FLAŞ!!!
Erzincan'da gözaltılar: Savcı 3. Ordu'ya sokulmadı Ergenekon soruşturması kapsamında Erzincan'da 2 astsubay ve Avcılar
Derneği Başkanı gözaltına alındı. Erzincan'da 3. Ordu Karargahı'nda
görevli istihbarat astsubay A.S., Yaylabaşı Jandarma Karakol Komutanı
astsubay M.Y. ile avcılık malzemeleri satan Y.B. gözaltına alındı.
Astsubaylardan birinin 3'üncü Ordu Karargahı'ndaki ofisini aramak
isteyen Osman Şanal, Genelkurmay'dan izin alınmadığı gerekçesiyle
içeriye alınmayınca nizamiyeden dönmek durumunda kaldı. 3. Ordu komutanı
Saldıray Berk'in adı da bu soruşturma kapsamında geçiyor. İddialara göre
ifade vermek için çağrılan Berk ifade vermeyi reddetmişti. Ancak daha
sonraki günlerde açıklama yapan Erzurum Savcılığı Berk'in ifade vermeye
çağrılmadığını açıkladı. Berk'in adı kısa süre önce meydana gelen ve
eski Erzincan Alay Komutanı Recep Gençoğlu ile diğer bir subayın
tutuklanmasının hemen ardından 30 araçlık bir askeri konvoyun Erzincan
şehir merkezine sıradışı bir güzergah izleyerek girmesi olayında da
geçti. Şehir merkezine sokulan askeri araçların sivillere
gösterilmesiyle 3. Ordu komutanı Berk'in 1997'deki Sincan olayında
olduğu gibi tatbikat hazırlığı gerekçesi ardına saklanarak halka ve
hükümete gözdağı vermeyi amaçladığı ileri
sürülmüştü.
Astsubaylardan birinin 3'üncü Ordu Karargahı'ndaki ofisini aramak
isteyen Osman Şanal'a, Genelkurmay'dan izin alınmadığı gerekçesiyle
nizamiyeden dönmek durumunda kaldı. Özel Yetkili Savcı Osman Şanal, dün
Erzurum’dan yanında 2 savcıyla birlikte Erzincan’a gelerek bir dizi
çalışma yaptı. Savcı Osman Şanal önce av malzemeleri bayiliği yapan ve
aynı zamanda Erzincan Avcılar Derneği Başkanı olan Y.B.’yi gözaltına
aldı. Bunun ardından savcılar, kent merkezine 10 kilometre uzaklıkta
bulunan Yaylabaşı Beldesi'ndeki Jandarma Karakol Komutanlığı'na geçti.
Cumhuriyet savcıları Merkez Komutanlığı'ndan gelen görevlilerle birlikte
geç saatlere kadar karakol komutanı Astsubay M.Y.’nin ofisinde ve evinde
arama yaptı. Aramadan sonra astsubay M.Y. de gözaltına alındı.
Genelkurmay'dan izin soruldu • Yaylabaşı Beldesi'nde bulunan
Karakol Komutanı Astsubay M.Y.'nin gözaltına alındığı saatlerde Özel
Yetkili Savcı Osman Şanal da 3’ncü Ordu Karargahı İstihbarat Şubesi'nde
görevli Astsubay A.S.’nin evinde yine Merkez Komutanlığı'ndan gelen
görevlilerin nezaretinde arama yaptı. Aramanın ardından Astsubay A.S.’nin
3’ncü Ordu Karargahı'nda bulunan ofisinde arama yapmak için Savcı Şanal,
Erzurum Özel Yetkili 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi'nden çıkardığı arama emri
ile birlikte nizamiyeye gitti. Özel Yetkili Savcı Osman Şanal’a
nizamiyede Genelkurmay Başkanlığı'ndan izni olup olmadığı soruldu.
Genelkurmay Başkanlığı'ndan izin alınmadan karargaha giremeyeceği
belirtilen Osman Şanal bir süre bekledikten sonra tutanak tutarak
nizamiyeden ayrıldı. Gözaltına alınan astsubaylar M.Y. ve A.S., Merkez
Komutanlığı'na, Avcılar Derneği Başkanı ve av bayisi Y. B. de Erzincan
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne götürüldü. Gözaltına
alınanların Erzurum’a götürülerek sorgulanması bekleniyor. (Radikal)
Yargıdan iki hamle: Katsayı ve Eminağaoğlu Osman Kaçmaz'ın başkanı olduğu Sincan 1. Ağır Ceza
Mahkemesi, 7 yıla kadar hapsi istenen eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği
Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında 'delil olmadığı' gerekçesiyle
kovuşturma açılmasına yer olmadığına karar verdi. Mahkemenin kararının
aksine Eminağaoğlu'nun suçlandığı konularla ilgili iddianamede ayrıntılı
deliller yer alıyor. Eminağaoğlu, Ergenekon soruşturmasında görev alan
hakim ve savcıları hedef alan açıklamalarını basın toplantısıyla
duyurmuştu. Yine hakim ve savcıların gizli dinleme kararlarını basın
toplantısıyla açıklamıştı. Açıklamaları ve gizli dinleme kararlarını
basına duyurarak soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği belirtiliyordu.
Mahkeme kararıyla dinlenen telefonlarında Ergenekon sanığı Engin
Aydın'ın avukatına akıl verdiği kayıtlara geçmişti. Gün içerisinde diğer
bir karar da Danıştay'dan geldi. Danıştay Üniversite sınavlarına girişte
uygulanan katsayılara dair YÖK'ün yaptığı yeni düzenlemeyi de iptal
etti. 28 Şubat döneminde katsayı konulmasına ses çıkarmayan Danıştay,
katsayının kaldırılarak ilk duruma dönülmesine ise 'eşitliğin
bozulacağı' gerekçesiyle karşı çıkıyor.
Osman Kaçmaz'ın başkanı olduğu Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 yıla
kadar hapsi istenen eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı Ömer
Faruk Eminağaoğlu hakkında kovuşturma açılmasına yer olmadığına karar
verdi. Adalet Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı rapor üzerine,
Sincan Cumhuriyet Başsavcılığı, Eminağaoğlu hakkında, 'yargı görevi
yapanı etkileme', 'soruşturmanın gizliliğini ihlal' ve 'Dernek ve
Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun'a
muhalefet' suçlarından iddianame düzenlemişti. Ancak Sincan 1. Ağır Ceza
Mahkemesi, Eminağaoğlu hakkındaki suçlarla ilgili delil olmadığı
gerekçesiyle kovuşturmaya gerek görmedi. Mahkemenin kararının aksine
Eminağaoğlu'nun suçlandığı konularla ilgili iddianamede ayrıntılı
deliller yer alıyor. Eminağaoğlu, Ergenekon soruşturmasında görev alan
hakim ve savcıları hedef alan açıklamalarını basın toplantısıyla
duyurmuştu. Yine hakim ve savcıların gizli dinleme kararlarını basın
toplantısıyla açıklamıştı. Açıklamaları ve gizli dinleme kararlarını
basına duyurarak soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği belirtiliyordu.
Mahkeme kararıyla dinlenen telefonlarında Ergenekon sanığı Engin
Aydın'ın avukatına akıl verdiği kayıtlara geçmişti. Eminağaoğlu'nun
kusurlu veya uygunsuz hareket ve ilişkileriyle mesleğin şeref ve
nüfuzunu, şahsi onur ve saygınlığını yitirdiği iddialarıyla meslekten
ihracı ve yer değiştirme kararlarına ise HSYK karar verecek.
Danıştay üyeleri kaosa el kaldırdı • Üniversite sınavına
odaklanan 1 milyon öğrenci Danıştay'ın katsayı kararı ile şok oldu.
Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün meslek liseleriyle düz liseler arasındaki
katsayı farkını sembolik hale getiren 17 Aralık 2009 tarihli kararını oy
birliğiyle iptal etti. Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün üniversiteye girişte
meslek liseleriyle düz liseler arasındaki katsayıyı azaltan 17 Aralık
2009 tarihli kararının yürütmesini oy birliğiyle durdurdu. İstanbul
Barosu, YÖK'ün katsayıyı kaldıran 21 Temmuz 2009 tarihli kararının
iptali ve için Danıştay'da dava açmıştı. Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün
kararının yürütmesini durdurmuştu. Bunun üzerine YÖK, 17 Aralık'ta
meslek lisesi mezunlarının üniversiteye girişlerinin engelleyen
katsayıyı sembolik hale getiren ve diğer lise mezunlarına göre fazladan
4 soru cevaplamalarını gerektiren bir sistem getirdi. İstanbul Barosu,
YÖK'ün bu yeni kararının da iptali için Danıştay'da dava açtı. 8. Daire,
YÖK'ün yeni kararının, iki, üç ve dördüncü maddelerinin yürütmesini oy
birliğiyle durdurdu. Kararın ikinci maddesi, "AOBP'nin 0.15 ve 0.13
katsayıları ile çarpılmasını" öngörüyordu. Kararın üçüncü maddesi,
"öğretmen lisesi ve meslek lisesi mezunu olanların kendi alanlarındaki
programları tercih etmeleri halinde ilgili ağırlıklı ortaöğretim başarı
puanlarının 0,05 ile çarpımı sonucunda bulunan puanın toplam puana
ayrıca ekleneceğini" düzenliyordu. YÖK'ün bu karara itiraz hakkı
bulunuyor. İtirazı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görüşecek.
Ancak kararın değişmesi beklenmiyor.
28 Şubat ürünlerinden EMASYA kaldırılırken katsayı kaldırılamıyor..
Danıştay: YÖK, kafasına göre bireylere özgürlük tanıyamaz •
Danıştay kararın gerekçesinde YÖK'e kafasına göre bireylere özgürlük
tanıyamayacağı uyarısında bulundu: "Katsayı farkının belirlenmesinde
YÖK'ün iddia ettiği gibi bireylerin devlete karşı korunması değil,
devletin bireylere tanıdığı ve yararlandırdığı hakların tam ve gereğince
kullanılmasının sağlanması amaçlanmalıdır." YÖK, İstanbul Barosu'nun
dava açmasının yasal olmadığını söylemişti. Fakat Danıştay gerekçede
kamu yararı nedeniyle baronun dava açabileceğine hükmetti.
YÖK alfabeyi öğreniyor: 'B, C, D, E, F' planları gündemde •
Danıştay'ın kaos yaratan kararını eleştiren YÖK Başkanı Yusuf Ziya
Özcan, bir taraftan "Öğrenciler endişelenmesin. Ne yapacağımızı iyi
biliyoruz. Biz o zamana kadar bu sorunları halledeceğiz. Şimdi çok
planımız var, B, C, D, E, F... Sınav takviminde çok fazla değişme
olacağını düşünmüyorum" derken konuşmasının devamında, "Yürütmeyi
durdurma kararı verilmesinden son derece üzgünüz ve endişeliyiz."
diyerek karamsar olduğunu ifade etti. Özcan şunları kaydetti: "Ne
yapacağımızı iyi biliyoruz. Biz o zamana kadar bu sorunları
halledeceğiz. Şimdi çok planımız var, B, C, D, E, F... Sınav takviminde
çok fazla değişme olacağını düşünmüyorum. Olsa olsa bir hafta ileri
atmalar olabilir. Onun haricinde kesinlikle sınav süreciyle
oynanmamasını sağlamaya çalışacağız."
Emasya protokolü kalktı Danıştay'la protokol yapılsın • Hak-İş Başkanı Salim Uslu,
Danıştay'ın kararını hayretle karşıladığını belirterek, "Ekonomik akla
da insan haklarına da aykırı bir karar. Bence çağdaşlaşma iddiamızdan
vazgeçelim, YÖK'ü kaldıralım, tüm idari kurumları, bilim kurullarını
kaldıralım, hepsinin adına Danıştay karar versin. Çağdaş dünya tüm bu
yaşadıklarımıza gülüyor. Bu Danıştay varken demokrasi mümkün değil.
Meclis'i de kaldıralım onun adına da Anayasa Mahkemesi karar verir" diye
konuştu. Memursen Başkanı Ahmet Gündoğdu da Anayasanın eğitimde fırsat
eşitliği ilkesinin Danıştay eliyle çiğnendiğine dikkat çekti. Gündoğdu,
"Bu bir yetki gaspıdır. Hukuka göre Danıştay'ın yerindelik denetimi
hakkı yoktur. Tam bir keyfilikle karşı karşıyayız" dedi. TBMM Eğitim
Komisyonu eski Başkanı Tayyar Altıkulaç, Danıştay'ın katsayı
düzenlemesini iptal kararını, "Anlaşılan yüksek yargı, ülkeyi yönetmeye
talip. Danıştay'ın yansız olduğunu ve kararlarının hukuka uygun olduğunu
savunabilecek bir kimse olduğunu düşünemiyorum" sözleriyle
değerlendirdi. Kararın kendisi için sürpriz olmadığını anlatan Altıkulaç
şöyle konuştu: "Bundan sonra alınacak kararlarda, bir protokol imzalayıp
Danıştay'ın da ortak olacağını belirtsinler de iş bitsin." Altıkulaç,
İstanbul Barosu'nun konuyla ilgili yargıya başvurmasını skandal olarak
niteledi.
Kozmik
oda raporu savcılıkta Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı Seferberlik Tetkik Kurulu'nda arama
yapan Hakim Kadir Kayan Kozmik oda ile ilgili raporunu savcılığa verdi.
Raporda kozmik odalardaki belgelerle ilgili detaylara yer verilmezken
sadece darbe iddiaları ile ilgili 'delil bulunmuştur' ya da
'bulunamamıştır' tespiti yer alıyor. Bu rapor özel yetkili savcı Mustafa
Bilgili'nin yürüttüğü soruşturmayı yakından etkileyecek. Hakim Kadir
Kayan'ın sunduğu raporda 'kozmik odada hükümete karşı darbe iddiaları
ile ilgili emir, talimat ve bulgu bulunmuştur' tespitinin yapılması
durumunda gözaltına alınıp serbest bırakılan askerler hakkında dava
açılması gündeme gelebilecek. Savcı Bilgili'ye sunulan raporda 'Hükümete
darbe iddialarını destekleyecek delil bulunamamıştır' tespitinin
yapılması durumunda da askerlere takipsizlik verilmesi ihtimali ağırlık
kazanacak. olumlu ya da olumsuz görüşü destekleyen delillerle ilgili ne
soruşturma savcılığına ne de şüphelilere herhangi bir bilgi
verilmeyecek. Ancak dava açılması durumunda kozmik odadaki aramaya
ilişkin kimi belgeler mahkeme heyeti tarafından incelenebilecek.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla başlayan
soruşturma kapsamında Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı'ndaki kozmik
odada arama yapan Hakim Kadir Kayan, raporunu tamamladı. Kayan,
hazırladığı raporu soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Mustafa
Bilgili'ye sundu. Raporda, arama ve incelemeye ilişkin değerlendirmelere
yer verildiği öğrenildi. Savcı, raporu inceledikten sonra suç unsuru
taşıyan belgelerle ilgili dava açabilecek. Dava açılması durumunda,
kozmik odadaki bilgi ve belgeler mahkeme heyetince incelenebilecek.
Raporda 'delil bulunmuştur' ya da 'bulunamamıştır' tespitleri
yeralıyor • Bülent Arınç'a suikast iddiası ile gözaltına alınan bir
binbaşı ile albayın görev yaptığı Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda hakim
Kadir Kayan tarafından 26 gün boyunca arama yapılmıştı. Devlet sırrı
niteliğindeki kozmik odada yapılan aramalarda tutanağa geçirilen
bulgular hakim Kadir Kayan tarafından rapor haline getirildi. Raporda
kozmik odalardaki belgelerle ilgili detaylara yer verilmezken sadece
darbe iddiaları ile ilgili "delil bulunmuştur" ya da "bulunamamıştır"
tespiti yer alıyor. Bu rapor özel yetkili savcı Mustafa Bilgili'nin
yürüttüğü soruşturmayı yakından etkileyecek. Hakim Kadir Kayan'ın
sunduğu raporda "kozmik odada hükümete karşı darbe iddiaları ile ilgili
emir, talimat ve bulgu bulunmuştur" tespitinin yapılması durumunda
gözaltına alınıp serbest bırakılan askerler hakkında dava açılması
gündeme gelebilecek. Savcı Bilgili'ye sunulan raporda "Hükümete darbe
iddialarını destekleyecek delil bulunamamıştır" tespitinin yapılması
durumunda da askerlere takipsizlik verilmesi ihtimali ağırlık kazanacak.
olumlu ya da olumsuz görüşü destekleyen delillerle ilgili ne soruşturma
savcılığına ne de şüphelilere herhangi bir bilgi verilmeyecek. Ancak
dava açılması durumunda kozmik odadaki aramaya ilişkin kimi belgeler
mahkeme heyeti tarafından incelenebilecek.
