Ana Sayfa
Tarİhçe
F.Meçhuller
Faİller
Garİplİkler
Delİller
MeclİsRaporu
Yok mu?
Ö.H.Daİresİ
Örgütlenme
Yenİ Hedef
Laİklİk
Tasfİye
Susurluk
Arşİv
Kİtaplar
A.Harun
İletİşİm
Dİğer
ManŞetlerİmİz
TARTIŞMAFORUMU
13.08.2001 'den beri:
 Ziyaretçi:  153959
aramak istediğiniz metni aşağıdaki ilgili kutucuğa girin


Türkiye Sivil Toplum Platformu'nun TBMM'ye yönelik cuntacı baskılara karşı manifestosunu okumak için tıklayın
b9s1
 Adresimiz www.kontrgerilla.com veya kontrgerilla.brinkster.net veya ergenekon.ws şeklindedir. Emektar adresimiz www24.brinkster.com/aharun hizmetini sürdürmektedir.
AnaSayfa | Tarih | FMeçhul | Fail | Gariplik | Delil | TBMM | Yokmu | ÖHD | Örgüt | YeniHedef | Laiklik | Tasfiye | Susurluk | Arşiv | A.Harun | İletişim | Diğer | Manşetler | Forum
İhbar et Ergenekon soruşturmasında ele geçen silahlarErgenekon soruşturmasını engelleme çabaları
 •  Skandalın patlamasına yol açan Avukattan bir istek daha  •  FLAŞ!!! Yeni ses kaydı: Askeri hakimden şok itiraflar  •  Emekli Albay Uğur darbe planlarına cevap veremedi  •  Albaydan savcılara ifade yerine medyaya mektup: Belge sahte  •  Fuhuş operasyonu Ergenekon kapsamında yapılmış  •  FLAŞ!!! 2. Organize Baskın başladı: TİB'in kayıtları inceleniyor  •  FLAŞ!!! Amirallere suikast olayında 2 teğmen daha gözaltında  •  Sır subayı bulmak için müthiş bir istihbarat savaşı yaşanıyor  •  FLAŞ!!! Subaydan 2. ihbar mektubu: Belgeyi savunma taktikleri  •  Savcı Öz: Kanadoğlu hakkındaki soruşturma sürüyor   >> Manşetlerin tümü <<
Skandalın patlamasına yol açan Avukattan bir istek daha. Fotokopis..
FLAŞ!!! Yeni ses kaydı: Askeri hakimden şok itiraflar. Albay Çiçek..
Emekli Albay Uğur darbe planlarına cevap veremedi. İkinci Ergeneko..
Albaydan savcılara ifade yerine medyaya mektup: Belge sahte. 'Kaos..
Fuhuş operasyonu Ergenekon kapsamında yapılmış. Başbakan Erdoğan'a..
FLAŞ!!! 2. Organize Baskın başladı: TİB'in kayıtları inceleniyor. ..
FLAŞ!!! Amirallere suikast olayında 2 teğmen daha gözaltında. Amir..
Sır subayı bulmak için müthiş bir istihbarat savaşı yaşanıyor. Erg..
FLAŞ!!! Subaydan 2. ihbar mektubu: Belgeyi savunma taktikleri. İrt..
Savcı Öz: Kanadoğlu hakkındaki soruşturma sürüyor. Ergenekon Savcı..

FLAŞ!!! Yeni ses kaydı: Askeri hakimden şok itiraflar
Albay Çiçek'in evini arayan ve eşi temizlik ekibinde yer alan Dz. Ask. Hk. Yzb. İ.Volkan Şahin'e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı internete düştü. Hakim Yüzbaşı Şahin, ses kaydında Çiçek'in evini göstermelik aradığını itiraf ediyor.

Askeri yargının bağımsız olmadığı, İrtica ile mücadele eylem planını ortaya çıkaran ihbar mektubunun ardından bir kez daha gündeme geldi. Komplo belgesinin altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'in soruşturmasındaki eksiklikler ve görevli askeri hakimlerin emir komuta zinciri içerisinde görevlerini nasıl yaptıklarına ilişkin yeni bir ses kaydı daha yayınlandı. Ses kaydında Albay Dursun Çiçek'in evinde arama yapan Dz. Ask. Hk. Yzb. İ.Volkan Şahin, aramaya ciddiyet kazandırmak için içeride 6.5 saat kaldığını, bu süre içerisinde yeme ve içmeyle meşgul olduğunu itiraf ediyor. İşte o ifadeler: "Evindeki aramayı yaptım, aramayı başlattım saat 11:00, bitirdim saat 17:20'de. Bizim memur da diyor ki efendim bu kadar uzun sürmeyecekti. Yaa yedik içtik. Açıklama yaparken, '6.5 saat aradık. Onun adamını.." İ.Volkan Şahin'in, 'O' dediği kişinin kim olduğu, arama emrini kimden aldığı ise merak ediliyor. (Habervaktim) Gönderilen mailde ve ses kaydının yer aldığı videoda ise şu açıklayıcı ifadelere yer verilmiş:

Kamuoyunun dikkatine; “İrtica ile mücadele eylem planı’nın aslını içeren ihbar mektubu, askeri yargının bağımsız ve tarafsız olmada zorlandığı gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. Askeri mahkemelerin emir komuta zinciri altında hareket etmeleri nedeniyle hukuku uygulamada ve usulüne uygun soruşturma yapmada zorlandıklarını gösterdi. İhbar mektubundaki en önemli konulardan birisi de Dz. Kur. KD. ALB Dursun Çiçek'in ev ve işyerinin göstermelik bir şekilde aranması, kullandığı bilgisayarların bilgiler bir daha geri getirilemeyecek şekilde temizlenmiş olmasıdır. Genelkurmay Başkanlığı tarafından Dursun Çiçek'in evini aramakla görevlendirilen kişi Dz. As. Hak. Yzb. İ. Volkan Şahin'dir. Volkan şahin ev aramasını yapmazken, ne kadar ilginçtir ki eşi Dz. Ütğm. Berrin Şahin de bilgisayarları temizleyip delilleri yok eden ekipte yer almıştır. Güçlü bir Türkiye, hukukun üstünlüğü ve adaletin tecellisi adına Dz. As. Hak. Yzb. İ. Volkan Şahin’in, Dz. Kur. Kd. Alb. Dursun Çiçek’in evinde, nasıl göstermelik bir arama yaptığını daha doğrusu arama yapmadığını kendi sesinden kamuoyuyla paylaşıyorum. Saygılarımla. (Haber7)

Şok ses kaydı ve askeri hakimin şok itirafına ulaşmak için tıklayınız (Not: Ses kaydı, videonun 1.48'nci dakikasında başlamaktadır)

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | İhbar Mektubu'nun tam metni

Ergenekon sanıklarının ses kayıtları manşetlerimiz

(06 Kasım 2009, 13:20)

Serdar ÖztürkSkandalın patlamasına yol açan Avukattan bir istek daha
Fotokopisinin Haziran ayında bürosunda ele geçirilmesiyle 'Komplo Belgesi' skandalının patlamasına yol açan Ergenekon tutuklusu avukat Serdar Öztürk, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı ve 3 savcı hakkında HSYK'ya şikayette bulundu, Başbakan Erdoğan'ı da eleştirdi. Bürosunda belgenin bulunmasını açıklamak yerine sürekli başkalarını suçlamaya devam eden Öztürk, Engin, Çolakkadı ve 3 savcı hakkında, orjinal belge daha kamuoyuna yansımadan gizli olmasına rağmen Başbakan'a bildirmekle suçlayarak, 'görevini kötüye kullanmak', 'göreve ilişkin sırrı açıklamak' ve 'soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek' suçlarından dava açılması için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) şikayette bulundu.

Öztürk dilekçesinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 25 Ekim tarihinde Pakistan ziyareti öncesinde gazetecilere yaptığı ve televizyonlarda yayınlanan açıklamasında söz konusu belgedeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu yönünde Adli Tıp Kurumunca rapor verildiğini söylediğini belirtti. Dilekçesinde, soruşturmayı yürüten ve üzerinde gizlilik kararı bulunması nedeniyle müdafilere bile ifade tutanakları dahi verilmediği bir soruşturmada, yasaya aykırı olarak yürütme erkine bilgi verildiğinin ortaya çıktığını ileri süren Öztürk, yargı erkinin yürütmeden bağımsız olduğunu, mahkemeler ya da Cumhuriyet savcılıklarının başbakan ya da adalet bakanına bağlı bulunmadığını kaydetti. İstanbul Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, soruşturmayı yürüten savcılar Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Fikret Seçen'in, üzerinde gizlilik kararı olan soruşturma hakkında CMK'nın 157. maddesine aykırı bir şekilde yürütme erkine bilgi verdiklerini ileri süren Öztürk, dilekçesinde bu eylemleri ile ''göreve ilişkin sırrın açıklanması'' ve ''soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek'' suçlarını işlediklerini öne sürdü. Serdar Öztürk, dilekçesinde, soruşturmanın CMK'ya uygun olarak yürütülmesini sağlamak ve denetlemekle görevli olan Aykut Cengiz Engin'in ise görevini yerine getirmeyerek, ''görevini kötüye kullanmak'' suçunu işlediğini, böylece savcılar tarafından birden fazla usulsüz işlem yapılmasına neden olduğunu iddia etti. Öztürk, dilekçesinde, HSYK tarafından bu kişiler hakkında gerekli araştırma ve incelemenin yaptırılarak haklarında Yargıtay 4. Ceza Dairesinde, ceza davası açılmasını istedi.

Başbakan'a açık mektup: Belgeyi gerçek grafologlara incelettir sahte olduğu ortaya çıkacaktır • Öte yandan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a açık mektup gönderen Öztürk, ıslak imza içerdiği iddia edilerek Beşiktaş'taki İstanbul Cumhuriyet Savcılığına gönderilen ''İrtica ile Mücadele Eylem Planı''nın teknolojik imkanlar kullanılarak üretilmiş başka bir sahte belge olduğunu iddia etti. Öztürk mektubunda, Başbakan Erdoğan'dan bu belge aslının gerçek grafologlardan oluşan bir kurulca, savcı Zekeriya Öz, askeri savcı ve jandarma kriminal uzmanlarının sadece gözlemci olarak katılımıyla incelemesinin yapılmasının sağlamasını istedi. Serdar Öztürk, belirttiği ayrıntılı incelemenin sivil uzmanlar tarafından oluşturulan kurulca yapılması durumunda belgenin sahte olduğunun görüleceğini savundu. (AA)

Belgeyi Türkiye'nin gündemine sokan avukatın telaşı • Öztürk belgenin ofisinde bulunması üzerine oraya polis tarafından yerleştirildiğini iddia etmiş, aramaların saniye saniye polis kamerasıyla kaydedildiğinin ve aramalarda bulunan üç avukatının arama tutanaklarını imzaladığının ortaya çıkması üzerine bu iddiasından vazgeçmek zorunda kalmıştı. Öztürk'ün şovları bununla bitmemiş, gözaltına alındığında Cumhurbaşkanı Sezer tarafından yıllar önce kendisine verilmiş olan üstün hizmet madalyasını avukatı aracılığıyla Cumhurbaşkanı Gül'e iade etmek istemiş, ayrıca kendisini sivil değil askeri savcıların sorgulamasını isteyerek bürosunda ele geçen harddiski avukatları aracılığıyla askeri savcılığa teslim etmişti. Gözaltına alındığının ertesi günü bürosunda bulunan belgelere itiraz etmiş ve hakim huzurunda belgeleri, güya parmak izi bırakmamak için eldiven giyerek incelemeye çalışmıştı. Daha sonraki süreçte belgenin polis tarafından konulduğu iddiasından vazgeçen Öztürk, bu kez belgenin polis ve Ergenekon savcılarınca Taraf gazetesine sızdırıldığını iddia etmeye başlayarak bu görevliler hakkında HSYK'ya suç duyurusu yapmış, bununla da hızını alamayarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na da ayrıca suç duyurusu yapmıştı. Suç duyurularının hiçbirisinden sonuç çıkmayan Öztürk pes etmemiş ve üstün hizmet madalyasını hakedecek kadar gayretli olduğunu gösterecek şekilde çok geçmeden tekrar piyasaya çıkmış ve suç duyurusu şovlarına devam ederek bu kez, bürosuna belgeyi sokaktan geçen sabıkalı birisinin koyduğunu iddia etmiş, bu kişinin de telefon kayıtları incelenerek bulunması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. 'Üstün hizmet'çinin son isteği ise ıslak imzanın gerçek olamayacağını ima ederek belgenin aslı ve ihbar mektubunun incelenmesi için Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na gönderilmesini talep etmek olmuştu: 'Dursun Çiçek bu işi yaptı, ortaya çıkınca her belgeyi imha etti de bir bu belgenin aslını bıraktı, sonra da o vatansever subay bunu aldı savcılara gönderdi öyle mi?' diyen Öztürk, buna inanmadığını ifade etmişti.

Avukat Serdar Öztürk'ün suç duyuruları şovu manşetimiz | 'Islak direniş: Bir inat uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor' manşetimiz

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | CHP'nin Adli Tıp raporu için verdiği Meclis soru önergesi manşetlerimiz

Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

(06 Kasım 2009, 17:35)

Atilla UğurEmekli Albay Uğur darbe planlarına cevap veremedi
İkinci Ergenekon iddianamesinin dün yapılan 14. duruşmasında tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan Atilla Uğur, darbe planlarıyla ilgili sorularda suskun kaldı. Albay Uğur'un, aldığı emirlerin suç unsuru taşımadığını ispat etmeye ve bir askerin üstünden aldığı emirleri sorgulamaması gerektiğini vurgulamaya çalışması dikkat çekti. Komutanlarından hiçbir darbe içerikli ya da suç unsuru taşıyan emir almadığını söyleyen Uğur, 'Verilen emirlerin amacı ve niyeti ast tarafından komutana sorulamaz' dedi. Üstlerinden aldığı emirlerin suç unsuru içermediğini iddia etmesine rağmen aldığı emirleri uygulayıp emirlerin dışına da çıkmadığını defalarca tekrarlayan Uğur, emir konusuyla ilgili Askeri İç Hizmet Kanunu'nun ilgili maddelerini okuduktan sonra, 'Bunları da açıklamak zorundayım' diye konuştu. Albay Uğur, 51 sayfalık savunmasından sonra çapraz sorguya alındı. Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün 'sağ kolu' olarak bilinen Uğur'a, darbe planları, gazeteciler ve sendikacılarla yapılan gizli görüşmeler, CÇG'nin faaliyetleri ve siyasi partileri yönlendirme çalışmalarına ilişkin sorular yöneltildi. Ancak savcıların sorularına cevap vermeyi reddeden sanık Atilla Uğur, sadece hakimlerin sorularına cevap vereceğini belirtti. Avukatı, savcıların yönelttiği her soruya 'iddianamede geçmiyor' diyerek itiraz etti. Ancak mahkeme başkanı itirazların çoğunu reddetti.

