Vatan gazetelerine uzman kriminologlardan sert tepki geldi.
İhtisas Dairesi uzmanlarını şaibe altında bırakan haberleri kasıtlı
bulan Adli Tıp uzmanları, prosedür dışında herhangi bir uygulama
olmadığını kaydetti. Belgeyi inceleyen ve bir hafta önce kurumda
görevlendirildiği belirtilen Uzman Doktor Mehmet Akın, bu birimde
yıllarca görev yapan tecrübeli bir isim. İstanbul'da uzun süre görev
yapmasının ardından kendi isteğiyle Nevşehir'e atandı. Yaklaşık 3 ay
önce Ankara Adli Tıp Grubu'nun başına getirildi. Eski Adli Tıp Başkanı
ve Adli Tıp Uzmanlar Derneği Başkanı Ferhat Gürpınar, "Ben hem kurumda
çalışmış olan birisiyim hem de dernek başkanıyım. Biz dernek olarak
zaman zaman Adli Tıp'ın uygulamalarını eleştirdik fakat bu olayda
herhangi bir usulsüzlük yok." dedi. Hukuk ve Adalet Derneği Başkanı
Ayhan Gültekin ise söz konusu gazeteleri, 'işi özünden saptırmaya
çalışmak'la suçladı. Gültekin, şunları kaydetti: "Bu belge nasıl ortaya
çıktı diye konuşmuyorlar da neden basına yansıdı, kim ihbar etti, niye
şimdi gibi konuları konuşuyorlar. Bu tamamen suçluluk psikolojisinin
getirdiği bir şeydir. Önemli olan belgeyi kimin incelediğinden ziyade
belgedeki imzanın gerçek olup olmadığıdır. Ali değil de Mehmet yapmış
incelemeyi bunların önemi yoktur. Bu tip iddialarla olayı örtbas etmeye
çalışıyorlar." (Zaman)
Bu kadar açık bir belge bile CHP'lilerce siyasi alana çekiliyor ve Ergenekoncu cunta gözlerden kaçırılmaya çalışılıyor • Genelkurmay'da
hazırlanmış olduğu, ıslak imzalı aslının ortaya çıkmasıyla kesin olarak
anlaşılan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı inkar etmek ve konuyu
saptırmak için Ergenekoncu çevrelerin bin dereden su getirme çabası
sürüyor. Haziran ayında Ergenekon sanığı Avukat Serdar Öztürk'ün
ofisinde fotokopisi ele geçen ve 1 hafta sonra Taraf gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' ya da
diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak imzalı aslı
23 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte
yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün
önce yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması
üzerine paniğe kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları
ve bilgisayar harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını
ileri süren ve belgenin hazırlanmasında rol aldığını iddia eden
Genelkurmay'daki adını vermeyen bir subayın, bu ve diğer bazı belgeleri hemen gizlice
alarak imha edilmekten kurtarabildiğini ve diğer bazı vahim iddialarını
da içeren bir ihbar mektubuyla birlikte Ergenekon savcılarına gönderdiği
ortaya çıktı.
Adli Tıp raporuyla imzanın Albay'a ait olduğu belgelendi •
Ergenekon savcılarının da ıslak imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a
göndererek daha bu gelişmeler kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi
hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı.
Savcıların daha sonra Genelkurmay'a başvurarak Albayın ve ihbar
mektubunda adı geçen birçok subayın ifadesini almak istedikleri, ancak
Genelkurmay'ın olay basına yansıyıncaya kadar savcılara cevap vermediği
hatta askeri savcılık kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı ileri
sürüldü. Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir deprem
daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da Ergenekon soruşturmasını
eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş
değiştirmelerine karşın başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise
şok belgeyi tartışmak yerine belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da
başka ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu.
Kriminologlar CHP'yi ikna edebilmek için yeni bir mukayese kriteri
daha bulmalı • CHP'liler, 'Islak İmza'
olayının Adli Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman
atadığını dolayısıyla ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit
eden Adli Tıp raporunun siyasi ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu
çevrelerin son iddiası ise komedi filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak
imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm dünya kriminologlarını şaşırtan bu
iddianın ileri sürülebilmiş olması Ergenekoncu çevrelerin bilimsel
gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyuyor. İmza sahibi Albay
Çiçek'in
avukatı tarafından başlatılan bu iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000 Dolarlık
bir makineyle Albayın imzası kolayca taklit edilebilirdi ve bu olayda da
edilmişti. Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular
sayesinde öğrendiği bu makine için yurtiçi ve dışından çok sayıda uzmanın
görüş açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru olmadığı
ortaya çıktı.
Denize düşen makineye sarılır • Makine şeklen bir imzayı benzetebilirdi ancak gerçek
imzanın bazı özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan
derinlikleri kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere
tabi tutulan bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı
açılardan mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif,
eğim, doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı
açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle
imkansızdır ve Komplo Belgesi'ndeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in
el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde
kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760 / 8014" No'lu
Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.