26 günlük arama ve 200 sayfalık el yazısı rapor • Özel
Kuvvetler Komutanlığı Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda 25 Aralık 2009'da
başlayan arama, 26 gün sürmüş, devlet sırrı gerekçesiyle savcılar içeri
alınmamıştı. Aramayı yapan Hakim Kadir Kayan'ın, kozmik odadaki
incelemeleri sırasında 200 sayfaya yakın not tuttuğu belirtilmişti.
Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda görevli albay Erkan Y.B. ile
binbaşı İbrahim G., Başbakan Yardımcısı Arınç'ın evinin etrafında 19
Aralık'ta gözaltına alınmıştı. Delillerin yok edildiği ihbarı üzerine
Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda ve kozmik odalarda hakim
eşliğinde arama yapılmıştı. Soruşturma sırasında, 8 asker gözaltına
alınmış, 3 subay tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edilmişti.
Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, subayları serbest bırakmıştı. Kozmik
odadaki aramanın sona ermesinin ardından Genelkurmay Adli Müşaviri Hıfzı
Çubuklu, aramalarda suç unsuruna rastlanmadığını öne sürmüştü.
(08 Şubat 2010, 20:12), son güncelleme: (09 Şubat 2010)
Bir
kez daha incelendi: 'Islak İmza' Albay Çiçek'in Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu, Ergenekon savcılarının talebi üzerine
toplandı ve 7'ye 4 oyla imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğuna karar
vererek sonucu mahkemeye iletti.
Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu Ergenekon Savcılığı'nın talebi üzerine
toplandı ve Dursun Çiçek'in imzasını taşıyan İrticayla Mücadele Eylem
Planı hakkında kararını verdi. Heyet, inceleme sonucunda 7’ye karşı 4
oyla “İmza Dursun Çiçek’e ait” sonucuna vardı. Muhalif kalan üyeler
herhangi bir görüş belirtmediler. Rapor mahkeme ve savcıya bugün
gönderildi. Albay Çiçek, soruşturma kapsamında iki kez tutuklanıp
serbest bırakılmıştı. Adli Tıp Kurumu’nun yeni raporu henüz Ergenekon
savcılarına ulaşmadı. Savcı Zekeriya Öz ile Fikret Seçen, “Dursun
Çiçek’in talebi üzerine gönderdik. İlk raporu Adli Tıp İhtisas Kurulu
vermişti. Şimdiki kararı Adli Tıp Genel Kurulu verdi. Zaten bizim için
imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu kesindi" dedi.
Belge ve tartışmalar • İrtica eylem planı, aylar sonra bir
subayın savcılara gönderdiği "orijinal belge" ve beraberindeki ihbar
mektubuyla tekrar gündeme gelmişti. Belgeyi gönderen subay,
"Tartışmaların başladığı dönemde Albay Dursun Çiçek'in odasındaki
belgelerin imha edildiğini, kendisinin sadece bu belgeyi
kurtarabildiğini" yazmıştı. İrticayla Mücadele Planı, Taraf gazetesinin
12 Haziran 2009 tarihli sayısıyla gündeme gelmişti. Belgede, AK Parti ve
Fethullah Gülen cemaatini yıpratmak için yapılması gerekenler
sıralanıyordu. 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' başlıklı haberde, İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında, bir
şüphelinin ofisinde yapılan aramada ele geçirildiği iddia edilen bir
belgeye istinaden, Genelkurmay Harekat Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi
3. Bilgi Destek Şube Müdürlüğü'nde 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' adı
altında bir çalışma yapıldığı belirtiliyordu. Çalışmayı içeren belgenin
altında 3. Bilgi Destek Şube Müdürü Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek'in
paraf ve imzasının bulunduğu iddia edilmiş ve belgeye ait fotokopiler
yer almıştı. Taraf gazetesinde yayımlanan haber üzerine Genelkurmay
Başkanlığı'nca soruşturma emri verilmiş ve aynı gün Askeri Savcılık
tarafından olayla ilgili soruşturma başlatılmıştı. Albay Dursun Çiçek
"örgüt üyeliği" suçlaması ile tutuklanmış ve Hasdal Askeri Cezaevi'ne
konulmuştu. Kurmay Albay Dursun Çiçek tutuklanmasının ardından 24 saat
geçmeden avukatlarının tutukluluğa yaptığı itiraz üzerine tahliye
edilmişti. Belgenin sahte olmasının anlaşılması üzerine, askeri savcılık
kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti. Genelkurmay Başkanlığı,
doğruluğu ortaya konulamayan belgeyi üretenler, sızdıranlar ve
yayımlayanlar hakkında gerekli soruşturmanın yapılması amacıyla dosyanın
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesi kararlaştırmış ve
"Sahte belge üretenler yargılansın" demişti. Daha sonra tekrar
tutuklanan Çiçek, ikinci kez serbest bırakılmıştı. (Cnnturk)
Takdir hakkı hakimin, adli tıp kararı onu bağlamaz • 09 Şubat
2010: Adli Bilimciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Nevzat
Alkan, Adli Tıp Üst Kurulu'nun kararının belgenin orijinal ve üzerindeki
imzanın da Dursun Çiçek'e ait olduğunu tescillediğini aktardı. Alkan
şunları söyledi: "Karar 7'ye karşı 4 oy çoğunluğu ile alınmış. Bu da
belgenin altındaki imzanın ıslak yani belgenin orijinal olduğunu
gösteriyor. Adli Tıp Kurumu kendi içinde son karar merciidir. Oy
çokluğuyla alınan bu karar doğrultusunda mahkeme değerlendirme yapar.
Yani mahkeme kararını oluşturmada bunu dikkate alabilir. Çünkü Adli Tıp
Kurumu, bilirkişi heyeti olarak bilinen ve birçok önemli davada verdiği
kararlar kabul edilen bir kurum. Ancak karar verme aşamasında bu kararın
ne kadar etkili olacağı hakimin bileceği bir iş. Hakim, bilirkişinin
hazırladığı raporda ikna olmuşsa eğer başka bir bilirkişiye
gitmeyebilir. Bunun birçok örneği de var. Otuz kişilik bir heyetin
oybirliğiyle aldığı bir kararı hâkimin kabul etmeme yetkisinin de
olduğunu biliyoruz. Hâkim burada bilirkişiye sadece danışır. Bu, Dursun
Çiçek'le ilgili verilen kararın kabul edilmeyeceği anlamına gelmez." (Zaman)
(08 Şubat 2010, 16:24), son güncelleme: (09 Şubat 2010)
Karagümrük Çetesi liderinden mektup: Kullanılmışız Halen Kocaeli F Tipi Cezaevi’nde yatan Vedat Ergin, savcılığa ve
mahkemeye 77 sayfalık mektup gönderdi: 'Silivri sürecinde bazı şeylerin
farkına vardık. Anlaşmazlık yaşadığımız Sedat Peker, Yaşar Öz, Haluk
Kırcı ve Kürşat Yılmaz’la yakınlaştık.' Ergin, uzun mektubunda, Mustafa
Duyar’ın öldürülmesinin ardından bir dizi çatışma ortamına
çekildiklerini belirtti. 'Mustafa Duyar öldürüldükten sonra bir güç
bizleri, gladyatörmüşçesine devamlı bir arenaya sürdü. Bu iklimleri
devamlı yaratıp Yaşar Öz, Haluk Kırcı, Kürşat Yılmaz, Erol Evcil,
Sedat-Vedat Şahin, Alaattin Çakıcı, Sedat Peker gibi isimlerle
çatışmamız sağlandı ve bu dur durak bilmedi. Bu süreç son bir seneye
kadar devam etti. Silivri davasından sonra hele ki son bir yıldır ortaya
çıkan planlara, iddialara, eylemlere ve ilişkilere baktığımızda nasıl
bir oyunun içinde olunduğu görünüyor. Bu oluşumun provokatörlerinden biz
de nasibimizi almışız. Ergenekon sürecinin yaşanmasının ardından son bir
senedir de Çakıcı hariç kimle sorun varsa çözüyoruz. Bu iklim bilinçli
hesap edilip plana kondu. Bir gerçek varsa ve ben de onu görürsem o
doğruya da yanlış diyecek halim yok. Son bir senedir Silivri sürecinde
ben bunları gördüm. Elbette ölüm tezgâhlarına düşürülmek istenen biri
olarak, ben de bunları gördükçe daha detaylı irdeliyorum' dedi.
Kamuoyunda “Karagümrük Çetesi” olarak bilinen organize suç örgütünün
lideri Nuri Ergin’in Kocaeli F Tipi Cezaevi’nde bulunan kardeşi Vedat
Ergin, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı ve Uşak Ağır Ceza Mahkemesi’ne
ilginç açıklamalarda bulundu. Vedat Ergin, gönderdiği 77 sayfalık
mektubunda, Mustafa Duyar’ın öldürülmesinin ardından bir dizi çatışma
ortamına çekildiklerini belirtti. Ergenekon operasyonlarının ardından
daha önce anlaşmazlık yaşadıkları Erol Evcil, Sedat-Vedat Şahin, Sedat
Peker, Yaşar Öz, Haluk Kırcı, Kürşat Yılmaz gibi isimlerle
yakınlaştıklarını söyleyen Ergin, “Silivri sürecinde bazı şeylerin
farkına vardık. Bu çatışma ortamı bilinçli hesap edilip uygulamaya
koyuldu. Provokatörlerin oyunlarına geldim, herkes de geldi” dedi.
Suikastler düzenlendi • Taraf’ın ulaştığı mektupta Ergin, 9 Ocak
1996’da DHKP/C örgütü tarafından öldürülen Özdemir Sabancı cinayeti
faillerinden Mustafa Duyar’ın cezaevinde öldürülmesinden sonra
gönderildikleri Eskişehir Cezaevi’nde silahlı saldırıya uğradıklarını ve
Uşak Cezaevi’nde de suikast ihtimaline karşı isyan çıkardıklarını
belirtti.
Ergenekon bizi yakınlaştırdı • Kaldıkları cezaevlerine diğer suç
örgütleri tetikçilerinin gönderildiğinin altına çizen Ergin “Mustafa
Duyar öldürüldükten sonra bir güç bizleri, gladyatörmüşçesine devamlı
bir arenaya sürdü. Bu iklimleri devamlı yaratıp Yaşar Öz, Haluk Kırcı,
Kürşat Yılmaz, Erol Evcil, Sedat-Vedat Şahin, Alaattin Çakıcı, Sedat
Peker gibi isimlerle çatışmamız sağlandı ve bu dur durak bilmedi. Bu
süreç son bir seneye kadar devam etti. Silivri davasından sonra hele ki
son bir yıldır ortaya çıkan planlara, iddialara, eylemlere ve ilişkilere
baktığımızda nasıl bir oyunun içinde olunduğu görünüyor. Bu oluşumun
provokatörlerinden biz de nasibimizi almışız. Ergenekon sürecinin
yaşanmasının ardından son bir senedir de Çakıcı hariç kimle sorun varsa
çözüyoruz. Bu iklim bilinçli hesap edilip plana kondu. Bir gerçek varsa
ve ben de onu görürsem o doğruya da yanlış diyecek halim yok. Son bir
senedir Silivri sürecinde ben bunları gördüm. Elbette ölüm tezgâhlarına
düşürülmek istenen biri olarak, ben de bunları gördükçe daha detaylı
irdeliyorum” dedi. (Taraf)
FLAŞ!!!
Kırıldı ya da kayıp denilen 51 nolu DVD sağlam Ergenekon davasında çok önemli bilgileri içerdiği için en önemli
delillerden birisi olarak bilinen 51 nolu DVD hakkında medyada bir
süredir kırıldığı ve dolayısıyla delil olma vasfını yitirdiği, ya da
kayıp olduğu iddiaları yeralan DVD'nin kayıp olmadığı ve sağlam olduğu
ortaya çıktı. Mahkemeye ulaştırılırken zarar gördüğü iddia edilen ve
belli kesimler tarafından ‘artık delil niteliği kalmadı’ denilen 51 nolu
DVD’nin adli emanette olduğu ortaya çıktı.
Ergenekon sanığı emekli Albay Levent Göktaş’ın ofisinde ele geçen 51
No’lu DVD’nin orijinali ve bir kaç kopyası adli emanette duruyor.
Mahkemenin istemesi halinde DVD’nin yeniden gönderilebilir durumda
olduğu bildiriliyor. Ergenekon davasının 22 Ocak’taki duruşmasında
açıklanan ara kararda, 51 No’lu DVD’nin mahkemeye ulaştırıldığı sırada
zarar gördüğü belirtilmişti. Mahkemenin talebi üzerine savcılık, DVD’nin
bir kopyasının mahkemeye ulaştırılması için talimat vermişti. İçinde
‘gizli’ ibareli birçok belge ile üst düzey yargı mensuplarının
fişlendiği belgelerin yer aldığı 51 No’lu DVD, bir kaç kopyası ve
orjinaliyle birlikte Beşiktaş Adliyesi’nin adli emanetine alınmıştı.
Hem aslı hem de birden fazla kopyası var • Adli emanette büyük
bir özenle korunan belge, CD ve DVD’lerin orijinallerinin yanı sıra her
ihtimale karşın ‘aslı gibidir’ ibaresiyle birden fazla kopyasının da
alındığı kaydedildi. Bu delillerin ortadan kalkma ihtimalini
zayıflatıyor. (Star)
Ergenekon
kardeşliği: Karargah için Hizbut-Tahrir referansı 'Amirallere suikast girişimi' iddianamesinde teğmenlerin,
Ergenekon'un TSK'ya sızmak amacıyla 'Karargâh Evleri' olarak
isimlendirdikleri hücre yapılarına girebilmeleri için Hizbut-Tahrir
örgütünden 'referanslı' olmaları gerektiği ortaya çıktı.
Amirallere Suikast İddianamesi'nde, şüphelilerin evinde ele geçen
dokümanlar ve delillerden yola çıkan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı
Süleyman Pehlivan, Ergenekon'un bir birimi olan Karargah Evleri ile
suikast iddiası soruşturmasına dahil olan teğmenlerin korkunç
bağlantılarını ortaya koydu. Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Metin Ataç
ile dönemin Donanma Komutanı şimdiki Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref
Uğur Yiğit'e yönelik suikast iddianamesinde teğmenlerin Karargah
Evleri'nde kalabilmeleri için Hizbut-Tahrir örgütünden "referanslı"
olmaları gerektiği belirtiliyor. Örgüt evlerinde kalabilmek için, "Hizbul
Tahrir İsmail Yıldız referansı", "Hizbul Tahrir İ.Y. referansı", "U.A.
Hizbul Tahrir ... referansı" şeklindeki notlardan yola çıkan savcılar,
Karargah Evleri örgütlenmesinin yasa dışı Hizbut-Tahrir örgütüyle
irtibatlı olduğu görüşünü dile getirdiler.
Fişleme şantaj baskı • Şüpheliler Alper Erdoğan, Burak Düzalan,
Yakut Aksoy ve Tarık Ayabakan tarafından kullanılan Kocaeli'nin
Değirmendere ilçesindeki Karargah Evi'nde bulunan flash bellekteki
dosyada 61 kişinin fişlendiği kaydedildi. İddianameye göre; Deniz
Lisesi, Deniz Harp Okulu, Deniz Astsubay Yüksekokulu'nda okuyan
öğrencilerin ve teğmenlerin özel hayatlarına ilişkin arşivlemeyi şantaj
ve baskı amacıyla yapıldı.
Hedef AK Parti • Şüpheli Sezgin Demirel'in kaldığı evde ele
geçirilen bilgi ve belgelerde AK Parti'nin hükümetin eleştirildiği haber
ve makalelerin teğmenlere okutulmasının istendiği ortaya çıktı.