İkinci Ergenekon iddianamesinin tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan Atilla Uğur, davanın dün gerçekleşen 14. duruşmasında yaptığı savunmasında hakkındaki suçlamaların tamamını reddetti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'de görülen duruşmada Albay Uğur, Cumhuriyet Çalışma Grubu'yla ilgili iddiaları yalanladı, meslek hayatı boyunca 'emir-komuta' zincirinin dışına çıkmadığını, bir astın üstünden aldığı emirleri suç unsuru taşımadıkça sorgulamaya hakkı olmadığını savundu. Ancak darbe planları hakkında sorulan sorulara cevap veremedi. Savcıların sorduğu soruları cevaplamayı reddeden Albay Uğur, sadece hakimlerin sorularına cevap vereceğini belirtti.

Verilen emirlerin amacı ve niyeti ast tarafından komutana sorulamaz • İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada sanık Hasan Atilla Uğur, "Savcı Zekeriya Öz'ün, benim aleyhimde ifade vermesi baskı yaptığı Emekli Albay Erdal Sarızeybek'in tanık olarak dinlenmesini istiyorum." dedi. İç Hizmet Kanunu hükümlerine göre emirlere ve amirlerine mutlak itaat ederek görev yaptığını savunan Uğur, "Emirsiz hiçbir faaliyet içinde bulunmadım. Bu davaya dahil edilmemin sebebi, 2003 ve 2004 yıllarında Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı'nda görev yapmış olmamdır." diye konuştu. Komutanlarından hiçbir darbe içerikli ya da suç unsuru taşıyan emir almadığını söyleyen Uğur, "Verilen emirlerin amacı ve niyeti ast tarafından komutana sorulamaz." dedi. Üstlerinden aldığı emirlerin suç unsuru içermediğini iddia etmesine rağmen aldığı emirleri uygulayıp emirlerin dışına da çıkmadığını defalarca tekrarlayan Uğur, emir konusuyla ilgili Askeri İç Hizmet Kanunu'nun ilgili maddelerini okuduktan sonra, "Bunları da açıklamak zorundayım." diye konuştu. İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan Atilla Uğur, muvazzaflık döneminde ve emekli olduktan sonra, kendisine mevzuatla verilen görevlerin dışında yasalar hilafına hareket etmediğini ifade ederek, ''Devletimin atadığı bütün görevlerde yüksek bir azimle çalıştım. Tesadüfen ben atandım. Benim yerime başkası atansaydı, şu anda burada yargılanan o kişi olacaktı'' dedi.

Ergenekon sanığı bile Meclis'i övdü tek mücadele yeri olarak gösterdi • İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan İkinci Ergenekon davasının dün yapılan 14. duruşmasında savunmasına devam eden emekli Albay Hasan Atilla Uğur, ilk genel seçimlerde, nerede ve ne şartla olursa olsun TBMM'ye gireceğini ifade ederek, ''Çünkü terörle mücadele edebilmek için Meclis'te olmak gerekiyor'' görüşünü dile getirdi. İddianamedeki kendisiyle ilgili suçlamaları tek tek açıklayan Uğur, cebir ve şiddet kullandığına dair bir emare ve delilin olmadığını söyledi. Silahlı isyana tahrike ait en ufak bir delilin de bulunmadığını ifade eden Uğur, devletin emrinde görev yapan bir teşkilatın mensubu olarak, hükümete karşı halkı silahlı isyana tahrik ettiğinin düşünülmüş olmasının bile bütün manevi değerlerine saldırı olduğunu kaydetti. Hasan Atilla Uğur, kendisine ait biri 7,65 milimetre, diğerleri 9 milimetre çapında olmak üzere 4 adet taşıma ruhsatlı tabancası ve bir adet zoralımdan Jandarma Genel Komutanlığı aracılığı ile aldığı yivsiz av tüfeği bulunduğunu belirterek, ''Terörle mücadele yıllarından kalma, hatıra olarak sakladığım ve çoğu ek klasörlerdeki kriminal laboratuvar kayıtlarından da anlaşılacağı üzere büyük bir kısmı oksitlenmiş, yani paslanmış 23 adet 7,62 milimetre ve bir miktar 9,65 milimetre fişeğin dışında hemen hepsi tabancalarıma ait fişeklerdir. Benim ruhsatı olmayan silahım yoktur'' diye konuştu.

Kendisine aitmiş gibi gösterilen hiçbir CD ve belgeyi de kabul etmedi • Kendisinin el konulan tankları, topları, patlayıcıları ve Kaleşnikofları olmadığını, üniversitede okuyan oğluna ait bilgisayarı, aile fotoğrafları, ruhsatlı silahlarına el konulduğunu kaydeden Uğur, bunların iadelerini istedi. Kendisine aitmiş gibi gösterilen hiçbir CD ve belgeyi de kabul etmediğini belirterek, ek klasörlerde yaptığı incelemede, ele geçirildiği iddia edilen belgeler arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığına ait bir raporun da bulunduğunu gördüğünü, jandarma subayı olarak bu tür bir belgenin kendisinde bulunmasının mantıken mümkün olmadığını ifade eden Uğur, bunların aramayı yapanlar tarafından konulduğunu öne sürdü. Uğur, ''Ne muvazzaflık dönemimde ne de emekli olduktan sonra bana mevzuatla verilen görevlerin dışında ve herhangi bir şekilde, yasalar hilafına hareket ettim. Ben, devletimin atadığı bütün görevlerde yüksek bir azimle çalıştım. Yani atamalarda o görevlere tesadüfen ben atandım. Benim yerime başkası atansaydı, şu anda burada yargılanan o kişi olacaktı. Böyle tesadüfi bir örgüt oluşumunu, mantık kabul etmez. Bir suç örgütü, devletin resmi atamaları ile oluşamaz ve bizim devletimizin de böyle bir temayülü yoktur'' dedi.

'Uyuşturucu koyacak kadar yakın olsam çeker vururum' • 'Aydos' adlı gizli tanığın beyanlarının da doğru olmadığını belirten Uğur, teröristleri yakalamak için yemeklerine uyuşturucu koydurttuğu şeklindeki ifadelere dikkati çektikten sonra şunları söyledi: ''(Hasan Atilla Uğur, yüzüne tüküren gözlüklü Şehmuz kod adlı teröristin kafasına sıkarak öldürdü) şeklinde iddiada bulunulmuştur. Sayın Başkan, sanırım o bölgeleri bilen ve terörle mücadeleyi yaşamış bir insan olarak, okuduklarıma siz de gülmüşsünüzdür. Teröristler hakkında istihbari bilgi alan her güvenlik gücü komutanı, planlamasını yapar ve operasyonunu icra eder. Sanırım üçüncü sınıf komedi filmlerinde bile böyle bir senaryoya rastlanmaz. Teröristlerle, yemeklerine uyuşturucu koyacak kadar yakın olsam çeker vururum. Yani çatışmaya girer ne gerekiyorsa yaparım. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığından gelen yazıda da bu gözlüklü Şehmuz ile yanındakinin çıkan çatışmada öldürüldüğü belirtiliyor.''

'Gizli tanıklar Aydos ve Kıskaç, Türk adaletini yanıltıyor' • Gizli tanık 'Aydos'un Türk adaletini yanılttığını ve terörle mücadeleye gölge düşürmek için birileri tarafından yönlendirildiğini savunan emekli Albay Uğur, ''Ben yıllarca terörle bire bir mücadele etmiş, yüzden fazla çatışmaya girmiş, kucağında şehit vermiş şerefli bir Türk subayı olarak sağ olarak ele geçen hiçbir teröristi katletmedim, katlettirmedim. Ben, mücadelemi personelimle birlikte yiğitçe, adam gibi ve dürüstçe verdim. Kaldı ki teslim olana ya da sağ olarak ele geçene fiske dahi vurulmaması Türk askerinin geleneğinde vardır'' diye konuştu. İddianamede gizli tanık olarak yer aldığını öne sürdüğü terör örgütü yandaşlarının ifadelerine prim verildiğini ifade eden Uğur, hem gizli tanık Aydos hem de Kıskaç tarafından üzerine atılmak istenen iftiraların ''komik ve iğrenç olduğunu'' söyledi. Uğur, bu gizli tanıklar hakkında, suç uydurma ve yalan tanıklık suçlarından suç duyurusunda bulundu. İddianamede ısrarla, birkaç yerde ''Yörük'' kod adıyla bahsedilen kişinin, 30 yıllık okul ve silah arkadaşı olan Kayseri Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Aydın olduğunu ve Aydın'ın halen aynı görevi yaptığını belirten Uğur, danışmanlık yaptığı şirketin sahibi Bülent Göktuna ve onun şirket çalışanları ile yaptığı görüşmelerin dinleyenlerce 'örgüt delili' olarak nitelendiğini kaydetti.

Sadece kendisininkini değil konuştuğu kişinin kapalı konuşmasını da savundu

'Kapalı konuşmak beynime işlemiş'
• Terör örgütlerinin hedefi durumunda olan özel koruma statüsünde bir insan olduğunu ifade eden Uğur, şöyle devam etti: 'Defalarca pusulardan kurtulmuşum, yıllarca istihbarat hizmetlerinde bulunmuşum, elbette telefon görüşmeleri dahil tüm yaşantımda dikkatli hareket edeceğim. Kapalı konuşmak yıllarca bulunduğum hizmetlerden dolayı beynime işlemiş. Kendi eşimle ve çocuklarımla bile böyle görüşüyorum. Kendisi de rakip firma ve devletlere karşı, telefon görüşmelerine ve gidip geldiği yerlere dikkat eden bir insandır. Devletin birçok üst düzey yöneticisinin bile dinlenmekten, takip edilmekten endişe ederek önlem aldığı bir ortamda Göktuna'nın da görüşmelerine dikkat etmesinden daha doğal ne olabilir. Örneğin telefonda (spagetti) demişim, hemen üstüne atlamışlar örgütsel delil diye. Savunma Sanayii Müsteşarlığının açtığı uydu projesi ihalesi ile ilgili İtalyan Tele Spazio Firmasından bahsediyorum. Bunun neresi örgütsel delildir?'

Gizli dinlemede görev aldığı iddialarını kabul etmedi, Jandarma'da gizli dinleme yapılmasının da mümkün olmadığını iddia etti

Jandarma'nın yasa dışı gizli dinleme ve takip yaptığına dair hiçbir delil, iz ve emare yok
• Tutuksuz sanıklardan emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'ı bu davanın ardından tanıdığını belirten Uğur, kendisiyle ilgili suçlamalara dayanak gösterilen bazı elektronik postalara değindi. Uğur, elektronik postada, tutuklu sanıklardan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün bilgisi dahilinde hükümet üyelerinin yasa dışı telefon dinlemelerini yaptırdığı iddiasının bulunduğunu anlattı. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığının yasa dışı dinleme ve takip yaptığına dair hiçbir delil, iz ve emare olmadığını vurgulayan Uğur, şöyle devam etti: ''Bu iddia tamamen uydurmadır. Ortada hiçbir delil yok, tamamen kanaate dayalı bir suçlama yapılmaktadır. Teknik merkez, TÜBİTAK ile birlikte çalışarak kurulmuş yüzde yüz milli bir ünitedir. Telefon dinlemeleri o tarihte yürürlükte olan 4422 sayılı yasa hükümlerine göre yapılmıştır. Yani adli görevi olan jandarma komutanlıklarınca cumhuriyet savcılıkları kanalı ile ilgili mahkemelerden alınan hakim kararları ile icra edilmiştir. İşi biten kayıtlar Cumhuriyet savcılarının talimatlarıyla imha edilmiş, ana merkezdeki kayıtlar da silinmiştir. Numara ve kendine has şifre ile belirlenmiş hiçbir operatörün yasa ve yönerge hilafına bir işlem yapması maddeten mümkün değildir. Elektronik korumalı teknik merkez odasının dışarısına herhangi bir hat çekerek başka bir yer, oda ya da makamda dinleme yapılması mümkün değildir. Yani maddeten merkezin dışında bir yerde dinleme yapılması mümkün değildir.''

Hem CÇG'den haberim yok dedi hem de Jandarma'da böyle bir grubun olmasının mümkün olmadığını iddia etti

Cumhuriyet Çalışma Grubu • Hasan Atilla Uğur, Cumhuriyet Çalışma Grubunda yer aldığı iddialarını da kabul etmedi. Uğur, 2003-2004 yıllarında Teknik İstihbarat Daire Başkanı'yken emrinde çalıştıkları iddia edilen sanık Cihandar Hasanhanoğlu'nun başka bir dairenin başkanı olduğunu, tutuklu sanık Mustafa Koç'un ise onun şube müdürü olduğunu söyledi. Emekli Albay Uğur, ''Cumhuriyet Çalışma Grubu adında bir grup bilmiyorum, meslek hayatımda böyle bir yerde çalışmadım. Bu iddiaları ortaya atanlar Jandarma Genel Komutanlığının çalışma şeklini hiç incelememişler, orada böyle bir grup kurulacak ve emirsiz, talimatsız kurulacak ve kimsenin haberi olmayacak, bu son derece saçma bir iddiadır. Sözde bu çalışmanın nüvesi olarak lanse edilmeye çalışılan 'Yönetim Şube Müdürlüğü' ise emir ve onay ile kurulmuş, tamamen yasal bir şube müdürlüğüdür ve biraz önce de söylediğim gibi benim başkanlığını yaptığım daireye bağlı değildir'' diye konuştu.