Kurmayların
Cunta Belgesi için kurban seçim telaşı Kurban bayramı yaklaşırken Genelkurmay’ı da hummalı bir çalışma
sardı. Herkes planın Başbuğ’un emriyle hazırlandığını biliyor. Islak
imzalı orjinal belgenin ortaya çıkmasından 1 hafta önce sitemizde
alıntıladığımız ve emekli veya muvazzaf askerlerin yazılarının
yayınlandığı oguzyurdu.com
sitesindeki
Kürşat Bahadıroğlu imzalı yazı, Genelkurmay'daki evrak işleyişini
bilenlerce Başbuğ'un Komplo Belgesi'nden habersiz olmasının imkansız
olduğunu işliyordu. Siteye bu yazıyı gönderen ya da kaynaklık eden de
belki ihbar mektubunu gönderen subay olabilir. En üst komutan olan
Başbuğ yerine şimdilik, kurban seçilen Albay Çiçek ya da belki birkaç
subay daha yargıçlara gönderilecek. Amaç, davayı Ergenekon savcılarından
bir şekilde kopararak askeri mahkemeye kaydırmak. Yine de Org. Başbuğ’a
‘kesin gidici’ gözüyle bakılıyor.
Ankara hareketli günler yaşıyor. İrticayla Mücadele Eylem Planı
belgesinin orijinalinin ortaya çıkmasıyla Genelkurmay Başkanlığı’nda
ışıklar neredeyse hiç sönmüyor. Karargahta hummalı bir çalışma var. Bu
çalışmanın amacı, orijinal belgenin ortaya çıkmasıyla, askeri savcılığın
olaya tekrar el koyup, gerçekleri ortaya çıkarması değil. Karargah’taki
herkes bu belgenin Orgeneral İlker Başbuğ’un emriyle hazırlatıldığını
biliyor. Çalışmanın ve ışıkların sönmemesinin tek bir nedeni var. Bu
sorumluluk kimlerin üzerine yıkılacak ve Orgenerallere varmadan bu iş
nasıl kapatılacak.
Akşam ve Vatan'a 5 soruyu veren 'üst düzey' belli oldu • Akşam ve
Vatan’ın beş sorusu Çubuklu’dan hukuki olarak bu işin nasıl kapatılacağı
görevi Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’ya
verildi. Çubuklu ilk adım olarak medyadan bazı isimlerle irtibata geçti.
Kamuoyuna Vatan ve Akşam gazeteleri tarafından yansıtılan
beş soru,
Çubuklu tarafından hazırlandı. Bir gazeteye telefonla direkt, diğer bir
gazeteye ise dolaylı yolla sorular iletildi. Bir gün sonra da bu sorular
iki gazetede yer aldı. Çubuklu şu sıralar bununla da yetinmiyor.
Başbuğ’a hukuki olarak bu işin içinden nasıl çıkacakları yönünde rapor
üzerine rapor hazırlıyor.
Anayasa Mahkemesi’ne baskı mı? • Başbuğ’un Çubuklu’dan tek isteği
var. Soruşturmanın Ergenekon savcılarından alınıp, askeri savcılığa
devredilmesi için tüm yolların denenmesi. Çubuklu bir yandan
gazetecileri ararken, diğer yandan da askerlere sivil mahkemenin yolunu
açan yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’nde görevli bazı üyelerle
görüşüyor. Karargah’ın sütten ağzı yandığı için bu görüşme sonuçları
“sözlü rapor” olarak üst makamlara rapor ediliyor. Çubuklu bu
çalışmaları yaparken, Karargahtaki diğer görevliler de boş durmuyor.
Karargah’taki
toplantıda alınan bir dizi karar • Önceki gün Karargah’ta ilginç bir
toplantı yapıldı. Toplantıya Başbuğ ve orijinal belgeyi savcılara
gönderen subayın mektubunda yer alan isimlerin büyük bölümü katıldı.
Sinirler gergin, suratlar oldukça asıktı. Toplantının iki gündem maddesi
vardı. İlki, bu belgenin karargahtan kim tarafından nasıl çıkarıldığı,
ikincisi ise bu işten nasıl kurtulunacağı. İlk soruya cevap bulunamadı.
İkinci gündem maddesi hakkında ise çeşitli fikirler ileri sürüldü.
Toplantı sonunda bir dizi karar alınırken, yol haritası da belirlendi.
Albay Çiçek teslim edilecek • Karargah’taki görevliler arasında
“Başbuğ’un manevi oğlu” olarak bilinen Albay Dursun Çiçek’in “ipinin
çekilmesi” toplantı sonucu kesinleşti. Çiçek, sivil yargıçlara teslim
edilecek. Kamuoyu bununla tatmin olmazsa Çiçek’le birlikte aynı şubede
çalışan birkaç düşük rütbeli subay daha sivil savcılığa gönderilecek.
Kurmayları korkutan bir belge daha var • Toplantıda ilginç bir de
belge gündeme geldi. Bu belgeyle ilgili de Karargah endişeli. Dışarı
sızıp sızmadığını bilmiyorlar. Belge resmi olarak kayıtlarda olduğu
içinde imha edilemiyor. “İrticayla Mücadele Eylem Planının ardında
bulunan tüm isimler bu belgede saklı. Bu belge ortaya çıksa da çıkmasa
da Karargah’ta Orgeneral İlker Başbuğ’un gideceği tahmin ediliyor. (Taraf)
ERGENEKON
DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!.. Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati
önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine
seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar önemli
değil.
Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri
hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren,
silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah,
dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat
onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler
düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri
kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır
bölen
ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı
yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu
baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir
kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları
sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat
acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok
gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine
kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan
bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye
zarar veremez!
Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz.
Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van
mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi
mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni
ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek
yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz!
Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları
hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin.
Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir
benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir
gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve
bilgilerde!..
Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel
suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti
adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan
korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da
görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün
mutlaka ama mutlaka görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı
değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı,
rahmetle mi lanetle mi?
Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına
demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu
ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan
huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle
olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve
kolaylıklar dileriz.
Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)
Kontrgerilla,
Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye
Ediliyor? Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama
eğer Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz,
Hayır! O değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir.
Kontrgerilla vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı
değildir. Kesinlikle böyledir. Bizce buna en büyük delil,
Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı brifingindeki açıklamasıdır:
“..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist
değildir. Din devrimine de karşıdır...”
Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla
dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer
alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak
görüldüğü, dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı
Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK)
şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan,
başbakan Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet
örgütü olduğu ve doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir
şüpheye yer bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle
ayrıcalıkları vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara
tabi değildirler, yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay
Başkanı'nın 'tanırım, iyi çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık
müdahalenin yapıldığı
Şemdinli ol subayları buna canlı bir örnektir. Bu sitenin
ilgili bir çok sayfasında bunları yıllardır belirtmiştik ama
özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil ettiğine inandığımız
Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik Deliller
sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap
arayan Ö.H.Dairesi
sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki
güncel haberleri aktaran Manşetlerimiz sayfamızı ve tabi
forum
bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.
Ergenekon
soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla
canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır.
Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar
Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi
bombalı ve silahlı saldırılarla cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi
gözdağı eylemlerine girişmekte ve
“daha ileriye gitmeyin” demektedir.
Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik
duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve
benzeri yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere,
Diyarbakır'da polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12
Eylül öncesinde başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt
kavgası şeklinde başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok
sırıtmasına rağmen bunun yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt,
sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine karşıt unsurların birlikte
çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların çok zor durumda
olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki komisyonlara ifade
vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi önemli
elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların köşeye
sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş yüzünden
iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar
yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya
çalıştıklarını gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio
soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri
dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980
öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi
(ÖHD) iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli
Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Bülent Ecevit'in,
“Özel Harp Dairesi'nin sivil
uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli
tertiplerden duyduğu korku”
, bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır
kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması
gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır.
Ecevit'in başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin
Erbakan'ın, Uğur Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve
normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun
Kontrgerilla!” diye haykırırken dile getirdiği:
“Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın
emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur
Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu
cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz.”
sözleri de diğer bir net açıklamadır.
Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı
Susurluk'taki gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet
bu da bir şeydir, güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya
beyin takımı şu an dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir.
Muhtemelen çok yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını
sallayıp gezinmekte, halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları
planlamaktadırlar. Boş durmayı sevmezler. Yani kendimizi
kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim. Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD
kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına yaydıkları, gerçek amacı yurt
savunması ve yurdumuz işgale uğradığında öğrendikleri, “ortalığı
karıştırma, dış düşmana terör uygulama ve böylece halkın direnişini
örgütleme, moral verme, dış düşmana karşı direnişi başlatma”
gibi görevler üstlenmiş ve bu amaçtan sapmayan,
ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim.
Ama bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt
insanımızı iç düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini
olgunlaştırmak için aynı silahla hem sağcı hem solcu vuran,
kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan, darbe şartlarını
olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast planları
yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü veren,
Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı
sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri
yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli
devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım,
onları unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya
kapanmaz. 100 yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir
100 yıl sonraki nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü
konuşmalı mı? Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı,
hayır. Tam demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak
zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç
düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli
cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri
dağıtmadıkça bu dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın
kapandığı günleri gelecek nesillere kalmadan bizler de görürüz!..
Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008),
son güncelleme: (13 Ekim 2008)
K
ontrgerilla, Gladio, Özel
Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası, siyasi terör
olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler,
Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri...
Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler
oluyor, ama ne ?..
1990 yılında İtalya'da patlak
veren Gladio skandalı ve o sıralarda ülkemizde işlenmekte olan
laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun şekilde gündemimize soktu.
Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf
etmeseler de!.. Skandal patladıktan
sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri, ülkelerinde Gladio
uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye hariç. Oysa
Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul siyasi
terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle
örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için
eğitilenler mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği
gibi?..
Buradaki bilgiler yeni değil,
daha önce yayınlanmış bilgilerin tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış
bu bilgiler. Ama internet ortamının getirdiği
mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir amacı da
bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı gördüğünüz
bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz.
Bizi izlemeye devam edin...
Abdullah Harun
13 Ağustos 2001
En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir.
Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde
uyumludur.