İddianameye göre; 10 Numaralı DVD'de İlhan Selçuk, Emin Çölaşan, (Pazar
günü İzmir'de başlıklı yazı), Erol Manisalı, Mustafa Balbay ve birçok
köşe yazarının Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Köşk'e çıkması ile ilgili
yazılar, AK Parti, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç'ın adlarının geçtiği birçok köşe yazılarının bulunduğu
belirlendi. "RTE diz çökmüş" adındaki video kaydında 1990 yılında
çekilen ve Afganistan eski Devlet Başkanı Gulbettin Hikmetyar ile
Başbakan Erdoğan'ın yan yana oturmuş fotoğrafları yer alıyor.
Uyuşturucu PKK'dan • Amirallere suikast iddianamesindeki bir
başka ilginç gelişme ise şüpheli subayların PKK ile irtibatı. İddiaya
göre önce uyuşturucuya alıştırılan teğmenlere fahiş fiyattan uyuşturucu
satılarak yüksek miktarlarda kazançlar elde ediliyor. Uyuşturucu temini,
pazarlaması ve saklanması gibi işlerin sorumluluğunu yapan Ülkü
Öztürk'ün PKK ile irtibatının bulunduğu, bu işlerde PKK'lı olan akrabası
E.K'yi kullandığı belirtildi. İddianame'de; Karargah Evleri'nin
uyuşturucu sorumlusu Öztürk diğer subaylar Fatih Göktaş, Burak Amaç,
Sinan Efe Noyan'ın Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda uyuşturucu
kullandıkları ve sattıkları halde Karargah Evleri organizasyonu ile
ilişkili olan üst rütbeli subaylarca korunduğu ve örtbas edildiği
belirtildi. (Yenişafak)
Karargah
Evleri Ergenekon'un ana unsurlarından Amirallere suikast iddianamesinde Ergenekon'un TSK içindeki kolu
olarak örgütlenen 'Karargah Evleri' yapılanmasından geniş şekilde
bahsediliyor. Ergenekon soruşturmasının ilk başladığı günlerden beri
gündeme gelen yapılanmayla ilgili iddianamede yeni bilgiler de yeralıyor.
Askeri savcılar tarafından soruşturması yürütülüyor gibi yapılıp
savsaklanan 'Karargah Evleri', Ergenekon örgütünün ana unsurlardan ve en
hassas birimlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Yapılanma aşamasında
Kundalini, Agarta, Ruhsal İdari Evrim Üstadları, Yediler, Kırklar,
örgütün öğreti ve uygulama yöntemlerini belirliyor. İddianamede,
Ergenekon yapılanmasıyla ilgili olarak kundalini benzetmesi şöyle ifade
ediliyor. "Bu sistemin idarecileri çok özeldir. Asla deşifre olmazlar.
Çünkü Kundalini gücü nasıl ki zor zamanlarda ortaya çıkarsa, Türk
milletinin zor anlarında da bu sistem olaylara direkt el koyar.'
Ergenekon soruşturması kapsamında süren operasyonlarda ortaya çıkan
'Karargah Evleri' yapılanması, örgütün temelini oluşturan ana
unsurlardan olarak değerlendirildi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda
görevli iki amirale suikast planladıkları ve uyuşturucu ile TNT kalıbı
bulundurdukları iddiasıyla 9'u tutuklu teğmen 19 sanık hakkındaki
başlatılan soruşturma 'Karargah Evleri'ni yeniden gündeme taşıdı.
Yapılanma aşamasında Kundalini, Agarta, Ruhsal İdari Evrim Üstadları,
Yediler, Kırklar gibi terimlerin kullanıldığı 'Karargah Evleri' hakkında
ise Ergenekon iddianamelerinin satır aralarında verilen bilgiler ise
yapılanmanın, örgütün 'Askeri Yapılanması'nın temelini oluşturduğunu
ortaya çıkardı.
Kırklara karışma • İddianamede Ergenekon yapılanmasının mistik
halleri de yer alıyor. Örgütün yapısı hakkında bilgilerin verildiği
bölümlerde, Kundalini, Agarta, Ruhsal İdari Evrim Üstadları, Yediler,
Kırklar gibi terimler kullanılırken, şu satırlara yer veriliyor: "Bu
ulaşımın şifreleri çözülür. Alt Birimi olan kırk kişiye dağıtılır. Kırk
görevli bu sistemin dağılımını teknik bir şekilde Türk insanına sunar.
Bu öğretinin ve uygulamanın bizzat sahibi ERGENEKON'dur. Ergenekon'un
görev alanlarının içinde Türk Ordusu'nun çok önemli yeri vardır.'
Spiritüel güçler • "Türk Ordusu içinde bu görevler ve görevliler
Alpler ve Erenler olmak üzere iki misyona ayrılırlar. Her birim Türk
Ordusu'nun okült birimlerini oluşturur. Alpler, Özel Harp Dairesi'nin
faaliyetlerini devam ettirir. Erenler ise işin parapsikolojik spiritüel
ya da başka bir anlatımla ilâhi yönünün sergilemesini yapar. Bu sistemin
idarecileri çok özeldir. Sistemin başında görülmezler ve asla deşifre
olmazlar. Çünkü Kundalini gücü nasıl ki zor zamanlarda ortaya çıkarsa,
Türk milletinin zor anlarında da bu sistem olaylara direkt el koyar.
Ergenekon örgütlenmesi içinde en önemli unsurlardan olan 'Askeri
Yapılanma'nın detaylarının verildiği Ergenekon İddianamesi'nde 'Karargah
Evleri' olarak adlandırılan iç oluşum hakkında detaylı bilgiler
veriliyor. 'Ergenekon Başkanlığı' olarak adlandırılan üst yönetim
hakkında verilen bilgilerde başkanlığa bağlı olduğu tespit edilen 7
gizli birimin 5 tanesinin başında asker kökenlilerin bulunduğu ve
örgütün kurucularının ve önemli yöneticilerinin asker kökenli olduğu
belirtiliyor.
Karargah Evleri • Ergenekon iddianamesinde 'Karargah Evleri' ile
ilgili verilen bilgiler arasında, örgütün özellikle harp okullarında
bulunan subaylar ve öğrencilerle ilgilendikleri belirtiliyor. Ayrıca
halen görevde olan bazı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensupları ile
ilişki içerisinde olan örgütün, birçok kişinin askerlikle ilgili
problemlerini çözdüğü, istedikleri yerlerde askerlik yapmalarını
sağladığı ve bu ilişkileri örgütün farklı amaç ve hedefleri için
kullandığı belirtiliyor.
Perinçek sahnede • İşçi Partisi'nden elde edilen ve MİT
Müsteşarlığı tarafından hazırlanan çok gizli bir belgenin içeriğinde ise
örgütün sivil yapılanması hakkında önemli bilgilere rastlandığı
belirtiliyor. Belgedeki 'Teori, Tasarım ve Planlama Daire Başkanlığı'
bölümünde yer alan bilgilerde, örgüt içinde görevli bulunan İşçi Partisi
Genel Başkanı Doğu Perinçek'in, partisinde bu gizli yapılanmanın
metodlarını ve geliştirilmesini nasıl yaptığını ayrıntılı olarak
anlatıyor.
Bilgi askerden • Öte yandan iddianamede adı geçen 'Gizli Tanık
İsmet'in ifadelerinde kendilerine silahlar, patlayıcılar ve suikast
yapılacak kişilere karşı istihbarat bilgilerinin görevli askeri
şahıslarca bizzat verildiğini, örgütsel askeri eğitimin yine görevli
askeri şahıslarca verildiğini anlatıyor. İddianamede 'Zafer' kod adlı
emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'in de, örgüt üyelerinin görevli olduğu
dönemlerde muhtemelen bu tür silah mühimmat ve patlayıcı maddeleri
gizlemek veya sarf edildi göstermek suretiyle karargah dışına
çıkarabileceklerini söylediği belirtiliyor.
Kundalini nedir? • Kundalini, sembolik olarak omuriliğin dibinde
üç-buçuk kez kıvrılmış uyuyan bir yılan şeklinde gösterilir. Sol ve sağ
kanallar, omurilik boyunca uzanan üçüncü kanalın çevresinde (tıpkı bir
asa etrafında dolanan iki yılanı içeren modern tıbbın sembolü kadüste
olduğu gibi) spiral şeklinde dolanırlar. Bu iki kanal, eril ve dişil,
pozitif ve negatif, sıcak ve soğuk, objektif ve subjektif, dışsal ve
içsel gibi niteliklere tekabül eder. İşte tekamül, bu kanallardaki
enerjilerin dengelenmesi sürecidir. Orta kanal ise aydınlanma kanalıdır.
Üç ana kanal kuyruk sokumunda bir araya gelir. Eğer yaşam enerjisi sol
ve sağ kanallardan dengeli olarak bu noktaya inerse, "uyuyan yılan"ı
uyandırırlar ve Kundalini orta kanaldan yukarıya doğru yükselir.
Kundalini enerjisi yükselirken çakraları aktive eder.
Üst yönetim listesi • Soruşturmanın iddianamesinde Karargah
Evleri'nin yapılanması konusunda sorumlu olan isimlerin Ergenekon
soruşturması kapsamında adına sıkça rastlanan kişiler olması dikkat
çekti. İşte Karargah Evler'nin üst yönetim listesi:
1-Şüpheli Veli KÜÇÜK(Emekli Tuğgeneral), 2-Şüpheli Mehmet
Fikri KARADAĞ (Emekli Kurmay Kıdemli Albay), 3-Şüpheli Muzaffer
TEKİN (Emekli Piyade Kd.Yüzbaşı Disiplinsizlik), 4-Mehmet
Zekeriya ÖZTÜRK (Emekli yüzbaşı istifa), 5-Şüpheli Fikret EMEK
(Emekli Piyade Kıdemli Binbaşı Malulen), 6-Şüpheli Oktay YILDIRIM
(Emekli Levazım Kademeli Başçavuş Malulen), 7-Şüpheli Muhammet YÜCE
(Hava Uzman Çavuş sözleşme feshi), 8-Şüpheli Mahmut ÖZTÜRK
(Emekli Levazım Başçavuş), 9-Şüpheli Orhan TUNÇ (Emekli Kademeli
Kıdemli Başçavuş), 10-Şüpheli Rafet ARSLAN (Emekli Topçu Yüzbaşı
Malulen), 11-Gazi GÜDER (Müstafi Deniz Yüzbaşı İstifa) oldukları
tespit edilmiştir. (Yenişafak)
FLAŞ!!!
Amirallere Suikast iddianamesi kabul edildi İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, amirallere suikast planı
iddianamesini kabul etti. İddianamede sanıkların 40'ar yıla kadar hapsi
istenirken, dava Poyrazköy ile birleştirilmedi. İddianameyi kabul eden
mahkeme, 9 sanığın tutukluluk halinin devamına da karar verdi. İlk
duruşma 7 Mayıs'ta yapılacak ve iddianamenin Poyrazköy davası ile
birleştirilmesi bu ilk duruşmada görüşülecek. Suikast davasının
Poyrazköy ve Ergenekon davalarıyla birleştirilmesine ilerleyen süreçte
kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü davaların içeriği ve sanıklar birbiriyle
sıkı irtibatlı ve sonuçta hepsi Ergenekon Terör Örgütü'nden kaynaklanan
davalar.
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, amirallere suikast planı iddianamesini
kabul etti. İddianamede sanıkların 40'ar yıla kadar hapsi istenirken,
dava tahminlerin aksine Poyrazköy ile birleştirilmedi. İddianameyi
hazırlayan savcılar davaların birleştirilmesini talep etmişlerdi.
İddianameyi kabul eden mahkeme, 9 sanığın tutukluluk halinin
devamına da karar verdi. İlk duruşma 7 Mayıs'ta yapılacak ve
iddianamenin Poyrazköy davası ile birleştirilmesi bu ilk duruşmada
görüşülecek.
İddianamede 9'u tutuklu 19 şüpheliyi kapsıyor ve iddianamenin 16 delil
klasörü var. 19 şüpheli, 'Terör örgütüne üyelik' ve 'Patlayıcı Madde
bulundurmak' ile suçlanıyor. Soruşturmayı Savcı Süleyman Pehlivan
yürütüyordu.
Soruşturma ihbar maili ile başladı • Deniz Kuvvetleri'nde görevli
iki amirale suikast düzenleneceği iddiasıyla ilgili 21 Temmuz 2009
tarihinde başlatılan ve daha sonra Ergenekon kapsamına alındığı
öğrenilen soruşturma tamamlanarak iddianamesi mahkemeye sunuldu.
Sanıkların evlerinde Ergenekon örgütüne ait belgeler el geçirilmiş ve
sanıkların Ergenekon tutuklusu emekli Deniz Binbaşı Levent Bektaş'la
bağlantısı tespit edilmişti. Soruşturmada şu ana kadar 9 subay
tutuklanmıştı.
İhbar mailinin ayrıntıları • İstanbul ve Gölcük'te Temmuz ayında
eşzamanlı olarak başlatılan operasyonda tutuklanan teğmen ve albayları
yine bir teğmenin ihbar ettiği ortaya çıkmıştı. İstanbul Emniyet'ine
gelen bir ihbar e-postası, "Ben de bir teğmenim. Bir yapılanma var. Bu
yapılanmadan duyduğum rahatsızlığı dile getireceğim. Artık birilerinin
buna dur demesi lazım." şeklinde sözlerle başlıyor. e-postada daha sonra
üç teğmenin de ismi tek tek sayılıyor. Teğmenlerin Bahçelievler'de
gözaltına alınan ve muhtemelen torbacı denilen uyuşturucu satıcısından
çeşitli uyuşturucu maddeleri alarak alem yaptıklarına dikkat çekiliyor.
Teğmenlerin ev adreslerini açık şekilde yazıp söz konusu mekana kadın
getirerek fuhuş yaptıkları ileri sürülüyor. Mektup, "Bu durumu
hazmedemiyorum. Birilerinin buna dur demesi lazım." sözleriyle sona
eriyordu. Suikast düzenlenecek amirallerin, Deniz Kuvvetleri Komutanı
Oramiral Metin Ataç ile Donanma Komutanı Eşref Uğur Yiğit olduğu
öğrenilmişti.
''Amirallere suikast girişimi'' iddianamesinin özeti • İstanbul
Cumhuriyet Savcılığınca ''Amirallere suikast girişimi'' iddialarına
ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede, ''Ergenekon
terör örgütü''nün, ''Hayati derecede önem verdiği Türk Silahlı
Kuvvetlerine sızmak amacıyla 'karargah evleri' olarak isimlendirdikleri
hücre yapıları oluşturdukları, başında asker kökenli üyelerin bulunduğu,
bu yapının öncelikle askeri lise ve harp okullarına kendi
yetiştirdikleri kişileri yerleştirmeye çalıştıkları'' öne sürüldü.
Karargah Evleri, suikast iddianamesinde önemli bir yere sahip •
İddianamenin, ''Soruşturma kapsamında elde edilen delil ve belgelerin
incelenmesi sonucu tespit olunan örgütsel yapı ile ilgili bulgular''
başlıklı bölümünde, ''Soruşturma, şüphelilerin ihbar mektubunda
belirtilen evlerde uyuşturucu ve seks partileri düzenledikleri, temin
ettikleri uyuşturucu maddeleri muvazzaf subay ve askeri öğrencilere
verdiklerine dair iddialar üzerine başlatılmış ise de yapılan aramalarda
ele geçen belge, doküman ve malzemeler (patlayıcı madde, mermi vs)
birlikte değerlendirildiğinde, şüphelilerin daha önce Cumhuriyet
Başsavcılığınca çeşitli dönemlerdeki iddianamelere konu edilen
'Ergenekon isimli terör örgütü'nün faaliyeti kapsamında oluşturulan
'Karargah Evleri' biriminde yer aldıklarının anlaşıldığı'' iddia edildi.