Sık sık APO'dan bahsetme gereği duyması duygu sömürüsü • Askeri ihaleleri takip ettiği ve ihale almasını sağladığı yönündeki iddianın da doğru olmadığını belirten Uğur, iddianamede yer alan ''bazı ihalelerde istedikleri sonucu elde edebilmek için kamu görevlilerine lüks otellerde pahalı hayat kadınları ayarladıkları mevcut görüşme tutanaklarından anlaşılmaktadır'' şeklindeki iddianın da doğru olmadığını kaydetti. Uğur, bu konunun suçla ilgisi olmadığını, ciddi anlamda bir onur meselesi olduğunu, intikam amaçlı, terörle veya örgütle alakası olmayan suçlamaların, yayın organlarında da yayımlanarak adının karalanılmaya çalışıldığını ifade ederek, ''Sorguladığım Apo bile beni oradan izleyerek, 'vah be şerefsiz' diyecektir. 'Kadın satıcısı albay' yaftası yapıştırılmak isteniyor'' dedi.

Ergenekon savcılarına çok kızgın.. Çapraz sorguda savcıların sorularına cevap vermeyi reddetti..

Savcı teklifte bulundu • Tutuklanmasının ardından ''Ergenekon'' soruşturmasını yürüten savcıların kendisini Beşiktaş'taki adliyeye çağırarak bazı tekliflerde bulunulduğunu ileri süren Uğur, bu teklifleri kabul etmediği için terör örgütüne üye olmak suçundan tutuklanmasına rağmen iddianamede örgütün ara yöneticisi olarak dava açıldığını söyledi. Emniyetteyken de mülakat sırasında ''Seni kullanmışlar. Sen bize Şener Eruygur, Hurşit Tolon ile ilgili bir şeyler söyle, seni bıraktıralım'' şeklinde tekliflerde bulunulduğunu ileri süren Uğur, savcı Zekeriya Öz'ün de aynı teklifte bulunduğunu iddia etti.

Ağlamıyorum ama ağırıma gitti • Tekirdağ Cezaevine konulduğunu anlatan Uğur, komşu koğuşta terör örgütleri üyelerinin kaldığını belirterek, ''Her gün, bana ve aileme yönelik küfür dolu sloganlarını dinledim, avluda kafama içi doldurulmuş kola şişeleri attılar. Bunun nasıl bir duygu olduğunu sizlere anlatamam, bundan daha rezil bir durum olabilir mi? Tüm hayatımı bu hainlerle mücadeleye adamışım, bir sürü bedel ödemişim ve onlarla aynı kefeye konularak cezaevine atılmışım. Kuleli'yi bitirdim. Ağlamıyorum. Ama tutuklanıp PKK örgütü üyelerinin yan koğuşuna konulmanın nasıl duygu olduğunu anlatamam'' dedi.

Hilmi Özkök'ün tanıklık yaparak ifade vermesi birçok şeyi aydınlatacaktır

Hilmi Özkök, 'Beni dinleyebilirler mi' diye sordu • Savcı Öz'ün şahsıyla ilgili menfi ifadeye zorladığını belirttiği emekli Albay Erdal Sarızeybek'in de tanık olarak dinlenilmesini talep eden Uğur, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök ile ilgili olarak da şunları kaydetti: ''2004 yılı Mart ayında jandarma Genel Komutanı Ankara dışındayken, Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı Korgeneral Hakkı Kılınç'ın, 'Genelkurmay Başkanı gelmenizi emretti' talimatı üzerine İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz ile Orgeneral Hilmi Özkök'ün yanına gittik. Yalnız yaptığımız görüşmede Özkök, bana, 'Sen geleceği olan bir albaysın, neden başkomutanın, yani benim aleyhimde yazı yazan gazeteci ile görüşüyorsun' dedi. Ben de kendisine 'Komutanım ben istihbarat başkanlığında çalışan istihbarat görevlisi bir subay olarak bana görüşmem emredilen kişilerle görüşüyorum, verilen emirleri yorumlama gibi bir konumum yoktur' dedim. Bana, gazeteci Mustafa Balbay'a çok kızdığını, bir daha kendisi ile görüşmemi istemediğini söyledi. Daha sonra, Levent Ersöz'ü de çağırttı ve görüşme üçlü devam etti. Bize hitaben 'Sağdan soldan ve bazı istihbarat birimlerinden, sizlerle ilgili inanmadığım ve itibar etmediğim bilgiler geliyor, ben sizin çalışkanlığınızı ve memleket sevginizi biliyorum, zaten bu dedikodulara ve imzasız belgelere inansaydım, derhal gerekli soruşturmayı başlatırdım, ancak siz de bu gazeteci ve diğer sivillerle görüşmeyin, bunlar dışarıya farklı biçimde yansıtılıyor' dedi. Zaten kendi kadro onayı ile kurulmuş olan teknik istihbarat merkezinin çalışma usullerini sordu. İstihbarat Başkanı ve ben detaylı olarak merkezin çalışma şeklini anlattık. Ayrıca, (Sivil istihbarat birimleri beni dinleyebilirler mi, bilgisayarıma girebilirler mi?) diye sordu. Geniş bir şekilde izah ettik. Teşekkür etti. Bana, yalnızken ya da İstihbarat Başkanı Levent Ersöz ile beraberken 'Yasadışı dinleme yaptığınızı duydum, sizi uyarıyorum' veya bu anlamda hiçbir şey söylemedi. Bunun dışında, iddianamede belirtildiği gibi yasa dışı dinleme yapılmaması konusunda uyarı anlamına gelebilecek tek bir kelime dahi konuşulmamıştır.'' Uğur, Hilmi Özkök, Hakkı Kılınç ve Ersöz'ün tanıklıklarına başvurulması gerektiğini söyledi. (Zaman)

Savcıların sorularını cevaplamayı reddetti. İşte cevapsız kalan sorular:

"Ergenekon ana davası sanığı yazar Ergün Poyraz'ın korunması işi sizin alanınıza mı giriyor? Poyraz'daki arşiv dolusu belgenin aynısı sizde de ele geçirildi. Bu konuyu açıklar mısınız? Onlarca görüşme kaydınız var, yazarla istihbarat alışverişi mi yapıyorsunuz?"

"2004 yerel seçimleri öncesi siyaseti yönlendirmek, bazı milletvekillerini partilerden koparıp Meclis'te Şirin ve İlhan Kesici tarafından ayrı bir grup kurulması için çalışma yaptınız mı? Bu sizin alanınıza mı giriyor?"

"Tuncay Özkan dışında, Mehmet Emin Karamehmet, Nuray Başaran, Cem Uzan sizinle yaptığı görüşmeyi kabul ediyor. Bedrettin Dalan'la da görüşmeleriniz var. Bunlara ilişkin görüntü kayıtları da var. Bu görüşmeler istihbarat amaçlı mı yapıldı?"

"Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven isimli darbe planlarından haberdar olmadığınızı söylüyorsunuz. Bu planlar sizin ikametgahınızda beş çalışanınızın gözünün önünde ele geçirildi. Ne diyeceksiniz?"

"YÖK ve Üniversiteler, AKP Genel Değerlendirmesi, AKP'nin Terör Kadrolaşması şeklinde dijital veriler sizden ele geçirildi. Bunları görev olarak mı yaptınız? Bu belgeler jandarma arşivinde var mı? Neden yanınızda götürdünüz? İllegal yapıldıysa emri kim verdi?"

"Görevdeyken yaptığınız dinlemelere ilişkin Ankara'da mahkemeler varken neden başka mahkemelerden karar aldınız?"

"Siyasetçileri ve hükümet üyeleri hakkında hangi suça dayanarak dinleme kararı aldınız?"

"Olmadığını iddia ettiğiniz CÇG raporunda Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok'la görüşmenizi anlatıyorsunuz. Bu görüşmeyi kabul ettiniz ve Şener Eruygur'un emriyle yaptığınızı söylediniz. Bu, resmi bir görev miydi, yazılı emir var mı, varsa yazılı emir Jandarma Komutanlığı'nın belgeleri arasına konuldu mu?"

"Siz görüşmeleri Şener Eruygur'un talimatıyla yaptığınızı söylüyorsunuz. Ancak Eruygur, bunları kabul etmiyor. Bu çelişkiyi açıklar mısınız?" (Zaman)

'Ses Kayıtçısı' Albay sivillerin gizli dinlendiğini kabul etti • İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan Atilla Uğur bugünkü 15. duruşmada, Jandarma Genel Komutanlığının bilgisi dahilinde Mehmet Emin Karamehmet ve tutuklu sanıklardan Mustafa Balbay'ın da aralarında bulunduğu bazı kişilerle görüşmeler yaptığını ve bunların gizlice kayda alındığını kabul etti. Gizli dinlemelerin tümünün yasal ve mahkeme kararlarına dayandığını iddia eden Albay Uğur, Jandarmaya çağrılan gazeteci, işadamı gibi sivil kişilerle görüşmelerin gizlice kaydedilmesinin illegal olmadığını iddia etti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen İkinci Ergenekon davasının bugün yapılan 15. duruşmasında çapraz sorgusuna devam edilen Uğur, diğer sanıkların ve avukatlarının sorularını yanıtladı. Uğur, tutuklu sanık Tuncay Özkan'ın soruları üzerine, iddia edildiği gibi Özkan ile 16 Aralık 2003 tarihinde herhangi bir görüşme yapmadığını, kendisini daha önce tanımadığını, ilk kez cezaevinde gördüğünü söyledi. Mehmet Emin Karamehmet ile görüştüğünü ifade eden Uğur, bütün görüşmelerin Jandarma Genel Komutanı'nın emriyle İstihbarat Daire Başkanı'nın odasında yapıldığını, kendisinin başında bulunduğu Jandarma Teknik İstihbarat Dairesinin Jandarma Genel Komutanlığı'nın içinde olmayıp, 23 kilometre uzaktaki Güvercinlik'te bulunduğunu ifade etti.

Kayıtları emirle yaptım • Uğur, bu tür görüşmeler için emirle Güvercinlik'ten Jandarma Genel Komutanlığına geldiğini ifade ederek, ''Yapılan görüşmelerde konuşulacak konular Jandarma Genel Komutanlığı tarafından bildirilirdi. O görüşmede sadece Tuncay Özkan konuşulmadı. Mehmet Emin Karamehmet'e sadece Tuncay Özkan'ın göreve tekrar başlama ihtimalinin bulunup bulunmadığı soruldu. Göreve başlaması içim talimat verildiği iddiası kesinlikle doğru değildir'' diye konuştu. Tuncay Özkan'ın ''Gazeteci Nuray Başaran'ın da sizinle bir görüşme yaptığı iddia ediliyor. Bu görüşme talebi sizden mi, yoksa Nuray Başaran'dan mı geldi?'' sorusunu ise Uğur, ''Nuray Başaran bizimle görüşmek için Jandarma Genel Komutanlığına talepte bulunmuş. Tuncay Özkan hakkında oldukça kötü, yerici ve hakaretvari şeyler anlattı'' dedi.

Adı: Atilla Uğur. Kod Adı: Kürşat • Tutuklu sanıklardan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın sorularını da yanıtlayan Hasan Atilla Uğur, Mustafa Balbay ile hiç özel görüşme yapmadıklarını belirterek, sadece Jandarma Genel Komutanı'nın talimatı ile TBMM'nin karşısında buluna Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığında Levent Ersöz'ün odasında 2 kez görüştüklerini ve bu görüşmelerin sesli kayıt altına alındığını söyledi. Ancak Mustafa Balbay'ın görüşmelerin kayıt altına alındığını bilmediğini ifade eden Uğur, kendisinden ya da bir başkasından belge almadığı gibi belge de vermediğini, diğer komutanların da belge alıp verdiklerini görmediğini bildirdi. Uğur, yapılan görüşmede Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan ''Genç Subaylar Tedirgin'' başlıklı haberin kaynağının kim olduğunu da Mustafa Balbay'a sorduklarını ifade etti. ''Kürşat'' kod ismini kullandığına ilişkin iddiaları da yanıtlayan Hasan Atilla Uğur, ''Görevdeyken çok gizli ve nitelikli işler yapan bir istihbarat görevlisiydim. Elbette ki kod isim kullanmam görevim gereğidir. Şimdi İmralı'ya gidip Abdullah Öcalan'ı Hasan Atilla Uğur olarak mı sorgulayacaktım? Kürşat kod adını Öcalan'ı sorguladıktan sonra kullanmaya başladım'' dedi.

Balbay savcıların 'Kürşat Abi'sine sorduğu sorulardan rahatsız oldu • Balbay da savcıların dün Hasan Atilla Uğur'a ''tamamen ön yargılı ve kendilerine göre bazı bölümleri cımbızla çekerek soru sorduklarını'' iddia etti. Emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile özel bir görüşmesi olmadığını ifade eden Balbay, ''Kendisi ile yaptığımız görüşme Jandarma Genel Komutanlığında emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün makam odasında olmuştur. Gazetecilik dışında hiçbir görüşmem olmamıştır'' dedi. Kendisinden üzerinde ''Kürşat ağabey'' yazılı not ele geçirilmiş olabileceğini ifade eden Balbay, ''Bunlar tamamen özel notlardır. 'Kürşat ağabey' kendi tuttuğum kişisel notumdur, ama Hasan Atilla Uğur'a hiçbir zaman 'ağabey' diye hitap etmedim. Kendisine hitabım hep 'sayın albay' şeklinde olmuştur'' diye konuştu. ''Genç Subaylar Tedirgin'' başlıklı haberin kaynağının kendisine sorulmasından hoşlanmadığını belirten Balbay, ''Haber kaynağımı söylemedim. Kendisinden bir tek belge alışverişim olmamıştır. Şu anda Ankara'nın en eski gazetecisiyim''' şeklinde konuştu. Balbay, jandarmadaki görüşmenin kayda alındığından haberi olmadığını da sözlerine ekledi.

İllegal dinleme iddiası • Tutuklu sanıklarından Adil Serdar Saçan'ın da ''Jandarma Genel Komutanlığının illegal dinleme yapıp yapmadığını'' sorduğu Uğur, Jandarma Genel Komutanlığının illegal dinleme yapmadığını söyledi. Uğur, dinlemenin mahkeme kararı ile yapıldığını, o dönemde sadece İsrail'de illegal dinleme yapıldığını duyduğunu, şimdi de Türkiye'de yapıldığını bildiğini, illegal dinlemenin mobil bir dinleme yöntemi olduğunu kaydetti.

Saçan: Türkiye'de illegal dinleme yapılamaz • Saçan da görev yaptığı Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce de dinleme yapıldığını hatırlatarak, Türkiye'de illegal dinlemenin yapılamayacağını belirtti. Tutuksuz sanıklardan eski Milletvekili Emin Şirin'in sorusu üzerine de Uğur, kendisince TBMM'ye verilen 2-3 bin soru önergesinde tesiri bulunduğu yönündeki iddiaların asılsız olduğunu öne sürerek, AK Parti'nin parçalanması, milletvekillerinin ayrılması için Emin Şirin'e bir telkinde ve yönlendirmede bulunmadığını savundu.

Gizli dinleme ödemeleri konusunu 'Örtülü ödenek' arkasına gizledi • Uğur, avukat Hasan Gürbüz'ün sorusu üzerine de istihbari çalışmalarda kullandıkları haber alma ödeneğinin kullanılmasının Jandarma Genel Komutanlığının denetiminde olduğunu, bu ödeneğin istihbarat birimlerince kullanılması için devlet tarafından verildiğini söyledi. Bu ödeneğin nerelerde kullanıldığının sorulmasının devlet sırrı olan konuların açıklanması anlamına geleceğini vurgulayan Uğur, üye hakim Hasan Hüseyin Özese ve Sedat Sami Haşıloğlu'nun bu yöndeki sorusuna da istihbari bilgilerin Bilgi Destek Şube Müdürlüğü biriminde arşivlendiği şeklinde yanıtladı. İstihbari çalışmalar sonucunda banka kanalıyla yapılan ödemelerin gizli hizmet gideri olduğunu ve örtülü ödenekten yapıldığı için imha edildiğini, bilançosunun tutulmadığını belirten Uğur, bankaların da bu kayıtları imha ettiklerini düşündüğünü kaydetti. Uğur, şu anda jandarma Genel Komutanlığında geçen yıla ait yapılan istihbari çalışmalara ilişkin gerçekleştirilen ödeme kayıtlarının imha edildiği için bulunamayacağını söyledi.

Bir çok siviller jandarmada gizlice kaydedildi ama hala illegal dinleme yok • Başkanı olduğu Jandarma Teknik İstihbarat Daire Başkanlığının Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığına bağlı olduğunu, kendisinin doğrudan Genelkurmay Başkanı ile görüşmesinin mümkün olmadığını söyleyen Uğur, Mustafa Balbay, Nuray Başaran, Bedrettin Dalan ve Cem Uzan ile yapılan görüşmelerin de kayda alındığını, ek klasörlerde yer alan eski Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner'in makamında Levent Ersöz ile yaptığı görüşmeyi ise kayda jandarmanın almadığını söyledi. Uğur, Batı Çalışma Grubu'nun adını da 1996 ve 1997 yıllarında basından ''ordu içerisinde, emir ve komuta zinciri içerisinde oluşturulmuş bir grup'' olarak duyduğunu belirtti. İllegal dinlemelerin Türkiye'de yapıldığının çok açık bir şekilde ortada olduğunu ifade eden Uğur, ancak böyle bir şeyi görmediğini kaydetti. İl veya ilçe jandarma komutanlıklarının yaptıkları çalışmalarla ilgili mahalli savcılık ya da mahkemelerden izin aldıklarını, teknik dinleme için de kendilerine başvurduklarını ifade eden Uğur, 81 ilin teknik destek ve ödenek taleplerinin kendi birimlerine geldiğini, teknik dinleme yapıldıktan sonra da bunları CD olarak gönderdiklerini söyledi.

İyi ki gizli dinlemeler kayda alındı • Makam ve mevki olarak da görüşmelerde seçim yapma hakkının olmadığını, görüşmelerin kayda alınmasının da Jandarma Genel Komutanlığının emriyle gerçekleştiğini vurgulayan Uğur, ''İstihbari görüşmeler iyi ki de kayda alındı. 'Bu adamlar bize darbe yapalım dedi' deselerdi ne yapacaktık?'' şeklinde konuştu. Bu görüşmeleri kayda almanın da suç olmadığını dile getiren Uğur, Mustafa Balbay'a ''Genç Subaylar Rahatsız'' başlığındaki haberi kendilerinin yaptırdığı iddiasının da çok saçma olduğunu söyledi. Darbeyle ilgili çalışma yapmadığını, ''Ayışığı'' ve ''Sarıkız'' gibi darbe planlarından da 2006 yılında Nokta dergisinde yayımlandıktan sonra haberi olduğunu anlatan Uğur, ''Darbe planı yapılsaydı askeri formata uygun olurdu. Askeri formata uymayacak şekilde darbe yapmak mümkün değildir. Ben 1980'de askeriyedeydim. Darbe planlarını deli saçması olarak nitelendiriyorum'' diye konuştu. Dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök'ün tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve kendisiyle yaptıkları görüşmeye ilişkin de Uğur, ''Özkök kendisine sağdan soldan ulaşan bilgileri çek etmek, açıklığa kavuşturmak için bizimle görüştü'' şeklinde konuştu. Uğur'un çapraz sorgusunun tamamlanması üzerine avukatı Zeki Aksoy söz alarak, savunma yapmaya başladı. (AA)

(06 Kasım 2009, 11:00)

Dursun ÇiçekAlbay Çiçek'ten savcılara ifade yerine medyaya mektup: Belge sahte
'Kaos Planı'nın altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'ten, internet üzerinden savunma mahiyetinde bir mektup geldi. Mektupta, kendisine yönetilen suçlamaları kesinlikle kabul etmediği aktaran Çiçek, 'Askeri usullere uygun olmayan bir belgenin altına imza atmam' ifadesini kullanıyor: 'Kurmaylık ve doktora seviyesinde eğitim görmüş, uzun yıllar TSK bünyesinde verilen görevleri başarıyla tamamlamış bir subayın böylesine basit hatalar içeren bir planı yazıp, altına imzasını atacağını ve bu belgeyi amirlerine sunacağını düşünmek en büyük hatadır. Onaylanmamış ve kurumsal yaptırım gücünü arkasına almamış bir kağıt parçasının gündeme taşınması ve tartışılması iyi niyetle açıklanamaz. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir cuntacı, ne de bir darbecidir.' Mektubunda, imzası konusunda rapor hazırlayan Adli Tıp Kurumu'na da dava açacağını vurgulayan Albay Çiçek, suçsuzluğuna en büyük kanıt olarak açtığı 16 davayı gösteriyor: '12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetede yayınlanan plan, kesinlikle Albay Çiçek tarafından hazırlanmamış ve ilk defa Taraf Gazetesi'nde görülmüştür. Bu konuda dördü suç duyurusu olmak üzere 16 ayrı davada başlatılan hukuk mücadelesi devam etmektedir. Bu hukuk mücadelesine yeni davalar eklenecektir. Albay Çiçek, şekil ve içerik olarak kurumsal kriterlere uygun olmayan bir planın altına imzasını atmış olsaydı, kaybedeceği bu davaları açarak o kadar büyük hukuki sorumluluğun ve maddi riskin altına girer miydi, sorusuna verilecek cevap gerçeği ortaya koyan en önemli delildir.'

Nafile çırpınışa devam: Islak imzalarını bile üstlenmekten korkuyorlar • İhbar mektubunda 'Eylem Planı'nda bilinçli olarak farklı bir yazım tekniği kullanıldığı aktarılmıştı. Bazı internet sitelerine düşen 'Gerçeklerin Üstün Örtülemez ve Kamuoyunda Gizlenemez' başlığını taşıyan mektubu Çiçek'in e-mail yoluyla arkadaşlarına gönderdiği iddia edildi. Haberlere göre, mektup 'Gerçeklerin peşinde olalım ile iftiralar ve gerçekler' diye iki bölümde oluşuyor. Mektupta, komplo planının askeri yazım tekniklerine ve çalışma usullerine uygun olmadığı savunması yapılıyor. Mektupta, şu ifadelere yer veriliyor: "Kurumda yapılan çalışmaların yasalara uygunluğu her seviyedeki amirler tarafından kontrol edilir ve düzeltilir. 12 Haziran 2009'da kamuoyu yönlendirme kampanyalarının odak noktası bir gazetede yayınlanan plan, askeri savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bilirkişi raporu ile tescil edildiği gibi askeri yazım tekniklerine ve çalışma usullerine kesinlikle uygun değildir." Mektubun devamında cuntacılık ve darbecilik iddiaları kesin bir dille reddediliyor. Bir subayın açık hataları içeren bir planı yazıp altına imzasını atarak, belgeyi amirlerine sunacağını düşünmenin büyük bir hata olacağı savunuluyor. (Zaman)

Çiçek, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtmış • Hakkındaki iddiaların hepsini reddeden Çiçek, "Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir cuntacı, ne de bir darbecidir" dedi. Albay Çiçek, "Gerçekler" başlıklı bir elektronik posta hazırlayarak mesai arkadaşlarına, devre arkadaşları ve yakınlarına gönderdi. 3 Kasım tarihli mektubun hukuki süreç nedeniyle, Çiçek'in kendi ağzından yazılmadığı görüldü. Mektubun eklerinde konuyla ilgili olarak basında çıkan çeşitli haberlere de yer veriliyor. Çiçek mektubunun girişinde şu ifadeleri kullanıyor: "Bilgi kirliliği ve komplo teorileriyle atılan çamurlar, özü ve sözü doğru, millete ve orduya sadakatle hizmet eden, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan anayasal düzene bağlılık yemini etmiş olan insanlara yapışmaz. Bu konuda erinde gecinde gerçeklerin ortaya çıkması engellenemez. Hazırlanmamış bir planı ve atılmamış bir imzayı maksatlı olarak gündeme taşıyanlar ve yargısız infaz yapanlar kirli eylemlerinin hesabını vermekten kurtulamaz. Bir kağıt parçasını gerekçe göstererek gerçek emellerini gizleyen ve bilgi kirliliği yaratanlar, asimetrik, psikolojik harekat yapanlar ve onların komploları hakkında hazırlanan bazı gerçekleri dile getiren yazılar ektedir. Sağlık ve başarı dilekleriyle sevgi ve saygılar.

Başlık: Gerçekler • Bu girişle başlayan ve 'gerçekler' başlığını taşıyan dosya 10 sayfa. "Gerçeklerin üstü örtülemez ve kamuoyundan gizlenemez" ana başlığının altında ise basından alıntılar ve iki ana bölüm yeralıyor. Bunlar, "Gerçeklerin peşinde olalım" diğeri ise "İftiralar ve gerçekler." Çiçek, mektubunda kendini savunurken şunları söylüyor: "Kurumsal olarak verilen görevleri yasalar ve emirler çerçevesinde başarı ile yapmak bir Türk subayı için esastır. Gücünü yasalardan alan, milletin gözbebeği bir kurumun üyesi bir kurmay subayın hukuken suç olan eylemleri planlara yansıtması düşünülemez. Kurumda yapılan çalışmaların yasalara uygunluğu, her seviyedeki amirler tarafından kontrol edilir ve düzeltilir. 12 Haziran 2009 tarihinde kamuoyunu yönlendirme kampanyalarının odak noktası olan bir gazetede yayımlanan plan, Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bilirkişi raporlarıyla tescil edildiği gibi askeri yazım tekniklerine ve çalışma usullerine kesinlikle uygun değildir."

‘Onaylanmamış bir kağıt...' • "Kurmaylık ve doktora seviyesinde eğitim görmüş, uzun yıllar TSK bünyesinde verilen görevleri başarıyla tamamlamış bir subayın böylesine basit hatalar içeren bir planı yazıp, altına imzasını atacağını ve bu belgeyi amirlerine sunacağını düşünmek en büyük hatadır. Onaylanmamış ve kurumsal yaptırım gücünü arkasına almamış bir kağıt parçasının gündeme taşınması ve tartışılması iyi niyetle açıklanamaz. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir cuntacı, ne de bir darbecidir. Türkiye Cumhuriyetinin onurlu bir vatandaşı ve TSK'nın şerefli bir üyesi olmaktan her zaman gurur duymaktadır."