Ergenekon örgütünün ağırlığı askerlerden oluşuyor • ''Ergenekon''
örgütüne yönelik yapılan soruşturmada çeşitli şüphelilerden ele
geçirilen ''Devletin yeniden yapılandırılması için öneriler (master plan
ön çalışması)'' isimli dokümanda, ''Terör örgütünün Türk Silahlı
Kuvvetlerine (TSK) sızma ve TSK içerisinde faaliyetlerinin hedeflendiği
ve bu hedefin gerçekleştirilmesi için gerekli çalışma yapılması
gerektiği''nin belirtildiği kaydedilen iddianamede, şöyle denildi:
''Ergenekon silahlı terör örgütünün hedeflerine ulaşma uğrunda TSK
bünyesine sızma konusuna büyük önem verdiği ve örgütün içinde askeri
yapılanmanın gerçekleştirilmesinin çok önemli yeri olduğu, örgüt
dokümanlarında yedi gizli birimden beşinin başında asker bulunduğunun
belirtilmesi de bunu açıkça ortaya koymaktadır. Örgütün hayati derecede
önem verdiği TSK'ya sızmak amacıyla 'Karargah Evleri' olarak
isimlendirdikleri hücre yapıları oluşturdukları, başında asker kökenli
üyelerin bulunduğu, bu yapının öncelikle askeri lise ve harp okullarına
kendilerinin yetiştirdikleri kişileri yerleştirmeye çalıştıkları, bu
şahıslar vasıtasıyla harp okulu öğrencilerine ve subaylara ulaştıkları
ve onlarla irtibata geçerek örgüte sempatizan veya mensup olarak
kazandırmaya çalıştıkları tespit edilmiştir.''
İşçi Partisi'nde ele geçirilen belge • İşçi Partisi (İP) Genel
Merkezinde yapılan aramada MİT Müsteşarlığınca düzenlenen ''Çok Gizli
Kopya'' ibareli ''İP Karargah Evleri'' yapılanmasının şematize edildiği
belge ele geçirildiği hatırlatılan iddianamede, bu belge incelendiğinde
şu değerlendirmeye varıldığı ifade edildi: ''Ergenekon silahlı terör
örgütünün sivil yapılanmasında yer alan Teori, Tasarım ve Planlama Daire
Başkanlığı içerisinde görevli bulunan İşçi Partisi Genel Başkanı sanık
Doğu Perinçek'in, bu gizli yapılanmanın metotları ve geliştirilmesini
nasıl yaptığını ayrıntılı bir biçimde ortaya koymaktadır. Zira MİT
Müsteşarlığınca yapılan çalışmalar sonucunda gizli olarak hazırlanan ve
bilgi için gizli olarak askeri makamlara gönderilen bu gizli belgenin İP
Genel Merkezinde Perinçek'in odasında bulunması, örgütün TSK'ya sızma
girişimlerinin ulaştığı ürkütücü boyutu açıkça göstermektedir.''
'Perinçek Başkanımızın emirleri şeklindedir' • Şüpheliler Alperen
Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksay ve Tarık Ayabakan tarafından
kullanılan Kocaeli'ndeki adreste yapılan aramada ele geçirilen
klasördeki ''Bildiriler/Bültenler Klasöründeki Nisan Bülteni'' isimli
belgede ''Karargah Evleri'' oluşumuyla ilgili örgütsel hiyerarşi
silsilesinde örgütün üst birimlerince hazırlanan ve örgüt üyelerine
intikal ettirilen talimatların bulunduğunun görüldüğü aktarılan
iddianamede, söz konusu belgenin ikinci alt başlığında ''Perinçek
Başkanımızın emirleri şeklindedir'' ibarelerinin bulunduğu belirtildi.
Ergenekon Terör Örgütü, TSK'ya sızmak için çok sıkı önlemler almış
• İddianamede, şunlara yer verildi: ''(Klasördeki bir belgede, 'Moraller
ve motivasyon zirvede tutulsun, bu konuda her şey organize edilsin.
İçerdekilere ve ailelerine yardımlar aksatılmasın, ihtiyaca göre
aidatlar arttırılsın. Güvenlik, E.A. ve diğer emekliler, hainleri
bulmada aktif kullanılsın. Levent Bektaş'ın ekiplerinin yerine yeni
ekipler kurulsun. Yeni timlerin oluşturulmasını Mücahit Erakyol Albay
organize etsin. Poyrazköy'de kalan malzemeler korunaklı bölgelere
dağıtılsın. Karargahın emri olmadan hiçbir operasyonel eylem
yapılmayacak. Bu konuda son emir yetkisi Levent Bektaş'ındır. Genç
subayların fikri alt yapıları ve ideolojilerinin sağlam temellere
oturabilmesi için eğitim ve kamp çalışmaları yapılsın, bu bağlamda
doküman ve materyallerin ulaştırılma kanalları kontrol edilsin. Yayınlar
kesinlikle takip edilip çözümlemesi yapılmalı. Genç teğmenler arasında
taban çalışmaları için Ataman Yıldırım'ın ekibi yeniden harekete
geçirilecek. İnternet yoğun bir şekilde propaganda faaliyetleri için
kullanılacak. Devrimci Karargahtaki (DKÖ) çekirdek kadronun evleri ile
aydınlanma ve yeni adam kazanma evleri birbirinden ayrılacak,
irtibatları kesilecek. Devrim fikrinin genç subaylar arasında geniş
tabana yayılması için yeni projeler geliştirilecek. Emirlerin iletiminde
köprü elamanlar kullanılacak. Deşifre olanlar derhal görevden alınacak.
Karargah dışı görevler verilecek) ifadeleri yer alıyor.''
Suikastçilerden ele geçen belgeler Ergenekon sanıklarından ele
geçenlerle aynı • İddianamede, klasördeki ''Yeni Yapılanma Yönetim
ve Geliştirme'' belgesinde ise ''Ergenekon'' isimli terör örgütünün ana
dokümanlarından olan ''Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve
Geliştirme Projesi İstanbul/29 Ekim 1999'' isimli belge olduğunun
anlaşıldığı, belgenin Veli Küçük, Doğu Perinçek, İşçi Partisi İstanbul
İl Örgütü binasında Tuncay Güney'den elde edilen dokümanla aynı
olduğunun anlaşıldığı bildirildi.
Fişleme çalışmasında öğrencileri ayrıntılı şekilde kategorize
etmişler • Klasördeki ''Burak'tan gelen Harp Okulu'' isimli belgede
208 kişinin isminin soyadı ve karşılarında bu kişilerle ilgili
değerlendirmelere yer verildiği görüldüğünün belirtildiği iddianamede,
bu değerlendirmelerin örgütsel bir yapı ve tanımlamayı gösterdiği
kaydedildi. İddianamede, ''Albay'' isimli belgede, Kuleli Askeri
Lisesinde görev yapan bir kısım görevlinin özel hayatları hakkında bilgi
ve değerlendirmelerin yazılı olduğunun görüldüğü, bilgilerin toplanması
ve arşivlenmesinin örgütün amacı doğrultusunda hedef olarak belirlenen
kişiler hakkında gelecekte gerektiğinde kullanılmak maksadıyla
yapıldığının anlaşıldığı kaydedildi. Aramada ele geçirilen diğer bir
belge olan ''lise'' belgesinde ''referans listesinden'', ''alevi
dostlarımızdan'', ''milliyetçi çevreden'' ifadelerinin yazıldığı,
''ülküden gelen'' isimli belgede ise 61 kişinin ad ve soyadları,
''milliyetçi çevreden'', ''tanrı inancının olmadığı'', ''ulusalcı
düşüncede olduğu'', ''babası ve kendisi rotary ile alakalı'', ''Hizbul
Tahrir-I.Y. referansı'', ''uyuşturucu kullanır'', ''Şıh'' gibi
ifadelerin yer aldığının görüldüğü belirtildi. İddianamede, şunlar
kaydedildi: ''Klasördeki bir belgede, '2008-2009 dönemi içerisinde
yapılan faaliyetler sonucu 2009-2010 dönemi faaliyet programında görev
alabilecek teğmenler ile Deniz Harp Okulu, Deniz Lisesi, Deniz Astsubay
Meslek Yüksek Okulunda öğrenim gören askeri öğrencilere ait liste
aşağıdaki gibidir' ifadeleri yer alarak 34 teğmen hakkında kişisel
özellikleri, ailevi ve sosyal durumları, mesleki yetenek ve özellikleri,
etnik kökenleri, siyasi ve fiziki görüşleri, örgütle olan irtibat derece
ve örgütsel konumları, almış olduğu örgütsel görevler hakkında detaylı
değerlendirme notlarının bulunduğu görülmüştür. 'Harp Okulu son sınıfa
geçecek olan öğrenciler arasında Harp Okulundaki 2009-2010
faaliyetlerini yönlendirecek olan askeri öğrenciler hakkındaki
değerlendirmeler aşağıdaki gibidir' yazılı belgede, 17 kişi hakkında
bilgiler verilmiştir.'' İddianamede, ''Evler ve görevler'' başlıklı
belgede ise 12 ayrı eve ait adresin ve bu evlerde kalacak kişilerin
isimlerinin mevcut olduğu, bu evlerde kalacak bazı şahıslara ait
isimlerin kodlandığı, söz konusu yapılanmanın ''Karargah Evleri''
kapsamında gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı ifade edildi.
'Eruygur' isimli belge • ''Eruygur'' isimli belgede de ''Eruygur
Paşa ile Eğitim Komutanlığında yapılan toplantıda karargahımızı
ilgilendiren emirler'' ifadelerinin yer aldığının görüldüğü aktarılan
iddianamede, ''Panzehir77'' isimli belgenin de ''Panzehir-Etnik/Bölücü
Operasyonların tasfiyesi Kürt hareketi ve Türk-Kürt kardeşliği-İstanbul
1 Mayıs 2000 tarihli Amaç ve Kapsam, Emperyalizmin Etnik/Ayrılıkçı Terör
Savaşı, Kuzey Irak ve Kukla Kürt Devleti, Demokratik Cumhuriyet
Programı, Kürt Ayrılıkçılığı Üzerine İktidar hesapları, Abdullah Öcalan
faktörü'' başlıklarından oluştuğunun görüldüğü aktarıldı.
Emir ve talimatlar Perinçek'ten • İstanbul Cumhuriyet
Savcılığınca ''Amirallere suikast girişimi'' iddialarına ilişkin
hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede, şüphelilere emir ve
talimatların, daha önce hakkında ''Ergenekon terör örgütüne üye olmak''
suçundan kamu davası açılan İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu
Perinçek tarafından verilerek, örgüt tabanına aktarıldığının anlaşıldığı
öne sürüldü.
Suikastçi teğmenlere operasyonu başlatan ihbar maili •
İddianamede, şüphelilerin evlerinde ve bilgisayarlarında yapılan
aramalarda ele geçirilen belge ve dokümanlara ayrıntılı olarak yer
verildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Elektronik Şube Müdürlüğüne 15
Temmuz 2009'da bir elektronik ihbar maili geldiği kaydedilen
iddianamede, mailde, uyuşturucu ve borç bataklığına düştüğünü ifade eden
bir deniz subayının, ''Deniz Lisesinden Deniz Harp Okuluna, oradan
teğmenliğe uzanan bahriyelilerin önünü kesen uyuşturucu bataklığından
bahsettiği'' aktarıldı. İddianameye göre, deniz subayının ihbar mailinde
şu ifadeler yer aldı: ''Bu karanlık organizasyonu ve örgütsel bağlarını,
amaçlarını, uyuşturucunun nereden temin edildiğini, bu organizasyonun
liderlerini, hangi özel mekanlarda nasıl seks partileri verildiğini,
geniş organizeyi kimlerin himaye ve desteğiyle ne amaçla devam
ettirildiğini bana da kurulmuş olan bu korkunç tuzakları ihbar ediyorum.
Yıllardır içinde bulunduğum bu bataklığın farklı amaçları olan bir
ihanet çemberi olduğunu anlamış bulunuyorum. Yapıyı deşifre etmek, lanet
yapıyı çökertmek istiyorum. Uyuşturucu ve fuhuş işini birlikte yürüten
bu lanet yapıyı kuranlar uyuşturucu trafiğini özellikle Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı içerisinde olmak üzere Kuleli Askeri Lisesi ve diğer askeri
liselerden de arkadaşları vasıtasıyla devam ettirmektedirler. Organize
olarak çalışan bu yapı, uyuşturucu üzerinden bir yandan kazanç temin
ederken bir yandan da kendi çıkarları doğrultusunda taraftar toplamak ve
kendilerine rakip gördüğü kişileri de egale etmek için kullanıyorlar.
Bir Türk askerine yakışmayacak şekilde her türlü pisliğe bulaşmış olan
karanlık kişilerle irtibatlı olan bu kişiler, özel mekanlarda uyuşturucu
ve seks partileri düzenlemektedir. Seksi de bir tuzak ve şantaj
malzemesi olarak kullanmaktadırlar.''
Genç teğmenleri bağlamak için uyuşturucu ve seks • İhbar mailini
gönderen ve deniz subayı olduğunu iddia eden kişi, Ülkü Öztürk, Sinan
Efe Noyan ve Uğur Kayar'ın uyuşturucu trafiğinin kilit noktasında ve
organizatörü konumunda olduğunu öne sürdü. Bu kişilerin uyuşturucuyu
temin ederek kendi kurdukları ekipleriyle satışını sağladıkları iddia
edilen mailde, Öztürk, Noyan ve Kayar'ın kiraladıkları evlerde
sivillerin de katıldığı seks ve uyuşturucu partisi düzenledikleri ileri
sürüldü. Bu kişilerin partiler ve örgütsel faaliyetler için
kullandıkları kendilerine bağlı çok sayıda evleri bulunduğuna dikkat
çekilen ihbar mailinde, ''Bu partiler sayesinde uyuşturucu bağımlısı
yaptıkları şahıslar, bu uyuşturucu organizasyonunun potansiyel müşterisi
durumundadır. Değişik kanallardan temin ettikleri uyuşturucuları bağımlı
yaptıkları kişilere daha pahalıya satarak ciddi bir gelir elde
etmektedirler. Teğmen Ülkü Öztürk'ün uyuşturucu işinde PKK ile de
irtibatı vardır. Bu işlerini akrabası da olan PKK'lı E.K. ile
gerçekleştirmektedir. Bu uyuşturucu organizasyonunda lider konumunda
olan Öztürk ve bazı teğmenlerin uyuşturucu kullandıkları ve sattıkları
bilindiği halde bu organizeyi koruyan ve himaye eden üst rütbeli
subaylarca örtbas edilmektedir. Bu subayların başında Ülkü Öztürk ve
Sezgin Demirel ile sıkı irtibatlı olan Yarbay Ali Tatar, Yüzbaşı C. Ş.
ve Yüzbaşı D.İ. gelmektedir'' denildi. İhbar mailinde, ayrıca son
zamanlarda Ülkü Öztürk'ün uyuşturucu ağını Kuleli Askeri Lisesine
taşıdığı, Muharrem Dinçer, İsmail Kahyaoğlu, Eren Şentürk'ün
Üsküdar'daki bir adreste uyuşturucu partileri vererek kendi çevrelerinde
uyuşturucu pazarladığı iddia edildi. Uyuşturucu deposu olarak kullanılan
ve partiler düzenlendiği iddia edilen adreslerin bildirildiği ihbar
mailinde, Ülkü Öztürk ve arkadaşlarının uyuşturucuları Kocaeli ve
İstanbul'daki 4 evde sakladığı ve buradan piyasaya satış yaptıkları
anlatıldı. Kocaeli'ndeki evde saklanan uyuşturucunun isteyen teğmenlere
pazarlandığı ileri sürülen ihbar mailinde, Kadıköy'de bulunan başka bir
adreste ise uyuşturucu partileri düzenlendiği, buraya kız arkadaşlarıyla
gelenlerin sardıkları otları içtikten sonra kızlarla ilişkiye
girdikleri, bu partilere gelen kişi sayısının ise 10-15 kişi arasında
olduğunu kaydedildi. Uyuşturucu partilerinin düzenlendiği eve getirilen
kişilerin uyuşturucuya alıştırıldıktan sonra uyuşturucu satmaya
başladığına yer verilen ihbar mailinde, uyuşturucu satışından oluşan
alacak verecek kayıtlarının bilgisayarda tutulduğu vurgulandı.