'16 dava açtım. Haklı olmasam açar mıyım?' • Mektubunda, imzası konusunda rapor hazırlayan Adli Tıp Kurumu'na da dava açacağını vurgulayan Albay Çiçek, suçsuzluğuna en büyük kanıt olarak açtığı davaları gösteriyor. Çiçek mektubunda şu ifadelere yer veriyor: "12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetede yayınlanan plan, kesinlikle Albay Çiçek tarafından hazırlanmamış ve ilk defa Taraf Gazetesi'nde görülmüştür. Bu konuda dördü suç duyurusu olmak üzere 16 ayrı davada başlatılan hukuk mücadelesi devam etmektedir. Bu hukuk mücadelesine yeni davalar eklenecektir. Albay Çiçek, şekil ve içerik olarak kurumsal kriterlere uygun olmayan bir planın altına imzasını atmış olsaydı, kaybedeceği bu davaları açarak o kadar büyük hukuki sorumluluğun ve maddi riskin altına girer miydi, sorusuna verilecek cevap gerçeği ortaya koyan en önemli delildir." (sonsayfa)

Erke dönergeci-Erkenekon-Islak imza makinesi • Albay'ın altına imza attığı belgenin orjinalinin ortaya çıkması Ergenekoncu çevrelerin vücut (özellikle akıl) kimyalarını bozmuş görünüyor. Özel Harp Dairesi'ne bağlı 3. Destek Şubesi elemanı Albay'a hazırlatılan Kontrgerilla belgesinin fotokopisi bir Ergenekon sanığının bürosunda ele geçirilince önce kağıt parçası dediler. Orjinali ortaya çıkınca ıslak imza bile taklit edilebilir deyip kriminoloji bilimini de sarstılar. Daha sonra Adli Tıp raporunun şaibeli olduğunu iddia ettiler. Gerçeği kabul etmek bu kadar zor mu dedirten 'ıslak direniş'in sembolü haline gelen ıslak imza makinesi akıllara 'erke dönergeci'ni getirdi. Hani şu 2006 yılında Ergenekon davasında şu an yargılanan Tuncer Kılınç, Kemal Yavuz gibi üst düzey generallerin de açılışına katılıp alkışladıkları müthiş buluş, 'yakıtsız motor'. Hiç bir güç ve enerji harcamadan sürekli çalışabilen cihaz. Dünyadaki en muhteşem buluş! Ne olduğu, nasıl çalıştığı bir türlü anlaşılamayan ve bu nedenle 'Türk şeyi' olarak adlandırılan Erke Dönergeci. 2006 yılında yapılan büyük bir toplantısıyla kamuoyuna duyurulan ve yakında piyasaya çıkacağı söylenen 'erke dönergeci' kamuoyu tarafından büyük bir merak ve heyecanla beklenirken 2007 yılında 'Erke-nekon' İstanbul Ümraniye'de ortaya çıktı. Dönergeç yapımında kullanılmak üzere depolanmış da olabilir düşüncesi doğuran çok sayıda el bombasının Ümraniye'de bir evde bulunmasıyla başlayan 'Ergenekon' operasyonları, 'erke' tarifine benzer şekilde kendi enerjisini kendisi üreterek 2 yıldır kesintisiz çalışıyor ve çalışmaya devam edeceği açıkça görülüyor.

Gerçeği kabul etmek bu kadar zor mu? • 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı inkar etmek ve konuyu saptırmak için Ergenekoncu çevreler bin dereden su getirme çabalıyor. Haziran ayında Ergenekon sanığı Avukat Serdar Öztürk'ün ofisinde fotokopisi ele geçen ve 1 hafta sonra Taraf gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' ya da diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak imzalı aslı 23 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün önce yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması üzerine paniğe kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları ve bilgisayar harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını ileri süren ve belgenin hazırlanmasında rol aldığını iddia eden Genelkurmay'daki adını vermeyen bir subayın, bu ve diğer bazı belgeleri hemen gizlice alarak imha edilmekten kurtarabildiğini ve diğer bazı vahim iddialarını da içeren bir ihbar mektubuyla birlikte Ergenekon savcılarına gönderdiği ortaya çıktı. Ergenekon savcılarının da ıslak imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a göndererek daha bu gelişmeler kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı. Savcıların daha sonra Genelkurmay'a başvurarak Albayın ve ihbar mektubunda adı geçen birçok subayın ifadesini almak istedikleri, ancak Genelkurmay'ın olay basına yansıyıncaya kadar savcılara cevap vermediği hatta askeri savcılık kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı ileri sürüldü.

Belge içeriğinin tartışılmaması için dikkatler başka yöne çevrilmeye çalışılıyor • Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir deprem daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da Ergenekon soruşturmasını eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş değiştirmelerine karşın başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise şok belgeyi tartışmak yerine belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da başka ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu. CHP'liler, 'Islak İmza' olayının Adli Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman atadığını dolayısıyla ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit eden Adli Tıp raporunun siyasi ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu çevrelerin son iddiası ise komedi filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm dünya kriminologlarını şaşırtan bu iddianın ileri sürülebilmiş olması Ergenekoncu çevrelerin bilimsel gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyuyor.

Kriminologlar ergenekoncu çevreleri ikna etmek için yeni bir mukayese kriteri bulmalı • İmza sahibi Albay Çiçek'in avukatı tarafından başlatılan bu iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000 Dolarlık bir makineyle Albayın imzası kolayca taklit edilebilirdi ve bu olayda da edilmişti. Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular sayesinde öğrendiği bu makine için yurtiçi ve dışından çok sayıda uzmanın görüş açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru olmadığı ortaya çıktı. Makine şeklen bir imzayı benzetebilirdi ancak gerçek imzanın bazı özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan derinlikleri kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere tabi tutulan bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı açılardan mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif, eğim, doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle imkansızdır ve Komplo Belgesi'ndeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760 / 8014" No'lu Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | İhbar Mektubu'nun tam metni | Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

(06 Kasım 2009, 10:15)

Fuhuş operasyonu Ergenekon kapsamında yapılmış
Başbakan Erdoğan'a gelen bir ihbar mektubu üzerine iki yıldır hazırlıkları sürdürülen ve İstanbul'da önceki gün gerçekleştirilen, lüks otel sahipleri, üst düzey bürokratlar ve 120 yabancı uyruklu kadının gözaltına alındığı, son yılların en büyük fuhuş operasyonunu, Ergenekon savcısı Fikret Seçen'in yönettiği ortaya çıktı. Çeteyle irtibatlı bürokratlar Ergenekon kapsamındaki dinlemeye takıldı. İki yıldır hazırlıkları yürütülen fuhuş operasyonu kapsamında daha önce de İstanbul'un çeşitli bölgelerinde baskınlar düzenlenmişti. Fuhuş çetesine yönelik bu son dalganın, şebekeye en büyük darbeyi indiren baskın olduğu belirtildi. Çökertilen fuhuş çetesiyle irtibatlı bürokratlar arasında hakim ve savcılar da bulunuyor. Sabah gazetesinin edindiği bilgilere göre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu müfettişleri, çeteyle ilişkisi tespit edilen beş hakim ve savcı hakkında soruşturma başlattı.

Son yılların en büyük fuhuş operasyonu olarak nitelendirilen baskın, Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet savcılarından Fikret Seçen tarafından yürütüldü. İki yıldır hazırlıkları sürdürülen operasyonda çok sayıda çete mensubu ve bürokratın telefonu mahkemeye kararıyla dinlemeye alındı.Ergenekon soruşturması kapsamında teknik takibe alınan bazı bürokratların da fuhuş çetesiyle irtibatlı olduğu tespit edildi.

Fuhuş çetesi Ergenekon örgütüne bağlı • Daha önce bazı Ergenekon sanıklarının, bürokratları fuhuş yaparken görüntülediği ve bu görüntüleri şantaj amaçlı kullandığı ileri sürülmüştü. Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan aramalarda "İstihbarat faaliyetlerinde gerekirse fahişeler de kullanılabilir" ana fikrini içeren bazı dokümanlar ele geçirilmişti. Üst düzey bürokratlara yönelik fuhuş operasyonu, Salı'yı Çarşamba'ya bağlayan gece tıpkı "Ergenekon dalgaları"nda olduğu gibi- saat 04:00 sularında başladı. Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen operasyonu Emniyet'ten yönetti. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nce yapılan operasyonda Laleli, Aksaray, Şişli, Büyükçekmece, Kumburgaz ve Silivri'deki bar ve eğlence mekanlarına eş zamanlı olarak baskın düzenlendi. Baskınlarda birçok ruhsatsız tabanca ele geçirildi. Operasyonda toplam 37 kişi gözaltına alındı. Bu 37 kişi arasında 15 lüks otelin sahipleri ve genel müdürleri de bulunuyor. Operasyonda ayrıca yabancı uyruklu 120 kadın da gözaltına alındı.

Beş hakim ve savcı • Fuhuş operasyonunda çökertilen çetede hakim ve savcıların yanı sıra pek çok doktor, polis, maliye memuru ve zabıtanın bulunduğu anlaşıldı. Polislerin, maliye memurlarının ve zabıtaların denetleme ve baskınlar öncesinde çeteye haber verdiği belirlendi. Çete, bunun karşılığında memurlara para verdi ve hayat kadını gönderdi. Olaya adı karışan kamu görevlilerinin sayısının 14 olduğu belirtildi. Mustafa K.'nın lideri olduğu fuhuş çetesiyle irtibatlı olduğu tespit edilen beş hakim ve savcının İstanbul Sultanahmet, Fatih, Şişli ve Bakırköy adliyelerinde görev yaptığı öğrenildi. Savcı Seçen'in bu hakim ve savcıların isimlerini Adalet Bakanlığı'na bildirmesi üzerine Bakanlık Teftiş Kurulu'ndan iki müfettiş görevlendirildi. Müfettişler, çeteyle ilişkili olduğu belirlenen hakim ve savcılar hakkında soruşturma başlattı.

Çete, Emniyet'teki doktordan hastanedekine kadar örgütlenmiş • Üst düzey bürokratlara hayat kadını gönderdiği ve menfaat temin ettiği öne sürülen çetenin kollarının hastanelere uzandığı da ortaya çıktı. Savcılığın belirlemelerine göre çete, AIDS, Frengi mikrobu ve Hepatit-B, C virüsü taşıyan hayat kadınlarına dahi "sağlıklı" raporu verdi. Bu raporları, "Can Can" olarak bilinen Zührevi Hastalıklar Hastanesi'nde görev yapan çeteyle irtibatlı iki erkek doktorun verdiği tespit edildi. Hayat kadınlarını hastaneye sevk eden Emniyet'teki doktorun da, "Kadınları yolluyorum, sağlam raporu verin" dediği teknik takip sonucunda belirlendi. Doktorların örgüte yardım suçundan gözaltına alınıp sorgulandığı öğrenildi. İki yıldır hazırlıkları yürütülen fuhuş operasyonu kapsamında daha önce de İstanbul'un çeşitli bölgelerinde baskınlar düzenlenmişti. Fuhuş çetesine yönelik bu son dalganın, şebekeye en büyük darbeyi indiren baskın olduğu belirtildi.

Emniyet müdürü her ay 800 lira rüşvet alıyordu • Operasyon kapsamında dün de aralarında 1 emniyet amiri, 3 polis memuru, iki vergi denetmeni, 3 zabıta, bir kaymaklık yazı işleri müdürünün de bulunduğu 14 kişi gözaltına alındı. Çete lideri oluğu iddia edilen otel sahibi A.K ve babası M.K.'nın halen arandığı belirtildi. İfade için Emniyet'e çağrılan, polis okulunda görevli 1. sınıf emniyet müdürü A.Ö.'nün kadınları polisin elinden kurtararak ve yapılacak operasyonları bildirerek çeteye yardım ettiği, bunun karşılığında da her ay hesabına 800 lira yatırıldığı iddia edildi. Daha önce İstanbul'da görev yapan ve sonradan Bitlis'e tayinleri çıkan bir emniyet amiri ve polis memurlarının da yine çeteye yapılacak operasyonları önceden bildirdiği iddia edildi. (Sabah)

(06 Kasım 2009, 14:38)

FLAŞ!!! 2. Organize Baskın başladı: TİB'in kayıtları inceleniyor
Yarsav başkanı Ömerfaruk Eminağaoğlu'nun başvurusu üzerine Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Osman Kaçmaz'ın verdiği kararla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nda Ergenekon soruşturması kapsamında yapılmış gizli dinleme kayıtları incelenmeye başlandı. Bir hakim ve üç bilirkişi kayıtları inceliyor. Arama işlemi 4 saat kadar sürdü. Arama işleminin sona ermesinden sonra bir açıklama yapan TİB Başkanı Fethi Şimşek, yaptıkları işlemlerin tümünün gizli olduğunu ve hiçbir mahkemenin bu gizlilik kararını kaldıramayacağını belirtti ancak aramayı yapan yetkililerin gizli dinlenen kişilerin kim olduğunu öğrenip öğrenmediğini ise açıklamadı. Dinleme kayıtları arasında 2008'de Ergenekon kapsamında çok sayıda hakim ve savcı hakkında başlatılan inceleme sürecinde mahkeme kararlarıyla yapılan gizli telefon dinleme kayıtlarının da bulunduğu ileri sürülüyor. Böylelikle Ergenekon kapsamında dinlendiği açığa çıkan Osman Kaçmaz vasıtasıyla, yine aynı Ergenekon bağlantısı şüphesiyle dinlemeye takılan diğer hakim ve savcıların isimleriyle bu dinleme kararlarını veren hakimlerin isimleri de açığa çıkabilecek.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Telekomünikasyon İletişim Bakanlığı'na (TİB) saat 14.20 sıralarında gelen, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimi Hayri Keskin ve beraberindeki 3 bilirkişi inceleme başlattı. İncelemenin 'telekulak' iddialarıyla ilgili YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun başvurusu üzerine Sincan 1.Ağır Ceza Mahkemesi'nce alınan karar doğrultusunda yapıldığı öğrenildi.

20.05: 'Telekulak' araması sona erdi • Yaklaşık 3 saat süren arama sona erdi. Hakim Keskin ve 3 bilirkişinin iletişim başkanlığındaki inceleme yaklaşık 4.5 saat sürdü. İncelemenin tamamlanmasının ardından Keskin ve bilirkişi heyeti, binanın arka kapısından ayrıldı.

Yargıdaki Kontrgerillacılar Ergenekon dinlemelerine ulaşmayı başardı • Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz'ın kararıyla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndaki (TİB) bütün dinleme kararlarında inceleme yapıldı. Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Hayri Keskin, üç bilirkişi eşliğinde TİB'e habersiz baskın yaptı. Başta Ergenekon olmak üzere devam eden soruşturmaların dinleme kararlarının da tutulduğu bilgisayar harddisklerinin bir kopyası alındı. Kararların kopyasının alınmasının Emniyet, MİT ve Jandarma'nın sürdürdüğü gizliliği bulunan soruşturmaları tehlikeye attığı ifade edildi.

İstanbul organize baskınını hatırlatan olaylar yaşandı. Hakim ve bilirkişi tüm bilgisayarları kopyalamak istedi • İncelemeler sırasında TİB yetkilileri ile hakim ve bilirkişiler arasında tartışma çıktı. Bilirkişilerin dinleme kararlarının tutulduğu bilgisayarların dışında başka bilgisayarları da kopyalamaya kalkışması üzerine TİB görevlilerinin müdahale ettiği ve gerginlik yaşandığı belirtildi. Harddiskleri kopyalama işlemi yaklaşık 5 saat sürdü. Hakim ve bilirkişi heyetinin TİB'de yaptığı inceleme devam eden soruşturmaların gizliliğinin nasıl korunacağını da tartışmaya açtı. Başta Ergenekon soruşturması olmak üzere Emniyet, MİT ve Jandarma'nın sürdürdüğü operasyonların deşifre olma tehlikesi gündeme geldi. Dinleme kararları ve bu kararlara göre yapılan dinlemelerden, TİB, soruşturmaları yürüten güvenlik kuvvetleri ve savcılıkların dışında Sulh Ceza Hakimi Keskin ile üç kişilik bilirkişi heyeti bilgi sahibi olacak.