İhbar mailinin ardından 11 adrese operasyon yapılmış • İstanbul
12. Ağır Ceza Mahkemesinin l7 Temmuz 2009 tarihinde aldığı karar
doğrultusunda 11 adres ve bu adresleri kullanan kişilerin üst ve
eşyalarında suç delillerinin tespiti ile delillere el konulması amacıyla
arama yapıldığına dikkat çekilen iddianamede, şüpheliler Faruk Akın ve
Sinan Efe Noyan tarafından kullanılan Kocaeli Merkez Mahallesi'nde
kullanılan evin mutfak bölümünde buzdolabının motor kısmına saklanmış
askeri amaçlar için fabrikasyon olarak üretilen yüksek güçlü
patlayıcılar ele geçirildiği öne sürüldü. İddianamede, terör ve organize
suç örgütlerince illegal yollarla elde edilen bu tür patlayıcı
maddelerin el yapımı bombalarda ana patlayıcı madde olarak
kullanılabileceği, patlayıcı maddenin canlılar üzerinde öldürücü ve
yaralayıcı, cansızlar üzerinde yakıcı ve tahrip edici özelliğe sahip
olduğunun anlaşıldığı vurgulandı.
Özel mermiler ve suikast talimatı • İddianamede, evdeki
buzdolabının mutfak kısmında ayrıca bulunan 100 adet mermiden 50'sinin
yasak nitelikte mermilerden oluştuğu, 5 adedi üzerinde yapılan deneme
atışları neticesinde bu mermilerin patladıklarının tespit edildiğinin
anlaşıldığı vurgulandı. İddianamede, mermilerin bulunduğu poşette
katlanmış vaziyette bulunan ve üzerinde ''Alb. Tayfun Duman'dan gelecek
fizibiliteye göre Uğur ve Metin Paşa'ya yapılacak operasyonun detay ve
tarihlerini Levent Bektaş, Orhan Yücel Albay üzerinden iletecek. Size
teslim edilen malzemeleri korunaklı bir yerde tutunuz'' ibarelerinin
yazılı olduğu kaydedildi. İddianamede, ayrıca aynı evde terör örgütü
elebaşı Abdullah Öcalan tarafından yazılan bir kitap ile Kürtçe kaleme
alınan kitapların bulunduğu vurgulandı. Evde bulunarak el konulan
bilgisayarın hard diskinin de incelendiği ifade edilen iddianamede, hard
diskte şifreli dosyaların tespit edildiği, bu dosyalarda çeşitli
konulardan bahsedildiği belirtildi. Şüphelilerden Alperen Erdoğan, Yakut
Aksoy, Tarık Ayabakan ve Burak Düzalan'ın kullandıkları öne sürülen
Kocaeli'ndeki Yüzbaşılar Mahallesi'nde bulunan evde ise çok sayıda CD ve
doküman ile terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın kaleme aldığı
kitabın bulunduğu ifade edilen iddianamede, aramada uyuşturucu madde ve
ecstacy hapların ele geçirildiği kaydedildi.
Doğu Perinçek'e ilişkin flash bellek • Şüphelilerin kaldığı evde
bulunan flash belleğin incelendiği ifade edilen iddianamede, flash
bellekteki ''Nİ 22'' isimli word belgesinde, ''Doğu Perinçek
Başkanımızın Emirleri'' başlığı altında bir dokümanın bulunduğu
hatırlatıldı. İddianamede, aynı belgede Aydın Ortabaşı'nın mezun ettiği
kız öğrencilerin yapının sivil tabanına daha hızlı bir şekilde
kazandırılması için organizasyonların yapılmasını istediği belirtilerek,
''Devrimci teğmenlerin yeteneklerini artırıcı eğitimlerden geçirilecek,
emir ve görevler yeteneklerine göre verilecek. Yandaş medya ve onları
yönlendirenler kahraman komutanlarımızı kuşatmışlardır. Devrimci
subaylar komutanlarımıza yeniden dinamizm kazandıracak eylemleri hayata
geçirecektir'' denildiği vurgulandı. Şüphelilere ''emir ve talimatların
daha önce hakkında 'Ergenekon isimli terör örgütüne üye olmak' suçundan
kamu davası açılan Doğu Perinçek tarafından verilerek örgüt tabanına
aktarıldığının anlaşıldığı'' vurgulanan iddianamede, flash bellekteki
belgelerle ilgili şunlar kaydedildi:
Devrimci Karargah (DKÖ) bildirileri teğmenlerde •
''Bildiriler/Bültenler/Klasöründe yer alan Nisan bülteni isimli word
belgesinin 'Devrimci Karargah 1 Nolu bildiri' başlıklı belgenin,
'Devrimci Karargaha bağlı Şehit Ongan Müfrezesi, T.C Ordusunun 1. Ordu
Karargahına yönelik bir havan saldırısında bulunmuştur...' ibareleri ile
başlayıp '...zulüm perdesini yırtmak için Devrimci Karargah altında
toplanalım ve kendimize ve insanlığa layık bir yaşamı kendi elimizle
kuralım' cümleleriyle son bulan belge olduğu tespit edilmiştir.
'Devrimci Karargah 2 Nolu bildiri' isimli word belgesinin 'Devrimci
Karargah olarak, 7 Ağustos 2008 tarihinde İstanbul Selimiye'de bulunan
1. Ordu Karargahını havan topuyla vurduk' cümlesiyle başlayıp, 'Selam
olsun bizden önce geçene, selam olsun bizden önce düşene' cümlesiyle son
bulan belge olduğu tespit edilmiştir. 'Devrimci Karargah 3 nolu Bildiri'
isimli word belgesinin 'Yoldaşlar, Devrimci Sol, artık bir Devrimci
Karargah bileşeni olma kararı almıştır. Devrimci Solun bu kararı,
dağınıklığı ve eylemsizliği statüko haline getiren Türkiye Devrimci
Hareketinin bu gününe bir müdahaledir' cümleleriyle başlayıp, 'Yaşasın
devrim ve sosyalizm, yaşasın devrimci karargah, yaşasın Türkiye ve
Kürdistan devrimleri' şeklinde sona erdiği görülmüştür. 'Devrimci
Karargah 4 Nolu Bildiri' isimli word belgesinin 'Devrimci Karargah'a
bağlı bir savaşçı grubumuz AKP İstanbul İI Merkezine yönelik bir sabotaj
eylemi düzenlemiştir. Devrimci Karargah bu saldırısıyla...' cümlesiyle
başlayıp, 'Yaşasın Türkiye ve Kürdistan haklarının bağımsızlık demokrasi
ve sosyalizm mücadelesi, kahrolsun emperyalizm, kahrolsun TC oligarşisi'
cümleleriyle son bulduğu görülmüştür. 'Devrimci Karargah 5 not isimli
word belgesinde Devrimci Karargah'a bağlı bir savaşçı timi, Siyonist
Finans kuruluşu Bank Pozitif'in 4. Levent'deki şubesini bombalayarak
tahrip etmiştir' cümlesiyle başlayıp 'Kahrolsun Siyonizm, Yıkılsın
İsrail, Kahrolsun Emperyalizm cümleleriyle son bulduğu görülmüştür. 'HPG
Ana Karargah Komutanlığına' isimli word belgesinin, 'Yoldaşlar, TC'nin
hareketimize yönelik saldırısının, Kürt Özgürlük Hareketine karşı savaş
hazırlıklarını artan bir hızla yoğunlaştırdığı bir döneme denk gelmesi
bir tesadüf değildir' şeklinde başlayıp 'Yaşasın devrim ve sosyalizm,
yaşasın Türk ve Kürt halklarının mücadele birliği! Devrimci Karargah 29
Nisan 2009'' şeklinde sona erdiği görülmüştür.''
İddianamede ayrıca, ele geçirilen flash bellekte bulunan bazı belgelerde
çok sayıda kişinin isimlerinin karşısında ''şıh'',
''hırsız'',''keş'',''karı-kız düşkünü'', ''homoseksüel'', ''komünist'',
''tarikatçı'', ''sapık'', ''milliyetçi çevreden'', ''PKK'', ''alevi
dostlarımızdan'' şeklinde ibarelerin bulunduğu vurgulandı. İstanbul
Cumhuriyet Savcılığınca ''Amirallere suikast girişimi'' iddialarına
ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede yer alan ve
şüphelilerden ele geçirilen bir belgede, üç aşamalı emir komuta
zincirinin başında İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek'in
bulunduğu ileri sürüldü. İddianamede, Alperen Erdoğan, Yakut Aksoy,
Tarık Ayabakan ve Burak Düzalan'ın kullandıkları Kocaeli'deki Yüzbaşılar
Mahallesi'nde bulunan evde ele geçirilen flash bellekte, ''Başkandan
gelen emirler doğrultusunda görevlendirmeler'' başlığı ile bir belgenin
bulunduğu belirtildi.
Ergenekon sanıklarıyla diğer bağlantılar • Belgede Orhan Yücel ve
ekibinin, mühimmat ve malzemelerin sevk ve idaresini yapacağı,
''devrimci teğmenler''in TSK içinde tabana yayılma ve bilgilendirme
işlerinin ise Ataman Yıldırım ve ekibince yürütüleceğinin ifade edildiği
belirtilen iddianamede, bu emir ve talimatların yanı sıra şüphelilerin
evinde ''Ergenekon terör örgütü'' ana dokümanlarından olan ve Doğu
Perinçek ile Muzaffer Tekin'in de aralarında bulunduğu bazı sanıklardan
ele geçirilen ''Lobi'' adlı belgenin ele geçirildiği vurgulandı.
''Ergenekon'' davası sanıklarından ele geçirilen ''Ulusal Medya 2001''
belgesinin de şüphelilerin evinden çıktığına işaret edilen iddianamede,
''Eruygur'' adlı belgede, ''Eruygur Paşa ile Eğitim Komutanlığında
yapılan toplantıda karargahımızı ilgilendiren emirler... Toplantıya
katılanlar: Şener Eruygur, K.S, F.L, Levent Görgeç, L.E., D.C, T.E.''
ifadelerinin bulunduğu vurgulandı.
Ergenekon davası örgüte büyük zarar vermekte • İddianamede yer
alan belgenin ''durum değerlendirmesi'' bölümünde, ''Devam eden dava,
yapılarımıza önü alınamaz zararlar vermektedir. Birimlerimize dönük
saldırılar Silivri'yi her geçen gün daha zor duruma sokmaktadır''
denildiği kaydedildi. İddianamede, ''Silivri'nin geleceği, komutanlıkça
görevlendirilen birimlere verilen emirlerin ve faaliyetlerin başarıya
ulaşmasına bağlıdır. Çözülmelerin olmaması için emir komuta zinciri önem
arz etmektedir. Projelerin sevk ve idaresi üst kuruldan onaylandıktan
sonra 3 aşamalı emir komuta zinciri ile hayata geçirilecektir'' denilen
belgede, emir komuta zincirinin, ''Proje Planlayıcısının Emirleri >
Köprü Eleman > Projeyi gerçekleştirecek karargah. Doğu Perinçek
(Silivri)> kurye > Ali Tatar > Karargah Teğmenleri (Mahir). Doğu
Perinçek > kurye > L. E. > Ali Tatar > Ülkü Oztürk. Doğu Perinçek >
kurye > Levent Görgeç > Ali Tatar > Ali Seyhur Güçlü'' şeklinde
sıralandığı ileri sürüldü.
İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca ''Amirallere suikast girişimi''
iddialarına ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede,
iddia olunan ''Ergenekon terör örgütü'' içinde bulunan ''Karargah
Evleri'' yapılanmasında yer alan sanıkların bir kısmının muvazzaf
teğmenler, harp okulu, deniz lisesi ve deniz astsubay yüksek okulu
öğrencilerini siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki kökenlerine,
ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık bilgilerine göre
hukuka aykırı şekilde kaydettikleri öne sürüldü. İddianamenin hukuki
değerlendirmelerinin yapıldığı bölümünde ilk sırada yer alan sanık Faruk
Akın'ın, gelen ihbar mailinde Kocaeli'nde sanık Sinan Efe Noyan ile
birlikte kaldığı adresin uyuşturucu deposu olarak kullanıldığı,
şüphelilerin uyuşturucu madde ticareti yaptıklarının belirlendiği ileri
sürüldü. İddianamede, örgütçe tayin edilen ve tasarlanan evde kalan
Akın'ın, örgütsel faaliyetlerde ''Yusuf'' kod adını kullandığı,
''2008-2009 faaliyet raporu'' isimli belgenin hazırlanmasında yer alarak
suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı
olarak kaydettiği, örgütün amaç ve stratejisi doğrultusunda patlayıcı
madde ve mermi bulundurduğuna dikkat çekildi. Sanık Tarık Ayabakan'ın
Kocaeli'nin Değirmendere ilçesi Yüzbaşılar Mahallesi İstiklal Caddesi
üzerindeki adresinde yapılan aramalarda ele geçirilen suç unsurlarına da
yer verildi. İddianamede, Ayabakan'ın ''silahlı terör örgütü
niteliğindeki Ergenekon örgütü içinde yer alan 'Karargah Evleri'
yapılanmasında yer aldığı, ikamet ettiği evde yapılan aramada,
uyuşturucu madde niteliğindeki maddeler ile kişilerin siyasi, felsefi,
dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel
yaşamlarına ve sağlık bilgilerine dair bilgilerin hukuka aykırı şekilde
kaydedildiğine dair belgelerin ele geçirildiği kaydedildi.
İddianamede, İstanbul Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesinin
raporunda, sanıklar Tarık Ayabakan, Alperen Erdoğan, Burak Düzalan,
Yakut Aksoy ve Ülkü Öztürk'den alınan kan ve idrar örneklerinde
uyuşturucu maddelerin bulunmadığı ifade edildi. Sanık Ülkü Öztürk'ün ise
ihbar mektubunda uyuşturucu trafiğinin organizatörü konumunda olduğu,
temin ettiği uyuşturucu maddelerin dağıtımını sağladığı, kiraladığı
evlerde uyuşturucu ve seks partileri düzenlediği, Kadıköy Rasim Paşa
Mahallesi'ndeki adresi uyuşturucu madde deposu olarak kullandığı, bu
evde uyuşturucu partileri düzenlediğinin iddia edildiği belirtilen
iddianamede, bu evde yapılan aramada çeşitli dokümanlar ile CD hard
disk, cep telefonu ve kartları, notebook bilgisayar elde edildiği
anlatıldı.
İddianamede ifadelerine yer verilen Öztürk'ün, yaklaşık 5 yıl önce harp
okulundayken bir kez esrar denediğini ancak daha sonra kullanmadığını,
halen uyuşturucu madde kullanmadığını, uyuşturucu madde temin ve satma
gibi bir suçlamayı kesinlikle kabul etmediğini söylediği belirtildi.
Sanıklardan ele geçen ''Görevlendirme'' isimli word belgesinin
''Başkandan gelen emirler doğrultusunda yapılan görevlendirmeler''
başlığını taşıyıp, ''Karargah Evleri'' yapılanmasında yapılan-yapılacak
örgütsel faaliyetlerle ilgili emir ve talimatlar içerdiği ileri sürüldü.
Bu belgede Öztürk'ün ''Ülkü, maddelerden sağlanacak para kaynaklarını
artırmak için yeni satış kanalları oluşturacak. Bu konuda gerekli
bağlantıları sağlayacak'' şeklinde isminin geçtiği kaydedildi.
'Karargah Evleri' yapılanması • İddianamede, ''Ülkü'den gelen'',
''görevlendirme'', ''düşen bir devrim şehidinin ardından'', ''Eruygur'',
''2008-2009 sonuç raporu'' ve ''evler ve görevler'' başlıklı belgelerin
incelenmesi sonucu Öztürk'ün ''Karargah Evleri'' örgütlenmesinde örgüt
üyesi olarak yer aldığı, örgütsel faaliyetlerinde ''Orhan'' kod ismini
kullandığı, örgütsel amaçla kullanacak evlerin tutulması, hangi evde
kimlerin kalacağının tespiti hususunda görev aldığı ileri sürüldü.