Elde edilen bilgileri Kaçmaz değerlendirecek • YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun talepleri doğrultusunda, TİB'in 4 GSM firması ve Türk Telekom'un hangi kayıt ve bilgileri MİT ve EGM'ye açtığının saptanması ve kendisi ile YARSAV'a ait telefon numaraları ve maillerin bulunup bulunmadığının tespitini yapacağı belirtildi. Karar üzerine elde edilecek deliller Kaçmaz tarafından değerlendirilecek. Adalet Bakanlığı müfettişlerinin başlattığı soruşturmada dinlenen Kaçmaz ve Eminağaoğlu, haklarında dinleme kararının hangi mahkemelerce verildiğini öğrenebilecek. (Zaman)

TİB Başkanı yaptıkları işlemlerin tümünün yasal ve gizli olduğunu ve hiçbir mahkemenin bu gizlilik kararını kaldıramayacağını belirtti ama heyet aramayı yine de yaptı • Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Telekomünikasyon İletişim Başkanı Fethi Şimşek, Başkanlık'ta yapılan işlemlerin tümünün, kesinlikle gizli olduğunu, gizlilik kararını hiçbir kurum, merci ve mahkemenin kaldıramayacağını belirterek, "Biz yapılan işlemlerin hukuka uygun olmayacağı kanaatinde olduğumuzu belirttik" dedi. Şimşek, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce alınan karar doğrultusunda Başkanlıkta yapılan incelemenin ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Fethi Şimşek, bir iki yıldır, kamuoyunun merak ettiği TİB'e ilişkin konularla ilgili verilen hakim kararıyla Ankara 1. Sulh Ceza Hakimi ve bilirkişiler tarafından tespit işlemi yapıldığını söyledi. TİB'in 2005 yılında çıkan bir kanunla kurulduğunu hatırlatan Şimşek, istihbari ve adli dinleme ve tespit işlemlerinin hakim kararıyla TİB üzerinden yapıldığını belirtti. Başkanlığın 2006'dan beri faaliyette olduğunu dile getiren Şimşek, "Kamuoyumuz gerçekten inanıyor, burada ne işlem yapılıyorsa hakim kararıyla yapılıyor. Kurumumuza gelen hakim arkadaşımız ile bilirkişiler de burada gereken tespitlerini yaptılar. Gerekli incelemelerini yapıp mahkemesine bu sonucu bildirecekler. Burada yapılan işlemlerin tümü, hem iletişimin tespiti hem de dinlenmesi konuları, kesinlikle gizlidir. Tüm bu işlerle ilgili görevlilerin kanunlarında yazan Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu, Jandarma Kanunu ve MİT Kanunu'nda, ayrıca Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 135. maddesindeki hükümler gereğince yapılan tüm işlemler gizlidir" dedi. Şimşek, "Bu gizlilik, eğer bir hakim tespit istemiş, dinleme talep etmişse bu işlemler kesinlikle yasalarda yazılı hükümler, nedeniyle gizlidir. Bu gizlilik kararını hiçbir kurum, merci, mahkeme kaldıramaz. Biz burada yapılacak işlemlerin Türk Ceza Kanunu'nun 285/1 ve 258. maddeleri gereğince hukuka uygun olmayacağı kanaatinde olduğumuzu belirttik. Hakim Bey de yetki, görev ve kendisine gönderilen hakim talimatı çerçevesinde gereğini yaptı ve gerekli tespitlerini yapıp bilirkişilerle birlikte ayrıldılar" diye konuştu. Şimşek, bir gazetecinin "Usulsüz dinlemeye ilişkin iddialara yönelik bir tespit var mı" sorusunu, "Burada ne yapılıyorsa, İletişim Başkanlığında ne işlem yapılıyorsa kesinlikle Cumhuriyet savcısı ve hakim kararı doğrultusunda yapılıyor. Onun dışında hiçbir işlemin yapılması, hiçbir şekilde mümkün değildir" diye yanıtladı. (Cnnturk)

TİB'in itirazı komşu mahkemede reddedilmişti • TİB, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı itirazda Kaçmaz'ın kararının kaldırılmasını istemişti. TİB'in itirazında, Kaçmaz'ın kararının, iletişimin tespiti ve dinlenmesi karar ve işlemlerinin tedbir süresince gizli tutulacağını belirten Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (CMK) 135, TİB'in kuruluşunu öngören 5397 sayılı kanun ile MİT ve Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'na aykırı olduğu kaydedilmişti. İtiraz gerekçesinde, dinleme tedbiri devam ettiği müddetçe, herhangi bir kimsenin dinlenip dinlenmediği konusunda TİB'de bir tespitin yapılamayacağı belirtilmişti. Kanun hükümlerine göre, TİB'de yapılan iletişimin tespiti ve dinleme tedbirlerinin gizliliğini ihlal edenler hakkında cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma açılacağı vurgulanmıştı.

Yarsav-Kaçmaz ikilisinden Ergenekon soruşturmasına karşı etkili atak • Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e yargı yolunu açan tartışmalı kararıyla gündeme geldi. Dinleme tartışması ise Kaçmaz'ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın YARSAV Başkanı Eminağaoğlu'nun dinlendiği iddialarıyla ilgili takipsizlik kararını eksik soruşturma gerekçesiyle mahkemesinin soruşturmasına karar vermesiyle başladı. Kaçmaz, Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Başkanlığı'ndaki bilirkişi heyetinin TİB'de Eminağaoğlu ve YARSAV'ın telefonlarının dinlenip dinlenmediği yönünde inceleme yapmasına karar verdi. Karar üzerine bilirkişi heyeti oluşturan sulh ceza mahkemesi, dinleme veya izlemesi yapılan tüm telefon numaralarını incelemek için TİB'e Kaçmaz'ın kararını tebliğ etti. Kaçmaz, MİT, Emniyet ve TİB görevlileri hakkındaki görevi kötüye kullanma iddialarının Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi hakimince araştırılmasına hükmetti.

Kaçmaz'ın hamlesi İstanbul Organize'ye yapılan Kontrgerilla baskınını hatırlattı • TİB'te bugün başlatılan arama akıllara, AYM üyesi Osman Paksüt'ün başvurusuyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ergenekon soruşturmasına bakan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi'ne hukuk kılıfı altında yapılan baskınını getirdi. Yapılan baskında Organize Şube'deki bilgisayar harddisklerinin kopyası alınarak henüz mahkemeye bile yansımamış Ergenekon soruşturmasının kimlere uzandığı ve uzanacağı öğrenilmeye çalışılmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün olaydan haberdar olur olmaz devreye girmesi ve İstanbul 1. Ağır Ceza'dan aldığı aramayı durdurma kararı ile Kontrgerillacıların baskını ve kopyalama işleminin tamamlanması son anda engellenmiş, elde ettikleri kopyalara da el konulmuştu. Soruşturmanın ilerleyen aşamasında Osman Paksüt'ün eşinin de Ergenekon Terör Örgütü şüphelisi olduğu ortaya çıkmıştı. Ferda Paksüt halen Ergenekon davası sanığı olarak yargılanıyor. Anayasa Mahkemesi üyesi olan kocası Osman Paksüt'ün de mahkeme bilgilerini Ergenekon sanıklarına sızdırdığı anlaşılmış, ancak mahkeme kararıyla yapılan telefon dinlemesinin sadece karısını kapsadığı ve onun görüşmesine tesadüfen takılan Osman Paksüt'ü kapsamadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi Osman Paksüt'e ceza veremeyeceğini açıklamış, ancak bu karara diğer mahkeme üyeleri tepki göstermişti ve karara şerh koydurmuştu.

Yarsav'ıb arama sevinci • Yargıçlar ve Savcılar Birliği Vakfı (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, önceki Adalet Bakanı'nın, vermiş olduğu isimsiz inceleme ve soruşturma emri ile tüm yargıç ve Cumhuriyet savcılarını terör inceleme ve soruşturması kapsamına soktuğunu, böylece dünyada ilk kez yargı erkinin terör şüphelisi olarak görüldüğünü belirterek, "İstenen her yargıç ve savcı hakkında hukuka aykırı biçimde dinleme ve izleme kararları alınmış ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'na göndererek infazı sağlanmıştır. Buna Yargıtay telefonlarının da dahil olduğu ortaya çıkacaktır" dedi. Eminağaoğlu yazılı açıklamasında, iletişimle ilgili tüm dinleme ve izleme işlemlerinin yürütüldüğü resmi birim olan, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nda mahkeme kararıyla gerçekleştirilen tespit işleminin hukuksuz olarak nitelenmesi ve itirazla karşılaşmasının kabul edilemeyeceğini bildirdi. “Türkiye'de yetkili mahkemelerin bile giremeyeceği kurumlar varsa hukuk devletinin son derece tartışmalı noktada demektir. Konuya ilişkin soruşturmanın etkin biçimde yürütülmesi, bugüne kadar gerek Adalet Bakanlığı gerekse TİB işlemleri ile engellenmiştir. Adalet Bakanlığı ile TİB arasında dirsek teması olmamalıdır" diyen Eminağaoğlu, Adalet Bakanlığının elinde dinleme ve izlemeyi gerekli kılan soruşturma bile olmadan, yargıç ve savcıları dinlediği ve izlediğinin Bakanlık işlemleri ile sabit hale geldiğini kaydetti.

Yargıtay'ın dinlendiği de ortaya çıkacak • Ömer Faruk Eminağaoğlu, "Yargı hiç bir dönemde bu denli baskı altında kalmamıştır. Kaldı ki Adalet Bakanlığı hukuksuzluğu en üst düzeye de taşıyarak İstanbul’daki geniş yetkili mahkeme savcılarına bu konuda açıkça yazılarla baskı yapmaktadır. Bunlar da süreçte YARSAV'ın elde ettiği belgelerle açıkça ortaya çıkmıştır. Önceki Adalet Bakanı, vermiş olduğu isimsiz inceleme ve soruşturma emri ile tüm yargıç ve cumhuriyet savcılarını terör inceleme ve soruşturması kapsamına sokmuş, böylece dünyada ilke kez yargı erkini terör şüphelisi olarak görür olmuş, istediği her yargıç ve savcı hakkında, sahip olduğu yetkilerin yarattığı baskıdan hareketle yargıçlardan hukuka aykırı biçimde dinleme ve izleme kararları almış ve TİB'e göndererek infazını sağlamıştır. Buna Yargıtay telefonlarının da dahil olduğu ortaya çıkacaktır" görüşünü savundu.

Yargıya darbe dönemlerinde olmayan ölçüde baskı var • Eminağaoğlu, "Türkiye'de hiç bir darbe dönemlerinde karşılaşılmadığı boyutta yargı üzerinde baskı söz konusudur" derken bunların hepsinin de belgelere bağlı olduğunun ortaya çıktığını bildirdi. Yargıdan hukuka aykırı olarak alınan kararların, bu kararlardaki dinleme ve izleme süreleri bitmesine rağmen, gizli tutulduğunu belirten Eminağaoğlu, bu yolla anılan kararlara itiraz etme olanağının hiç bir biçimde sağlanmadığını belirtti. Ömer Faruk Eminağaoğlu, "Artık gizli tanıklardan sonra, bu kararları veren gizli yargıçlar, itiraz edilemeyen gizli kararlar yaratılmıştır. Özellikle saklanarak hukuk denetiminden kaçırılan kararlardan hareketle yargı üzerinde olmadık işlemler yapılmaktadır. Süreçte YARSAV her türlü baskı ve etiketlemeye de maruz bırakılmaktadır" dedi. Eminağaoğlu, YARSAV'ın hukukun üstünlüğünü her koşul ve durumda savunduğunu ve hukukun egemenliğini amaçladığını belirtti. Bu nedenle Dünya Yargıçlar Birliği'nde Türkiye'yi de temsil ettiklerini kaydeden Eminağaoğlu, "Ancak Türkiye'de her türlü baskı ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Her işlem hukuk çerçevesinde yürütülmelidir. Hukuksuz işlemlere ne TİB ne de bir başka kurum aracı kılınmamalıdır. Adalet Bakanlığının elde ettiği yetkiler nedeniyle, hukuksuz biçimde dinleme ve izleme tehdidi altında olmayan tek bir yargıç ve savcı bulunmamaktadır. Hukuk rafa kaldırılmıştır. Kimin hakkında olursa olsun, her işlem, soruşturma ve yargılama, sadece ve sadece hukuk içerisinde ve sonuna kadar yürütülmelidir. Artık soruşturmalar da sadece ve sadece yargıya bırakılmalıdır. Yargı yargıya bırakılmalıdır. Yargı üzerindeki kuşatmalar sona erdirilmelidir" dedi. (Anka)

Yargıtay'dan 'korsan kararname'ye' inceleme • 06 Kasım 2009: Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu, Ergenekon soruşturmasını yürüten hakim ve savcıların görevden alınmasını isteyen Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyeleri ile Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında inceleme başlattı. (Zaman)

Sincan hakimi Kaçmaz'ın skandal 'tüm gizli dinlemeleri inceleme' kararı | Haklarından 2008'de soruşturma başlatılan hakim ve savcılar manşetlerimiz

Sincan hakimi Osman Kaçmaz için başlatılan soruşturma haberlerimiz | Osman Kaçmaz'la ilgili manşetlerimiz

Paksüt & Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ergenekon belgelerini ele geçirme baskını

Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri | Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi

(05 Kasım 2009, 15:30), son güncelleme: (06 Kasım 2009)