Ayrıca, muvazzaf teğmenler, harp okulu, deniz lisesi, deniz astsubay
yüksek okulu öğrencilerinin siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki
kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık
bilgilerine dair bilgileri hukuka aykırı şekilde kaydettiği iddia
edildi. ''Evler ve Görevler'' başlıklı word belgesinde ''Karargah Evleri
yapılanması'' kapsamında hangi görevlinin hangi evde kalacağına dair
listenin bulunduğunun tespit edildiği vurgulanan iddianamede, bu listede
sanık Halit Mehlet Ergül'ün ''11. Rakıcı'' olarak kodlandırılan
Değirmendere'deki apartmanda Tarık Ayabakan ve Yakut Aksoy ile birlikte
kalacağının belirtildiği, şüphelinin bu belgede ''Halit Mehmet Ergül
(Serkan)'' şeklinde adının geçtiği dile getirildi. Barbaros Mercan'ın da
''Karargah Evleri'' örgütlenmesi içinde örgüt üyesi olarak yer aldığı,
örgütçe tayin edilen ve tasarlanan evde kaldığı, örgütün amaç ve
stratejisi doğrultusunda patlayıcı madde ve mermi bulundurduğu kanaatine
varıldığı anlatıldı. İddianamede, sanık Ali Seyhur Güçlü'nün de
''Karargah Evleri'' örgütlenmesinde örgüt üyesi olarak yer aldığı,
örgütsel faaliyetlerinde ''Can'' kod ismini kullandığı, örgütsel
planlama doğrultusunda tutulan evde kaldığı kaydedildi.
Vatan gazetesi internet yöneticisi Aylin Duruoğlu'nun tahliye
kampanyası • Bir word belgesinde ''Başkandan gelen emirler
doğrultusunda yapılan görevlendirmeler'' başlığını taşıyıp, ''Karargah
Evleri'' yapılanmasında yapılan-yapılacak örgütsel faaliyetlerle ilgili
emir ve talimatlar içerdiği, bu belgede ''Aylin Duruoğlu'nun tahliye
kampanyasına genç teğmenlerin destek vermesini Sezgin Demirel organize
edecek'' şeklinde geçtiği belirtilen iddianamede, sanık Sezgin
Demirel'in örgütsel hiyerarşi içinde alınan kararların uygulanması
hususunda görevlendirildiği kaydedildi.
Sanık Fatih Göktaş'ın ifadesinde uyuşturucu madde kullanmadığını,
kesinlikle uyuşturucu vermediğini ve devretmediğini söylediği anlatılan
iddianamede, ''2008-2009 sonuç raporu'', ''Burak'tan gelen harp okulu'',
''toplantı kararları-mayıs'', ''evler ve görevler'' isimli belgelerin
incelenmesi neticesinde bu sanığın ''Karargah Evleri'' yapılanması
içinde harp okulu sorumlusu olarak görev üstlendiği, bu örgütlenme
kapsamında evlerin tutulması ve bu evlerde kalacak şahısların tespitinde
aktif rol aldığı iddia edildi. Burak Amaç'ın da ''Karargah Evleri''
örgütlenmesinde örgüt üyesi olduğu, örgütsel faaliyetler kapsamında
tutulacak evlerden sorumlu olduğu, ''Karargah Evleri'' birimi içinde
harp okulu ve deniz lisesi sorumlusu olarak görevlendirildiği öne
sürüldü. İddianamede, Koray Kemiksiz'in silahlı terör örgütü
niteliğindeki ''Ergenekon'' adlı örgüt içinde yer alan ''Karargah
Evleri'' örgütlenmesinde örgüt üyesi olarak yer aldığı, ''Tolga'' kod
adını kullandığı, örgütçe belirlenen evde kaldığı, muvazzaf teğmenler,
harp okulu öğrencileri, deniz lisesi öğrencileri, deniz astsubay yüksek
okulu öğrencilerinin siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki
kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık
bilgilerine dair bilgilerini hukuka aykırı şekilde kaydettiği, eyleminin
bütün halinde ''terör örgütüne üye olmak ve aynı suç işleme kararıyla
birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı bir şekilde kaydetmek''
suçlarını oluşturduğu kanaatine varıldığı kaydedildi.
Soruşturma başlatılmasına esas alınan 15 Temmuz 2009 tarihli ihbar
mektubunda bir kısım askeri personelin uyuşturucu madde kullandıkları,
uyuşturucu ve seks partileri düzenledikleri, uyuşturucu maddelerin
''Samet Et'' adlı kasap dükkanının sahibi Levent Çakın'dan temin
edildiğinin öne sürüldüğü aktarılan iddianamede, yapılan aramalar, ele
geçirilen belgeler ve tüm dosya kapsamına göre şüpheli Levent Çakın'ın
az sayıda ve 6136 sayılı yasa kapsamında mermi bulundurmak, TCK'nın
188/3. maddesi kapsamında uyuşturucu madde temin etmek suçunu işlediği
kanaatine varıldığı belirtildi. İddianamede, şüpheli Mehmet Orhan
Yücel'in de soruşturma kapsamında şüpheliler Faruk Akın ve Sinan Efe
Noyan tarafından kullanılan ikametgahta ele geçirilen patlayıcı madde,
mermiler ve not içeriği ile ''Görevlendirme'' adlı word belgesi içeriği
ve tüm dosya kapsamına göre silahlı terör örgütü niteliğindeki
''Ergenekon'' örgütüne mensup olduğu kanaatine varıldığı kaydedildi. (Zaman)
Bir
gözdağı da 2005'te: Meclis üzerinde 'alçak' uçuş Tutanaklardan 2005'teki skandal çıktı. Balyoz'la birlikte 2003-2005
yıllarına ait darbe planları tartışılırken, Meclis'in bugüne kadar
gizlenen ilginç bir hadiseye şahitlik ettiği ortaya çıktı. Bir askeri
helikopterin izin almadan TBMM üzerinde yaptığı alçak uçuş tutanaklara
girdi. Hadisenin yaşandığı gün, takvim yaprakları 27 Aralık 2005'i
gösteriyordu. Meclis çalışanları, milletvekilleri ve ziyaretçiler, saat
10.40 civarında şiddetli bir gürültüyle irkildi. Bir askeri helikopterin
Genel Kurul Salonu'nun bulunduğu ana bina ile Meclis Başkanlığı
makamının çatısına değecek şekilde uçuş yapması heyecan uyandırdı. Bina
camları açılıp kapanırken, bazı yön levhaları çevreye savruldu.
Yaşananları tutanağa geçiren görevliler her şeyi fotoğrafladı ve bir de
tutanak tuttu. Fakat bu tutanak, Meclis yönetimi tarafından sır gibi
saklandı. Bu alçak uçuş Meclis'e önceden bildirilmemiş. Bu uçuşun
gözdağı amaçlı olduğuna kuşku duyulmuyor. Hadisenin Meclis taburuyla
ilgili tartışmaların yaşandığı döneme denk gelmesi dikkat çekiyor. Bir
başka gözdağı 2004 yılında verilmişti. 27 Ekim 2004 tarihinde Ankara'da
F-4 savaş uçaklarıyla Başbakan Tayyip Erdoğan'ın evinin üstünde yapılan
alçak uçuş tartışma doğurmuş ve uçaklardan biri, Başbakan'ın evinin
yaklaşık 200 metre yakınında bulunan Aksa Camii'nin minaresinin ucundaki
aleme (hilal) çarpmıştı. İki kişinin yaralandığı olaydan sonra Camiden
düşen parçaları alan Erdoğan, 'Birazdan MGK toplantısına gireceğim,
orada teslim ederim.' demişti. Yakın zamandaki son gözdağı ise
Erzincan'dan geldi. 3. Ordu Komutanlığı'na bağlı 30 askeri araçlık bir
konvoy şehir içine girmiş, daha sonra Erzurum yönüne doğru ilerleyen
konvoy kısa süre sonra tekrar geriye dönerek kışlaya yönelmiş, araç
geçişi vatandaşlarca şaşkınlıkla karşılanmıştı. 'Kış tatbikatına
hazırlık amaçlı' olduğu askeri yetkililerce belirtilen, şehir merkezine
araçların bu sıradışı girişi, 1997 yılında tatbikat amaçlı denilen ancak
yetkililerin açıklamalarıyla 'hükümetteki sivillere gözdağı' amaçlı
olduğu ortaya çıkan Sincan ilçe merkezine tank konvoyu girişini
hatırlattı. Erzurum savcılığınca iki muvazzaf üst düzey subayın
Ergenekon kapsamında gözaltına alınmasının hemen ardından meydana
gelmesi ve sorumlusunun da Ergenekon kapsamında ifade vermesi gündeme
gelen 3. Ordu komutanı Saldıray Berk olması, bu sıradışı araç geçişinin
gözdağı amaçlı '2. Sincan Vakası' olduğu yorumlarına neden oldu.
Son dönemde gizli kalan gelişmeler bir bir deşifre oluyor. 2003-2005
Aralık'ına ait darbe planları ve Balyoz Harekat Planı tartışılırken,
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın eşinin 'başörtülü olduğu için' GATA'ya
alınmadığı da öğrenilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) de
bugüne kadar gizlenen ilginç bir hadiseye şahitlik ettiği ortaya çıktı.
Tutanaklara göre, 27 Aralık 2005'te Meclis semalarında uçan esrarengiz
helikopter hemen fark edildi. Personel binası ve ziyaretçi kabul salonu
üzerinde birkaç dakika bekleyen askeri helikopter, Genel Kurul Salonu ve
parti grup odalarının bulunduğu ana bina tarafına yöneldi. Halkla
İlişkiler binaları (milletvekili odaları bulunuyor) ve Meclis Başkanlığı
makamının yer aldığı bölümde de turladı. Meclis Başkanlığı koltuğunda
ise o dönem Bülent Arınç oturuyordu.
Paniğe ve "Ne oluyor?" sorusuna kaynaklık eden askeri helikopterin böyle
bir uçuş yapacağı, önceden Meclis yönetimine bildirilmemişti. Yani izin
alınmamıştı. Ankara'daki bazı önemli hadiselerde güvenlik amaçlı uçan
Emniyet helikopterlerinin TBMM üzerinden geçtiğine de şimdiye kadar
şahit olunmamıştı. Bunun üzerine, yaşananları fotoğraflayan görevliler
bir de tutanak tuttu. Fakat bu tutanak, Meclis yönetimi tarafından sır
gibi saklandı. Helikopter uçuşunun merak uyandırmasında Türkiye'nin
içinde bulunduğu hassas konjonktür de etkili oldu. 2003-2005 yılları
arasındaki darbe planları, Ergenekon kapsamında sonradan ortaya çıktı.
27 Ekim 2004 tarihinde Ankara'da F-4 savaş uçaklarıyla Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın evinin üstünde yapılan alçak uçuş tartışma doğurmuştu.
Uçaklardan biri, Başbakan'ın evinin yaklaşık 200 metre yakınında bulunan
Aksa Camii'nin minaresinin ucundaki aleme (hilal) çarpmıştı.
27 Aralık'taki helikopter uçuşundan hemen önce ise eski AK Parti
Milletvekili Resul Tosun'un Meclis Muhafız Taburu'nun şehir dışına
taşınması yönündeki yazısı tartışma doğurmuştu. Genelkurmay 8 Aralık'ta
sert bir açıklama yapmış; dönemin Meclis Başkanı Arınç da 11 Aralık'ta
bu açıklamayı üstü kapalı eleştirmişti. Yine, o günlerde içki yasağı,
meslek liseleri ve asker-sivil ilişkileri eksenli tartışmalar gündemi
meşgul ediyordu. Tutanak, TBMM Genel Sekreterliği'ne bir üst yazıyla
sunuldu. Tutanağa göre, askeri helikopter, önce personel binası,
ardından ziyaretçi kabul salonu üzerinde yaklaşık üçer dakika bekledi.
Dikmen giriş kapısı yönüne geçen helikopter buradaki kabul salonu
üzerinde ağaçların boyuna yakın bir mesafede bir süre durunca yaydığı
şiddetli gürültü nedeniyle ziyaretçileri ürpertti. Personel de büyük
panik yaşadı. Tutanakta, şu gözlemler dikkat çekiyor: "Söz konusu uçuş
sırasında binanın sallandığı, camların açılıp kapandığı, dış
mekanlardaki bazı yön levhalarının yerlerinden fırladığı ve birkaç
levhanın oluşan basınç altında kaynak yerlerinden koparak çevreye
savrulduğu gözlenmiştir. Olay sonrası çevrede yapılan araştırmada
başkaca bir hasara rastlanmamıştır."
Harp Okulu yürüyüşü için miydi? • Tutanağın son bölümünde,
helikopterin geliş sebebi hakkında tahminde bulunuluyor. Burada,
"Atatürk'ün Ankara'ya gelişi nedeniyle 1.500 civarında Kara Harp Okulu
öğrencisinin yürüdüğü ve bu sırada helikopterin güvenlik ve çekim
amacıyla alçaktan uçuş yaptığı duyumları alınmıştır." deniliyor. Bununla
birlikte, fotoğrafları da çekilen helikopterin adeta Meclis çatısına
değecek kadar alçaktan uçtuğu da tutanakta özellikle vurgulanıyor. (Zaman)
FLAŞ!!!
EMASYA protokolü kaldırıldı İçişleri Bakanlığı, askere toplumsal olaylara müdahale yetkisi veren
EMASYA protokolünün, bugün itibarıyla yürürlükten kaldırıldığı açıklandı.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kamuoyunda ''EMASYA'' olarak bilinen
protokolün yürürlükten kaldırıldığını bildirdi. Bakan Atalay,
Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında 7 Temmuz 1997
tarihinde imzalanan ve ismi ''Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri
Bakanlığı Arasında 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11/d Maddesi
Gereğince Alınması Gereken Müşterek Tedbirlere İlişkin Protokol'' olan,
ancak kamuoyunda ''EMASYA'' olarak bilenen protokolün bugün yürürlükten
kaldırıldığını kaydetti.
Genelkurmay Başkanı ile ortak imza atarak kaldırıldı • Atalay, bu
konuda Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile görüşme yaptığını
belirterek, ''Bunun ortak imza ile yine yürürlükten kaldırılmasını
kararlaştırmıştık'' dedi.Beşir Atalay, sözlerine şöyle devam etti:
''Arkadaşlarımız bir araya geldiler. Bugün ortak imzayla yürürlükten
kaldırdılar. Bildiğiniz gibi protokolü 1997 yılında Genelkurmay Harekat
Başkanı ile İçişleri Bakanlığının o zaman ki Müsteşarı imzalamıştı.
Şimdi de yine aynı şekilde Genelkurmay Başkanlığı Harekat Başkanı Sayın
Korgeneral Mehmet Eröz ile bakanlığımız Müsteşarı Sayın Osman Güneş
imzalayarak tutanağı yürürlükten kaldırmış oldular. Bu hem Genelkurmay
Başkanlığımıza, hem de il valililerimize bugün gönderilmiştir. Esasen
görüşmelerimizde vurgulamıştık, ilgili mevzuat, ilgili kanunun ilgili
maddesi çok tafsilatlı ve detaylı yazılmış. Bu konuda yeni bir
düzenlemeye, yeni protokole veya bu konuda yeni tespite ihtiyaç olmadığı
kanaatine varmış olduk. Mevzuat şu haliyle bu konudaki ilişkileri
düzenlemek için yeterli. Zaten bildiğiniz gibi genelde kanun bu konudaki
yetkileri valilere verir. Şu anda ilgili kanunun hükümleri geçerli
olacak.'' (Sabah)
EMASYA nedir? • İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı
arasında 7 Temmuz 1997'de imzalanan protokol gereği EMASYA birliklerine,
valilik talep etmese de, kendisi gerekli gördüğü durumlarda toplumsal
olaylara el koyma yetkisi verildi. Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanı
Korgeneral Çetin Doğan ile İçişleri Müsteşarı Teoman Ünüsan tarafından
imzalanan ve 27 maddeden oluşan protokol "gizli" ibaresini taşıyor. Bu
protokolde askeri birliklerin, "büyük toplumsal hareketler" karşısında
yerel mülki idare amirinin çağrısı ve kararını beklemeden harekete
geçmesi öngörülüyor. İldeki polis ve jandarma, yardıma gelen askeri
birliğin komutanının emrine giriyor ve garnizon komutanı mülki idare
amirinin güvenlikle ilgili yetkilerini fiilen devralıyor. Protokol, bu
tür olayların öngörülmesi için sivil alanda geniş bir istihbarat
çalışmasının askeri güçler tarafından yapılmasına da olanak sağlıyor.
Protokolün uygulaması durumunda, adeta ilan edilmemiş bir sıkıyönetim
hali ortaya çıkıyor.
Savcılar
suçu aydınlatır.. Ya kendileri de karışmışsa?.. Karargah Evleri soruşturması Türk hukuk literatürüne
girdi. MİT'in 2005 yılında öğrenip Hava Kuvvetlerine haber verdiği
'Karargah Evleri' oluşumunun 2008 yılına kadar 3 yıl boyunca
soruşturulmadığı, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün bu oluşumla ilgili
bilgilere ulaşıp Genelkurmay başvurarak soruşturma ne durumda diye
sormasıyla ortaya çıktı ve soruşturmanın yeni başlatıldığı bildirildi.
Daha doğrusu Zekeriya Öz'ün adeta dürtmesiyle başlatıldı. Başlatıldı
ancak soruşturmada hiçbir ilerleme sağlanamadığı gibi aksine tuhaf
gelişmeler yaşanmaya başladı. Soruşturmayı iki askeri savcı yürütüyordu,
Ahmet Zeki Üçok ve yardımcısı Mehmet Çelik. Zeki Üçok, Mehmet Çelik'in Konya'da
karıştığı silahlı bir tehdit olayını soruşturan Konya sivil savcısına, Çelik
yerine başka birisinin fotoğrafını gönderince tehdit edilen şikayetçiler
Çelik hakkındaki şikayetlerinden vazgeçtiler. Birbirlerini aklamak
için yaptıkları bu inanılmaz evrak sahteciliği soruşturma
sürecinde ortaya çıkan diğer tuhaf gelişmeleri de gayet iyi açıklıyor
aslında. Bu tuhaflıklar sürecinin sonunda Zeki Üçok adi bir çete suçundan şu an cezaevinde.
Yardımcısı Mehmet Çelik de aynı soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla
ifadeye çağrıldı.
Sahte çürük raporu soruşturması kapsamında Binbaşı Mehmet Çelik, ifadeye
çağırıldı. Askeri Savcı Albay Ahmet Zeki Üçok'un da tutuklandığı
soruşturma kapsamında ifadeye çağrılan Çelik, tanıdık bir isim çıktı.
Hakkında bir çok iddia bulunan Çelik, Hava Kuvvetleri Komutanlığı
bünyesinde yürütülen 'Karargah Evleri' soruşturması kapsamında
Kayseri'de 3 askeri görevliyi kanun dışı olarak hipnozla sorguladıkları
iddia edilen savcılardan biri. Son dönemde mal varlığında ciddi bir
artış olduğu basına yansıyan Çelik, MİT Başkanı Emre Taner'i de ifadeye
çağırmıştı. Sahte çürük raporu soruşturması kapsamında bir çok
sanatçının bilgisine başvuran soruşturma savcısı Hikmet Usta, Binbaşı
Mehmet Çelik'i de şüpheli olarak ifadeye çağırdı. Hava Kuvvetleri
Komutanlığı Askeri Savcısı olduğu dönemde hakkındaki iddialar nedeniyle
'kızak' görev olarak nitelendirilen Askeri Yargıtay Tetkik Hakimliği'ne
atanan Çelik'in örgüt üyeliğinden sorgulanacağı öğrenildi. Geçtiğimiz
Cuma günü ifadeye gelmesi beklenen Çelik'in rapor aldığı gerekçesiyle
adliyeye gelmediği kaydedildi. Çelik'in önümüzdeki günlerde adliyeye
gelmesi bekleniyor.
Temiz savcılar yasal sorgulama yapar diğerleri yasadışı • Mehmet
Çelik'in kamuoyu tarafından tanınan bir isim olduğu ortaya çıktı.
Çelik'in ismi Kayseri'de 3 astsubayın yasa dışı olarak hipnozla
sorgulanmaları olayı ve malvarlığı tartışması ile gündeme gelmişti.
Kayseri 2. Hava İkmal Komutanlığı'nda, Karargah Evleri soruşturması
kapsamında tutuklanan Albay Cengiz Köylü için para yardımı toplanmasına
dair sözlü emri yazılı hale getirdikleri iddiasıyla haklarında dava
açılan bazı astsubaylara yönelik soruşturmayı yürüten Çelik'in Albay
Ahmet Zeki Üçok ile birlikte hipnozla ifade aldıkları iddia edilmişti.
Günlerce gözaltında tutulan ve aileleriyle görüştürülmeyen
astsubaylardan Ali Balta, gözaltı sürecinde yaşadığı kanun dışı
uygulamaları hakime şöyle anlatmıştı: "Emekli yarbay olduğunu söyleyen
sivil giyimli 1.70-1.80 boylarında, göbekli, beyaz saçlı bir şahıs
birkaç kez geceleri yanıma gelerek bana hipnoz yöntemi uygulamıştı. Ben
bu işlemin neticesinde 11 Mart 2009 tarihinde bu şekilde ifade vermiş
olabilirim. O ifadeyi nasıl verdiğimi hatırlamıyorum. Dolayısıyla
içeriğini de kabul etmiyorum."
İşçi Partisi'nce kurulan örgütün soruşturulmasına İşçi Partili
Bilirkişi! • Soruşturmada askeri savcıların bilirkişi olarak İşçi
Partisi'nden milletvekili adayı olan Sami Toprak`ı atadıkları ortaya
çıkmıştı. Balta'ya hipnoz yaptığı iddia edilen kişinin ise İzmir Hava
Teknik Okulu'nda milli güvenlik dersine giren emekli Yarbay Gürol Doğan
olduğu belirtilmişti. Mağdur astsubaylar Ali Balta, İsmail Dağ ve Orhan
Güleç'in şikayetçi olması üzerine de emekli yarbay Doğan tutuklanmıştı.
Cüretkarlığa pes: Birbirini aklamak için evrak
sahteciliği! • İddialara göre Mehmet Çelik, Konya'nın Yunak
İlçesi'nde katıldığı bir düğünde silahını çekerek çevredekileri tehdit
etti. Bunun üzerine düğüne katılanlar Çelik hakkında suç duyurusunda
bulundu. Dosyayı inceleyen Konya Yunak Cumhuriyet Savcılığı, Hava
Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı'na 13 Kasım 2008 tarihinde bir
yazı yazarak Çelik`in fotoğrafını istedi. Albay Ahmet Zeki Üçok, 16
Aralık 2008`de Yunak Cumhuriyet Başsavcılığı'na cevap yazısı gönderdi.
Ancak cevap yazısında ilginç bir fotoğraf hilesi yapıldı. Üçok, Mehmet
Çelik diye aynı birimde çalışan ve olaylardan haberi olmayan üsteğmen
Özgür Tüfekçi'nin fotoğrafını belgeye yapıştırıp Konya`ya gönderdi.
Çelik hakkında şikayette bulunan kişiler de silahla tehdit eden kişinin
fotoğraftaki kişi olmadığını beyan edince soruşturma kapatıldı.
Organize işler: 90 konutluk arsa 420 konuta çıkarıldı • Üç yıl
içinde milyonluk servete ulaştığı öne sürülen Mehmet Çelik'in Çankaya'da
90 konutluk arsasının Çankaya Belediyesi tarafından 420 konuta
çıkarıldığı ileri sürüldü. İddialara göre, 14 Mart 2007'de aldığı 43 bin
812 metre karelik arsa tapu kayıtlarında 416 milyar lira görünüyor.
Çelik'in araziyi almasından iki ay sonra Çankaya Belediyesi, 18 Mayıs
2007'de Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne imar değişikliğiyle ilgili
talepte bulundu. Daha önce aynı meclisten geçen 'maksimum 90 adet konut'
kararının değiştirilerek 420 konuta çıkarılmasını istedi. Ankara
Büyükşehir Belediyesi de gelen başvuruyu iki ayrı tarihte verdiği
kararla onayladı. Büyükşehir Belediyesi, imar değişikliğinin
onaylanacağını ancak bazı eksikliklerin tamamlanmasını istedi.
Eksiklerin tamamlanmasıyla arsaya imar izni verildi. Çankaya Belediye
Meclis Başkanlığı da 27 Aralık 2007'de hazırladığı 'İmar Komisyonu
Raporu'yla daha önce 'maksimum 90 adet konut yapılır' dediği arsaya 420
konutluk imar izni verdi. Çankaya Belediyesi'nden bir avukatın
jandarmaya gönderdiği ifade edilen bir ihbar mektubunda da iddiaya göre,
belediyenin, 40 milyon TL değerindeki üç ayrı arsayı Ahmet Zeki Üçok ve
Mehmet Çelik'e 11 milyon 300 bin TL karşılığında vermek istediği
anlatıldı.
MİT Başkanı Taner'i ifadeye çağırma cüretkarlığı Genelkurmay'ı kızdırdı
• Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda bazı askerlerin İşçi Partisi ile
irtibatını ortaya çıkaran Karargah Evleri soruşturmasını yürüten
savcılardan Çelik, Karargah Evleri yapılanmasını ortaya çıkararak
Genelkurmay Başkanlığı'na ileten MİT Müsteşarı Emre Taner'i resmi yazı
ile ifadeye çağırmıştı. Çelik'in imzasını taşıyan resmi yazının MİT
Müsteşarlığı'na ulaşması üzerine Emre Taner, olayı Hava Kuvvetleri
Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı'na iletti. MİT Müsteşarlığı'nın
ilk kez karşılaştığı bu durumun Genelkurmay ile MİT arasında bir soruna
yol açmaması düşüncesiyle Çelik'in Karargah Evleri soruşturmasından
alınarak Askeri Tetkik Hakimliği görevine atandığı duyuruldu.
Kayısı zengini • Yeni Şafak Gazetesi yazarı İbrahim Karagül'ün
köşesinde yazdığı bilgilere göre hakkındaki iddialara cevap veren
Çelik'in, "Mal varlığım dahil veremeyeceğim hiçbir hesap yok. Sahip
olduklarımı gizlemek istesem, mal beyanına yazar mıydım? Ben aileden
zengin biriyim. Yıllık 400 bin lira ailemden gelirim var. Bu miktar
kayısı üretiminden geliyor. Mesela 400 bin liraya sattığım arsayı
2005'te 35 bin liraya almıştım. İmar değişti fiyatı arttı." dedi. (Cihan)
Karargah Evleri soruşturması askerlerce örtbas ediliyor • Doğu
Perinçek'in İşçi Partisi'nce Ergenekon'un TSK'ya sızması için yürütülen
çok gizli 'Karargah Evleri' yapılanmasına yönelik askeri soruşturma,
ortaya çıkan çok sayıda delile rağmen inanılmaz şekilde
örtbas edilmeye çalışılıyor. Karargah Evleri soruşturmasını
saptırmak dikkatleri başka tarafa çekmek için diğer taraftan da Kurmay
Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzalı Komplo Belgesi'nde de açıkça
belirtildiği gibi 'Işık Evleri' soruşturması oluşturulmaya, hipnozlu ve
işkenceli sorgularla suçlu yaratılmaya çalışılıyor. Bu amaçla Kayseri 2.
Hava İkmal Bakım Merkezi Komutanlığı'nda görevli üç astsubayın ifadeleri
işkence ve hipnoz yapılarak alınmaya çalışılmış, ancak subayların
ailelerinin ve avukatlarının ısrarlı takibi sonucu bu komplo ortaya
çıkarılmıştı. Hipnozlu sorguya katılmaktan dolayı emekli yarbay Gürol
Doğan 12 yıllık ağır hapis cezası istemiyle kısa süre önce yargılanmaya
başladı. Islak imzalı komplo belgesindeki
şu satırlar
konuyu gayet net açıklıyor aslında: "Askeri suç kapsamında yapılacak FG
cemaatine ait 'Işık Evleri' baskınlarında, silahlı terör örgütü
oluşturmak doğrultusunda; silah, mühimmat, plan vb. materyal bulunması
sağlanarak, FG grubu "Silahlı Terör Örgütü" "Fethullahçı Silahlı Terör
Örgütü", (FSTÖ) kapsamına aldırılacak ve soruşturmalar askeri yargı
kapsamında yürütülecektir." Karargah Evleri soruşturmasını yürütüyor
gibi yapıp yıllardır savsaklayan askeri savcılara yönelik bazıları
mahkemelere konu olmuş inanılmaz evrak sahteciliği ve diğer
suçlamalar da
TSK içinde yapılandırılmaya çalışılan Karargah Evleri'nin çok derinlere
nüfuz ettiğini düşündürüyor.
İpekçi
suikast dosyası tekrar açılsın Hukukçular, suikastin 31. yıldönümünde, dönemin askeri savcısı ve
emniyet müdürünün yeni açıklamalarının ‘İpekçi Cinayeti’ dosyasının
yeniden açılması için yeterli olacağını belirtiyorlar. Tasarlayarak ve
bulgulara göre örgütlü bir cinayet sonucu Gazeteci yazar Abdi İpekçi
öldürüldü. Cinayeti işleyen katil Ağca ise geçenlerde tahliye oldu ve
bazı kesimlerce medyatik gösterilmeye ve adeta sanki bir insanı öldüren
o değilmiş gibi kahramanlaştırılmaya çalışıldı. Masum insanların
öldürüldüğü katillerin ise hapis cezası sonucu serbest bırakıldığı ve
adeta ödüllendirildiği bir durumun oluşması kamuoyu vicdanını müthiş
yaraladı. Hukuk sanki anlamını yitirdi. Bu durumu dile getiren
hukukçular bir cinayetin yeterince cezalandırılmaması tehlikesine dikkat
çekerek savcıları soruşturmayı yeniden açmaya çağırdı.
Milliyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet
İpekçi’nin babasının dosyasının yeniden açılması yönündeki çağrısını
değerlendiren hukukçular, dönemin yöneticilerinin son dönemdeki
açıklamalarının ardından İpekçi suikast dosyasının yeniden
açılabileceğini söyledi.
Bireysel olmadığı açık. Örgütsel suç yorumu yapılabilir • Eski
DGM Savcısı Mete Göktürk: Meczup bir adam çıkıp İpekçi’yi öldürecek,
‘bireysel eylem’ diyecek. Tutarsız ifadeler verecek, esrarengiz bir
şekilde askeri cezaevinden kaçırılacak. Bunlar mümkün şeyler değil.
Ergenekon yapılanması dünkü, bugünkü yapılanma değil. 1950’lerden bu
yana süre gelen, glaydodan başlayan bir örgütlenmenin değişime uğrayıp,
suç örgütü haline gelmiş şekli. Ergenekon savcıları yapılan açıklamaları
değerlendirerek İpekçi dosyasını yeniden açabilir.
Savcılık soruşturma açabilir • Avukat Kazım Berzeg: Yeniden
tahkikat yapılması mümkün. Açıklamalardan sonra savcılık dosyayı
incelemeyi talep edebilir. Ya bunu savcılık kamu adına yapar ya da
İpekçi Ailesi ihbarda bulunabilir. Savcılık isterse konuyu inceler.
Darbeye zemin iddiası araştırılır • Prof. Hüseyin Hatemi: Özel
yetkili savcılar konuyla ilgili talepte bulunabilirler. Ağca ya da bu
işin azmettirenleri ceza almaz, ama bugün yargılananlar arasında bir bağ
tespit edilirse onlar ceza alırlar. Zaten şimdiki açıklamalardan da
anlaşılıyor ki İpekçi suikasti de 12 Eylül darbesine zemin hazırlamak
içinmiş. Bu konu araştırılabilir.
TBMM’de komisyon kurulur • Yargıtay E. Savcısı Ahmet Gündel:
Meclis’te araştırma komisyonu kurularak araştırılabilir. Ergenekon
dosyasında araştırılacağını sanmıyorum. Ama soruşturmanın bir ucu
Madımak’a kadar gittiğine göre pekala oraya kadar da gidebilir.
‘Bu kanlı gömlekten bir çok çocukta var’ • 31. yıl önce öldürülen
gazeteci Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi babasının kanlı gömleği ile
canlı yayına çıktı. NTV’de “Abdi İpekçi 12 Eylül darbesi için öldürüldü”
diyen dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’e basanının kanlı
gömleğini gösteren Nükhet İpekçi, ‘yüzleşme’ çağrısı yaptı. İpekçi
şunları söyledi: “Ben 31 yıldır babamın bu kanlı gömleğine sarılarak
yaşıyorum. Aynı gömlekleri taşıyan bir çok çocuk varsa ve bazılarına bu
gömlek bile verilemiyorsa, şu kurumun bu kurumun itibarının
zedelenmesini görecek halimiz yok. Mehmet Ali Ağca’nın cezaevi çıkışında
kalabalık tarafından karşılanması babamın çok kişi tarafından
öldürüldüğünü hissettiriyor. Kurumları kollamak adına gizli hiçbir şey
kalmamalı. Bu hepimizin hikayesi bize somut, net bir şeyler gerekiyor.