Serdar ÖztürkSkandalı patlatan Üstün Hizmet'çiden 'ıslak' şova devam
Fotokopisinin Haziran ayında bürosunda ele geçirilmesiyle 'Komplo Belgesi' skandalının patlamasına yol açan Ergenekon tutuklusu avukat Serdar Öztürk, 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' belgesindeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğu şeklindeki raporda imzaları bulunan 3 adli tıp uzmanı hakkında, 'sahte resmi belge düzenlemek', 'görevi kötüye kullanmak' ve 'bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaa vermesi' gerekçeleriyle soruşturma açılmasını istedi. Öztürk belgenin ofisinde bulunması üzerine oraya polis tarafından yerleştirildiğini iddia etmiş, aramaların saniye saniye polis kamerasıyla kaydedildiğinin ve aramalarda bulunan üç avukatının arama tutanaklarını imzaladığının ortaya çıkması üzerine bu iddiasından vazgeçmek zorunda kalmıştı. Öztürk'ün şovları bununla bitmemiş, gözaltına alındığında Cumhurbaşkanı Sezer tarafından yıllar önce kendisine verilmiş olan üstün hizmet madalyasını avukatı aracılığıyla Cumhurbaşkanı Gül'e iade etmek istemiş, ayrıca kendisini sivil değil askeri savcıların sorgulamasını isteyerek bürosunda ele geçen harddiski avukatları aracılığıyla askeri savcılığa teslim etmişti. Gözaltına alındığının ertesi günü bürosunda bulunan belgelere itiraz etmiş ve hakim huzurunda belgeleri, güya parmak izi bırakmamak için eldiven giyerek incelemeye çalışmıştı. Daha sonraki süreçte belgenin polis tarafından konulduğu iddiasından vazgeçen Öztürk, bu kez belgenin polis ve Ergenekon savcılarınca Taraf gazetesine sızdırıldığını iddia etmeye başlayarak bu görevliler hakkında HSYK'ya suç duyurusu yapmış, bununla da hızını alamayarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na da ayrıca suç duyurusu yapmıştı. Suç duyurularının hiçbirisinden sonuç çıkmayan Öztürk pes etmemiş ve üstün hizmet madalyasını hakedecek kadar gayretli olduğunu gösterecek şekilde çok geçmeden tekrar piyasaya çıkmış ve suç duyurusu şovlarına devam ederek bu kez, bürosuna belgeyi sokaktan geçen sabıkalı birisinin koyduğunu iddia etmiş, bu kişinin de telefon kayıtları incelenerek bulunması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. 'Üstün hizmet'çinin son isteği ise ıslak imzanın gerçek olamayacağını ima ederek belgenin aslı ve ihbar mektubunun incelenmesi için Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na gönderilmesini talep etmek olmuştu: 'Dursun Çiçek bu işi yaptı, ortaya çıkınca her belgeyi imha etti de bir bu belgenin aslını bıraktı, sonra da o vatansever subay bunu aldı savcılara gönderdi öyle mi?' diyen Öztürk, buna inanmadığını ifade etmişti.

Pişkin hırsız ev sahibini bastırırmış.. Ancak hırsızlar bu kez fena yakalandı..

Orjinal belgenin ortaya çıkmasıyla kötü yakalandılar çok canları yandı • Öztürk'ün avukatı Demet Reçber tarafından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen dilekçede, ihbar mektubuyla birlikte savcılığa gelen belgenin Adli Tıp Kurumu'na gönderildiğini, burada prosedüre göre önemli belgelerin kurulun tüm uzmanlarının katılımı ile incelendiği yönündeki yerleşik uygulamaya göre incelenmediği ileri sürüldü. Serdar Öztürk6 Eylül 2008'de Londra'da bulunan bir müzeye girmeye çalışan hırsızın sonu kötü olmuştu. Haber için tıklayınDilekçede, incelemeden bir hafta önce kuruma atandıkları iddia edilen adli tıp uzmanı olan Hacı Mehmet Akın ile Lokman Başer'in tıp doktorları olduğu ve görevlendirme sonucu uzman sıfatıyla belgeyi inceleyerek, "Belgenin ıslak imzaya sahip olduğu ve imzanın Albay Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğu kanaatine varıldığı" yönünde mütalaa verdikleri öne sürülerek, kurumun Fizik İhtisas Dairesi Başkanı Prof. Dr. Bülent Üner'in de incelemeye katılmadığı halde, usul gereği raporu imzaladığı savunuldu. Bu iki uzmanın grafolog olmadıkları, tıp doktoru olarak, uzman olmadıkları bir alanda inceleme yaparak mütalaa verdikleri anlatılan dilekçede, tüm bunların sonucunda inceleme heyetinin özel olarak atandığı ve bilinçli olarak sahte mütalaa verdiklerinin ortaya çıktığı ileri sürüldü.

Dilekçede, sahteciliğin ortaya çıkarılması için belge aslının İstanbul Teknik Üniversitesi, Jandarma Kriminal Laboratuar ve TÜBİTAK'ta incelenerek ıslak imzanın orijinal belgeye Haziran 2009 tarihinden sonra atılıp atılmadığının tespiti gibi çeşitli incelemelerin yapılması istendi. Belgede gerçekten bir ıslak imza bulunup bulunmadığı, varsa Albay Çiçek'in el ürünü olup olmadığının belirlenmesi de talep edilen dilekçede, Türkiye'de internet üzerinden veya resmi alımla "ıslak imza makinesi" alan tüm şahısların ve resmi kuruluşların belirlenerek, bu makinelere soruşturma sonucuna kadar el konulması isteminde bulunuldu. Dilekçede, yapılacak soruşturma sonucunda, uzman olmayarak gerçeğe aykırı bir şekilde grafoloji raporu hazırladıklarının tespiti halinde Prof. Dr. Üner ile diğer 2 kişi hakkında, "Sahte resmi belge düzenledikleri"; uzman olmaları durumunda da gerçeğe aykırı raporu bilerek düzenledikleri bu nedenle, "görevi kötüye kullanmak" ve "bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaa vermesi" gerekçeleriyle haklarında dava açılması istendi. (Cnnturk)

Avukat Serdar Öztürk'ün suç duyuruları şovu manşetimiz | 'Islak direniş: Bir inat uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor' manşetimiz

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | CHP'nin Adli Tıp raporu için verdiği Meclis soru önergesi manşetlerimiz

Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

Abdullah Harun, (02 Kasım 2009, 15:30)

Bak şu konuşana: Askeri Savcı orjinal belgeyi ısrarla istiyor
Askeri Savcılık, ilk iki isteğinden sonuç alamayınca, 'darbe planı'nın orijinalini İstanbul'dan resmi belgeyle bir kez daha talep etti. Türkiye'yi sarsan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın ıslak imzalı orijinal nüshası, Genelkurmay Askeri Savcılığı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı arasında krize yol açtı. Askeri savcılık orijinal nüshayı iki kez istedi. Ancak sivil savcılar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndaki çelik kasada korumaya altına aldıkları belgeyi göndermediler. Savcılar sadece Adli Tıp Kurumu raporu ile belgenin renkli fotokopisini gönderdi.

Fizik İhtisas Dairesi uzmanlarınca yapılan inceleme sonrasında Adli Tıp Kurumu'ndan 'belge orijinal ve imza albay Dursun Çiçek'e aittir' raporu çıkmıştı. Bu rapor üzerine söz konusu belgenin orijinal nüshası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndaki çelik kasada korumaya alındı. Belge hakkında daha önce "kovuşturmaya gerek yoktur" kararı veren askeri savcılık, bu gelişme üzerine belgenin orijinal nüshasının gönderilmesini istedi. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, birinci talebe ilişkin olarak sadece Adli Tıp Kurumu'nun belgeye ilişkin raporunu gönderdi. Raporla yetinmeyen askeri savcılık belgeyi ikinci defa istedi. Bu kez sivil savcılar orijinal nüshanın renkli fotokopisini gönderdi.

Kurda kuzuyu teslim etmek ya da suçlanana suç delilini teslim etmek..

İhbar mektubunu gönderen subay tarafından evrak imhasına göz yummakla suçlanan askeri savcılığa en önemli delil teslim edilemez • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı çelik kasada tuttukları orijinal nüshayı göndermemekte direnirken, askeri savcılık, Jandarma Kriminal Laboratuvarı'nda incelemek üzere belgenin orijinalini 3'üncü kez ve resmi yazı ile istedi. Askeri savcılığın orijinal nüshayı Jandarma Kriminal Laboratuvarı'nda detaylı olarak incelemek istediği, orijinal olup olmadığını kendi imkanlarıyla da teyit etmeyi düşündüğü belirtildi. Belgenin üzerindeki yazı karakterleri, mürekkep ve kağıt örnekleri ile hangi bilgisayarda yazılarak, hangi printer cihazından çıkışının alındığı ve bu işlemleri kim ya da kimlerin yaptığının tespitini amaçlandığı kaydedildi.

Suç TCK 313 kapsamında, askeri savcılığın yetkisi yok • Eski Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, mahkemeler arasında belge paylaşımıyla ilgili olarak şu bilgiyi verdi: "Bu belgenin içeriği tamamen tereddüte yer vermeyecek şekilde TCK 313'üncü maddesi kapsamında. Hükümete karşı suç olarak cumhuriyet savcılığının Ergenekon soruşturması kapsamında. Bir mahkeme görevlisi elde ettiği her türlü delili kendi elinde muhafaza eder. Mahkemeler arasında yardımlaşma vardır. Ama böyle bir durumda belge aslı çok önemli olduğu için sanıyorum İstanbul Savcılığı suretini gönderir. Adli Tıp raporunu gönderir. Bunun dışında belgenin aslının Askeri Savcılığa gönderilmesini gerektiren bir durum yoktur."

Belge zarar görebilir • Kenan Evren hakkında iddianame hazırladığı için meslekten ihraç edilen ve AİHM’ye açtığı davayı kazanan eski Savcı Sacit Kayasu, orijinali Ergenekon savcılarına gönderilen “AK Parti ve Gülen’i bitirme planı” belgesinin artık bir kağıt parçası olmadığını söyledi. Sivil savcılığın belgenin orijinalini göndermeme konusunda yetkisinin bulunduğunu kaydeden Kayasu, “O belge çok önemli. Herhangi bir şekilde kaybolursa, yırtılırsa, zarar görürse delil ortadan kalkacağı için tedbir mahiyetinde sivil savcı böyle bir belgeyi göndermeyebilir” dedi. (Sabah)

Genelkurmay isterse HSYK'ya şikayet edebilir • Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın da, meçhul olan ihbarcının gönderdiği mektup ve eklerini kendi yürüttüğü soruşturma kapsamında istediği belirtildi. Ancak Genelkurmay'ın istemesine rağmen, İstanbul Başsavcılığı'nın bu belgelerin asıllarını Genelkurmay'a göndermediği iddia edildi, bu da "Sivil savcılık belgeleri göndermezse ne olur?" sorusunu gündeme getirdi. Sivil savcılığın böyle bir yetkisi bulunuyor, aksi halde Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği, HSYK'dan, sivil savcıların bu tavrının idari yönden soruşturulmasını isteyebilecek. Genelkurmay bu tavrı, "görevi ihmal" olarak nitelendirirse İstanbul savcıları hakkında adli soruşturma yapılıp dava açılması için de Yargıtay Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunabilecek. (Sabah)

Genelkurmayın kapıları tek yönlüdür.. Deliller buraya girer ama buradan çıkamaz..

Ergenekon savcılarından orjinal belgeyi isteyen Genelkurmay savcıların kamera kayıtları isteğini reddetti • 01 Kasım 2009: Ergenekon savcıları, Demokrasiye Müdahale Eylem Planı’nın orjinalini gönderen ihbarcı subayın ihbar mektubundaki “12 Haziran 2009 günü sabaha karşı saat 04.30’da Albay Dursun Çiçek’in ofisinde evrak temizliğine başlandı” iddiasını araştırmak için Genelkurmay Adli Müşavirliği ve askeri savcılıktan “o güne ait kamera kayıtlarını”, “personel giriş çıkış sistemi dökümünü” ve 35 adet bilgisayarı istemişti. Ancak, savcılara verilen yanıtta “güvenlik gerekçesiyle” kayıtların verilemeyeceği bildirildi. (Star)

Zekeriya ÖzErgenekon savcıları orjinal belgeyi gönderme talebini reddetti: Soruşturma yetkisi bizde • Ergenekon savcıları, 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı'nın orjinalini ısrarla isteyen askeri savcılığa olumsuz yanıt verdi. 'Yetki bizim' denildi. Genelkurmay Askeri Savcılığı, İrticayla Mücadele Eylem Planı Belgesi’nin aslını istediği Ergenekon savcılarından olumsuz yanıt aldı. Adli Tıp’ın “İmza Dursun Çiçek eli ürünü” raporuna rağmen Askeri Savcılık, bir de Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nda inceletmek için belgenin orijinalini talep etti. Ancak “yetki bende” diyerek soruşturmayı kendisinin yürüteceğini vurgulayan Ergenekon Savcıları, orjinal belgenin renkli fotokopisinin üzerine “aslı gibidir” damgası vurarak askeri savcılığa gönderdi. Ergenekon savcılarının işlenen suçun; Anayasa, hükümet ve Meclise karşı olduğunu belirterek, belgenin aslını “suç delili” diye kilit altına aldı.