Duyuyoruz ki bu kurumlar son zamanlarda çok zedelenmiş, daha ne kadar
zedelenecek. Adları soyadları, nasıl kullanıldılar, niye kullandılar.
Zor olan yüzleşmeyi birlikte yapmalıyız. Bir dönem Türkiye’de şöyle
olaylar olmuştur ve bitmiştir diye tarih kitaplarında anlatılabilmeli.”
Eski bakan Güneş ise, Ağca’ya tetiği çektirenler ile cezaevinden
kaçıranların bağlantılı olduğuna dikkat çekti.
Aydınlatılabilir biz inanıyoruz • Abdi İpekçi, ölümünün 31.
yılında Zincirlikuyu’daki mezarı başında eşi Sibel İpekçi, kızı Nükhet
İpekçi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç ile çok sayıda
gazetecinin katıldığı törenle anıldı. Törene katılanlar şu
mesajları verdi: Sibel İpekçi (İpekçi’nin eşi): Aradan 30 yıl da geçse, bu cinayet
aydınlatılmalı. İzzet Sedes (İpekçi’nin çok yakın arkadaşı): Ağca mı öldürdü? Mühim olan
arkada kim vardı. Şeyma Sedes (aile dostu): Ümit ediyorum hala bir gün biri çıkacak ve bu
cinayetin arkasındaki sebeplerini çıkarıp açıklayabilecek. Melek Beler (Sekreteri): Bazı kişi ve kurumların çıkarlarına dokunduğu
için Abdi Bey ortadan kaldırıldı. Bunları deşifre edebilmeyi göze almak
lazım. Yılmaz Canel (Arkadaşı): Abdi bey, öldürülmedi, imha edildi. Cinayeti
çözecek hem adli hem polisiye bir kadro oluşturulmalı. Sedat Ergin (Hürriyet): Gerçek bir hukuk devleti istiyorsak geçen 30
yılın tarihini, bu cinayetlerin üzerine sinmiş olan karanlık perdeyi
aydınlatmalıyız. (Star)
Şok Meclis Raporu: Terör ve kışkırtmalar Özel Harp'in işi Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı Ankara Seferberlik Bölge
Başkanlığı’ndaki kozmik oda aramasıyla başlayan tartışma üzerine TBMM
Araştırma Merkezi de şok bir 'kontrgerilla' raporu hazırladı. Meclis
uzmanlarının araştırması, 'Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi
ve Özel Kuvvetler Komutanlığı' başlığıyla milletvekillerine kaynak
olarak sunuldu. Raporda Türkiye'yi geçmiş yıllarda sarsan çok sayıda
terör ve kışkırtma olaylarının Özel Harp Dairesi'nin işi olduğu iddia
ediliyor: 6-7 Eylül. 23 Eylül 1969’da Taylan Özgür’ün öldürülmesi. 13
Nisan 1970’de tabip yedek subay Necdet Güçlü’nün öldürülmesi. 27 Kasım
1970’de Kültür Sarayı’nın yakılması. Mahir Çayan ve arkadaşlarının
öldürüldüğü Kızıldere operasyonu. 1 Mayıs 1977 Taksim olayları. 29 Mayıs
1977 İzmir-Çiğli’de Bülent Ecevit’e suikast girişimi. 1977 yılında darbe
girişimi. 24 Mart 1977’de Savcı Doğan Öz’ün öldürülmesi. 16 Mart 1978
katliamı. Mehmet Ali Ağca’nın askeri cezaevinden kaçırılması.
Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı Ankara Seferberlik Bölge
Başkanlığı’ndaki kozmik oda aramasıyla başlayan tartışma üzerine TBMM
Araştırma Merkezi de bir “kontrgerilla” raporu hazırladı. Meclis
uzmanlarının araştırması, “Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi
ve Özel Kuvvetler Komutanlığı” başlığıyla milletvekillerine kaynak
olarak sunuldu. Raporun girişinde, “NATO’ya üyeliği kabul edilen
Türkiye’de de 1952 yılında Seferberlik Tetkik Kurulu (STK) adıyla gizli
bir teşkilat kurulmuştur. 1961 Anayasası ile beraber ülkede meydana
gelen değişiklikler karşısında yeniden düzenlenerek Özel Harp Dairesi’ne
(ÖHD) dönüştürülmüştür” denildi.
Şok Kontrgerilla raporundan bazı bölümler şöyle:
• 1990’lara gelirken komünizm tehditleri yerini ABD için radikal
İslam’a, Türkiye içinse radikal İslam’la beraber bölücü teröre
bırakmıştır. Buna paralel olarak dairenin adı Özel Kuvvetler Komutanlığı
(ÖKK) olarak değiştirilmiştir. STK dönemi (1952?1965). ÖHD dönemi
(1965?1991). ÖKK (1991-..)
• Kontrgerilla örgütleri ABD’nin desteğiyle sosyal, ekonomik, politik,
kültürel yapıya ve halkın bilinç düzeyine göre asıl amacı dışında
çeşitli işlevleri yürütmektedir. Sosyal uyanışı ve bilinçlenmeyi
geciktirici önlemler almaktadır. Yerli işbirlikçi ağını
yaygınlaştırmakta, gerektiğinde terör ve siyasi cinayetlerle askeri
darbelere ortam hazırlamaktadır.
• ÖHD’nin karıştığı iddia edilen olaylar: 6-7 Eylül. 23 Eylül 1969’da
Taylan Özgür’ün öldürülmesi. 13 Nisan 1970’de tabip yedek subay Necdet
Güçlü’nün öldürülmesi. 27 Kasım 1970’de Kültür Sarayı’nın yakılması.
Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü Kızıldere operasyonu. 1 Mayıs
1977 Taksim olayları. 29 Mayıs 1977 İzmir-Çiğli’de Bülent Ecevit’e
suikast girişimi. 1977 yılında darbe girişimi. 24 Mart 1977’de Savcı
Doğan Öz’ün öldürülmesi. 16 Mart 1978 katliamı. Mehmet Ali Ağca’nın
askeri cezaevinden kaçırılması. (Hürriyet,
23 Ocak 2010)
FLAŞ!!!
Erzincan'da darbe girişimi: Askerlerin gövde gösterisi Erzincan Komplosu’na yönelik operasyonun tepe noktasına ulaşma
korkusu, Erzincan’da Kışla’da kalkışmaya ve 2'nci Sincan olayının
yaşanmasına neden oldu. 3. Ordu
Komutanlığı’na ait ağır silah ve toplarla donatılmış 30 araç, Kışla’dan
çıkarak Erzincan şehir merkezine yöneldi. Araçlar şehir merkezinde tur
atarken, vatandaşlar şaşkın bakışlarla ne olduğunu anlamaya çalıştı.
Araçlar daha sonra Saldıray Berk’in de isminin geçtiği Komplo
Operasyonu’nun yürütüldüğü Erzurum’a döndü. Ağır silahlarla donatılmış
konvoy Erzurum istikametine ilerledikten sonra geri dönüş yaparak tekrar
Erzincan şehir merkezine girdi. Merkezde boy gösteren araçlar yeniden 3.
Ordu Komutanlığı’na döndü. Gözler AK Parti'nin ne yapacağında..
İddialara göre bu yolla hükümetin tepkisi ölçülüyor. Hükümet bu hareketleri eğer
sineye çekerse daha büyüğünün geleceği bildiriliyor. Şehir merkezine
giren askeri araçların 3. Ordu komutanı Saldıray Berk'in emrinde
olduğuna dikkat çeken kaynaklar, dün Erzurum Savcılığı'nca Kahramanmaraş
ve Eskişehir'de iki subayın gözaltına alınmasını ve 17 Aralık'tan beri
Berk'in ifadesinin alınamadığını da hatırlatarak şehir merkezine askeri
araç girişinin ciddi bir gözdağı ve askeri kalkışma olduğuna şüphe
olmadığını vurguluyorlar.
Erzincan Komplosu’na yönelik operasyonun tepe noktasına ulaşma korkusu,
Erzincan’da Kışla’da kalkışmaya neden oldu. Savcının ifadeye çağırmasına
rağmen gitmeyen Org. Saldıray Berk, dün Albay seviyesinde gözaltı olunca
Kışla’dan Sivil Hayata intikal yaptırdı. Albay Dursun Çiçek imzalı darbe
andıcının Erzincan’da uygulanmaya konması olayında ismi geçen 3. Ordu
Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’ten soruşturma savcısına gözdağı.
Erzincan’daki komploda ismi geçen bir başka isim Eskişehir Jandarma Alay
Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu’nun gözaltına alınarak Erzurum’a
götürüldüğü gün, Erzincan'da 3. Ordu Komutanlığı’na bağlı ağır silah ve
toplarla donatılmış 30 askeri araç, kışladan çıkarak Erzincan şehir
merkezine yöneldi. Araçlar şehir merkezinde tur atarken, vatandaşlar
şaşkın bakışlarla ne olduğunu anlamaya çalıştı. Araçlar daha sonra
yönünü Saldıray Berk’in de kapsamında olduğu Komplo Operasyonu’nun
yürütüldüğü Erzurum’a döndü. Ağır silahlarla donatılmış askeri konvoy
Erzurum istikametine ilerledikten sonra geri dönüş yaparak tekrar
Erzincan şehir merkezine girdi. Merkezde boy gösteren araçlar yeniden 3.
Ordu Komutanlığı’na döndü.
Komutanlığa Ergenekon tablosu astıran Berk, Erzurum Savcısına ifade
vermeyi de reddetmişti • 3. Ordu Komutanlığı’nın girişine Ergenekon
tablosu asan Orgeneral Saldıray Berk, MİT ve askeri istihbaratçıların
tutuklandığı Erzincan’daki Ergenekon soruşturmasını yürüten Erzurum Özel
Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal tarafından ifadeye çağrılmış,
ancak Berk ifade vermeyi reddetmişti.
Topçu birlikleriyle balans ayarı yapmaya kalkıştı • Albay Dursun
Çiçek imzalı komplo belgesinin uygulamaya konulduğu Erzincan'daki
soruşturma genişliyor. Daha önce Erzincan'da görev yapan Eskişehir
Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu,
dün
makam odasında gözaltına alınarak savcı Şanal tarafından sorgulanmak
üzere Erzurum'a gönderildi. Gençoğlu'nun Erzurum'a getirildiği gün
soruşturmada adı geçen Org. Berk'in kendisine bağlı topçu birlikleriyle
gövde gösterisi yapması oldukça dikkat çekti. Bu tuhaf girişim akıllara
28 Şubat'taki balans ayarını getirdi.
Gözler Ak Parti'nin nasıl tepki vereceğinde?..
O zaman 'Balans Ayarı' şimdi 'Kar denetimi • 'Refahyol
Hükümeti’nin devrildiği 28 Şubat Süreci’nde 4 Şubat sabahı Erdal
Ceylanoğlu Paşa’nın talimatıyla tanklar Sincan’da yürütülmüştü.
Gazetecilere önceden haber verilmiş ve Sabah Gazetesi muhabirlerinin
Ankara’ya oldukça uzak noktada olan Sincan’da tankları görüntülemesi
sağlanmıştı. Ancak Hürriyet Gazetesi muhabirinin hatası nedeniyle
tankları çekemeyince, telefon trafiği yaşanmış ve tanklar ikinci kez
yürütülmüştü. Olay tarihe 'Demokrasiye Balans Ayarı' olarak geçti. Şimdi
ise sıkışan Saldıray Berk Paşa, Talat Aydemir’i hatırlatan bir çıkışla
Erzurum Savcısı Osman Şanal’a balans ayarı yapmaya kalkıştı. Önce
Komplo’nun merkezi Erzincan’da yürütülen araçlar sonra Savcı Şanal’ın
bulunduğu Erzurum istikametine çevrildi. Olayı yine bütün gazeteciler
görüntüledi. Sincan olayına sessiz kalan Refahyol Hükümeti balans
ayarının altında kalmıştı. Şimdi gözler AK Parti'nin ne yapacağında..
İddialara göre hükümetin tepkisi ölçülüyor. Hükümet bu hareketleri eğer
sineye çekerse daha büyüğünün geleceği bildiriliyor.
Başbuğ sahip çıkmıştı • Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ,
17 Aralık'ta Trabzon'da Oruç Reis Fırkateyni'nde yaptığı sert konuşmada,
Savcı Osman Şanal tarafından ifadeye çağrılan 3. Ordu Komutanı Berk'e
sahip çıkmıştı. Başbuğ'un konuşma yaptığı savaş gemisinde Org. Berk de
hazır bulunmuştu. Başbuğ'un sert konuşması, Ergenekon kapsamında
Erzincan'daki komplo soruşturmasını yürüten Erzurum Özel Yetkili
Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal'a mesaj olarak yorumlanmıştı. Saldıray
Berk savcı Şanal'ın çağrısına rağmen ifade vermeye gitmemişti. (Aktifhaber)
ERGENEKON
DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!.. Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati
önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine
seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar
önemli değil.
Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri
hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren,
silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah,
dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat
onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler
düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri
kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır
bölen
ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı
yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu
baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir
kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları
sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat
acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok
gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine
kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan
bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye
zarar veremez!
Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz.
Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van
mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi
mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni
ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek
yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz!
Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları
hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin.
Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir
benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir
gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve
bilgilerde!..
Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel
suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti
adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta
yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün
olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka
görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli
olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?
Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına
demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu
ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan
huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle
olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve
kolaylıklar dileriz.
Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)
Kontrgerilla,
Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye
Ediliyor? Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer
Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O
değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla
vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle
böyledir. Bizce buna en büyük delil,
Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı
brifingindeki açıklamasıdır:
“..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist
değildir. Din devrimine de karşıdır...”
Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla
dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer
alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü,
dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı
Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler
Komutanlığı (ÖKK)
şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan
Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve
doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer
bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları
vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler,
yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi
çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı
Şemdinli olayı subayları
buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları
yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil
ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik Deliller
sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan Ö.H.Dairesi
sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki
güncel haberleri aktaran
Manşetlerimiz sayfamızı ve tabi
forum
bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.
Ergenekon
soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla
canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın
yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in
yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla
cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve
“daha ileriye gitmeyin” demektedir.
Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik
duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri
yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da
polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde
başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde
başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun
yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine
karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların
çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki
komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi
önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların
köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş
yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar
yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını
gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında
yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye
sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde
Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut
şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde
bulunulan Bülent Ecevit'in,
“Özel Harp Dairesi'nin sivil
uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli
tertiplerden duyduğu korku”
, bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır
kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması
gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in
başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur
Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda
söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye
haykırırken dile getirdiği:
“Türkiye'de Özel Harp Dairesi var.
Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu
biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet
profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti
olduğunu biliyoruz.”
sözleri de diğer bir net açıklamadır.
Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki
gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir,
güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an
dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok
yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte,
halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş
durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim.
Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına
yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında
öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana
terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış
düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu
amaçtan sapmayan,
ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama
bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç
düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla
hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan,
darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast
planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü
veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı
sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri
yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli
devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları
unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100
yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki
nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı?
Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam
demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak zorundayız.
Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç düşman görüp
örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp
sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep
açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek
nesillere kalmadan bizler de görürüz!..
Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008),
son güncelleme: (13 Ekim 2008)
K
ontrgerilla,
Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası,
siyasi terör
olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler,
Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri...
Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler
oluyor, ama ne ?..
1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o
sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun
şekilde gündemimize soktu.
Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf
etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri,
ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye
hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul
siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle
örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler
mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?..
Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin
tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının
getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir
amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı
gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz.
Bizi izlemeye devam edin...
Abdullah Harun
13 Ağustos 2001
En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir.
Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde
uyumludur.