Genelkurmay belgeyi dördüncü kez istedi • 06 Kasım 2009: Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'ndaki haftalık basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Tuğgeneral Çubuklu, belgeyle ilgili Askeri Savcılığın yürüttüğü soruşturmanın, ''Karargahta böyle bir belge hazırlanıp hazırlanmadığı, haberin yayımlandığı gün orijinalinin imha edilip edilmediği, bilgisayar kayıtlarının temizlenip temizlenmediği ve bu suretle delillerin karartılıp karartılmadığı'' konularında olduğunu ve soruşturmanın halen devam ettiğini kaydetti. ''Bu çerçevede Askeri Savcılık delil niteliğindeki belgenin aslını İstanbul Cumhuriyet Savcılından üç kez istemiştir. Birincisinde fotokopisi gelmiştir. Diğerlerinde cevap gelmemiştir'' diyen Tuğgeneral Çubuklu, mevzuatlar kapsamında, Askeri Savcılığın, aynen Cumhuriyet Savcılığı gibi yapmakta oldukları soruşturma ile ilgili ihtiyaç duydukları her türlü bilgi ve belgeyi gerek kamu görevlilerinden gerekse özel kuruluşlarından istemekle yetkili olduğunu söyledi. Kendilerinden bilgi ya da belge talep edilen kamu görevlilerinin ve özel kuruluşların da bunlara en kısa sürede cevap vermekle yükümlü olduklarına dikkati çeken Tuğgeneral Çubuklu, ''Ancak, var olduğu iddia edilen ıslak imzalı belge henüz Askeri Savcılığa gönderilmemiştir. Bu nedenle belgenin tekrar aslının gönderilmesi istenmiştir. Askeri Savcılık olayın diğer yönlerini de şu an araştırmaya soruşturmaya devam etmektedir'' diye konuştu. TSK'nın her zaman hukuk sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden yana olduğunu vurgulayan Tuğgeneral Çubuklu, ''Bu nedenle kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla suç işledikleri sabit olmayan kişilerin peşinen suçlu olarak ilan edilmesi suretiyle evrensel hukuk ilkelerinin çiğnenmesini de üzüntüyle izlemekteyiz'' dedi. (Zaman)

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | İhbar Mektubu'nun tam metni

Askerlerin soruşturmalara müdahalesi | Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları

Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması | Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi

(31 Ekim 2009, 16:15), son güncelleme: (06 Kasım 2009)

Dursun ÇiçekIslak direniş: Bir inat uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor
Ergenekon'un idhar (henüz ele geçmemiş) kadrolarının hazırladığı 'Kontrgerilla Belgesi'nin orjinal olduğu ve Genelkurmay'da hazırlandığının ortaya çıkmasıyla patlak veren 'Islak İmza' skandalı ibret verici gelişmelere sahne oluyor. Başını CHP'nin çektiği Ergenekoncular çırpındıkça batıyor. 'Islak imzanın birebir taklit
edilebileceği' şeklindeki tüm dünya kriminologlarını bile şaşırtan bilimdışı iddialarıyla traji-komik bir görüntü oluşturan bu çevreler, şok belge içeriğinin tartışılmaması için dikkatleri başka tarafa çekerek konuyu saptırmaya ve siyasi alana çekmeye çalışıyor. Islak imzalı belgeyi sulandırmak için Adli Tıp raporunun teamüllere aykırı şekilde ve hükümetin güdümünde hazırlanmış siyasi bir rapor olduğu iddiasını gündeme getiren CHP'lilerle Akşam ve Vatan gazetelerine uzman kriminologlardan sert tepki geldi.

İhtisas Dairesi uzmanlarını şaibe altında bırakan haberleri kasıtlı bulan Adli Tıp uzmanları, prosedür dışında herhangi bir uygulama olmadığını kaydetti. Belgeyi inceleyen ve bir hafta önce kurumda görevlendirildiği belirtilen Uzman Doktor Mehmet Akın, bu birimde yıllarca görev yapan tecrübeli bir isim. İstanbul'da uzun süre görev yapmasının ardından kendi isteğiyle Nevşehir'e atandı. Yaklaşık 3 ay önce Ankara Adli Tıp Grubu'nun başına getirildi. Eski Adli Tıp Başkanı ve Adli Tıp Uzmanlar Derneği Başkanı Ferhat Gürpınar, "Ben hem kurumda çalışmış olan birisiyim hem de dernek başkanıyım. Biz dernek olarak zaman zaman Adli Tıp'ın uygulamalarını eleştirdik fakat bu olayda herhangi bir usulsüzlük yok." dedi. Hukuk ve Adalet Derneği Başkanı Ayhan Gültekin ise söz konusu gazeteleri, 'işi özünden saptırmaya çalışmak'la suçladı. Gültekin, şunları kaydetti: "Bu belge nasıl ortaya çıktı diye konuşmuyorlar da neden basına yansıdı, kim ihbar etti, niye şimdi gibi konuları konuşuyorlar. Bu tamamen suçluluk psikolojisinin getirdiği bir şeydir. Önemli olan belgeyi kimin incelediğinden ziyade belgedeki imzanın gerçek olup olmadığıdır. Ali değil de Mehmet yapmış incelemeyi bunların önemi yoktur. Bu tip iddialarla olayı örtbas etmeye çalışıyorlar." (Zaman)

Bu kadar açık bir belge bile CHP'lilerce siyasi alana çekiliyor ve Ergenekoncu cunta gözlerden kaçırılmaya çalışılıyor • Genelkurmay'da hazırlanmış olduğu, ıslak imzalı aslının ortaya çıkmasıyla kesin olarak anlaşılan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı inkar etmek ve konuyu saptırmak için Ergenekoncu çevrelerin bin dereden su getirme çabası sürüyor. Haziran ayında Ergenekon sanığı Avukat Serdar Öztürk'ün ofisinde fotokopisi ele geçen ve 1 hafta sonra Taraf gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' ya da diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak imzalı aslı 23 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün önce yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması üzerine paniğe kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları ve bilgisayar harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını ileri süren ve belgenin hazırlanmasında rol aldığını iddia eden Genelkurmay'daki adını vermeyen bir subayın, bu ve diğer bazı belgeleri hemen gizlice alarak imha edilmekten kurtarabildiğini ve diğer bazı vahim iddialarını da içeren bir ihbar mektubuyla birlikte Ergenekon savcılarına gönderdiği ortaya çıktı.

Adli Tıp raporuyla imzanın Albay'a ait olduğu belgelendi • Ergenekon savcılarının da ıslak imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a göndererek daha bu gelişmeler kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı. Savcıların daha sonra Genelkurmay'a başvurarak Albayın ve ihbar mektubunda adı geçen birçok subayın ifadesini almak istedikleri, ancak Genelkurmay'ın olay basına yansıyıncaya kadar savcılara cevap vermediği hatta askeri savcılık kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı ileri sürüldü. Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir deprem daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da Ergenekon soruşturmasını eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş değiştirmelerine karşın başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise şok belgeyi tartışmak yerine belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da başka ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu.

Kriminologlar CHP'yi ikna edebilmek için yeni bir mukayese kriteri daha bulmalı • CHP'liler, 'Islak İmza' olayının Adli Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman atadığını dolayısıyla ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit eden Adli Tıp raporunun siyasi ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu çevrelerin son iddiası ise komedi filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm dünya kriminologlarını şaşırtan bu iddianın ileri sürülebilmiş olması Ergenekoncu çevrelerin bilimsel gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyuyor. İmza sahibi Albay Çiçek'in avukatı tarafından başlatılan bu iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000 Dolarlık bir makineyle Albayın imzası kolayca taklit edilebilirdi ve bu olayda da edilmişti. Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular sayesinde öğrendiği bu makine için yurtiçi ve dışından çok sayıda uzmanın görüş açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru olmadığı ortaya çıktı.

Denize düşen makineye sarılır • Makine şeklen bir imzayı benzetebilirdi ancak gerçek imzanın bazı özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan derinlikleri kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere tabi tutulan bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı açılardan mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif, eğim, doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle imkansızdır ve Komplo Belgesi'ndeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760 / 8014" No'lu Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | İhbar Mektubu'nun tam metni

CHP ve Ergenekon davası manşetlerimiz | Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

Abdullah Harun, (31 Ekim 2009, 13:15)

İlker BaşbuğHıfzı ÇubukluKurmayların Cunta Belgesi için kurban seçim telaşı
Kurban bayramı yaklaşırken Genelkurmay’ı da hummalı bir çalışma sardı. Herkes planın Başbuğ’un emriyle hazırlandığını biliyor. Islak imzalı orjinal belgenin ortaya çıkmasından 1 hafta önce sitemizde alıntıladığımız ve emekli veya muvazzaf askerlerin yazılarının yayınlandığı oguzyurdu.com sitesindeki Kürşat Bahadıroğlu imzalı yazı, Genelkurmay'daki evrak işleyişini bilenlerce Başbuğ'un Komplo Belgesi'nden habersiz olmasının imkansız olduğunu işliyordu. Siteye bu yazıyı gönderen ya da kaynaklık eden de belki ihbar mektubunu gönderen subay olabilir. En üst komutan olan Başbuğ yerine şimdilik, kurban seçilen Albay Çiçek ya da belki birkaç subay daha yargıçlara gönderilecek. Amaç, davayı Ergenekon savcılarından bir şekilde kopararak askeri mahkemeye kaydırmak. Yine de Org. Başbuğ’a ‘kesin gidici’ gözüyle bakılıyor.

Ankara hareketli günler yaşıyor. İrticayla Mücadele Eylem Planı belgesinin orijinalinin ortaya çıkmasıyla Genelkurmay Başkanlığı’nda ışıklar neredeyse hiç sönmüyor. Karargahta hummalı bir çalışma var. Bu çalışmanın amacı, orijinal belgenin ortaya çıkmasıyla, askeri savcılığın olaya tekrar el koyup, gerçekleri ortaya çıkarması değil. Karargah’taki herkes bu belgenin Orgeneral İlker Başbuğ’un emriyle hazırlatıldığını biliyor. Çalışmanın ve ışıkların sönmemesinin tek bir nedeni var. Bu sorumluluk kimlerin üzerine yıkılacak ve Orgenerallere varmadan bu iş nasıl kapatılacak.

Akşam ve Vatan'a 5 soruyu veren 'üst düzey' belli oldu • Akşam ve Vatan’ın beş sorusu Çubuklu’dan hukuki olarak bu işin nasıl kapatılacağı görevi Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’ya verildi. Çubuklu ilk adım olarak medyadan bazı isimlerle irtibata geçti. Kamuoyuna Vatan ve Akşam gazeteleri tarafından yansıtılan beş soru, Çubuklu tarafından hazırlandı. Bir gazeteye telefonla direkt, diğer bir gazeteye ise dolaylı yolla sorular iletildi. Bir gün sonra da bu sorular iki gazetede yer aldı. Çubuklu şu sıralar bununla da yetinmiyor. Başbuğ’a hukuki olarak bu işin içinden nasıl çıkacakları yönünde rapor üzerine rapor hazırlıyor.

Anayasa Mahkemesi’ne baskı mı? • Başbuğ’un Çubuklu’dan tek isteği var. Soruşturmanın Ergenekon savcılarından alınıp, askeri savcılığa devredilmesi için tüm yolların denenmesi. Çubuklu bir yandan gazetecileri ararken, diğer yandan da askerlere sivil mahkemenin yolunu açan yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’nde görevli bazı üyelerle görüşüyor. Karargah’ın sütten ağzı yandığı için bu görüşme sonuçları “sözlü rapor” olarak üst makamlara rapor ediliyor. Çubuklu bu çalışmaları yaparken, Karargahtaki diğer görevliler de boş durmuyor.

Dursun ÇiçekKarargah’taki toplantıda alınan bir dizi karar • Önceki gün Karargah’ta ilginç bir toplantı yapıldı. Toplantıya Başbuğ ve orijinal belgeyi savcılara gönderen subayın mektubunda yer alan isimlerin büyük bölümü katıldı. Sinirler gergin, suratlar oldukça asıktı. Toplantının iki gündem maddesi vardı. İlki, bu belgenin karargahtan kim tarafından nasıl çıkarıldığı, ikincisi ise bu işten nasıl kurtulunacağı. İlk soruya cevap bulunamadı. İkinci gündem maddesi hakkında ise çeşitli fikirler ileri sürüldü. Toplantı sonunda bir dizi karar alınırken, yol haritası da belirlendi.

Albay Çiçek teslim edilecek • Karargah’taki görevliler arasında “Başbuğ’un manevi oğlu” olarak bilinen Albay Dursun Çiçek’in “ipinin çekilmesi” toplantı sonucu kesinleşti. Çiçek, sivil yargıçlara teslim edilecek. Kamuoyu bununla tatmin olmazsa Çiçek’le birlikte aynı şubede çalışan birkaç düşük rütbeli subay daha sivil savcılığa gönderilecek.

Kurmayları korkutan bir belge daha var • Toplantıda ilginç bir de belge gündeme geldi. Bu belgeyle ilgili de Karargah endişeli. Dışarı sızıp sızmadığını bilmiyorlar. Belge resmi olarak kayıtlarda olduğu içinde imha edilemiyor. “İrticayla Mücadele Eylem Planının ardında bulunan tüm isimler bu belgede saklı. Bu belge ortaya çıksa da çıkmasa da Karargah’ta Orgeneral İlker Başbuğ’un gideceği tahmin ediliyor. (Taraf)

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz

Askerlerin soruşturmalara müdahalesi | Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları

Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması | Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi

Abdullah Harun, (29 Ekim 2009, 17:00)

ERGENEKON DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!..
Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar önemli değil.

Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren, silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah, dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır bölen ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları sürece unutamayacakları tarifsiz evlat acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye zarar veremez!

Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz. Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz! Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin. Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve bilgilerde!..

Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?

Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve kolaylıklar dileriz.


Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)

Kontrgerilla, Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye Ediliyor?
Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle böyledir. Bizce buna en büyük delil, Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı brifingindeki açıklamasıdır:..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist değildir. Din devrimine de karşıdır...Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü, dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler, yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı Şemdinli ol subayları buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik  Deliller  sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan  Ö.H.Dairesi  sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki güncel haberleri aktaran  Manşetlerimiz  sayfamızı ve tabi  forum  bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.

Ergenekon soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve “daha ileriye gitmeyin” demektedir. Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Bülent Ecevit'in, “Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli tertiplerden duyduğu korku” , bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye haykırırken dile getirdiği: “Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz.” sözleri de diğer bir net açıklamadır.

Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir, güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte, halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim. Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu amaçtan sapmayan, ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan, darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100 yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı? Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek nesillere kalmadan bizler de görürüz!..

Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008), son güncelleme: (13 Ekim 2008)


Kontrgerilla, Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası, siyasi terör Komando - 4.51kB olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler, Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri... Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler oluyor, ama ne ?.. 

1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun şekilde gündemimize soktu. Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri, ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?.. 

Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz. 

Bizi izlemeye devam edin...

Abdullah Harun
13 Ağustos 2001

En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir. Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde uyumludur.